İyilik Sadece Görünüş mü? Paylaşmak, Ahde Vefa ve Adalet

31 Aralık 2021

Soru: Bir insanın iyi olduğunu yalnızca dışarıdan bakarak anlayabilir miyiz?

İbadetine bakıyoruz. Söylediği sözlere bakıyoruz.

Kullandığı kelimelerden, giydiği kıyafetten bir sonuç çıkarabiliyoruz.

Fakat insanın zor zamanda ne yaptığına, verdiği sözü tutup tutmadığına da bakmak gerekmez mi?

Bakara suresinin 177. ayeti iyiliği yalnızca belli bir yöne dönmekle sınırlamıyor.

İman, paylaşma, ibadet, ahde vefa ve sabır gibi özellikleri birlikte anıyor.

Demek ki iyilik, insanın hayatındaki birçok davranışta görünür.

İyiliğin yönü değil, hayatın bütünü

Bakara suresinin 177. ayetinde yüzleri doğuya veya batıya çevirmenin tek başına iyilik olmadığı hatırlatılıyor.

Ardından doğru inançla birlikte insanlara karşı sorumluluklar sayılıyor.

Burada önemli bir denge var.

Bir insan yalnızca dışarıdan iyi göründüğü için bütün davranışlarını doğru sayamaz.

Soru: Benim iyiliğim, insanların beni görmediği zamanlarda da devam ediyor mu?

Ailemizle konuşurken nasılız?

Yakınlarımızın ne yaşadığını bazen yeterince bilmiyoruz.

Aynı evde olduğumuz birinin derdiyle ilgilenmeyebiliriz.

Bir akrabamızın maddi sıkıntısını duyabilir ama aramızdaki eski kırgınlık sebebiyle sessiz kalabiliriz.

Soru: Bir yardım yapacağım zaman önce ihtiyaç sahibini mi düşünüyorum, yoksa kendimi nasıl hissedeceğimi mi?

İyilik gösterişe dönüştüğünde karşı tarafın ihtiyacı geri planda kalabilir.

Birine destek olduğumuzda bunu herkesin öğrenmesi gerektiğini düşünmeyelim.

Yardımın değerini, insanların bizi övmesiyle ölçmeyelim.

Elbette her isteğe evet demek zorunda değiliz.

Kendi sorumluluklarımızı ve imkânımızı gözetmemiz gerekir.

Ama bütün sınırlarımızı yalnızca kendi rahatımızın çevresinde kurmayalım.

Bir insanı dinlemeye zaman ayırmak da ciddiye alınacak bir iştir.

Bazen yakınlığın yeniden kurulması, büyük bir sözden önce küçük bir ilgiyle başlar.

İş yerinde biri hata yaptığında nasıl davranıyoruz?

Müşterimiz haklı olduğunda kendi çıkarımızdan vazgeçebiliyor muyuz?

Yalnızca doğru sözleri bilmek, her durumda o sözlere uygun davrandığımızı göstermez.

Bazen bir insan ibadetleri konusunda çok titiz olabilir.

Ama komşusuyla, çocuğuyla veya çalışanıyla konuşurken kırıcı davranabilir.

Bu iki durumu birlikte görmemiz gerekiyor.

İyilik, yalnızca hayatın tek bir alanına ait değildir.

İnandığımız değerler, kurduğumuz ilişkilerde de karşılık bulmalı.

Sevdiğimiz maldan verebilmek

177. ayette yakınlara, yetimlere, ihtiyaç sahiplerine, yolcuya ve başka yardıma muhtaç kişilere maldan verme hatırlatılıyor.

İnsanın elindekini sevmesi doğaldır.

Çalışmış, kazanmış, biriktirmiş olabilir.

Fakat sahip olduğu şeylerden başkalarına pay ayırmak, sevginin ve sorumluluğun önemli bir göstergesi olabilir.

Soru: İyilik yapmak için bütün isteklerimin bitmesini mi bekliyorum?

Bir yakınımız zor durumda olabilir.

Bir insanın çok çalışıp iyi para kazanması tek başına yanlış değildir.

Güzel bir evde yaşamak veya sevdiği bir eşyayı almak istemesi de anlaşılabilir.

Ama bütün bu imkânlar hayatın tek amacı hâline gelirse başka sorumluluklarımızı ihmal edebiliriz.

Soru: Sahip olduklarım arttığında paylaşma isteğim de artıyor mu?

Bazen kazancımızın büyümesiyle isteklerimizin de büyüdüğünü görürüz.

Daha büyük bir araba, daha pahalı bir saat, daha çok eşya isteyebiliriz.

Önemli olan yalnızca bunlara sahip olup olmamak değil, onlara nasıl bir anlam verdiğimizdir.

Bir iyilik yaptıktan sonra onu sürekli anlatmak, yardım ettiğimiz insanı incitebilir.

Bir yandan başkalarının ihtiyacını unutmayalım, diğer yandan ölçüsüz davranıp kendi yükümlülüklerimizi de ihmal etmeyelim.

İyilik, cimrilikle savurganlığın arasında dengeli bir tutumu da gerektirir.

Ama bazen ona yardım etmek yerine başka yerde yardım edeceğimiz birini arayabiliriz.

Çünkü yakınlarımızla aramızda kırgınlık vardır.

Böyle bir durumda kendi duygularımızın bir ihtiyaç sahibinin önüne geçip geçmediğine bakalım.

Bir kardeşimizin derdini görmezden gelirken başkalarının bizi cömert bilmesini istemeyelim.

Paylaşmak yalnızca çok zengin insanlara ait bir davranış değildir.

İmkânımız ölçüsünde sorumluluk alabiliriz.

Bu bazen bir yiyecek, bazen maddi destek, bazen de bir insanın yanında olmak olabilir.

Ancak ayette verilen malın önemini de unutmayalım.

Elimizde varken paylaşmayı sürekli ertelemek, zamanla paylaşmayı bütünüyle unutturabilir.

Bir insan çok kazanabilir. Ama kazancı büyürken şükrü ve merhameti küçülmesin.

Bir insan daha az kazanabilir. Yine de imkânının sınırını bilerek iyi davranmaya çalışabilir.

Vermek, yalnızca elimizden bir şey çıkması değil; başkasının ihtiyacını ciddiye almamızdır.

Sözümüzü tutmak, zorda sabretmek

Bakara suresinin aynı ayetinde sözleşmeleri yerine getirmek ve güçlükte sabretmek de anılıyor.

Bu özellikler neden paylaşmanın yanında bulunuyor?

Çünkü insanın güvenilirliği sadece yardım ettiği anlarda ölçülmez.

Verdiği sözü tuttuğunda da ortaya çıkar.

Bir ticarette anlaşma yaptığımızı düşünelim.

Ödemeyi belli tarihte yapacağımıza söz verdik.

İnsanın zor zamanda verdiği karar onun karakterini gösteren önemli bir işaret olabilir.

Rahat bir günde herkes güzel sözler söyleyebilir.

Ama bir kayıp yaşandığında, bir tartışma büyüdüğünde veya haksızlığa uğradığımızda ne yapıyoruz?

Soru: Öfkelendiğimde adaletli davranma çabamı sürdürebiliyor muyum?

Haksızlık karşısında sessiz kalmak zorunda değiliz.

Ama hakkımızı ararken kendi davranışımızı da kontrol etmeye çalışmalıyız.

Bir işte zarar gördüysek bunu açıkça konuşabiliriz.

Bir insan bizi kırdıysa sınır koyabiliriz.

Gerekli olduğunda yasal yolları kullanabiliriz.

Fakat bütün kararlarımızı yalnızca intikam isteğine bırakırsak daha büyük kırgınlıklar oluşabilir.

Sabır, duyduğumuz acıyı inkâr etmek değildir.

Bazen güçlü bir duygunun içindeyken bile ölçüyü korumaya çalışmaktır.

İyilikle adaleti birbirinden ayırmadan yaşamak, bizi her iki uçtan da uzaklaştırabilir.

Malı belli kalitede teslim edeceğimizi söyledik.

Sonra şartlar zorlaşınca sözümüzü kolayca unutursak karşı tarafın hakkını ihlal etmiş olabiliriz.

Soru: Verdiğim söz benim için yalnızca işime yaradığı sürece mi geçerli?

Eşimizle, çocuğumuzla ve dostlarımızla ilişkilerimiz de verilen sözlerin üzerine kuruluyor.

Bir insanın bize güvenebilmesi için söylediklerimizin arkasında durmamız gerekir.

Bazen sözümüzü tutmak zor olabilir.

Bazen zarar göze almamız veya kendi isteğimizi ertelememiz gerekir.

İşte o zaman ahde vefa gerçek anlamını gösterir.

Ayette zorluk, hastalık ve sıkıntı zamanlarında sabır da anılıyor.

Sabır, hiçbir şey hissetmemek değildir.

İnsan üzülür, yorulur, bazen korkar.

Ama yaşadığı zorlukta doğru bildiği ölçüyü terk etmemeye çalışabilir.

Bir iş kaybı yaşayan insanı düşünelim.

Maddi sıkıntısının yanında güvensizlik hissedebilir.

Bu durumda onun yaşadığını küçümsemek yerine destek olmaya çalışmalıyız.

Kendi sıkıntımızda da çözüm için gayret ederken sabrı korumaya çalışalım.

Sabır, haksızlığa razı olmak demek değildir.

Hakkımızı ararken öfkenin bütün kararlarımızı yönetmesine izin vermemektir.

Adaletin yanında affı da düşünmek

Bakara suresinin 178. ayetinde öldürme ve kısasla ilgili hükümler ele alınıyor.

Ayetin devamında bağışlama ve güzellikle ödeme gibi ifadelerin yer alması da dikkate değer.

Burada önemli olan, ağır bir haksızlık karşısında bile ölçünün önemini görmek.

İnsan büyük acı yaşadığında duyguları çok yoğun olabilir.

Öfke, korku ve kayıp duygusu kararlarını etkileyebilir.

Böyle anlarda adalet, kişisel öfkenin sınırsızca büyümesi anlamına gelmemeli.

Soru: Hakkı korumakla öfkeyi büyütmek arasındaki farkı görebiliyor muyuz?

Bu tür meselelerin hükmünü kolayca günlük tartışmalara indirgemeyelim.

Ayetin bağlamını ve hukukla ilgili yönünü ciddiyetle anlamak gerekir.

Fakat adaletli olma sorumluluğunun günlük ilişkilerimizde de karşılığı var.

Bir insan bize yanlış yaptığında onun bütün geçmiş iyiliklerini silip atabiliriz.

Bir tartışmada kendi payımızı hiç görmeden yalnızca karşı tarafı suçlayabiliriz.

Böyle durumlarda ölçüyü yeniden düşünelim.

Bir insanı affetmekle haklı olduğumuz bir sınırı korumak birbirine zıt olmak zorunda değil.

Kendi güvenliğimizi ve başkasının hakkını gözetmek önemlidir.

Ama kin duygusunu bütün hayatımızın merkezine koymamız gerekmez.

İyilik hayatın içine girsin

İbadet, paylaşma, sözünde durma, sabır ve adalet birbirinden kopuk parçalar değil.

Hepsi insanın nasıl biri olmaya çalıştığını gösteriyor.

Birini öne çıkarıp diğerlerini bütünüyle ihmal edersek denge bozulabilir.

Çok kazanmak istiyorsak kazanalım. Ama dürüstlüğü unutmayalım.

Güzel şeylere sahip olabiliriz. Fakat onları hayatın tek amacı hâline getirmeyelim.

Ailemize değer veriyorsak bunu yalnızca sözle değil, zaman ayırarak da gösterelim.

Yardım ettiğimizde gösteriş yapmayı bir ihtiyaç hâline getirmeyelim.

İyiliği yalnızca başkalarından beklediğimizde kendi hayatımızdaki eksikleri unutabiliriz.

Bir insanın cimri olduğunu söylemek kolaydır.

Peki biz elimizdekinden ne kadarını paylaşabiliyoruz?

Bir çalışanın sözünü tutmadığını söyleyebiliriz.

Peki kendi sözlerimize aynı özeni gösteriyor muyuz?

Soru: Başkalarının eksiklerini gördüğüm açıklıkla kendime de bakabiliyor muyum?

Bakara suresinin 177. ayetindeki bütün özellikleri bu yüzden birlikte düşünelim.

İyilik yalnızca tek bir davranışa indirgenmesin.

Hayatımızın bir köşesinde güzel davranırken başka bir köşesinde haksızlık yapmamaya gayret edelim.

Dengemizi korumak için her gün kendimize dönüp bakmaya ihtiyacımız var.

Soru: Bugün iyiliğin hangi tarafını hayatımda eksik bırakıyorum?

Paylaşmak mı? Sözümü tutmak mı? Sabırlı olmak mı?

Kendimize açıkça cevap verelim.

Sonra değiştirebileceğimiz bir davranış seçelim.

Rabbimizden samimiyet, ölçü ve doğruluk dileyelim.

İyilik yalnızca göründüğümüz yön değil, yaşadığımız bütün hayattır.

Benzer Gönderiler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir