Çalışkanlık da Aşırılığa Dönüşebilir: Tembellik, Sorumluluk ve Sınır

9 Ağustos 2023

Soru: Bir ailede bir kişi sürekli yük taşıyor, diğeri sürekli yük bırakıyorsa buna gerçekten denge diyebilir miyiz?

Tembellik denince aklımıza çoğu zaman hiçbir şey yapmayan insan geliyor. Çalışkanlık denince de otomatik olarak güzel bir özellik düşünüyoruz.

Fakat mesele biraz daha derin. Hiç sorumluluk almamak nasıl bir problemse, bütün sorumluluğu üstlenip herkesin yükünü taşımak da zamanla başka bir probleme dönüşebilir.

Fındık bahçesinde çalışan insan bunu çok net görür. Biri eğilir, toplar, taşır ve işi bitirmeye uğraşır. Diğeri ise işi nasıl yapmamak gerektiğine dair uzun uzun konuşur.

Ama yalnız tembel olana bakarsak tablonun yarısını görürüz. Çünkü çoğu zaman onun yerine sürekli işi yapan biri de vardır.

Bedeli Kim Ödüyor?

Bir ailede küçük kardeşin her işi büyük kardeşe bırakıldığında ne olur?

Anne baba, “Sen abisin, sen hallet” der. Borcu varsa büyük kardeş öder. Bir işi varsa o koşturur. Bir yere gidecekse yine o götürür.

Başlangıçta bu yardım gibi görünür. Fakat yardım sürekli hâle gelip sorumluluk sahibinin yerine yaşamaya dönüştüğünde, bir taraf yorulur, diğer taraf ise kendi gücünü kullanmamayı öğrenir.

Soru: Yardım ettiğim insanın yükünü hafifletiyor muyum, yoksa onun yük taşıma becerisini elinden mi alıyorum?

Bu soru çocuklarımız için de geçerli.

Üç yaşındaki çocuk ayakkabısını yerine koyabilir. Yaşı büyüdükçe yatağını düzeltebilir, sofraya yardım edebilir, bulaşığı yerleştirebilir.

Bütün bunları “dersi var, yorulmasın” diyerek onun yerine yaptığımızda, sonra bir gün sorumluluk sahibi olmasını bekliyoruz.

Oysa sorumluluk bir sabah aniden kazanılmıyor. Küçük küçük bedellerle, küçük görevlerle öğreniliyor.

Bir insanın yapabileceği her işi onun yerine yapmak, her zaman iyilik değildir.

Çalışkan Olanın da Sınavı Var

Çalışkan insan için iş yapmak kolay olabilir. Bir sorun çıktığında hemen çözmeye girişir. Başkalarının beklediği yerde o harekete geçer.

İşte tam burada başka bir tehlike başlıyor.

“Nasıl olsa ben daha hızlı yapıyorum.”

“Nasıl olsa ben daha iyi hallederim.”

Bu düşünceler bir süre sonra çevremizdeki herkesin görevini üstlenmemize sebep olabilir.

Sonra yoruluruz. Kızarız. “Herkes bana kaldı” deriz.

Peki gerçekten herkes bize mi kaldı, yoksa biz başkalarının yapabileceği işleri de elimizden bırakmadık mı?

Soru: Benim çalışkanlığım, başka birinin tembelliğini besliyor olabilir mi?

Bir iş yerinde de aynı şey olur. Çalışkan personele daha çok iş verilir. İşini ağırdan alan kişi ise konuşarak, mazeret üreterek veya başkasına yönlendirerek günü geçirir.

Adalet bozulduğunda çalışkan olan kişi yalnız yorulmaz; zamanla kırgınlık ve öfke de biriktirebilir.

Bu yüzden yöneticinin görevi yalnız işin bitmesini sağlamak değildir. Kimin hangi sorumluluğu taşıdığını da görmektir.

Mükemmeliyetçilik de Bir Baskıya Dönüşebilir

Çalışkan insanların başka bir sınavı da kendi ölçülerini herkese dayatmalarıdır.

Biz yatağımızı belli biçimde topluyor olabiliriz. Tabakların dolaba nasıl dizileceğine dair kendi düzenimiz olabilir.

Sonra eşimizin, çocuğumuzun veya çalışanımızın da aynı biçimde davranmasını bekleriz.

Daha rahat bir insanı hemen tembel diye etiketlemek kolaydır. Fakat herkesin mizacı, yeteneği ve çalışma biçimi aynı değildir.

Soru: Karşımdaki insan gerçekten görevini yapmıyor mu, yoksa sadece benim yaptığım gibi yapmıyor mu?

Bu ayrımı yapmak önemlidir.

Bir görev yapılmıyorsa sınır gerekir. Ama görev yapılıyor, yalnız yöntem farklıysa biraz esneklik gerekebilir.

Çocuğumuzun bizim kadar düzenli olmaması, onun hiçbir zaman sorumluluk öğrenemeyeceği anlamına gelmez.

Eşimizin daha sakin çalışması da mutlaka ilgisiz olduğu anlamına gelmez.

Mizan burada devreye girer. Ne her şeyi bırakmak ne de her şeyi kontrol etmek.

Yardımın Ölçüsü: Destek Ver, Hayatını Üstlenme

Hayatımızdaki çalışmayan veya sorumluluk almayan insanlara kızmak kolaydır.

Fakat kızmadan önce sistemin nasıl oluştuğuna bakalım.

Bir insanın borcunu her seferinde ödüyorsak, yaptığı işin sonucunu sürekli biz topluyorsak, yanlış kararının bedelini ona hiç bırakmıyorsak değişmesi için hangi sebep kalıyor?

Bu, ihtiyacı olanı yalnız bırakmak demek değildir.

Gerçekten zor durumda olan birine destek olmak başka, kendi yapabileceği işi sürekli onun yerine yapmak başkadır.

Soru: Bu kişi benim yardımım olmadan hiçbir şey yapamaz mı, yoksa ben onun yapmasına fırsat vermiyor muyum?

Bazen geri çekilmek gerekir.

İlk kez müşteriyle konuşmak zorunda kalan insan zorlanır ama öğrenir. Yabancı dilde iletişim kurmak zorunda kalan kişi önce korkar, sonra yol bulur.

İnsan mecbur kaldığında içinde olduğunu bilmediği becerileri ortaya çıkarabilir.

Biz her kapıyı onun önünde açarsak, o kapıyı nasıl açacağını öğrenmeyebilir.

Kendi hayatımıza da bakalım.

Bizim için çalışmak kolay olabilir. Bedel ödemek alışkanlık hâline gelmiş olabilir. Ama belki de sınavımız daha çok çalışmak değil, nerede duracağımızı öğrenmektir.

Çocuğumuza görevini bırakmak.

Kardeşimizin kendi kararının sonucuyla yüzleşmesine izin vermek.

Çalışanımıza sorumluluğunu açıkça vermek.

Eşimizin her işini düzeltmeye çalışmamak.

Soru: Bugün benim yapmamam gereken hangi işi yine ben yapıyorum?

Bu soruya dürüst cevap verelim.

Çünkü tembellik yalnız çalışmayan insanın meselesi değildir. Bazen fazla yük taşıyanın da sınır koymayı öğrenmesi gerekir.

Denge; bütün yükü almak değil, herkesin taşıyabileceği sorumluluğu kendi omzunda tutmasına izin vermektir.

Adalet, Herkese Aynı Şeyi Vermek Değildir

Ailede adalet konusu da burada önem kazanıyor.

Bir çocuğun ihtiyacı başka, diğerinin ihtiyacı başka olabilir. Birinin daha çok desteğe ihtiyacı olması, diğerinin bütün sorumlulukları üstlenmesi gerektiği anlamına gelmez.

Anne baba bazen fark etmeden çalışkan çocuğa daha çok yük verir. Çünkü onun yapacağını bilir.

Bu kısa vadede işleri kolaylaştırır. Fakat uzun vadede iki tarafı da bozar.

Çalışkan olan, “Benden başka kimse bir şey yapmıyor” diye sertleşebilir. Diğer çocuk ise “Nasıl olsa biri yapar” diye alışabilir.

Soru: Evimizde görevler yeteneğe göre mi dağılıyor, yoksa en çok yapana sürekli daha fazlası mı veriliyor?

Aynı durum iş yerinde de vardır.

İşi bitiren personele sürekli yeni yükler verip işi savsaklayanı idare edersek, çalışkanlığı ödüllendirmiş olmayız. Tam tersine adaletsizliği büyütürüz.

Yönetici olarak sınır koymak gerekir.

Görev tanımı net olmalı. Kim neyi yapacak bilmeli. Yapmadığında sonucu olmalı.

Aksi hâlde iyi çalışan insanın enerjisini tüketiriz.

Bedel Ödemek Her Zaman Acı Çekmek Değildir

“Bedel ödemek” denince yalnız zorlanmayı düşünmeyelim.

Bir şeyi öğrenmek için zaman ayırmak da bedeldir.

Erken kalkmak, sorumluluğu tamamlamak, hata yaptığında tekrar denemek, kendi işini kendin yapmak da bedeldir.

Çocuğun ayakkabısını yerine koyması küçük bir bedeldir.

Bir çalışanın işini zamanında teslim etmesi bir bedeldir.

Bir yetişkinin kendi borcunun hesabını yapması da böyledir.

Bu bedeller insanı küçültmez. Aksine insanın kendi gücünü tanımasına yardım eder.

Soru: Sevdiğim insanı bütün bedellerden korurken, onun güçlenebileceği alanları da kapatıyor muyum?

Bizim niyetimiz sevgi olabilir.

Ama sevginin yöntemi yanlış olursa sonuç farklı çıkabilir.

Bu yüzden yardım ederken de çalışırken de mizanı korumamız gerekir.

Tembel insana sadece kızmayalım. Onun çevresinde yıllardır hangi sistemin kurulduğuna bakalım.

Çalışkan insanı da sadece övmeyelim. Onun kendisini tüketip tüketmediğine bakalım.

Her iki uçtan da dengeye dönelim.

Bugün Tek Bir Sınır Koyalım

Bütün sistemi bir günde değiştiremeyiz.

Ama bugün tek bir işi sahibine bırakabiliriz.

Çocuğun yapabileceği bir işi onun yerine yapmayabiliriz.

Kardeşimizin çözebileceği bir meseleyi hemen üstlenmeyebiliriz.

İş yerinde görev dağılımını daha açık yapabiliriz.

Soru: Bir insanın sorumluluk kazanması için bugün nerede geri çekilmem gerekiyor?

Geri çekilmek ilgisizlik değildir.

Doğru sınır, hem yardım edenin tükenmesini hem yardım alanın bağımlılaşmasını engeller.

Çalışkanlığımızı koruyalım ama onu herkesin yükünü taşıyan bir kimliğe dönüştürmeyelim.

Tembelliği de yalnız eleştirmeyelim; sorumluluk doğuracak bir düzen kuralım.

Çalışkanlığımızı Şükre Dönüştürelim

Çalışabiliyor olmak da bir nimettir.

Bunu yalnız kendi üstünlüğümüz gibi görmeyelim.

Bir işi hızlı yapabiliyor, zor şartlara dayanabiliyor veya sorumluluk alabiliyorsak bunu başkalarını küçümsemek için değil, doğru yerde fayda üretmek için kullanalım.

Soru: Çalışkanlığım beni kibirli mi yapıyor, faydalı mı?

Gücümüz kadar sınırımızı da bilelim.

Bir işi yapabilecek olmak, bütün işleri bizim yapmamız gerektiği anlamına gelmez.

Bazen teşekkür ederek yardım etmek, bazen de “Bu senin sorumluluğun” diyerek geri çekilmek gerekir.

Bugün bir işi hemen üstlenmeden önce duralım. Karşımızdaki insan gerçekten yapamıyor mu, yoksa yapmasına fırsat vermediğimiz için mi yapmıyor? Sorumluluk da emek gibi kullanıldıkça güçlenir.

Benzer Gönderiler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir