Dünya Çekiyor, Hakikat Çağırıyor: Neye Sabredeceğiz?

7 Şubat 2025

Hayatımızda çok şey olabilir. İş, para, ev, araba, aile… Peki bunların hepsine sahip olmak, huzura kavuştuğumuz anlamına gelir mi?

Bazen istediğimiz şeye ulaşıyoruz. Bir süre seviniyoruz. Sonra yeniden bir eksiklik hissediyoruz.

Soru: Elimizdekiler arttığı hâlde neden aynı sorunları yaşamaya devam ediyoruz?

Dünya Hayatının Çekiciliği

Kehf suresinin 28. ayetinde sabah akşam Rablerine yönelenlerle birlikte olmaya sabretmek hatırlatılır. Dünya hayatının süsüne kapılıp gözleri onlardan çevirmemek öğütlenir.

Bu uyarı, para kazanmayı veya çalışmayı bütünüyle bırakmak değildir. Mesele, dünyalık hedeflerin bizi hangi noktada yönetmeye başladığıdır.

İş için çok erken kalkabiliyoruz. Bir toplantıya yetişmek için uzak şehirlere gidiyoruz. Para kazanmak söz konusu olduğunda yorulmayı göze alıyoruz.

Fakat kendi yanlışımızı öğrenmek, bir ayeti anlamak veya ihtiyaç sahibine yardım etmek söz konusu olduğunda “Vaktim yok” diyebiliyoruz.

Bu farkı küçümsemeyelim. Çünkü insan neye gerçekten değer verdiğini çoğu zaman zamanı ve emeğiyle gösterir.

Soru: Para için ayırabildiğimiz çabayı, doğruyu öğrenmek için de ayırabiliyor muyuz?

Cevabımız kolay olmayabilir. Fakat bu soru kendi önceliklerimizi görmemize yardımcı olabilir.

Gerçek Bazen Nefsimizi Rahatsız Eder

İnsana yanlışının söylenmesi hoş gelmeyebilir. Özellikle de yıllardır doğru sandığı bir davranışın sorgulandığını duyduğunda.

Bazen hemen itiraz ediyoruz. “Bunu kabul etmiyorum” diyoruz. Karşımızdakinin sözünü dinlemeden kendimizi savunmaya başlıyoruz.

Oysa haklı çıkmakla hakikati bulmak aynı şey değildir. Bir söz bizi rahatsız ediyor diye mutlaka yanlış sayılmaz.

Elbette her eleştiriyi doğru kabul etmek zorunda değiliz. Düşünürüz, araştırırız, dayanağına bakarız.

Ama dinlemeyi baştan reddedersek kendi hatamızı görme ihtimalini de azaltırız.

Hakikat karşısında sabır, yalnızca beklemek değil; zor gelen gerçeği değerlendirebilmektir.

Bir süredir aynı aile tartışmasını yaşadığımızı düşünelim. Sürekli eşimizi veya kardeşimizi suçluyoruz. Fakat kendi sözümüzün o tartışmayı nasıl büyüttüğüne hiç bakmıyoruz.

Bazen düzelmesi gereken yalnızca karşı taraf değildir. Bizim de bir davranışımızı değiştirmemiz gerekebilir.

Her Nimet Aynı Tadı Vermez

Güzel bir pilav yapmak için kaliteli pirinç ve tereyağı alabiliriz. Ama pilavın dibi yanarsa elimizdeki iyi malzeme bize istediğimiz tadı vermez.

Hayatımızdaki maddi imkânlar da bazen böyle değerlendirilir. Sahip olduklarımızın çokluğuna bakar, onlarla nasıl yaşadığımızı düşünmeyiz.

Evimiz vardır. Ama evde huzurlu konuşamıyoruzdur. Paramız vardır. Ama sürekli kavga ediyoruzdur.

Bunlar her insan için aynı sonuçları doğurmaz. Yine de tek başına maddi bolluğun iyi ilişkiler kurmayı garanti etmediğini görebiliriz.

Eskiden kalabalık ailelerde aynı sofrada daha az çeşit yemekle oturulan günler vardı. Komşuların birbirine daha sık gidip geldiği hatırlanır.

Bugün daha fazla seçeneğe sahip olabiliriz. Fakat imkânlarımız artarken ilişkilerimizin nasıl değiştiğini de sormamız gerekir.

Soru: Elimizdeki nimetleri artırmaya çalışırken o nimetlerden faydalanma biçimimizi unuttuk mu?

Bu soru bizi parayı kötülemeye götürmemeli. Çalışmak ve üretmek değerlidir. Ama çalışmanın nedenini unuttuğumuzda araçla amacı karıştırabiliriz.

Hak ile Batılı Ayırmak

Kehf suresinin devamında hakikatin Rabden geldiği hatırlatılır. İnanma ve inkâr tercihi üzerinde durulur; haksızlığın sonuçlarına ilişkin uyarı yapılır.

Bu ayetleri yalnızca başkalarını yargılamak için okumayalım. Önce kendi davranışlarımızı düşünelim.

Bir insan ibadet ettiğini söyleyebilir. Ama aynı zamanda ticarette yalan söylüyor olabilir. Güvenilirlikten söz ederken verdiği sözü tutmuyor olabilir.

Böyle bir çelişkiyi yalnızca isim veya unvanla kapatamayız. Güven, davranışta görünür.

Yalanı kim söylerse söylesin sorgulamalıyız. Haksızlık bize yarar sağlasa bile onu doğru kabul etmemeliyiz.

Soru: Bir söz işimize geldiğinde doğru, zararımıza dokunduğunda yanlış mı oluyor?

Bu, insanın kendisine yöneltebileceği zor bir sorudur. Çünkü bazen kendi çıkarımıza uygun olanı haklı göstermeye daha hazırız.

Bize doğruyu hatırlatan insanın da kusurları olabilir. Fakat bir kişinin kusuru, söylediği her sözün yanlış olduğu anlamına gelmez.

Söze, delile ve davranışa birlikte bakmalıyız. Hak ile batılı ayırmaya çalışmak ancak böyle ciddileşir.

Bilgiyi Davranışa Dönüştürmek

Bir öğrenci matematik sınavına hazırlanırken o dersin kitabına çalışır. Yalnızca sınava gireceğini söylemesi yetmez.

Hayatımızda da kararlar veriyoruz. Evliliğe, kazanca, borca ve aile ilişkilerine dair seçimler yapıyoruz.

Bazen bu seçimleri yalnızca kendi anlık isteğimize göre veriyoruz. Sonra ortaya çıkan sonuçtan memnun olmayabiliyoruz.

O zaman nedenlere bakmak zorundayız. “Bu sonucu doğuran hangi tercihimi değiştirebilirim?” diye sormalıyız.

Her kötü sonuç kişinin kendi hatasından kaynaklanmaz. Başkalarının kararları ve kontrolümüz dışındaki olaylar da hayatı etkiler.

Fakat etkileyebildiğimiz alanlarda sorumluluğu görmezden gelmek bize yardım etmez. Kendimize ait tercihlerle yüzleşmemiz gerekir.

Kur’an’ı anlamaya çalışmak, yalnızca bilgimizi çoğaltmak için değil; hayatımızdaki yanlış ölçüleri fark etmek için de önemlidir.

Bu çaba bazen kolay değildir. Rahatımızı bozabilir. Bir alışkanlığımızdan vazgeçmemizi gerektirebilir.

Soru: Bugün doğru olduğunu bildiğimiz hâlde ertelediğimiz hangi davranış var?

Belki birine haksızlık ettiğimizi kabul etmek. Belki verdiğimiz sözü tutmak. Belki de ihtiyacı olan bir insan için gerçekten zaman ayırmak.

Dünya hayatının nimetlerini kullanalım. Ama onları tek ölçümüz hâline getirmeyelim.

Çünkü mesele ne kadar şeye sahip olduğumuz değil; sahip olduklarımızla ne kadar doğru yaşayabildiğimizdir.

Benzer Gönderiler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir