Doğru Yolu Eğri Göstermek: Hakikate Sadakat

17 Mart 2023

Doğru yolun en büyük tehlikesi bazen açıkça “yanlış yap” denmesi değildir. Yanlışın doğru gibi gösterilmesidir.

Hûd Suresi’nde Allah’ın yolundan alıkoyan ve onu eğri göstermeye çalışan insanlardan söz edilir. Buradaki mesele sadece dışarıdaki bir düşman değildir. İnsan bazen ailesinden, çevresinden, alışkanlıklarından veya kendi nefsinden gelen baskıyla da doğru bildiği şeyden uzaklaşabilir.

Yanlışı Normalleştirmek

Soru: Bir yanlış çok kişi tarafından yapılınca doğru olur mu?

Olmaz.

Fakat insan tekrar tekrar gördüğü şeye alışır.

Bir davranış önce rahatsız eder. Sonra “herkes yapıyor” denir. Bir süre sonra normalleşir. En sonunda insan artık onun yanlış olduğunu bile düşünmez.

Faiz, haksız kazanç, yalan, sadakatsizlik veya başka bir haram konusunda da aynı tehlike vardır.

İnsan bir şeyi yapmaya başlamadan önce çoğu zaman içinde bir rahatsızlık hisseder. Fakat çevresi onu sürekli makul gösterirse sınırları yavaş yavaş silinir.

Yanlışın en güçlü hâli, yanlış olduğunu unutturduğu andır.

Hak mı, Anlık Çıkar mı?

Bir sistem bize kısa vadede kazandırabilir.

Krediyle büyümek, borçla mal almak, fiyat yükseldikçe sürekli daha fazlasını istemek insana o anda mantıklı gelebilir.

Fakat sadece “şimdi ne kazanıyorum?” diye bakarsak toplam sonucu göremeyebiliriz.

Bir davranış bireysel olarak kazanç gibi görünürken toplumun tamamında borç, iflas, güvensizlik ve zulüm üretebilir.

Bu yüzden hak ile batılı ayırırken sadece kısa vadeli çıkar yeterli değildir.

Soru: Bugün kazandığımız şey yarın bizi daha özgür mü yapacak, daha bağımlı mı?

Bir insan başkasının imkânıyla hızlıca yükselirse, o destek kesildiğinde aynı hızla düşebilir.

Emekle, sabırla ve ölçüyle büyümek daha yavaş olabilir. Fakat daha sağlamdır.

En Yakınımız Bile Ölçü Değildir

İnsan sevdiği kişinin yanlışını görmekte zorlanır.

“Benim kardeşim öyle yapmaz.”

“Benim eşim beni yanlış yola götürmez.”

“Çocukluk arkadaşım kötü niyetli değildir.”

Sevgi insanın gözünü kapatabilir.

Kur’an kıssalarında peygamberlerin bile aileleriyle ağır sınavlar yaşadığını görüyoruz. Nûh’un oğlu, Lût’un eşi gibi örnekler bize yakınlığın tek başına hak ölçüsü olmadığını gösterir.

Bu, sevdiklerimizi kolayca suçlamak demek değildir.

Tam tersine; insanı değil davranışı ölçmek demektir.

Soru: Birini sevdiğimiz için onun her yaptığını doğru kabul ediyor muyuz?

Eğer cevap evetse sınırlarımız zayıflamış olabilir.

Merhamet güzel bir özelliktir. Fakat merhamet, yanlışa ortak olmak değildir.

Netlik Neden Önemlidir?

Belirsizlik insanı yorar.

Bir taraftan Allah’a inanıp dua etmek, diğer taraftan bile bile haramı sürdürmek insanın içinde iki ayrı yön oluşturur.

Netlik, “ben kusursuzum” demek değildir.

Netlik, yanlış yaptığında onun yanlış olduğunu kabul edebilmektir.

Tövbe de buradan doğar.

İnsan hatayı hata olarak görürse dönebilir. Fakat hatayı normalleştirirse dönüş kapısını kendi eliyle kapatır.

Bu yüzden “ben zaten iyi biriyim” demek yetmez.

Bugün ne yapıyorum?

Kazancımda ne var?

İlişkilerimde ne var?

Sözümde ne var?

Baskı geldiğinde hangi tarafa dönüyorum?

Bunlara bakmak gerekir.

Musibet Geldiğinde Ne Hatırlıyoruz?

İnsan rahat zamanında kendisini güçlü hisseder.

Fakat büyük bir korku, hastalık veya felaket geldiğinde kontrolün ne kadar sınırlı olduğunu görür.

Buradaki mesaj, tedbiri bırakmak değildir.

Ev sağlam yapılmalı. Sağlık için gereken önlem alınmalı. İnsan çalışmalı, plan yapmalı.

Fakat bütün tedbiri ilahlaştırmak da başka bir yanılgıdır.

Tedbir sebeptir; mutlak güvence değildir.

Soru: Biz sebeplere mi güveniyoruz, sebeplerin sahibine mi?

Bu ayrım insanın kalbini dengeler.

Elinden geleni yapar, ama kendisini her şeyi kontrol eden biri sanmaz.

Birlikte Doğruya Dönmek

İnsanların zor zamanlarda birbirine daha çok ihtiyacı olur.

Tövbe, şükür, infak, sadaka, birbirinin derdini dinlemek ve yük paylaşmak bu yüzden önemlidir.

Sadece “ben nasıl kurtulurum?” diye düşünmek insanı daraltır.

“Biz nasıl iyileşiriz?” diye sormak ise merhameti büyütür.

Doğru yol sadece bireysel bir iddia değildir. Dürüstlükte, emekte, paylaşmada ve sınırları korumada görünür hâle gelir.

Soru: Bugün hayatımızda eğri gösterilmiş hangi yolu yeniden düzeltmemiz gerekiyor?

Belki kazanç anlayışımızı.

Belki ilişkilerimizi.

Belki “herkes yapıyor” diye kabul ettiğimiz bir alışkanlığı.

Belki de yalnızca nefsimizin bize anlattığı kolay bir bahaneyi.

Yakınlık, Sınırları Kaldırmamalı

İnsan en çok sevdiği kişiler karşısında zorlanır.

Bir yabancının yanlışına “hayır” demek kolay olabilir. Fakat aynı yanlışı kardeşimiz, eşimiz veya çok sevdiğimiz arkadaşımız yaptığında içimiz karışabilir.

Çünkü sevgi, kaybetme korkusunu da beraberinde getirir.

“Hayır dersem bana küser mi?”

“Aramız bozulur mu?”

“Beni yanlış anlar mı?”

Bu korkular yüzünden insan bazen kendi sınırını terk eder.

Soru: Bir ilişkiyi korumak uğruna doğru bildiğimiz şeyi terk ediyor muyuz?

Sınır koymak düşmanlık değildir.

Bazen “ben buna katılmıyorum” diyebilmek ilişkiyi daha gerçek hâle getirir. Çünkü samimiyet her şeye evet demek değildir.

Anlık Kazanç Toplam Zararı Gizleyebilir

Bir ticaret yöntemi bugün bize para kazandırabilir. Fakat aynı yöntem insanların borçla yaşamasını, birbirine güvenmemesini ve sürekli daha fazla risk almasını besliyorsa toplam sonucu da düşünmemiz gerekir.

İnsan çoğu zaman kendi penceresinden bakar.

“Ben kazandım, sorun yok.”

Fakat toplum aynı davranışı tekrar ettikçe fiyatlar, borçlar ve beklentiler büyür. Bir süre sonra herkes birbirinden daha fazla istemeye başlar.

Bu noktada bireysel kazanç toplumsal bir sıkıntıya dönüşebilir.

Hak ile batılı ayırırken sadece kendi cebimize bakmamak bu yüzden önemlidir.

Bir şey bana kazandırıyor diye mutlaka hayırlı değildir.

Tedbir Al, Fakat Tedbiri İlahlaştırma

Felaketlerden sonra insan doğal olarak daha güvenli ev, daha sağlam bina, daha iyi plan arar. Bunlar gereklidir.

Fakat insanın kalbi sadece tedbire bağlandığında başka bir korku başlar.

“Her şeyi tam yaparsam bana hiçbir şey olmaz.”

Hayat böyle bir garanti vermiyor.

Tedbir sorumluluğumuzdur; mutlak sonuç bizim elimizde değildir.

Bu bilinç insanı tembelleştirmez. Tam tersine daha dengeli yapar.

Elinden geleni yapar ama kontrol edemediği şeyler karşısında kendisini yiyip bitirmez.

Soru: Güvenli olmak mı istiyoruz, yoksa her şeyi kontrol etmek mi?

İkisi aynı şey değildir.

Dönüş Kapısı Açık Olsun

İnsan yanlış bir yola girdiğini fark ettiğinde “artık çok geç” dememelidir.

Yanlış normalleşmiş olabilir. Çevre baskısı güçlü olabilir. Maddi çıkarımız olabilir.

Yine de dönüş mümkündür.

Tövbenin anlamı da budur: yanlışın adını yeniden doğru koymak ve yön değiştirmek.

İnsan kendisine dürüstçe “burada hata yaptım” dediği anda eğri gösterilmiş yol yeniden görünür hâle gelir.

Her Farklı Düşüneni Düşman Görmemek

Doğruyu korumaya çalışırken başka bir aşırılığa düşmemek gerekir.

Bize katılmayan herkesi kötü niyetli saymak, her hatayı bilinçli bir saldırı gibi görmek insanın ölçüsünü bozabilir.

İnsanlar yanlış bilgiyle, alışkanlıkla, korkuyla veya menfaatle yanlış karar verebilir.

Biz davranışı ölçeriz; insanların kalplerini bildiğimizi iddia etmeyiz.

Soru: Bir yanlışı reddederken insanı bütünüyle mi reddediyoruz?

Bu ayrım önemlidir.

Sınır koyabiliriz. Yanlışa hayır diyebiliriz. Fakat adaleti bırakmayız.

Önce Kendi Hayatımızdaki Eğrilik

Dışarıdaki yanlışları görmek kolaydır.

Asıl zor olan kendi hayatımızdaki eğri çizgiyi fark etmektir.

Kazançta küçük bir haksızlık, ailede sürekli kırıcı bir dil, verilen sözü tutmamak, ibadeti ertelemek veya bir alışkanlığı “herkes yapıyor” diyerek normalleştirmek…

Doğru yol önce burada başlar.

Başkalarını düzeltmeden önce kendi çizgimize bakmak, uyarının samimiyetini artırır.

Soru: Bugün “normal” dediğimiz hangi davranış aslında içimizi rahatsız ediyor?

İnsan bazen vicdanındaki ilk uyarıyı susturur. O küçük rahatsızlığı ciddiye almak, daha büyük bir yanlışın önünü kesebilir. Netlik büyük kararlarla değil, küçük sınırları korumakla başlar.

Bir yanlışla karşılaştığımızda ilk tepki öfke olmamalı. Önce durup anlamaya çalışmak, sonra delile bakmak, ardından sınır koymak daha sağlıklıdır. Böylece hem safça her şeyi kabul etmeyiz hem de şüpheyi hayatın tamamına yaymayız. Netlik, korkuyla değil ölçüyle kurulur.

Hakikat bazen zor görünür; fakat yanlışın kolaylığı sonunda daha ağır bir bedel çıkarabilir.

Benzer Gönderiler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir