Kolay Kazanmak Neden Bu Kadar Çekici? Emek, Sabır ve Sınav
15 Temmuz 2021
Kolay olanı neden bu kadar seviyoruz?
Bir işi daha kolay yapabilmek insanın hayatını gerçekten iyileştirebilir. Çamaşır makinesi, bir iletişim aracı veya işimizi düzenleyen bir yöntem bize zaman kazandırır. Bu kolaylıklardan faydalanmakta sorun yok. Dersin başında da geçmişteki bütün zorluklara geri dönmek önerilmiyor. Asıl soru başka: Hayatı kolaylaştırmakla, sorumluluk almadan sonuca ulaşmak istemeyi birbirine karıştırıyor muyuz? Bir işin gerektirdiği öğrenmeyi, beklemeyi ve emeği tamamen atlayıp yalnızca kazancını elde etmek istiyorsak, burada durup düşünmemiz gerekiyor.
Sınavda kopya çekmek bunun açık bir örneğidir. İnsan notu alabilir; fakat o notun temsil etmesi gereken bilgiyi kazanmamıştır. Bir sonraki aşamada karşısına daha zor bir soru çıktığında eksikliği yeniden belirir. Hayatta da benzer bir durum olabilir. Dışarıdan sonuç almış görünürken, o sonucu sorumlulukla taşıyacak beceriyi geliştirmemiş olabiliriz. Bu nedenle yalnızca ne elde ettiğimizi değil, elde ederken ne öğrendiğimizi de soralım. Kazanmak dediğimiz şey, sadece elimizde kalan para veya görünür bir başarıdan ibaret midir?
Kolaylık ile yanlış kestirme aynı şey değil
Derste kolay kazanç isteği farklı örneklerle ele alınıyor. Başkasının emeğini izinsiz kopyalamak, hakkı olmayan bir yere ayrıcalıkla geçmek veya bir görevin gereğini yerine getirmeden karşılığını beklemek bunlardan bazılarıdır. Bu örneklerde ortak mesele, yalnızca işin kısa sürmesi değildir. Başkasının hakkını ya da kendi sorumluluğumuzu dışarıda bırakmamızdır. Buna karşılık öğrendiğimiz bir yöntemle daha verimli çalışmak, emeği azaltırken kaliteyi korumak veya bir teknolojiden faydalanmak aynı şey değildir. Doğru ölçüyü, kullanılan yolun dürüstlüğünde aramalıyız.
Bir ustanın işi kısa sürede yapması, mutlaka kolaycılık ettiği anlamına gelmez. O hızın arkasında yıllar süren öğrenme ve uygulama olabilir. Zihinsel emek de fiziksel emek kadar gerçek olabilir. Bir eğitim hazırlamak, tasarım yapmak veya bir sorunu çözmek için harcanan düşünceyi küçümsemeyelim. Bir işin karşılığını değerlendirirken yalnızca gözümüzün önündeki dakikalara bakarsak görünmeyen hazırlığı kaçırabiliriz. Mesele her zaman daha çok yorulmak değil, gereken emeği doğru yerde vermek ve yaptığımızın sorumluluğunu taşımaktır.
Sonuç isteği gözümüzü kapatabilir
Çok arzuladığımız bir fırsat karşımıza çıktığında, normalde soracağımız soruları unutabiliriz. Bu teklif neden bana yapılıyor? Benden ne bekleniyor? Şartlar açık mı? Birinin hakkı ihlal ediliyor mu? Sadece kazanacağımızı düşündüğümüz şeye odaklanırsak bu sorular arka planda kalır. Derste yüksek kazanç vaadi üzerinden anlatılan örneklerin düşündürdüğü nokta budur. Her iyi fırsatı kötü sanmak gerekmiyor. Fakat bir teklifin cazip olması, onun bütün ayrıntılarının doğru ve güvenilir olduğunu göstermez.
Kendimizi değerli hissetmek istememiz de kararlarımızı etkileyebilir. Beni fark ettiler, sonunda hak ettiğim yere geldim diye düşünürken şartları yeterince incelemeyebiliriz. Böyle anlarda kendimize biraz zaman tanıyalım. Bilmediğimiz noktaları soralım, gerekirse tecrübeli birine danışalım ve sözle anlatılanla gerçekten sunulanı ayıralım. Kendi değerimizi kabul etmek, önümüze gelen her teklifi kabul etmeyi gerektirmez. Dürüstçe araştırmak bizi küçültmez. Tam tersine, emeğimizi, vaktimizi ve güvenimizi daha bilinçli kullanmamıza yardımcı olur.
Hızlı sevinç neden yetmeyebiliyor?
Bir şey elde ettiğimizde seviniriz. Fakat her sevinç aynı biçimde devam etmez. Bir alışverişin veya kısa süreli bir kazancın heyecanı geçince yeniden aynı boşluğu hissedebiliriz. O zaman daha fazlasını aramaya başlarız. Ders, bu tekrarın içinde insanın ne aradığını sorgulatıyor. Ben yalnızca yeni bir şey elde etmenin heyecanını mı istiyorum, yoksa gerçekten değer verdiğim bir hayatı mı kurmaya çalışıyorum? Aradığım şeyi yanlış tarif edersem, sürekli hareket ettiğim hâlde aynı yerde kalabilirim.
Bu durum yalnızca para ve eşya için geçerli değildir. Bir ilişkide de karşımdaki insanın sürekli beni mutlu etmesini, hiçbir zorluk çıkarmamasını ve bütün beklentilerime uymasını isteyebilirim. Böyle bir beklenti, gerçek bir insanla ilişki kurmayı zorlaştırır. Karşımızdakinin kendi ihtiyaçları, sınırları ve tercihleri vardır. Yakınlık emek, dinleme ve karşılıklı sorumluluk ister. Her güçlükte yeni bir başlangıca kaçmak, öğrenmemiz gereken şeyi de erteleyebilir. Önce mevcut soruna nasıl yaklaştığımızı anlamaya çalışalım; sonra hangi değişikliğin gerçekten gerekli olduğunu değerlendirelim.
Çabayı bırakmadan aşırılığı azaltmak
Derste anlatıcı, işini büyütme isteğiyle ilgili kendi deneyimlerini paylaşıyor. Daha fazla mağaza, daha görünür bir yer ve daha çok çeşit düşünürken, büyümenin kendisinin hayatın merkezine yerleşebildiğini anlatıyor. Bu örnekten çıkarılacak soru, herkesin mutlaka küçülmesi gerektiği değildir. Ben işimi hangi ihtiyaçla büyütmek istiyorum? Gerçek bir talebi ve kapasitemi mi değerlendiriyorum, yoksa kendimi ispat etmek için mi acele ediyorum? Aynı dış kararın arkasında farklı niyetler bulunabilir.
Bir isteğin aşırılığını azaltmak, çalışmaktan vazgeçmek değildir. Anlatıda özellikle bu ayrım üzerinde duruluyor. İnsan işini yapmaya, öğrenmeye ve doğru adımları atmaya devam edebilir; fakat sonucu bütün benliğini yöneten bir şart olmaktan çıkarabilir. Mutlaka şu noktaya geleceğim demek yerine, bugün işimi dürüst ve özenli yapacağım diyebilir. Allah’a güvenmek de kendi sorumluluğunu terk etmek değil, her şeyi kendi gücüyle yönetemeyeceğini kabul etmektir. Böylece gayretin yanında ölçüye, tevazuya ve gerektiğinde yeniden değerlendirmeye de yer açılır.
Sadeleşmek bazen öğrenmeyi derinleştirir
Dersin iş hayatına ilişkin bir başka örneği uzmanlaşmadır. Her ürünü satmaya, her işi yapmaya çalışırken enerjimiz birçok alana dağılabilir. Çok çeşit, her zaman çok ustalık anlamına gelmez. Bir alana daha dikkatli eğilmek, eksiklerimizi görmemizi ve yaptığımız işi geliştirmemizi sağlayabilir. Bunun herkes için tek bir ticari yöntem olduğunu söyleyemeyiz; fakat kendi hayatımızda sorabileceğimiz bir soru vardır: Çok şeyi aynı anda yapmaya çalışırken hiçbirine yeterince özen gösteremiyor muyum?
Bir konuda çıraklıktan ustalığa geçiş de adım adım olur. Önce temel bilgiyi öğrenir, sonra uygular, hata yaptıkça düzeltir ve zamanla incelikleri fark ederiz. Bir aşamayı dışarıdan taklit etmek, o aşamanın bilgisini kazanmakla aynı şey değildir. Bu yüzden başkasının sonucunu kendi başlangıcımızla karşılaştırmayalım. Onun görünmeyen emeğini bilmiyoruz. Bizim bugün öğrenmemiz gereken temel bir şey olabilir. Bunu küçümsemeyelim. Sağlam bir başlangıç, daha sonra karşılaşacağımız zor sorulara vereceğimiz cevapları da güçlendirir.
Bollukta da şükretmeyi öğrenmek
İnsan bir imkâna kolayca ulaşabildiğinde onun kıymetini daha az fark edebilir. Yeni bir kıyafet, bir yiyecek veya sürekli kullandığımız bir hizmet zamanla sıradanlaşır. Derste ölçülü yaşamak ve her isteği hemen karşılamamak üzerinde duruluyor. Buradan ihtiyacımız olanı kendimizden veya ailemizden esirgememiz gerektiği sonucu çıkmaz. Daha çok, istek ile ihtiyacı ayırmayı öğrenebiliriz. Bir şeyi almadan önce beklemek, elimizdekini kullanmak veya paylaşmak, nimetle kurduğumuz ilişkiyi değiştirebilir.
Çocuklara da yalnızca sözle değil, kendi hayatımızla örnek oluruz. Her isteğimizi hemen yerine getirmeye çalışırken onlardan sabır beklemek kolay değildir. Emeğe saygıyı, bir şeyi onarmayı ve elde olanı değerlendirmeyi birlikte öğrenebiliriz. Yaşına uygun küçük sorumluluklar vermek, çocuğun kendisini hayatın içinde bir katkı sahibi olarak görmesine yardımcı olabilir. Bunu cezalandırma veya sevgiyi bir koşula bağlama biçimine çevirmeyelim. Maksadımız, yoksunluk üretmek değil; özen, paylaşma ve sorumluluk duygusunu geliştirmek olsun.
İşimizi anlatırken de dürüst olalım
Dersin soru cevap bölümünde internet üzerinden çalışma ve bilgiye dayalı hizmetler ele alınıyor. Bir işin çevrimiçi yapılması, onu kendiliğinden doğru veya yanlış yapmaz. Önemli olan ne sunduğumuz, hangi şartlarla sunduğumuz ve karşı tarafa ne söylediğimizdir. Bir eğitim, ürün veya danışmanlık için ücret alıyorsak kapsamını açıkça anlatmalıyız. Müşteri ne alacağını, neyin bu hizmete dahil olmadığını ve bizden ne bekleyebileceğini bilmelidir. Belirsizliği satış yapmak için kullanmak, sonradan güveni zedeleyebilir.
Bir ürünün güçlü taraflarını söylediğimiz gibi bildiğimiz sınırlılıklarını da açıklamak gerekir. Sırf satış olsun diye kusuru saklamak, kısa vadede kazanç gibi görünebilir; fakat karşı tarafın kararını eksik bilgiyle vermesine yol açar. Aynı şekilde her şeyi yapabileceğimizi söylemek yerine neyi iyi yaptığımızı netleştirebiliriz. Kendi emeğimizi satarken dürüstlükten vazgeçmemek, işimizi küçültmez. Güvenin kurulmasına katkı verir. Öğrendikçe sunduğumuz hizmeti ve açıklamalarımızı geliştirebiliriz; daha önce bilmediğimiz bir sorun ortaya çıkarsa da bunu açıkça ele almalıyız.
Birbirimizin yükünü gerçekten görüyor muyuz?
Derste aile içinde bakım sorumluluğu üzerinden de uzun bir tartışma yapılıyor. Buradaki temel soru, zor ve görünmeyen bir emeğin kim tarafından üstlenileceğidir. Bir yakınımızın yardıma ihtiyacı olduğunda yalnızca yükün kendimizden uzak kalmasını mı düşünüyoruz, yoksa onun ihtiyacını ve aile içindeki adaleti de görebiliyor muyuz? Bakım kararları kişinin durumuna ve uzmanların değerlendirmesine göre ele alınmalıdır. Bunun yanında yakınların ilgisi, sorumluluğu paylaşması ve birbirini yalnız bırakmaması da önemlidir. Bir kişinin bütün yükü sessizce taşımasını normal saymayalım.
Bu örneği bir başkasının samimiyetine kolayca hükmetmek için kullanmayalım. Her ailenin imkânı, sağlık durumu ve destek ağı farklıdır. Kendi şartlarımızda gerçekten yapabileceğimiz katkıyı dürüstçe değerlendirelim. Zaman ayırmak, giderleri paylaşmak, ihtiyaçları takip etmek veya bakım veren kişiyi dinlendirmek farklı katkılar olabilir. Asıl mesele, sorumluluğu konuşurken yalnızca kendi rahatımızın ölçü olmamasıdır. Yardım istemek de yükü paylaşmanın bir parçasıdır. Birbirimizin sınırlarını görerek, ihtiyacı olan insanın onurunu ve güvenliğini merkeze alabiliriz.
Sorun büyümeden öğrenmeye dönmek
Dersin sonlarına doğru matematik öğrenme benzetmesi yapılır. Temel işlemleri öğrenmeden daha karmaşık sorulara geçtiğimizde zorlanırız. Hayatta da sürekli benzer sorunlar yaşıyorsak, yalnızca son olayı değil, tekrar eden davranışımızı incelemek faydalı olabilir. Nerede acele ediyorum? Hangi uyarıyı dinlemiyorum? Hangi sorumluluğu erteliyorum? Bu sorular başımıza gelen her şeyin suçunu kendimize yüklemek için değildir. Başkasının haksızlığı gerçektir ve sorumluluğu ona aittir. Biz, kendi değiştirebileceğimiz tarafı fark etmeye çalışıyoruz.
Öğrenme imkânlarımız bugün çok geniş olabilir; fakat bilgiye ulaşmak, onu anlamış ve uygulamış olmak demek değildir. Bir metni okumak, üzerine düşünmek, bilmediğimizi sormak ve günlük davranışımızda denemek gerekir. Kur’an’la kurduğumuz ilişkiyi de bu dikkatle sürdürebiliriz. Sadece dinleyip geçmek yerine kendimize bir uygulama sorusu seçelim. Bu hafta hangi isteğimde ölçüyü koruyacağım? Hangi işte daha açık konuşacağım? Hangi sorumluluğu ertelemek yerine paylaşacağım? Öğüt, böyle küçük ama gerçek seçimlerle hayatımıza ulaşır.
Gayret, dua ve samimiyet
Bir şeyi kolay istememizin arkasında bazen yorgunluk, bazen korku, bazen de kendimizi ispat etme ihtiyacı bulunabilir. Bunları fark etmek, kendimizi aşağılamak değildir. Neye ihtiyacımız olduğunu daha doğru anlamaktır. Dinlenmeye ihtiyacımız varsa dinlenelim; bilgi eksikse öğrenelim; destek gerekiyorsa isteyelim. Fakat bir haksızlığı sırf daha çabuk sonuç verdiği için normalleştirmeyelim. Güzel bir hedefin yolu da güzel olmalıdır. Başkasının emeğine saygı göstererek, kendi sorumluluğumuzu taşıyarak ve sonucunu zorlamadan çalışabiliriz.
Rabbimiz bize kolaylıkla kolaycılığı ayıracak bir anlayış versin. Emeğimizi doğru yerde kullanmayı, hırsımızı ölçüye kavuşturmayı ve verdiğimiz sözde dürüst olmayı nasip etsin. İhtiyacı olanı görüp yükünü paylaşmayı, öğrenirken kibirlenmemeyi ve zorlandığımızda yardım dilemekten utanmamayı öğrenelim. Bugün tek bir doğru adım bile atabiliriz: Bir şartı açıklamak, bir hakkı teslim etmek, acele bir kararı araştırmak veya bir sorumluluğu üstlenmek. Hedefimiz yalnızca hızlı bir kazanç değil, yaptığımızın arkasında dürüstçe durabildiğimiz bir hayat olsun.


