Hatalarımızı Görmek, Sorumluluk Almak ve A’râf’ın Uyarısı

20.06.2021

Bir parçaya bakıp bütünü kaçırmak

Bir insanın hayatında gördüğümüz küçük bir ayrıntıdan büyük sonuçlar çıkarabiliyoruz. İşlek bir caddede dükkân açmış, işleri iyi gidiyor; ben de aynı yerde dükkân açarsam aynı başarıyı yaşarım diye düşünüyoruz. Oysa o insanın yıllarını, biriktirdiği bilgiyi, aldığı riskleri, yaptığı yanlışları ve verdiği emeği görmüyoruz. Başarının görünen tarafıyla arkasındaki süreci birbirine karıştırıyoruz. Kur’an’ı okurken de buna benzer bir acelecilik yaşayabiliriz. Tek bir cümleyi alıp bütün bağlamı dışarıda bırakırsak, bize anlatılanın önemli bir kısmını kaçırabiliriz. Bu derste A’râf suresinin uyarılarına bakarken hem ayetler arasındaki bağı hem de kendi hayatımızın bütününü düşünmeye çalışıyoruz.

Sureyi başından itibaren okuduğumuzda uyarılmak, öğüt almak, yapılanların hesabı ve insanın tercihleri üzerinde tekrar tekrar durulduğunu görürüz. Geçmiş topluluklar, peygamberlerin çağrıları ve ahiret sahneleri birbirinden kopuk anlatılar gibi kalmamalıdır. Bunları yalnız başkalarının başına gelmiş olaylar olarak okursak kendi payımıza düşen soruyu ertelemiş oluruz. Ben uyarıldığımda ne yapıyorum? İstediğim bir şey yanlışsa onu bırakabiliyor muyum? Bir hatam gösterildiğinde öğrenmeye mi yöneliyorum, kendimi savunmaya mı? Ayetleri hayatımıza taşımak, her ayrıntıyı hemen çözdüğümüzü söylemek değildir. Önce, dinlediğimiz sözün bize de soru sormasına izin vermektir. Bu izin olmadan bilgi, kendimizi değiştirmek yerine başkalarını değerlendirmek için kullandığımız bir araca dönüşebilir.

Bana bakıyor ama gerçekten dinliyor mu?

Dersin üzerinde durduğu ayetlerden biri A’râf suresinin 198. ayetidir. İşitmek ve görmek hakkında yapılan hatırlatma, bizi gündelik ilişkilerimizi de düşünmeye çağırır. Bazen birine tane tane anlatırız; gözümüzün içine bakar, fakat sözümüz onda bir karşılık bulmaz. Çocuğumuz, eşimiz, çalışma arkadaşımız veya yakınımız olabilir. Ben bu kadar açık söyledim, neden anlamıyor diye öfkelenebiliriz. Fakat dinlemekle dinliyormuş gibi görünmek arasında fark vardır. İnsan karşısındakinin sözünü duymaya çalışmak yerine konuşmanın bitmesini bekliyor olabilir. Bu ihtimali yalnız başkasında aramayalım. Ben de bazen aynı şeyi yapıyor muyum diye kendimize soralım.

Elbette her anlaşmazlığın sebebi karşı tarafın gerçeğe kapalı olması değildir. Bazen anlatımımız eksiktir, bazen yanlış bir zamanda konuşmuşuzdur, bazen de bizim yorumumuz yanlıştır. Birine ulaşamadığımızda onu hemen bilgisiz veya kötü niyetli ilan etmek çözüm getirmez. Önce ne söylediğimizi ve ne anlaşıldığını ayırmamız gerekir. Seni dinledim, fakat burayı başka türlü anladım diyebileceğimiz bir alan açabilir miyiz? Karşı tarafın sorusunu sonuna kadar duyabilir miyiz? Duyguların yükseldiği bir ortamda aynı cümleyi daha yüksek sesle tekrarlamak, onu daha anlaşılır hâle getirmeyebilir. Öğrenmek de anlatmak da dikkat ve tevazu ister.

Hata karşısında ilk hareketimiz ne oluyor?

İnsanın kendini haklı görmeye güçlü bir eğilimi vardır. İyi bir sonuç çıktığında ben yaptım deriz; kötü bir sonuçta hemen başka birini arayabiliriz. İş bozulduysa çalışanlar, eğitimimiz istediğimiz gibi gitmediyse ailemiz, ilişkimiz zorlandıysa eşimiz suçlu olur. Başkalarının etkisi gerçektir; bunu inkâr etmiyoruz. Ama her durumda kendi payımızı görünmez kılmak, öğrenebileceğimiz kapıyı kapatır. Bir yanlışın benden kaynaklanan kısmı var mı diye sorabilmek, bütün suçu üzerimize almak değildir. Değiştirebileceğimiz tarafı bulmaya çalışmaktır. Kendimizi kusursuz ilan ettiğimiz sürece aynı davranışı yeniden gözden geçirmek için bir sebep de bulamayız.

Burada çok önemli bir ayrımı koruyalım: Bir insanın haksızlığa uğramış olması, o haksızlığı hak ettiği anlamına gelmez. Başkasının zulmünden mağduru sorumlu tutamayız. Savaş, yoksulluk, baskı veya aile içindeki zarar hakkında konuşurken insanların şartlarını bilmeden hüküm vermek yeni bir incinmeye yol açar. Kendi davranışımızı sorgulamakla, acı çeken kişiye senin suçun demek aynı şey değildir. Derste de başkasından gelen bir kötülükle kişinin kendi tercihi arasında ayrım sorulur. Bizim sorumluluğumuz, bu ayrımı silmek değil, hakkı gözeterek ne yapabileceğimizi düşünmektir. Yanlışın sorumluluğu onu yapan kişiye aittir; yardım etme imkânımız ise bizim önümüzde duran ayrı bir sorudur.

Âdem’in dönüşünde ne görüyoruz?

A’râf suresindeki Âdem ve eşi anlatısını düşünelim. Yanlışın ardından kendi durumlarını kabul ederek Rabbimize yönelirler. Derste bu tutum, suçu sürekli dışarıya taşıyan yaklaşımla karşılaştırılır. İnsan yanılabilir; isteği ağır basabilir, bir uyarıyı gözden kaçırabilir. Fakat ben yanlış yaptım diyebilmesi yeni bir kapı açar. Bu söz yalnız bir cümle olarak kalmamalıdır. Yanlışın ne olduğunu görmek, etkisini anlamaya çalışmak ve onu tekrar etmemek için adım atmak gerekir. Tövbe, sorumluluğu ortadan kaldıran bir kısayol değil, sorumluluğa yeniden dönme imkânıdır. Allah’tan bağışlanma isterken zarar verdiğimiz insanı da unutmamalıyız.

Bir tartışmanın ardından özür dilemek buna küçük bir örnektir. Seni üzdüysem özür dilerim deyip hemen kendimizi savunmaya geçersek karşıdaki insanın yaşadığını yine duymamış olabiliriz. Hangi sözümüzün veya davranışımızın zarar verdiğini anlamaya çalışalım. Gerekiyorsa açıkça ben bunu yaptım ve doğru değildi diyelim. Telafi edebileceğimiz bir zarar varsa onun için uğraşalım. Aynı sözü tekrar etmemek için neyi değiştireceğimizi düşünelim. Özür, karşı tarafın hemen rahatlamasını veya bizi hemen affetmesini zorunlu kılmaz. Ama samimi bir dönüşün davranışlarda görünmesi gerekir. Kendi vicdanımızı çabucak rahatlatmakla bir ilişkinin yarasını onarmak aynı hızda ilerlemeyebilir.

Hemen sonuç görmemek, yanlışın doğru olduğunu göstermez

Ocaktaki su örneği derste tekrar edilen hatırlatmalardandır. Bir şeyi ihmal ettiğimizde zarar her zaman ilk anda görünmez. Su ısınır, zaman geçer, azalır; biz başka bir işle oyalanırken durum değişebilir. İnsan ilişkilerinde de tutulmayan bir sözün, sürekli ertelenen bir sorumluluğun veya küçük görülen bir haksızlığın etkisi birikebilir. Henüz bir şey olmadı diyerek davranışımızı doğru saymak bu yüzden yanıltıcıdır. Başkasının aynı yanlışı yapıp rahat görünmesi de ölçü değildir. Onun hayatının tamamını bilmiyoruz. Üstelik bir davranışın doğruluğunu yalnız o anda bize kazandırdığı rahatlıkla değerlendiremeyiz.

Sosyal medyada gördüklerimiz de bütün hayatı göstermez. Bir aile fotoğrafında herkes gülümsüyor olabilir. Bu, o evde hiçbir yorgunluk, anlaşmazlık veya sorumluluk bulunmadığını kanıtlamaz. Bir işyerinin güzel görüntüsü, arkasındaki emeği ve sıkıntıyı ortadan kaldırmaz. Kendi hayatımızın bütün zorluklarını başkasının seçilmiş birkaç görüntüsüyle karşılaştırdığımızda memnuniyetsizliğimiz büyür. Benim niye böyle değil sorusuna kapılmadan önce, gerçekte neyi gördüğümüzü soralım. Elimizdeki nimeti fark etmek, daha iyisini istemeyi yasaklamaz. Yalnızca isteğimizi başkasının gösterdiği görüntünün baskısından kurtarmaya yardım eder. Gerçek hayatı, kusursuz görünmek için hazırlanmış bir sahneyle karıştırmayalım.

İyiliği sürdürmek, her tartışmayı sürdürmek değildir

199. ayette affa yönelmek, iyiliği emretmek ve cahillerden yüz çevirmek hatırlatılır. Bu öğüdü, her karşılaşmayı kazanmak zorunda olduğumuz bir tartışmaya çevirmeden düşünelim. Doğru bildiğimizi uygun bir dille anlatabiliriz. Fakat konuşma hakarete, inada veya birbirini incitmeye dönüştüğünde geri çekilmek de gerekebilir. Bir tartışmayı bırakmak, iyilikten vazgeçmek değildir. Bir kişinin davranışı yüzünden bütün insanlara küsmek zorunda değiliz. Yardım ettiğimiz birinden beklediğimiz karşılığı alamadıysak, bundan sonra hiç kimseye yardım etmeyeceğim diye bir hüküm çıkarmayalım. Yaşadığımız tecrübeye göre tedbir alırken iyiliğe açık kalabiliriz.

Bir topluluğun içinden birkaç kişiyle yaşadığımız sorun, o topluluğun tamamı hakkında hüküm vermemize de gerekçe olmaz. Bir insan muhtaçsa, önce onun gerçek ihtiyacını anlamaya çalışalım. Milliyeti, nereden geldiği veya geçmişi üzerinden kolay etiketler üretmek, önümüzdeki insanı görmemizi engelleyebilir. Benim imkânım var mı? Yapabileceğim güvenilir bir destek var mı? Elimden maddi bir yardım gelmiyorsa başka türlü katkı sunabilir miyim? Bu sorular daha somut ve daha faydalıdır. Yardım etmek için her şeyi bilmemiz veya her meseleyi tek başımıza çözmemiz gerekmez. Fakat kendi rahatlığımızı korumak için bütün sorumluluğu başkasına atmamaya dikkat edebiliriz.

Kötü düşünce geldiğinde durup hatırlamak

200. ayette şeytanın kışkırtması karşısında Allah’a sığınmak, ardından 201. ayette takva sahiplerinin hatırlayıp gerçeği görmesi üzerinde durulur. Bunu günlük bir örnekle düşünelim. İşyerinde yükselmek isterken bir arkadaşımıza karşı kıskançlık hissedebiliriz. Onun zarar görmesini istemeye başladığımızda artık kendi gelişimimizden başka bir yere kaymışızdır. Aklımızdan bir düşüncenin geçmesiyle onu beslemek ve eyleme dökmek aynı şey değildir. Fark ettiğimiz yerde durabiliriz. Rabbim, beni bu düşüncenin götüreceği yanlıştan koru diyerek niyetimize ve davranışımıza bakabiliriz. Başkasının düşmesini beklemek yerine kendi sorumluluğumuza dönebiliriz.

Takva, bildiklerimizi sergilemekten daha geniş bir meseledir. İnsan çok bilgi sahibi olabilir, fakat davranışında bu bilginin gereğini yerine getirmeyebilir. Bir kuralı anlatabilmek, zorlandığımız anda ona uyabileceğimizi kendiliğinden garanti etmez. Bu yüzden öğrenmenin yanında uygulama da gerekir. Bir malı satarken kusurunu söylemek, bir sözleşmede hakkaniyeti gözetmek, aile içinde gücümüzü baskıya çevirmemek gerçek hayattaki duraklardır. Burada acaba yanlış yapıyor muyum sorusunu canlı tutarız. Bu soru bizi her adımda felç eden bir kaygı değil, daha dikkatli davranmaya yönelten bir muhasebe olsun. Bilgi, böylece başkasını yargılamanın değil kendimizi düzeltmenin desteği olur.

Paylaşmak, yalnız para göndermekten ibaret mi?

Derste nimeti paylaşmak ve insanlar arasındaki desteği güçlendirmek de konuşulur. Bazen bir ödeme yapabiliriz, bazen bir ihtiyacı karşılayabiliriz, bazen de zamanımızı ve ilgimizi verebiliriz. Birinin hâlini sormak, onu dinlemek ve yalnız olmadığını hissettirmek de değerlidir. Maddi yardımın değeri vardır; fakat insani bağı sadece bir hesaba gönderilen paraya indirgemeyelim. Diğer taraftan herkesin şartı aynı değildir. Ziyaret edemeyen kişiyi hemen duyarsızlıkla suçlamayalım. Güvenli ve uygun biçimde yapabildiğimiz desteği düşünelim. Yakınlarımızı, komşumuzu ve gerçekten ihtiyacı olan insanları fark etmek, birlikte yaşamanın sorumluluğunu hatırlamamıza yardım eder.

Verirken kendimizi veya bize bağlı insanların temel ihtiyaçlarını düşüncesizce tehlikeye atmak da amaç değildir. Paylaşmanın miktarını yalnız dışarıdan bakarak değerlendiremeyiz. Birinin kolaylıkla verdiği tutar, bir başkası için ciddi bir fedakârlık olabilir. İnsanların imkânını, yükünü ve niyetini bütünüyle bilmiyoruz. Bu yüzden az verdi diye küçümsemek veya çok verdi diye üstün saymak yerine kendi niyetimize bakalım. Karşılık almak, övülmek veya birini kendimize borçlu bırakmak için mi veriyoruz? Yardım ettiğimiz kişiye saygısını koruyarak yaklaşabiliyor muyuz? İyilik, insanı mahcup ederek üstünlük kurma aracına dönüştüğünde niyetimizi yeniden gözden geçirmemiz gerekir.

Affetmek, yeniden aynı ilişkiye dönmek zorunluluğu değildir

Dersin soru bölümünde Aysun ve Mahmut isimleriyle örneklenen bir aile üzerinden hata, özür ve ayrılık konuşulur. Burada ayrıntıları bilmeden her aile hakkında aynı hükmü vermemek önemlidir. Yanlış yapan kişinin özür dilemesi ve değişmeye çalışması değerlidir; fakat zarar gören kişinin hemen eski güvene dönmesini bekleyemeyiz. Affetmekle yeniden birlikte yaşamaya karar vermek ayrı meselelerdir. Bir insan kin taşımadan da sınır koyabilir. Bir ilişki sona erdiğinde tarafların birbirine zarar verme hakkı doğmaz. Baskı, tehdit veya geçmişi kullanarak kontrol kurmak bir çözüm değildir. Herkes kendi davranışının sorumluluğunu üstlenmelidir.

Bugün kendi payımıza küçük ama gerçek bir adım seçebiliriz. Dinlemediğimiz birini dinlemek, yanlışımızı kabul etmek, verdiğimiz zararı onarmaya çalışmak veya bir iyiliği ertelememek olabilir. Başkasının cevabını bütünüyle yönetemeyiz; kendi niyetimizi ve çabamızı ise gözden geçirebiliriz. Rabbimizden bizi kıskançlıktan, kibirden, haksızlıktan ve iyilikten vazgeçiren düşüncelerden korumasını isteyelim. Öğrendiğimizi yalnız konuşulan bir bilgi olarak bırakmayalım. Günlük hayatımızda bir karşılığı olsun. Hata yapmış olmak bütün yolu bitirmez. Hatayı görmemekte ısrar etmek ise aynı yerde kalmamıza yol açabilir. Dönmeye, öğrenmeye ve iyiliği sürdürmeye bugün yeniden başlayabiliriz.

Benzer Gönderiler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir