Dua Yalnızca İstemek midir? Teslimiyet, Niyet ve Salih Amel
3 Aralık 2021
Soru: Dua ederken yalnızca bir şey mi istiyoruz, yoksa Rabbimizle nasıl bir ilişki kurduğumuzu da mı gösteriyoruz?
İnsan dua ederken ihtiyacını kabul eder.
“Ben her şeye yetiyorum” demez. Yardıma, yönlendirilmeye ve kabul edilmeye muhtaç olduğunu söyler.
Bakara suresinin 127. ayetinde İbrahim ve İsmail, Kâbe’nin temellerini yükseltirken dua ederler: Yaptıkları işi Allah’a sunar ve kabul edilmesini isterler.
Bu çok önemli bir ölçüdür.
İş yapmak başka, yaptığı işi Allah’ın rızasına bağlamak başkadır.
Yaptığımız şeyin niyeti kime dönüyor?
İbrahim ve İsmail büyük bir iş yapıyorlar.
Ama “Biz yaptık, ne büyük iş başardık” demiyorlar.
“Rabbimiz, bizden kabul et” diye yöneliyorlar.
Soru: Biz bir iyilik yaptığımızda kimin görmesini istiyoruz?
Birine yardım edebiliriz. Bir bina yapabiliriz. Bir öğrenci yetiştirebiliriz. Bir iş kurabiliriz.
Bunların dış görünüşü güzel olabilir.
Fakat niyetimiz sürekli insanların takdirine bağlıysa, yaptığımız şeyin merkezi değişebilir.
Allah’ın bizim malımıza veya emeğimize ihtiyacı yoktur. İhtiyaç sahibi olan biziz.
Bu nedenle niyet, yapılan işin yönünü belirler.
Bir işi Allah’ın rızası için yapmak, insanın kendisini o işin sahibi değil emanetçisi gibi görmesini sağlar.
Başarı geldiğinde kibri azaltır.
Sonuç istediğimiz gibi olmadığında da yaptığımız emeği bütünüyle değersiz görmememize yardım eder.
Amel kadar, o ameli hangi niyetle sunduğumuz da önemlidir.
Teslimiyet yalnızca söz değildir
Bakara suresinin 128. ayetinde İbrahim ve İsmail, “Bizi sana teslim olanlardan kıl” diye dua ederler. Soylarından da teslim olan bir ümmet isterler.
Aynı duada ibadet yollarının gösterilmesini ve tövbelerinin kabulünü isterler.
Burada teslimiyetin yalnızca bir kimlik sözü olmadığını görüyoruz.
İnsan teslim olduğunu söylüyorsa, hayatındaki tercihleri de bu sözle karşı karşıya gelir.
Haram bir kazanç önüne geldiğinde ne yapacak?
İstediği sonuç için yalan söyleme imkânı doğduğunda ne yapacak?
Kendi arzusu ile Allah’ın ölçüsü çatıştığında hangisini öne alacak?
Soru: Teslimiyet, istediğimiz şey gerçekleştiğinde mi kolay; vazgeçmemiz gerektiğinde mi gerçek sınava dönüşüyor?
İnsan bazen yanlış yapar.
Bu yüzden ayette tövbe isteği de vardır.
Tövbe, kusursuz insan olma iddiası değildir. Yanlışını fark edip yön değiştirebilme imkânıdır.
Dün yanlış bir niyetle başladığımız işi bugün düzeltebiliriz.
Dün haksızlık yaptığımız kişiden bugün helallik isteyebiliriz.
Teslimiyetin içinde bu dönüş de vardır.
Dua neden yalnızca kendimiz için değildir?
İbrahim’in duası yalnızca kendisiyle sınırlı değildir.
Soyunu düşünür. Gelecek nesilleri düşünür. Bir topluluğun doğru yolda kalmasını ister.
129. ayette onların içinden, Allah’ın ayetlerini okuyacak, kitabı ve hikmeti öğretecek ve onları arındıracak bir elçi gönderilmesi için dua eder.
Dua burada genişliyor.
Yalnızca “Bana ver” demiyor.
“Benden sonra gelecek olanlar da doğruyu öğrensin” diyor.
Soru: Bizim dualarımızda başkaları ne kadar var?
Çocuğumuzun yalnızca iyi para kazanmasını mı istiyoruz, yoksa iyi bir insan olmasını da istiyor muyuz?
Ailemizin yalnızca rahat etmesini mi istiyoruz, yoksa doğruyu öğrenmesini ve güzel amel üretmesini de istiyor muyuz?
Duanın içine başkasını katmak, insanın benliğinin sınırlarını genişletir.
Kendi hedefimizden çıkıp ümmeti, aileyi ve gelecek nesli düşünmeye başlarız.
Hikmet neyi bilmekten daha fazlasıdır?
Ayette kitapla birlikte hikmet de anılır.
Hikmet, bilgiyi hayatın içinde doğru yere koyabilmektir.
Bir şeyi bilmek yeterli olmayabilir. Nedenini, nasıl uygulanacağını ve hangi ölçüyle yaşayacağımızı da anlamamız gerekir.
İnsan çok bilgi sahibi olup yine de yanlış tercihler yapabilir.
Çünkü bilgi davranışa dönüşmediğinde, hayatın yönünü tek başına değiştirmez.
Bu nedenle öğrenirken kendimize şu soruyu sormalıyız: “Bu bilgi benim hangi davranışımı değiştirecek?”
Bir ayeti okuduk.
Dürüstlükten söz ediyor. O zaman ticaretimizde ne değişecek?
İnfaktan söz ediyor. O zaman malımızla ilişkimizde ne değişecek?
Tövbeden söz ediyor. O zaman hatamızdan sonra ne yapacağız?
Bilgi, hayatımıza girmediğinde yalnızca zihnimizde taşınan bir yük olabilir.
Dünya arzusu insanı nereye götürebilir?
İnsan çocukluğunda yaşadığı yoksulluğun acısını unutmayabilir.
Sonra bütün hayatını bunun tersini yaşamaya adar. Daha lüks ev, daha güçlü çevre, daha fazla para ister.
Kaynakta anlatılan Asuman örneğinde de dünya arzusu büyüdükçe insanın hedefi değişiyor.
Zenginlik ve statü öne çıkıyor. Sonuca ulaşmak için yanlış yollar normalleşebiliyor.
İnsan gençliğin, güzelliğin veya çevrenin sürekli kalacağını sanabiliyor.
Ama zaman geçiyor.
İnsan bir noktada elinde kalanlara bakıyor ve “Ben ne için yaşadım?” sorusuyla karşılaşabiliyor.
Bu örnek bize şunu hatırlatır: Dünyadaki hedefler geçicidir.
Onlara ulaşmak için kurduğumuz niyet ve yaptığımız amel ise bizi şekillendirir.
Yanlış yolu seçmişsek dönüş kapısı vardır.
Tövbe tam da burada anlam kazanır.
Dua, amel ve kısmet birlikte düşünülmeli
Sadece istemek yeterli değildir.
İstediğimiz şey için sebepler oluştururuz. Ama kendi hedefimizin dışına da çıkar, başkasına iyilik üretiriz.
Kısmet dediğimiz alan burada önem kazanır.
Birine yardım ederiz. Bildiğimizi paylaşırız. İhtiyacı olanı görürüz.
Bunları yalnızca karşılık almak için yapmayız.
Allah’ın rızasını gözetiriz.
Soru: Bugün yaptığımız hangi iş için “Rabbim, bunu benden kabul et” diyebiliriz?
Bir iş seçelim.
Niyetimizi yeniden kuralım.
Sonra o niyeti davranışla destekleyelim.
Yanlışımız varsa tövbe edelim. Bildiğimiz bir iyiliği ertelemeyelim. Duamızı yalnızca kendimizle sınırlamayalım.
İbrahim ve İsmail’in duasındaki ölçüyü unutmayalım: İş yap, dua et, kabulü Allah’tan iste ve teslimiyeti hayatına taşı.
Dua yalnızca istediğimiz şeyi söylemek değil; kim olduğumuzu ve kime dayandığımızı hatırlamaktır.
Ayrıntılı dua, ne istediğimizi de bize öğretir
Dua bazen çok genel kalabilir. “Allah’ım bana iyilik ver” deriz ve neyi gerçekten istediğimizi hiç düşünmeyiz.
İbrahim’in dualarında ise ayrıntı vardır.
Amelin kabulünü ister. Teslimiyet ister. Neslinin teslim olanlardan olmasını ister. İbadet yollarının gösterilmesini ister. Tövbesinin kabulünü ister. Öğretecek bir elçi ister.
Bu ayrıntı, duayı yalnızca sonuç talebi olmaktan çıkarır.
Soru: Biz dua ederken hangi insan olmak istediğimizi de Allah’tan istiyor muyuz?
Sadece zenginlik istemek başka, helal kazanç ve şükreden bir kalp istemek başkadır.
Sadece çocuk istemek başka, doğruyu öğrenen ve güzel amel üreten bir evlat istemek başkadır.
Sadece başarı istemek başka, başarı geldiğinde kibirlenmemeyi istemek başkadır.
Duanın bu kadar genişlemesi, insanın kendi niyetini de eğitir.
Kaynakta geçen Asuman örneğini de bu açıdan okuyabiliriz.
Yoksulluğun acısıyla başlayan arzu, zamanla lüks ve statü merkezli bir hayat isteğine dönüşüyor. İnsan istediğini elde etmek için yanlış yolları normalleştirdiğinde, başlangıçtaki hedefinin kendisini nasıl değiştirdiğini fark etmeyebilir.
İşte dua ve tövbe bu noktada yönü yeniden kurar.
“Ben ne istiyorum?” sorusunun yanına “Bunu niçin istiyorum ve bu istek beni neye dönüştürüyor?” sorusunu koyarız.
Duanın güzelliği, yalnızca dış şartların değil, duayı eden insanın da değişmesini istemesidir.
