İlişkilerde Aynı Sorunları Neden Tekrar Yaşıyoruz?

18 Ocak 2023

Sahip Olduklarımızla Kurduğumuz İlişki

Hayatımız anne, baba, eş, çocuk, kardeş, akraba ve arkadaşlarla kurduğumuz ilişkilerden oluşur. İşimiz, kazancımız ve sahip olduğumuz eşyalarla da bir bağımız vardır. Bunları çoğu zaman daha iyi yaşamak ve mutlu olmak için isteriz. Fakat sahip olmak, beklediğimiz huzuru kendiliğinden getirmez. Eşi olmayan biri evlenmeyi isterken evli biri ilişkisinden şikâyet edebilir. İş sahibi olmak için çabalayan insan, daha sonra işinin sorunlarıyla mutsuz olabilir. Bu nedenle sadece neye sahip olduğumuzu konuşmak yetmez. Sahip olduklarımızla nasıl ilişki kurduğumuzu ve bu ilişkide hangi ölçüleri kaybettiğimizi de düşünmeliyiz.

İlişkilerde yaşadığımız sorunların somut bir tarafı vardır. Karşımızdaki insanın davranışları, verdiğimiz emek, paylaştığımız sorumluluklar ve günlük düzenimiz hayatın içindedir. Mutluluk ve mutsuzluk ise bu somut ilişkilerin iç dünyamızdaki karşılığı olarak ortaya çıkar. Sorunu yalnızca güzel sözlerle geçiştirmek, günlük davranışları değiştirmeden huzur beklemek yeterli olmaz. Çocuğumuzla iletişim kuramıyorsak nasıl dinlediğimize, eşimizle sürekli tartışıyorsak beklentilerimize ve aramızdaki yük paylaşımına bakmamız gerekir. Duygularımızı etkileyen düzenin içinde bizim de tercihlerimiz bulunmaktadır. Bunları görmek, bütün hatayı kendimize yüklemek değil, değiştirebileceğimiz alanı tanımaktır.

Önce Anlamak ve Dinlemek

Çocukla ilişki kurmanın ilk adımı onu tanımaya çalışmaktır. Çocuğumuz neye sevinir, neye üzülür, hangi durumda içine kapanır, nasıl tepki verir? Hareketli mi, sakin mi, düzenli mi, dağınık mı? Bunları gerçekten gözlemliyor muyuz, yoksa yalnızca istediğimiz gibi davranmasını mı bekliyoruz? Aynı ailede büyüyen çocukların bile farklı özellikleri olabilir. Bu farklılıkları görmeden herkese aynı şekilde yaklaşmak, iyi niyetli çabaların karşılık bulmasını zorlaştırır. Çocuğun ne istediğini, hedefinin olup olmadığını ve hangi konuda desteğe ihtiyaç duyduğunu dinlemek, aramızdaki bağın temelini oluşturur.

Bir insan kendisini anlaşılmamış hissettiğinde, düşüncelerini paylaşmak için başka bir yere yönelebilir. Çocuk büyürken annesinin veya babasının onu dinlemediğini düşünürse her konuyu onlara açmamaya başlayabilir. Bu yüzden bağ kurmak, sadece aynı evde bulunmak veya ihtiyaçları karşılamak değildir. Söylediğini anlamaya zaman ayırmak, davranışının arkasındaki sebebi araştırmak ve gelişimini takip etmek gerekir. Derste farklı malzemelerin aynı yöntemle işlenemeyeceği örneği, insanları tanımanın önemini anlatmak için kullanılır. İnsan bir eşya değildir; örneğin işaret ettiği nokta, farklı özelliklere dikkat etmeden aynı yöntemden aynı sonucu beklememektir.

Dinlemek, karşımızdakinin her isteğini kabul etmek anlamına da gelmez. Onu anlamak ile bütün kararları ona bırakmak birbirinden farklıdır. Ebeveyn çocuğunun duygusunu ve isteğini öğrenirken kendi sorumluluğunu sürdürür. Yakınlık kurmak, anne veya baba rolünü belirsizleştirmemelidir. Çocuk kendisini ifade edebilmeli; aynı zamanda evde ortak yaşamı düzenleyen sınırları da tanımalıdır. Böylece ilişki yalnızca emir vermeye ya da yalnızca hoş tutmaya dayanmaz. Sevgiyle birlikte yönlendirme, anlayışla birlikte sorumluluk bulunur. Dengenin kurulması, bu unsurların birini diğerinin yerine koymamayı gerektirir.

Sorumluluk ve Marifet Kazanmak

Çocuğun kendi işlerini yapabilmesi, günlük hayatın içinde kazanılan bir beceridir. Yatağını toplamak, eşyalarını düzenlemek, sofraya yardım etmek ve yapabildiği görevleri üstlenmek bu gelişimin parçalarıdır. Her işini onun adına yapmak kısa vadede daha kolay gelebilir. Fakat sürekli başkasının tamamladığı işlerde çocuğun deneyim kazanma fırsatı azalır. Ders çalışmasının önemli olması, hayatın bütün diğer sorumluluklarının ortadan kalkmasını gerektirmez. Bilgi edinmek ile günlük yaşamı sürdürebilecek marifeti kazanmak birbirini tamamlar. Çocuğun yalnızca hizmet bekleyen değil, ortak yaşama katkı sunabilen biri olması üzerinde durulur.

Burada emek vermek, bir işi denemek ve zamanla başarabilmek arasında ilişki kurulur. İnsan yapmadığı bir işte ustalaşamaz. Çocuğa uygun sorumluluklar verildiğinde hem kendi gücünü tanır hem başkalarının onun için gösterdiği emeği daha iyi görür. Evdeki düzenin kendiliğinden oluşmadığını anlamaya başlar. Her ihtiyacını hemen karşılayıp her zorluğu önünden kaldırmak, yardım gibi görünse de bu öğrenme alanını daraltabilir. Destek olmakla onun yerine bütün hayatı yürütmek arasındaki farkı gözetmek gerekir. Amaç, çocuğu yalnız bırakmak değil, yapabileceği işleri yapmasına imkân tanımaktır.

Derste aktarılan açık büfe örneğinde küçük bir çocuğun kendi yiyeceğini alıp masasına taşıması dikkat çeker. Yetişkinler her adımı onun yerine tamamlamadığı için çocuk günlük bir işin içinde becerisini kullanabilmektedir. Bu gözlem, aileler veya toplumlar hakkında kesin bir hüküm vermek için değil, aşırı korumacılığın bazen öğrenme fırsatını engelleyebildiğini düşünmek için anlamlıdır. Çocuğun zorlanmasına hiç tahammül edemediğimizde onun deneyim kazanmasını da istemeden sınırlarız. Yardımın miktarı, çocuğun gerçekten ihtiyaç duyduğu desteğe göre ayarlanmalıdır. Kendi başına yapabildiğini görmesi, sorumluluğa katılmasını kolaylaştırır.

Netlik, Sabır ve Taviz

Bir kuralın anlamı, yalnızca söylenmesinden gelmez. Uygulamada sürekli değişiyorsa çocuk hangi davranışın ne sonuç doğuracağını anlayamaz. Ebeveyn bazen kararlı, bazen sırf yorulduğu için vazgeçen bir tutum gösterdiğinde belirsizlik oluşur. Derste telefon ve oyun izni üzerinden bu durum açıklanır. Önce izin verilmeyen bir konuda ısrar arttıkça karar değişiyorsa çocuk ısrarın sonucu değiştirdiğini öğrenebilir. Burada asıl incelenmesi gereken yalnızca çocuğun davranışı değildir. Yetişkinin kendi koyduğu ölçüyü hangi gerekçeyle sürdürdüğü veya bıraktığı da önemlidir. Netlik, günlük rahatlığa göre değişmeyen bir tutarlılık gerektirir.

Misafirle sohbet ederken çocuğun tekrar tekrar izin istemesi örneğinde, ebeveynin kendi isteği de görünür hâle gelir. Sohbet bölünmesin diye daha önce koyduğu sınırı kaldırabilir. Sonra bunu çocuğa kıyamamak olarak açıklayabilir. Oysa kararın arkasında kendi rahatını koruma arzusu da bulunabilir. Merhamet ile tavizi ayırmak için niyetimize dürüstçe bakmamız gerekir. Çocuğun uzun vadeli gelişimini mi düşünüyoruz, yoksa o anda sorun çıkmamasını mı istiyoruz? Bu soru, sertleşmeyi gerektirmez. Verdiğimiz kararın sebebini anlamayı ve çocuğun ihtiyacıyla kendi sabırsızlığımızı birbirine karıştırmamayı gerektirir.

Çevrenin bakışı da bu kararlara karışabilir. Başkalarının yanında yaşanan bir gerginlikte insan çocuğunun ihtiyacından çok insanların kendisi hakkında ne düşüneceğine odaklanabilir. Aile büyüklerinin eleştirileri veya iyi ebeveyn görünme isteği, daha önce düşünülen ölçüleri değiştirebilir. Bu nedenle yalnızca çocuğu değil, kendi üzerimizdeki baskıları da tanımamız gerekir. Sabır, her isteğe susmak veya bütün güçlüğü görmezden gelmek değildir. Düşünülmüş bir tutumu günlük rahatsızlık karşısında hemen terk etmemektir. Uygulanamayan kurallar koymak yerine anlaşılır, sürdürülebilir ve sorumlulukla ilişkili bir düzen kurmak önem taşır.

Eşini Tanımak ve Bağı Dengede Tutmak

Eşler arasındaki ilişkide de başlangıç noktası anlamaktır. Ben eşimi dinliyor muyum, yoksa yalnızca onun beni anlamasını mı istiyorum? Onun sevildiğini hangi davranışla hissettiğini biliyor muyum? Derste hediye örneği üzerinden insanların farklı beklentileri olabileceği anlatılır. Biri sunuma önem verirken diğeri güzel bir sözden veya yakınlık gösterilmesinden daha çok etkilenebilir. Kendi hoşlandığımız şeyi herkesin aynı biçimde isteyeceğini düşünmek, karşı tarafı tanımayı zorlaştırır. İlişki içinde geçirilen yıllar da bu anlayışı kendiliğinden oluşturmaz. Gözlemlemek, dinlemek ve gerektiğinde kendi varsayımını değiştirmek gerekir.

Bağın güçlü olması ile hayatın bütün bağlarının tek kişide toplanması aynı değildir. İnsan eşini severken anne babasıyla, kardeşleriyle, çocuklarıyla ve diğer sorumluluklarıyla ilişkisini bütünüyle ortadan kaldırıyorsa dengeyi kaybedebilir. Her kararını yalnızca eşinin ilgisine göre vermek, kendi sınırlarını belirsizleştirebilir. Derste bu durum, hayatın farklı ilişkilerine uzanan bağların tek bir yöne çevrilmesiyle anlatılır. Sevgi, diğer sorumlulukları görünmez kıldığında aşırılığa dönüşebilir. Evliliğin hayatımızdaki yerini korurken hayatın tamamını bir tek ilişkiden ibaret görmemek gerekir. Böylece yakınlık, bağımlılık hâline gelmeden sürdürülebilir.

Yükleri ve Duyguları Paylaşmak

Evlilikte yalnızca güzel sonuçları paylaşmak yeterli değildir. Maddi bir sorun, işte yaşanan güçlük veya iç dünyamızdaki sıkıntı gizlendiğinde karşı taraf ne olduğunu anlayamayabilir. Kendi içine kapanan kişi, eşinin yanlış yorumlar yapmasına da zemin hazırlayabilir. Burada anlatılan her sessizliğin aynı anlama geldiği değildir; belirsizliğin ilişkiyi nasıl zorlaştırabildiğidir. Eşini korumak düşüncesiyle her yükü tek başına taşımaya çalışmak bazen aradaki bağı zayıflatır. Sevinci paylaşmak kadar güçlüğü uygun biçimde anlatmak da ortak hayatın parçasıdır. İnsan, eşinin desteğine yer açmayı öğrenmelidir.

Yük paylaşımı yalnızca para kazanmakla sınırlı değildir. Günlük işler, aile ilişkileri ve ortak sorumluluklar da bu paylaşımın içindedir. Taraflardan biri her işi üstlenip diğerine hiç alan bırakmadığında, zamanla hem yorulabilir hem karşı tarafın katkı sunmamasına öfkelenebilir. Oysa düzenin oluşmasında kendi tercihinin de payı bulunabilir. Yapılan emeği görmek ve teşekkür etmek bu açıdan önemlidir. Bir işin düzenli yapılması onu değersizleştirmez. Yemek hazırlayan veya başka bir sorumluluğu yerine getiren eşe teşekkür etmek, katkısını fark ettiğimizi gösterir. Yakınlık, emeği kendiliğinden saymak için gerekçe olmamalıdır.

Beklentilerin de bir ölçüsü vardır. Eşinden her şeyi bekleyen insan sürekli eksiklik görebilir; hiçbir beklentisini ifade etmeyen insan ise biriken sorunları görünmez bırakabilir. Konuşulması gereken bir meseleyi sırf huzursuzluk çıkmasın diye sürekli ertelemek, onu çözmez. Nasıl ve ne zaman konuşulduğu önemlidir. Karşı taraf öfkelendiğinde aynı öfkeyle karşılık vermek, konuyu anlamayı daha da zorlaştırabilir. Kendi duygularını yönetmeye çalışmak, yanlış davranışları kabul etmek değildir. Gerektiğinde sınır koyarken de düşünerek davranabilmek, ilişkinin devamında veya ayrışmasında ölçüyü koruyabilmek anlamına gelir.

Adalet Herkese Aynısını Vermek Değildir

İlişkilerde denge bazen yanlış biçimde tam eşitlik olarak anlaşılır. Oysa insanların ihtiyaçları, güçleri ve üstlendikleri sorumluluklar farklı olabilir. Derste aktarılan sandık örneğinde, farklı boylardaki kişilerin önlerini görebilmesi için aynı miktarda destek yeterli olmaz. Herkese birer sandık verildiğinde kısa olan yine göremeyebilir; destek ihtiyaca göre dağıtıldığında hepsi görebilir. Bu örnek, adaletin yalnızca aynı şeyi aynı miktarda vermek olmadığını anlatır. Kimin neye ihtiyaç duyduğunu ve neyi üstlenebileceğini anlamak gerekir. Ölçü, farklılıkları yok saymadan hakkı gözetebilmektir.

Kardeşler arasındaki ilişkilerde de aynı ilke geçerlidir. Karakterler, yaşlar ve hayat şartları değiştikçe herkesin yaklaşımı farklılaşabilir. Birbirini daha iyi tanımak, çocuklukta yaşanan bazı çatışmaların zamanla azalmasını sağlayabilir. Bunun yanında yaş farkı büyüdüğünde rollerin karışması da mümkündür. Küçük kardeşine uzun süre bakan bir abla veya ağabey, kendisini anne ya da baba yerine koymaya başlayabilir. Yardım etmek ile diğerinin hayatı üzerinde sürekli karar verme hakkı görmek aynı değildir. İlişkinin niteliğini unutmamak, sorumlulukları ve sınırları açık tutmak, yakınlığın baskıya dönüşmesini önlemeye yardımcı olur.

Tekrar Eden Sorundan Öğrenmek

İlişkiler farklı görünse de dinlemek, dengeyi korumak, sorumluluk paylaşmak, adaletli davranmak ve net olmak birçok alanda tekrar karşımıza çıkar. Bu konuları daha önce duymuş olmak, onları uyguladığımız anlamına gelmez. Aynı güçlüğü tekrar yaşıyorsak bildiklerimizle yaptıklarımız arasındaki mesafeye bakmamız gerekir. Sorun her defasında başka bir insanla ortaya çıksa bile kendi beklentimiz veya davranışımız benzer kalabilir. Bu yüzden yalnızca karşıdakinin yanlışını saymak yeterli değildir. Nerede aşırılaştığımızı, hangi sınırı kaldırdığımızı, neyi dinlemediğimizi ve hangi sorumluluğu paylaşmadığımızı da incelemeliyiz.

Her ilişkinin ayrıntıları kendine özgüdür. Yıllar içinde yaşananları dışarıdaki birine eksiksiz anlatmak kolay değildir; yüzeysel bir anlatımdan çıkarılan öneri önemli bir ayrıntıyı kaçırabilir. Bu nedenle ölçüleri öğrenip kendi durumumuz üzerinde düşünmek değerlidir. Hazır bir cümleyi her olaya uygulamak yerine ilişkinin geçmişini, insanların özelliklerini ve mevcut şartları birlikte değerlendirmek gerekir. Değişim, bütün sorunları bir anda ortadan kaldırmakla başlamayabilir. Bazen daha iyi dinlemek, bir sorumluluğu paylaşmak veya belirsiz bir beklentiyi açıkça konuşmak ilk adımdır. Öğrendiğimiz ölçüleri günlük hayatın içinde uyguladıkça aynı sorunlara farklı biçimde yaklaşmayı öğreniriz.

Benzer Gönderiler