Bilincimiz Açık mı? Sarhoşluk, Salât ve Doğruyu Anlama Sorumluluğu
9 Haziran 2023
Soru: İnsan yalnızca alkol içtiğinde mi bilincini kaybeder?
Bazen öfke de bilinci kapatır.
Bazen para sevgisi kapatır.
Bazen kibir kapatır.
Bazen bir insanı aşırı sevmek veya ondan nefret etmek de düşünme gücümüzü zayıflatır.
Nisa suresindeki “Ne söylediğinizi bilinceye kadar” uyarısı bizi yalnızca bir içecek meselesine değil, bilinç meselesine götürüyor.
Çünkü kulluk, bilmeden yapılan hareketlerin toplamı değildir.
Anlamak, düşünmek ve ne yaptığımızın farkında olmak gerekir.
Bilinci Kapatan Şeyden Uzak Durmak
Nisa suresinin 43. ayetinde sarhoşken ne söylediğimizi bilinceye kadar salâta yaklaşmamamız gerektiği bildirilir.
Buradaki temel ölçü çok nettir: Bilincin açık olması gerekir.
Sarhoşluk insanın kendisini kontrol etmesini zorlaştırır.
Ne söylediğini ve ne yaptığını anlamasını engeller.
Bu ölçü bize daha geniş bir bakış da kazandırır.
Bir madde veya davranış insanın bilincini kapatıyor, onu bağımlı hâle getiriyor ve toplamda zarar veriyorsa o zararı dikkate almak zorundayız.
Üzüm faydalıdır.
Ama üzümden insanın bilincini kapatan bir içecek üretilebilir.
Bir bitkinin faydalı kullanım alanları olabilir.
Ama ondan insanı bağımlı hâle getiren bir madde de üretilebilir.
Mesele nesnenin adı değil, ortaya çıkan etkidir.
Soru: Bir şey bize anlık haz veriyor diye toplam zararını görmezden geliyor muyuz?
Sigara bunun basit örneklerinden biridir.
İnsan içmediğinde kendisini tutamıyor, sürekli ona ihtiyaç duyuyor ve sağlığına zarar veriyorsa burada ciddi bir bağımlılık vardır.
Doğru ölçü, yalnızca “Kur’an’da adı geçiyor mu?” diye sormak değildir.
Kur’an’ın verdiği temel ilkeleri anlamaya çalışmaktır.
Abdest ve Salât Sadece Hareket Değildir
Aynı ayette abdest, cünüplük ve su bulunmadığında teyemmüm gibi hükümler anlatılır.
Burada da amaç yalnızca şekil değildir.
İnsan kulluğa hazırlanır.
Bilincini toplar.
Ne yaptığının farkında olur.
Salâtı sadece bir hareket dizisi olarak gördüğümüzde asıl maksadı kaçırabiliriz.
İnsan namaz kılıyor olabilir ama ticaretinde faizle, hileyle veya zulümle hareket ediyorsa düşünmemiz gerekir.
Kulluk hayatın bir bölümünde kalmamalıdır.
Salâtın insana kazandırdığı bilinç, işine de ailesine de davranışına da yansımalıdır.
Ne yaptığımızı bilmiyorsak, yalnızca hareket etmiş olabiliriz.
Kur’an öğrenmek de böyledir.
Bir ayeti ezberlemek, onu anladığımız anlamına gelmez.
Bir kitabı defalarca okumak, hayatımıza taşıdığımız anlamına gelmez.
Öğrenmek, anlamak ve davranışa dönüştürmek ayrı aşamalardır.
“Ben Biliyorum” Demek Bilgi Kapısını Kapatabilir
İnsan için en büyük tehlikelerden biri, bildiğini zannetmesidir.
“Ben bunu zaten biliyorum” dediğimiz anda soru sormayı bırakabiliriz.
Araştırmayı bırakabiliriz.
Kendi yanlışımızı görmeyebiliriz.
Peygamberlerin dualarına baktığımızda çok farklı bir tavır görürüz.
Onlar Allah’a yönelir.
Eksikliklerini kabul eder.
Yardım ister.
“Ben nefsime zulmettim” diyebilen bir kulluk vardır.
Biz ise bazen hatamızı kabul etmeyi kendimize yakıştıramıyoruz.
Soru: Peygamberler Allah’tan af isterken biz neden kendimizi hatasız görmeye çalışıyoruz?
İnsan annesine, babasına, eşine, çocuğuna ve arkadaşına haksızlık edebilir.
Kendi nefsine de zulmedebilir.
Bunu fark etmek bizi küçültmez.
Tam tersine, tövbe kapısını açar.
Çünkü hata yaptığını kabul etmeyen insan değişemez.
“Ben yanlış yapabilirim” diyebilmek, öğrenmenin başlangıcıdır.
Dua, Secde ve Allah’ın İsimleri
Dua ve secdenin Allah’a bir faydası yoktur.
Fayda bize döner.
İnsan dua ederken kimin karşısında olduğunu hatırlar.
Kendi sınırını görür.
Allah’ın isimlerini öğrenmek de bu yüzden önemlidir.
Gafur’u bilen, bağışlanma ister.
Rahim’i bilen, merhamet bekler ve merhametli olmaya çalışır.
Alim’i bilen, kendi bilgisinin sınırlı olduğunu kabul eder.
Hakim’i bilen, her hükmün kendi aklına göre verilmediğini anlar.
Kadir’i bilen, Allah’ın gücünü kendi hesabının önüne koyar.
Soru: Dua ederken Allah’tan ne istediğimizi gerçekten biliyor muyuz?
Peygamber dualarını öğrenmek burada çok değerlidir.
Çünkü onların duasında kibir değil teslimiyet vardır.
Kendi yanlışını kabul eden, Allah’ın rahmetine sığınan ve doğru yolu isteyen bir dil vardır.
Bu dualar insanın egosuna ağır gelebilir.
Ama tam da bu yüzden öğreticidir.
Helal ve Haramı Zarar-Fayda Ölçüsüyle Düşünmek
İnsan bazen bir şeyi sadece adı üzerinden değerlendirir.
“Bunun ismi ayette geçiyor mu?” diye sorar.
Oysa Kur’an bize ilkeler verir.
Bir şey insanı bozuyor, bilincini kapatıyor, bağımlı hâle getiriyor ve toplamda zarar veriyorsa orada durup düşünmemiz gerekir.
Aynı şey gıdada da geçerlidir.
Bir yiyecek normalde helal olabilir.
Ama ona zarar veren maddeler eklenmişse, insan sağlığını bozacak hâle getirilmişse mesele değişebilir.
Burada amaç yeni hükümler icat etmek değildir.
Ama zarar ve fayda ölçüsünü kaybetmemektir.
Kur’an’ı anlamak, isim ezberlemekten çok ilkeyi görebilmektir.
İnsan bazen kendi işine gelen yorumu seçebilir.
Faizi başka bir isimle adlandırabilir.
Zinayı normalleştirebilir.
İsrafı ihtiyaç gibi gösterebilir.
Sonra da “Ben yanlış yapmıyorum” diyebilir.
İşte bilinç burada yeniden kapanır.
Bolluk da Bir Sınavdır
İnsanlar çoğu zaman kıtlığı büyük sınav sanır.
Elbette kıtlık zordur.
Ama bolluk da zordur.
Hatta bazen daha sessiz bir sınavdır.
Kıtlıkta insan Allah’a sığınır.
Uçak türbülansa girince herkes dua etmeye başlar.
Bir felaket geldiğinde insan muhtaçlığını hatırlar.
Ama bollukta kendimizi yeterli zannedebiliriz.
Para artar.
Evimiz vardır.
Arabamız vardır.
İmkânımız genişler.
Sonra başka sorunlar üretmeye başlarız.
Kıyas yaparız.
Başkasının eşine, evine veya hayatına bakıp kendi hayatımızı küçümseriz.
İsraf artar.
Cimrilik artabilir.
Şımarıklık artabilir.
Soru: Bolluk bizi Allah’a daha çok yaklaştırıyor mu, yoksa ihtiyacımız kalmadığını mı düşündürüyor?
Nimetin artması, sorumluluğun da artması demektir.
Elimizde fazlası varsa paylaşabiliriz.
Vaktimiz varsa öğrenebiliriz.
Bilgimiz varsa öğretebiliriz.
Gücümüz varsa haksızlığı azaltabiliriz.
Bolluk, şükürle birleşmediğinde insanı bozabilir.
Veli ve Yardımcı Olarak Allah
İnsan geleceği bilmiyor.
Kimin gerçek dost olduğunu bilmiyor.
Bugün yakınımız olan biri yarın bizi yanlış bir yola sürükleyebilir.
Bugün zor gördüğümüz bir durum yarın bizim için hayırlı çıkabilir.
Bu yüzden Allah’ı veli ve yardımcı edinmek çok önemlidir.
Bu, insanlardan kopmak demek değildir.
İnsanlarla ilişki kurarız.
Ailemizi severiz.
Dostlarımız olur.
Ama son güveni onlara bağlamayız.
Çünkü onların da bilgisi sınırlıdır.
Allah bizim göremediğimizi bilir.
Bazen fakirlik bizim için bir eğitim olabilir.
Bazen bir sıkıntı sabrımızı artırabilir.
Bazen bir kapının kapanması bizi daha büyük bir zarardan koruyabilir.
Biz hepsini o anda göremeyebiliriz.
Bu yüzden dua ederiz.
“Rabbim, beni doğruya yönelt. Yanlışta ısrar etmeme izin verme.”
Batıl Bilgi Bazen Dindarlık Görüntüsünde Gelir
İnsan sadece açık bir kötülükle yanılmaz.
Bazen yanlış bilgi, din adına doğru kabul edilen bir alışkanlık şeklinde de gelebilir.
Bir şeyi yıllardır duymuş olmamız, onun mutlaka doğru olduğunu göstermez.
Aileden, çevreden veya bir hocadan öğrenmiş olabiliriz.
Ama Kur’an’ı okuyup anlamaya başladığımızda bazı kabullerimizi yeniden sorgulamamız gerekebilir.
Bu sorgulama saygısızlık değildir.
Tam tersine, hakikati arama sorumluluğudur.
Transkriptte özellikle “Ben bunu böyle öğrendim” düşüncesinin insanı nasıl kapatabildiği üzerinde duruluyor.
Eğer bir bilgi bizi daha merhametli, daha dürüst ve daha bilinçli yapmıyorsa, onun sonucuna da bakmalıyız.
Bir insan namaz kılıyor olabilir ama kibir, kıskançlık ve kin içinde yaşayabilir.
O zaman ibadetin hayatındaki etkisini yeniden düşünmesi gerekir.
Soru: Dini bilgimiz bizi değiştiriyor mu, yoksa yalnızca başkalarını değerlendirmek için kullandığımız bir ölçüye mi dönüşüyor?
Kendi Nefsimizi Temize Çıkarmamak
İnsan başkasının hatasını kolay görür.
Kendi yanlışına ise açıklama bulur.
“Ben aslında iyi niyetliyim.”
“Şartlar beni buna zorladı.”
“Herkes böyle yapıyor.”
Bu cümleler bizi rahatlatabilir.
Ama rahatlamakla arınmak aynı şey değildir.
Peygamber dualarında insanın kendi eksikliğini kabul eden bir dil vardır.
Bu dil bize de yakışır.
Yanlış yaptığımızda Rabbimize dönüp “Ben hata ettim” diyebilmek gerekir.
Ardından da davranışı değiştirmek gerekir.
Çünkü tövbe, sadece suçluluk hissetmek değildir.
Tövbe, bilincin yeniden açılmasıdır.
İnsan yanlışını kabul ettiğinde öğrenmeye yeniden başlar.
Kendisini kusursuz gördüğünde ise bilgi kapıları kapanır.
Bilinç dediğimiz şey yalnızca uyanık olmak değildir.
Ne yaptığımızın sonucunu görebilmek ve seçimimizin sorumluluğunu taşıyabilmektir.
Kur’an’ın bizi tekrar tekrar düşünmeye çağırması da bu yüzden önemlidir.
Bugün kendimize üç soru soralım:
Bilincimi kapatan şey ne?
“Ben biliyorum” dediğim için hangi hakikati kaçırıyorum?
Bollukta Allah’a olan ihtiyacımı unutuyor muyum?
Bu sorulara dürüst cevap verirsek, salât da dua da Kur’an okumak da hayatımızda başka bir anlam kazanır.
Bilinç açık değilse hareket vardır; kulluk ise farkındalıkla başlar.


