Aşırılık Bizi Nerede Bozuyor? Azgınlık, Şımarıklık ve Mizan
17 Mayıs 2023
Soru: Bir şey iyi diye, onun daha fazlası da mutlaka iyi midir?
Su faydalıdır.
Ama aşırısı zarar verebilir.
Çalışmak iyidir.
Ama hayatımızın tamamını işe verirsek ailemizi kaybedebiliriz.
Yardım etmek güzeldir.
Ama ölçüsüz yardım hem bizi hem karşımızdakini bozabilir.
İşte azgınlık, şımarıklık ve aşırılık konuları tam burada birleşiyor.
Mesele sadece “çok yapmak” değildir.
Mesele, ölçüyü kaybetmektir.
Azgınlık Bilincin Kapanmasıdır
Kur’an’da azgınlık birçok ayette farklı örneklerle karşımıza çıkar.
Bakara suresinde azgınlık içinde bırakılan insanlardan söz edilir.
Cumartesi yasağını çiğneyen topluluk örneğinde de sınırı aşmak, verilen emri önemsememek ve kendi isteğini ölçünün önüne geçirmek vardır.
İnsan azgınlaştığında yalnızca yanlış bir davranış yapmaz.
Bir süre sonra yanlışı normal görmeye başlar.
Bilinci kapanır.
Kuralın neden konduğunu düşünmez.
Sınırı neden aşmaması gerektiğini sorgulamaz.
Kendisine “Ben istediğimi yaparım” demeye başlar.
Soru: Biz hangi konuda artık uyarıyı duymamaya başladık?
Para konusunda olabilir.
Tüketimde olabilir.
İlişkilerde olabilir.
İş hayatında olabilir.
Bir şey bize sürekli haz veriyorsa, onun zararını görmek istemeyebiliriz.
İşte azgınlık burada başlar.
İnsanın hevası, doğruyla yanlış arasındaki ölçüyü örtmeye başlar.
Şımarıklığın Kaynağı Bazen Bolluktur
Kasas suresinde refah içinde şımaran topluluklardan söz edilir.
Karun örneğinde de zenginlik, güç ve sahip olunan imkânların insanı nasıl değiştirebildiğini görürüz.
Buradaki mesele zengin olmak değildir.
Mesele, nimeti kendinden bilmek ve onunla şımarmaktır.
Bir insanın imkânı arttığında şükrü de artabilir.
Ama bunun tam tersi de olabilir.
İhtiyacı kalmadığını düşünür.
Kimseye muhtaç olmadığını zanneder.
Kendini güçlü görür.
Sonra yavaş yavaş ölçüyü kaybeder.
Bugün bunun günlük hayatta çok basit örneklerini görüyoruz.
Yemek çöpe gidiyor.
Ekmek atılıyor.
Kullanılabilir eşyalar yenisi alınsın diye gözden çıkarılıyor.
İhtiyacımızdan çok alıyoruz.
Sonra da eksikliğimiz varmış gibi yeniden tüketiyoruz.
Bolluk şükür üretmiyorsa, şımarıklık üretebilir.
İsraf yalnızca para kaybetmek değildir.
Nimeti değersizleştirmektir.
Elimizde olanı sıradan görmek, sürekli daha fazlasını istemek ve doyumsuzlaşmaktır.
Aşırılık Her Yerde Dengeyi Bozar
Aşırılık, sadece haram olan şeylerde olmaz.
Helal ve faydalı olan bir şeyde de aşırıya kaçabiliriz.
İş hayatını düşünelim.
Çalışmak gerekir.
Aileyi geçindirmek gerekir.
Ama bir insan sabah çıkıp gece çok geç saatlerde eve geliyor, bunu sürekli yapıyor ve ailesine hiç zaman ayıramıyorsa çalışmanın kendisi artık başka bir soruna dönüşebilir.
Aile huzuru bozulur.
Eşler birbirinden uzaklaşır.
Çocuklar anne-babayı görmez.
İnsan para kazanırken hayatın başka taraflarını kaybedebilir.
Soru: Kazandığımız şey, kaybettiğimiz şeyden gerçekten daha değerli mi?
Aynı ölçü yardımda da geçerlidir.
Bir insana sürekli vermek, onu sorumluluktan uzaklaştırabilir.
Afet bölgesinde veya ihtiyaç içindeki insanlara yardım etmek gerekir.
Ama yardımın nasıl yapıldığını da düşünmemiz gerekir.
Karşı tarafın bütün sorumluluğunu üstlenmek, zamanla onu edilgen hâle getirebilir.
Yardımın amacı insanı güçlendirmek olmalıdır.
Sürekli bağımlı hâle getirmek değil.
Bu nedenle mizan her yerde gereklidir.
İfrat ve Tefrit Arasında Vasat
Aşırılığın iki yönü vardır.
Bir şeyi gereğinden fazla yapmak ifrattır.
Gereğinden az yapmak veya tamamen terk etmek ise tefrit olabilir.
Kur’an bizi vasata, yani dengeli olmaya çağırır.
Bakara suresindeki “orta ümmet” vurgusu da bu ölçüyü hatırlatır.
Ne hiçbir şey yapmamak doğru, ne de ölçüyü kaybedene kadar yapmak.
Din konusunda da aşırılık olabilir.
Maide suresinde dinde aşırı gitmeyin uyarısı vardır.
Helal olanı kendi kendimize haramlaştırmak da sınırı aşmaktır.
Allah’ın koymadığı bir yasağı din adına koymak, insanın kendi görüşünü Allah’ın hükmünün önüne geçirmesine neden olabilir.
Soru: Allah’ın sınırını mı koruyoruz, yoksa kendi sınırımızı Allah’ın sınırı gibi mi sunuyoruz?
Bu soru çok önemlidir.
Çünkü aşırılık bazen dindarlık görüntüsü altında da ortaya çıkabilir.
Bir insan kendisini en doğru görebilir.
Başkalarını küçümseyebilir.
Kendi yorumunu mutlaklaştırabilir.
Bu da kibir üretir.
Aşırılık, insanı yalnızca davranışta değil düşüncede de bozabilir.
Hevamızı İlahlaştırmamak
Furkan suresinde hevasını ilah edinenden söz edilir.
Bu ifade aşırılığın kökünü çok iyi gösterir.
Bir şeyi vazgeçilmez hâle getirdiğimizde, hayatımızın merkezine onu koyduğumuzda ve Allah’ın rızasını onun arkasına ittiğimizde ciddi bir tehlike başlar.
Bu para olabilir.
Makam olabilir.
Güzellik olabilir.
Başarı olabilir.
Bir insan olabilir.
Hatta yardım etmek bile olabilir.
İnsan “Ben böyle yapmazsam olmaz” demeye başladığında kendisini sorgulamalıdır.
Çünkü aşırı bağlandığımız şey, zamanla bizi yönetmeye başlar.
Biz o şeye sahip olduğumuzu sanırken, o şey bize sahip olabilir.
Para kazanmak için aileyi feda ediyorsak para bizi yönetiyor olabilir.
Güzel görünmek için sağlığımızı bozuyorsak görüntü bizi yönetiyor olabilir.
Bir insana yardım ederken kendi ailemizi ihmal ediyorsak yardım biçimimizi yeniden düşünmemiz gerekir.
Şikâyet Ettiğimiz Şey Bize Ayna Tutabilir
İnsan çoğu zaman karşısındakinin aşırılığından şikâyet eder.
“Çok konuşuyor.”
“Çok harcıyor.”
“Çok cimri.”
“Çok veriyor.”
“Çok çalışıyor.”
Ama bazen karşı tarafın aşırılığı bizim zıttımızdaki aşırılığı görünür hâle getirir.
Çok konuşan birinden rahatsız oluyoruz ama belki biz de hiç konuşmuyoruz.
Çok harcayanı eleştiriyoruz ama belki biz de gereğinden fazla kısmaya çalışıyoruz.
Birinin fazla vericiliği bizi rahatsız ediyor ama belki biz hiç vermiyoruz.
Soru: Şikâyet ettiğim insan bana kendi dengesizliğimi gösteriyor olabilir mi?
Bu soruyu sorabilmek çok kıymetlidir.
Çünkü insan kendisini düzeltmeye başladığında aynı sınavın tekrar tekrar karşısına çıkmasına da ihtiyaç kalmayabilir.
Terbiye edilen aşırılık, verilen bir cevap gibidir.
Erken fark edilen hata, daha büyük bedellerden koruyabilir.
İsraf Bir Alışkanlığa Dönüşebilir
Aşırılık çoğu zaman büyük bir olayla başlamaz.
Küçük alışkanlıkların tekrarından büyür.
Bir lokantanın çöpüne atılan ekmek, evde yenmeden çöpe giden yemek veya sırf yenisi çıktı diye kullanılabilir eşyanın değiştirilmesi bize normal gelebilir.
Çünkü bolluğun içinde büyüdüğümüzde nimetin bedelini görmeyiz.
Bir yiyeceğe ulaşmak kolaylaştıkça onu kaybetmek de kolay görünür.
Ama israf sadece çöpe atmak değildir.
Zamanı, emeği ve dikkati de israf edebiliriz.
Saatlerce çalışıp ailemize hiç vakit ayırmamak da bir kayıptır.
Bütün enerjimizi paraya verip sağlığımızı tüketmek de öyledir.
Bize verilmiş imkânı ölçüsüz kullanmak, sonunda başka bir eksiklik üretir.
Soru: Hayatımızda bolluk arttıkça şükrümüz mü artıyor, tüketimimiz mi?
Yardımda da Mizan Gerekir
İnsan ihtiyaç içindeki birini görünce bütün imkânını onun önüne koymak isteyebilir.
Bu merhametten doğabilir.
Ama yardımın sonucu üzerinde de düşünmek gerekir.
Afet yaşayan bir insanın acısı büyüktür.
Onun temel ihtiyacını gidermek gerekir.
Fakat yardım, onu sürekli başkasına bağımlı hâle getiren bir düzene dönüşürse yeniden mizan aramamız gerekir.
Bir insanın yapabileceği işi onun yerine sürekli yapmak, zamanla sorumluluk duygusunu zayıflatabilir.
Aynı durum aile içinde de görülür.
Çocuğun her sorununu anne-baba çözerse çocuk kendi gücünü kullanmayı öğrenemez.
Eşlerden biri her yükü üzerine alırsa diğeri sorumluluktan uzaklaşabilir.
Bu yüzden merhamet ile ölçü birbirine düşman değildir.
Tam tersine, doğru yardım ölçülü yardımdır.
Vermek kadar, nasıl verdiğimizi de düşünmek gerekir.
Aşırılık bazen zincirleme ilerler.
Fazla tüketim daha fazla üretim isteği doğurur.
Daha fazla kazanmak için daha fazla çalışırız.
Daha fazla çalıştıkça aileye ayırdığımız zaman azalır.
Sonra kaybettiğimiz huzuru yeni tüketimlerle telafi etmeye çalışabiliriz.
Böylece başlangıçta küçük görünen bir dengesizlik başka dengesizlikleri besler.
Bu zinciri kırmak için her şeyden vazgeçmek gerekmez.
Önce “yeter” diyebileceğimiz yeri fark etmek gerekir.
Yemeğin yeteri, çalışmanın yeteri, harcamanın yeteri ve dinlenmenin yeteri vardır.
Mizan tam da bu sınırı bulma çabasıdır.
Kendimizi mahrum bırakmadan, nimetin bizi yönetmesine izin vermeden yaşayabilmektir.
Dengeyi bulmak bir defalık karar değildir. Şartlarımız değiştikçe ölçümüzü yeniden kontrol etmemiz gerekir. Dün yeterli olan bugün fazla, dün fazla olan bugün yetersiz olabilir. Bu yüzden mizan, canlı bir farkındalık ister.
Bugün hayatımızda tek bir aşırılık seçelim.
Tüketimde olabilir.
Çalışmada olabilir.
Öfkede olabilir.
Yardımda olabilir.
Parada olabilir.
İlişkide olabilir.
Kendimize şunu soralım:
Bu konuda mizan nerede?
Ne fazla, ne eksik; doğru olan ölçü ne?
Çünkü Kur’an’ın çağrısı yalnızca “yap” veya “yapma” değildir.
Aynı zamanda ölçüdür.
Aşırılık ne kadar güçlü görünürse görünsün, huzur çoğu zaman dengede saklıdır.

