Suçu Kime Yüklüyoruz? Seçim, Teslimiyet ve Güvenilir Olmak

18 Şubat 2025

Soru: Yanlış yaptığımızda önce kendi payımıza mı bakıyoruz, yoksa hemen suçlayacak birini mi arıyoruz?

İnsan bazen yaşadığı sıkıntının nedenini başkalarında bulmaya çok yatkındır. Şartları, insanları ve geçmişi suçlamak kolay gelir. Ama insanın kendi seçimine bakması daha zordur.

Kehf suresinde İblis’in emre karşı çıkması ve ardından insanın önündeki tercihlerin hatırlatılması, bu soruyu ciddiyetle düşünmemizi gerektirir.

İblis’in Seçimi, İnsanın Seçimi

Kur’an’da İblis’in Hz. Âdem için verilen emre karşı çıktığı anlatılır. Kendince gerekçeler bulur, fakat yaptığı tercihin sorumluluğu ortadan kalkmaz.

Hz. Âdem’in yanlışı karşısındaki tutumu ise başka bir düşünceyi hatırlatır. O, kendi nefsine zulmettiğini kabul ederek Allah’a yönelir.

Soru: Biz hangisine daha çok benziyoruz?

Hata yaptığımızda “Beni buna onlar zorladı” mı diyoruz? Yoksa “Ben de yanlış bir seçim yaptım” diyebiliyor muyuz?

Çevremizin etkisi olabilir. Zor şartlar yaşayabiliriz. Bazen başkalarının haksızlığına da uğrarız. Ama bütün bunlar kendi davranışımızı düşünmemize engel olmamalı.

İnsanın dönüşümü, hatasını başkasına yüklemeyi bıraktığı yerde başlar.

Bu yüzden tövbe, sadece sıkıntı geçsin diye söylenen sözlerden ibaret kalmamalı. Yanlışın farkına varmak, onu sahiplenmek ve yeniden aynı yolu seçmemeye çalışmak gerekir.

Boyun Eğmek Ne Demektir?

Secde kavramını düşünürken yalnızca bedenin hareketine değil, Allah’ın emrini kabul etme bilincine de bakmak gerekiyor. Allah’a teslim olduğunu söyleyen kişi, hayatındaki kararlarla da bunu göstermelidir.

Bir insan söz verir ve sonra menfaati değişince o sözü unutur. Kendisini güvenilir sayar ama insanları yarı yolda bırakır. Bu durumda kendi iddiasıyla yaptığı şey arasında bir çelişki vardır.

Soru: Biz Allah’a teslim olduğumuzu söylediğimizde hangi davranışımız buna tanıklık ediyor?

Dürüst çalışmamız mı? Çocuğumuza, eşimize ve iş arkadaşımıza karşı adaletli davranmamız mı? Bir hata yaptığımızda özür dileyebilmemiz mi?

Teslimiyetin günlük hayattaki karşılığı, yalnızca sözlerimiz değil, seçimlerimizdir. Zor durumda da doğru olandan vazgeçmemeye çalışmak gerekir.

Bazen hayatın yalnızca tek bir sonucuna bağlanırız. Çocuğumuz mutlaka belirlediğimiz okulu kazanmalı deriz. İşimiz mutlaka bizim planladığımız şekilde büyümeli diye düşünürüz.

Oysa geleceğin bütün sonuçlarını bilmiyoruz. Bir kararın bize ne getireceğini her zaman öngöremeyiz. Bu yüzden çabayı sürdürürken kendimizi mutlak sonuç sahibi görmemeliyiz.

Açılan Kapılar ve Sorumluluklar

Hayatı birçok kapısı olan bir yer gibi düşünebiliriz. Evlilik bir kapıdır. Çocuk sahibi olmak başka bir kapı. İş kurmak, bir insanla ortaklık yapmak ya da yeni bir sorumluluk almak da öyle.

Bu kapıların hiçbirinin yalnızca kolay tarafı yoktur. İnsan bir kapıyı açınca o alanla ilgili yeni sınavlarla karşılaşır.

Soru: Bir sorumluluk aldığımızda yalnızca güzel tarafını mı istiyoruz?

Evlilikten yakınlık bekleriz ama sabır göstermemiz de gerekebilir. İşten kazanç bekleriz ama sıkıntıları da çıkabilir. Çocuk sahibi olunca seviniriz; sonra onunla ilgili önemli kararlar vermek zorunda kalırız.

Bazı insanlar bu ihtimallerden korkup bütün kapıları kapatmak ister. Bazıları da yeni bir kapı açtıktan sonra sürekli başka ihtimallere bakar.

“Daha iyi bir eş bulabilirdim.” “Başka iş seçseydim daha çok kazanırdım.” Bu düşünceler insanı elindeki sorumluluktan uzaklaştırabilir.

Elbette yanlış bir durumda kalmak zorunda değiliz. Fakat sürekli kıyaslamak, sahip olduklarımızı değerlendirmemizi de zorlaştırır.

Burada önemli olan, açtığımız kapının ardından gelen sorumluluğu görmektir. Aldığımız kararların ağırlığını başkasına yüklememektir.

Salih Amel ve İnsanlara Güven Vermek

Kur’an’daki salih amel vurgusu, insanın kendi hayatına dönüp bakmasını sağlar. Bir insan doğru sözlü değilse, verdiği sözleri tutmuyorsa, çevresindekilere zarar veriyorsa önce bunları düşünmelidir.

Soru: Bizim hakkımızda insanlar ne söyleyebilir?

“Bu insan güvenilir” diyebilirler mi? “Sıkıntılı günümde beni aradı, ihtiyacımla ilgilendi” diyebilirler mi?

Bazen yakınlarımızı ihmal ederiz. Uzun süre anne babamızı ziyaret etmez, yaşlı bir akrabamızı aramayız. Sonra hayatımızda işlerin yolunda gitmediğinden yakınırız.

Oysa arayıp sormak, ihtiyaç gidermek, bir insanın yanında olmak önemli bir davranıştır. Salih amel, sadece büyük meselelerden söz etmek değildir.

Kusursuz insan yoktur. Ailelerimizde de yanlışlar olabilir. Bunun için her hatayı bir ömür taşımak yerine gerektiğinde affedici olmayı düşünmeliyiz.

Fakat affedicilik, aldatmayı ve haksızlığı normal görmek değildir. Asıl mesele, biz başkalarına nasıl davranacağız sorusudur.

Tartışmak mı, Yaşamak mı?

Kehf suresinde Kur’an’da çeşitli örneklerin anlatıldığı ve insanın tartışmaya düşkünlüğü hatırlatılır. Bu, bilmek ve soru sormak gereksiz demek değildir. Ama bilgi ararken kendi sorumluluklarımızı kaybedebiliriz.

Hz. Âdem’in eşinin adı üzerine uzun uzun tartışabiliriz. Fakat kendi eşimizle aramızdaki ilişkiyi düzeltmek için emek vermeyebiliriz.

Uzak meselelerde büyük iddialarda bulunabiliriz. Ama müşterimize verdiğimiz sözü tutmamış olabiliriz. Çocuğumuzun ne yaşadığını bilmeden çok başka konularda kesin hükümler kurabiliriz.

Soru: Bildiğimiz doğrular hayatımızda neyi değiştiriyor?

Bir yanlış yaptığımızda kabul ediyor muyuz? Borcumuz varsa ödüyor muyuz? Sözümüzü tutamayacaksak bunu zamanında haber veriyor muyuz?

Hayatın en zor taraflarından biri, bildiğini uygulamaktır. Bir insan çok şey anlatabilir. Ancak insanlara güven vermek, sözünü tutarak ve fayda sağlayarak mümkün olur.

Bugün kendimize tek bir soru soralım: Suçu başkasına yüklemeden düzeltebileceğim ilk davranışım hangisi?

Belki bu, gecikmiş bir özürdür. Belki tutulmamış bir sözü yerine getirmektir. Belki de uzun zamandır ihmal ettiğimiz bir yakınımızı aramaktır.

Gerçek teslimiyet, doğru olduğunu bildiğimiz şeyi kendi hayatımızda uygulamaya başladığımızda anlam kazanır.

Benzer Gönderiler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir