Duanın Dili, İmtihanın Hikmeti: Eyyûb, Yûnus ve Zekeriyyâ

25 Haziran 2025

Soru: Dua etmek, yalnız istediğimiz şeyin verilmesini beklemek midir?

Hepimizin bir isteği var. Kimimiz iyileşmek, kimimiz borcundan kurtulmak, kimimiz yalnızlığının sona ermesini istiyor.

Bir şeyi çok istediğimizde bütün dikkatimizi ona verebiliyoruz. Sonra o isteğimiz gecikince sanki hayatımız durmuş gibi hissediyoruz.

Enbiyâ Suresi 83–90. ayetlerde anlatılan peygamberlerin duaları, insanı burada düşündürüyor.

Hz. Eyyûb derdini Allah’a açıyor. Hz. Yûnus kendi yanlışını kabul ediyor. Hz. Zekeriyyâ yalnızlığını Rabbine arz ediyor.

Dertleri birbirinden farklı. Fakat hepsinin yöneldiği kapı aynı.

Dua, yalnız sonucu istemek değil, kulluğumuzu hatırlamaktır.

Eyyûb’un Duası: Derdin İçinde Merhameti Hatırlamak

Hz. Eyyûb Rabbine başına bir sıkıntı geldiğini söylüyor ve Allah’ın merhametlilerin en merhametlisi olduğunu anıyor. Enbiyâ 83. ayette bu yöneliş anlatılır.

Dikkat edelim. Derdini inkâr etmiyor. Zorlanmadığını söylemiyor. Fakat acısının içinde bile Allah’ın merhametini unutmuyor.

Soru: Biz sıkıntıya düştüğümüzde ilk neyi hatırlıyoruz?

Bazen sadece kaybımıza odaklanıyoruz. İstediğimiz iş olmadı, sağlığımız bozuldu, bir yakınımızla sorun yaşadık diye her şeyin bittiğini düşünüyoruz.

Oysa hayatın yalnız istediğimiz anda, istediğimiz şekilde ilerleyeceğine dair bir söz yok.

Kur’an, Hz. Eyyûb’un duasına karşılık verildiğini ve sıkıntısının giderildiğini bildiriyor. Bunun bir rahmet ve hatırlatma olduğu anlatılıyor.

Buradan kendi hayatımıza döndüğümüzde, duanın sabırla birlikte düşünülmesi gerektiğini görebiliriz.

Sabır insanın hiçbir şey yapmadan oturması değildir. Dert karşısında doğru davranışı bırakmadan, nefsinin öfkesine teslim olmadan durabilmektir.

Hastalıkta iyileşmek için çaba göstermek, geçim sıkıntısında çalışmak ve ilişkide üzerimize düşeni yapmak bu sorumluluğun içindedir.

Sonucu bütünüyle kontrol edemeyiz. Fakat elimizden gelen davranışı seçebiliriz.

Yûnus’un Duası: Önce Yanlışını Görmek

Hz. Yûnus’un duasında çok önemli bir kabul var. Allah’ın birliğini ve yüceliğini anıyor, ardından kendi nefsine zulmettiğini söylüyor.

Enbiyâ 87. ayetteki bu ifade, insanın kendisiyle yüzleşmesini hatırlatıyor.

Soru: Bir sorun yaşadığımızda kendi payımıza bakabiliyor muyuz?

Genellikle önce başkasının yaptığını anlatıyoruz. Eşimiz bizi anlamadı, arkadaşımız yanlış davrandı, işimiz yolunda gitmedi diyoruz.

Belki söylediklerimizde haklı olduğumuz noktalar vardır. Ama bu, kendi davranışımızı sorgulamamıza engel olmamalı.

Hz. Yûnus’un duasında başkalarını suçlamak yerine kendi durumunu kabul eden bir yöneliş var.

Bir hatayı kabul etmek insanı küçültmez. Aksine gerçeğe yaklaşmanın kapısını açar.

Çünkü yanlışını kabul etmeyen insan aynı davranışı sürdürmek için yeni mazeretler arar.

Bazen öfkeye kapılırız. Bir sözü aceleyle söyleriz. Sonra gururumuz yüzünden geri dönmek istemeyiz.

İşte böyle bir anda mesele yalnız dua cümlesini tekrar etmek değildir. O cümlenin içindeki sorumluluğu da anlamaktır.

Kendime zulmettiğimi fark ediyorsam artık aynı yanlışı savunmak zorunda değilim.

Zekeriyyâ’nın Duası: Yalnızlığımızı Kime Açıyoruz?

Hz. Zekeriyyâ Rabbine kendisini yalnız bırakmamasını diliyor. Enbiyâ 89. ayette onun duası ve 90. ayette Allah’ın karşılık vermesi anlatılıyor.

Yalnızlık insanın içinde ağır bir duygu olabilir. Bir aileye, bir çocuğa, bir dosta, kendisini anlayacak birine ihtiyaç duyabilir.

Bunları istemek insana yabancı değildir. Fakat beklentimiz çok büyüdüğünde sahip olduklarımızı da görmemeye başlayabiliriz.

Soru: İstediğim şey gerçekleşmediğinde Allah’ın bana verdiği başka nimetleri de yok sayıyor muyum?

Hz. Zekeriyyâ’nın duası bize isteğimizi saklamak zorunda olmadığımızı hatırlatır. İsteyebiliriz, derdimizi anlatabiliriz, niyaz edebiliriz.

Fakat dua ederken yalnız istediğimiz sonuca değil, Allah’a yönelişimizin samimiyetine de bakmalıyız.

Kur’an bu isimlerin yanında Hz. İsmail, Hz. İdris ve Zülkifl’i de sabreden kimseler olarak anar. Salih oluşları ve Allah’ın rahmeti içinde bulunmaları vurgulanır.

Buradaki ortak çizgi, koşullar değişse de Allah’la bağı sürdürmektir.

Hangi durumda olursak olalım doğruya bağlı kalmak; kıtlıkta da bollukta da kul olduğumuzu hatırlamaktır.

Vermek de Vermemek de Bir İmtihan

İnsan yalnız kaybettiği zaman sınanmaz. İstediğine kavuştuğunda da nasıl davranacağını gösterir.

Para az olduğunda huzursuz olabiliriz. Para çoğaldığında ise bu defa sahip olduğumuzu kaybetme korkusuna kapılabiliriz.

Bir işimiz yoksa iş isteriz. İşimiz olunca işimizi büyütmek, kazancı artırmak ve imkânlarımızı çoğaltmak isteriz.

İstemek tek başına yanlış değildir. Ama isteklerimizin bizi yönetmesine izin verirsek yeni sıkıntılar ortaya çıkabilir.

Soru: Sahip olduğum şeyler artarken şükrüm ve sorumluluğum da artıyor mu?

İş hayatında başarılı olan bir insan bütün başarıyı kendine mal edebilir. Başka biri ise kazancının Allah’ın verdiği imkânlarla mümkün olduğunu düşünerek daha dikkatli davranabilir.

Bollukta ölçüyü korumak bazen kıtlıkta sabretmek kadar zordur.

Aile içinde de emek vermenin ve emeği fark etmenin önemi var. Çocuklara yalnız hizmet sunup onları hiçbir sorumluluğa ortak etmediğimizde, başkalarının çabasını görmeleri zorlaşabilir.

Bir evde işleri paylaşmak, herkesin yalnız kendi ihtiyacını değil diğerlerinin emeğini de fark etmesine yardım eder.

Burada asıl mesele ağır iş yüklemek değil, emeğin değerini ve karşılıklı sorumluluğu öğretmektir.

Çalışmak, emek vermek, paylaşmak ve şükretmek birbirinden ayrı düşünülmemeli.

Dua ettiğimiz şeyi elde etmek için uygun adımları atıyor muyuz? Elde ettiğimizde onun kıymetini biliyor muyuz?

Hz. Eyyûb’un duası sıkıntıda merhameti, Hz. Yûnus’un duası hatada sorumluluğu, Hz. Zekeriyyâ’nın duası yalnızlıkta Rabbine yönelmeyi hatırlatıyor.

Bugün bir isteğimizi düşünelim. Onu Allah’a arz ederken kendi davranışımızda değiştirmemiz gereken ne var?

Duanın gücü yalnız dilimizde değil; niyetimizde, sabrımızda ve attığımız doğru adımlarda da görünür.

Benzer Gönderiler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir