A’râf Suresi 54. Ayet: Yaratmak da Yönetmek de Allah’a Aittir
24.01.2021
Gökyüzüne bakarken kendimizi de düşünmek
A’râf suresinin 54. ayeti, dikkatimizi göklere, yere, geceye, gündüze, güneşe, aya ve yıldızlara çevirir. Ardından yaratmanın da emrin de Allah’a ait olduğunu hatırlatır. Bu hatırlatmayı yalnız uzak bir manzara hakkında bilgi olarak okuyup geçmeyelim. Biz de o yaratılmış hayatın içindeyiz. Her gün doğan güneşin altında çalışıyor, gecenin içinde dinleniyor, bize verilmiş bir bedenle yaşıyoruz. Öyleyse ayetin anlattığı kudretle kendi hayatımız arasına bir duvar koyamayız. Benim yaşadığım günler, yaptığım seçimler ve sonunda karşılaşacağım hesap da bu bütünün dışında değildir. Bunu düşünmek hem güvenimizi hem sorumluluk duygumuzu besler.
Bu bölüm, ahiret sahnelerinin anlatıldığı ayetlerin ardından gelir. İnsan, görmediği şeyler hakkında sorular sorabilir. Ölümden sonra ne olacak, yaptıklarımız nasıl karşılık bulacak, dünya hayatının ötesini nasıl düşüneceğiz? Ayet, bakışımızı bildiğimiz ve içinde yaşadığımız âleme yöneltir. Gökleri ve yeri yaratan Allah’ın kudretini hatırlayarak hesap gününü düşünmemize imkân verir. Burada her ayrıntısını bildiğimiz bir gelecek tasarlamıyoruz. Bildiğimizin sınırını kabul ederken, yaratanın bilgisini ve gücünü kendi sınırlı tecrübemizle ölçmeye kalkmamayı öğreniyoruz. Görmediğimiz bir şeyi yalnız henüz görmedik diye imkânsız saymak, düşünmenin kapısını baştan kapatabilir.
Yaratılmış olmakla başıboş olmak aynı şey değil
Yaratmak da emretmek de O’na aittir hatırlatması üzerinde biraz duralım. Allah’ın yarattığını kabul edip sonra hayatımızın O’nunla hiçbir ilgisi yokmuş gibi davranabiliriz. İşyerinde, evde, alışverişte veya bir tartışmada karar verirken sanki bütün ölçüyü yalnız kendimiz koyuyormuşuz gibi hareket edebiliriz. Oysa yaratılmış olmak, sahip olduğumuz imkânların kaynağını düşünmeye çağırır. Bu imkânları nasıl kullandığımızın da bir önemi vardır. Bana verilmiş bir yetkiyi haksızlığa çevirebilir miyim? Kazanabiliyorum diye her kazancı doğru sayabilir miyim? Bir şeyi yapacak gücümün bulunması, onu yapmaya hakkım olduğunu gösterir mi? Ayet bu sorumluluğu unutmamamıza yardım eder.
Bir iş yaptığımızda kendi emeğimizin görülmesini isteriz. Ürettiğimiz bir şeyi anlatır, nasıl hazırladığımızı gösterir, tecrübemizden söz ederiz. Bazen yeni bir iş alabilmek için daha önce yaptığımız işleri örnek gösteririz. İnsan kendi küçük katkısının bile değersiz sayılmasını istemezken, içinde yaşadığı bütün hayatı sıradan bir arka plan gibi görebilir. Buradaki mesele, insanın emeğini küçümsemek değildir. Kendi emeğimizi gerçek sayarken bizi yaşatan imkânları unutmayalım. Başarıyı anlatırken elimizdeki sağlığı, zamanı, öğrenme fırsatını ve diğer insanların desteğini de hatırlayalım. Böylece gayretimizin arkasında duran şartları görür, kendimizi her şeyin tek sahibi sanmayız.
Gece gündüzü izlerken hayat durmuyor
Geceyle gündüzün birbirini izlemesi bize çok tanıdık gelir. Tanıdık olduğu için üzerinde düşünmeyi de kolayca bırakabiliriz. Sabah olur, işe gideriz; akşam olur, eve döneriz. Günlerin akışı içinde hareketsiz kaldığımızı sandığımız anlar bile vardır. Fakat bir yerde oturuyor olmamız, hayatın durduğu anlamına gelmez. Zaman geçer, bedenimiz çalışır, çevremizde değişimler olur. Dün söylediğimiz bir söz bugün bir ilişkinin içinde etkisini sürdürür. Ertelediğimiz bir işin vakti daralır. Bu yüzden ben şimdilik hiçbir şey yapmıyorum demek, her şeyin aynı yerde bizi beklediği anlamına gelmez. Beklemek de geçen zamanın içinde olur.
Bu hareketliliği fark etmek bizi sürekli telaşa sürüklememelidir. Her an bir şey yetiştirmek, hiç durmadan çalışmak veya dinlenmeyi suç saymak başka bir aşırılıktır. Burada hatırlanan şey, bize verilmiş zamanın değeridir. Düşünmek için durabilir, bir karar öncesinde bekleyebilir, yorulduğumuzda dinlenebiliriz. Fakat kaçındığımız bir sorunu hiç düşünmeden bırakmakla, onu daha sağlıklı ele almak için kendimize zaman vermek aynı değildir. Biri sorumluluğu ertelemeye, diğeri daha doğru davranmaya hizmet edebilir. Gece ve gündüzün düzeni içinde kendi hayatımıza da böyle bakabiliriz: Bugün neyi onarmam, neyi öğrenmem ve neyi bırakmam gerekiyor?
Nimetin kıymetini kaybetmeden anlayabilir miyiz?
Derste karşıt durumlar üzerinde durulur. Bollukla darlığı, rahatlıkla zorluğu, sağlıkla hastalığı düşündüğümüzde elimizdekinin değerini daha kolay fark edebiliriz. Fakat bir nimeti anlamak için mutlaka onu kaybetmemiz gerekmez. Sağlığımız yerindeyken şükretmeyi öğrenebiliriz. Yanımızdaki insanın desteğini ancak uzaklaştığında fark etmek zorunda değiliz. Bugün sahip olduğumuz imkânı dikkatle görmek, ileride yaşayacağımız pişmanlıkları da azaltabilir. Her zorluğu aynı sebeple açıklamadan, her insanın şartlarının farklı olduğunu unutmadan kendimize şu soruyu soralım: Ben şu anda hayatımı kolaylaştıran neleri görmezden geliyorum? Bende hep bulunacağını düşündüğüm için hangi nimeti sıradanlaştırıyorum?
Sürekli hazır imkânlarla yaşayan bir çocuğu düşünelim. Bir şeyin nasıl kazanıldığını görmediğinde, onun kendiliğinden var olduğunu sanabilir. Yetişkinler olarak biz de benzer bir yanılgıya düşebiliriz. Düzenli bir gelir veya aile desteği, gelecekte hiçbir çabaya gerek kalmayacağı anlamına gelmez. Bununla birlikte çalışmanın tek gerekçesi yoksullaşma korkusu olmamalıdır. Sorumluluğumuzu yerine getirmek, başkasının yükünü hafifletmek ve sahip olduğumuzu faydalı kullanmak da önemlidir. İmkânımız varken öğrenmek, dikkatli harcamak ve ihtiyaç sahibini gözetmek mümkündür. Nimetin değerini bilmek, onu kaybetme endişesiyle sürekli sıkışmak değil, onunla nasıl yaşadığımızı ciddiye almaktır.
Geçmişi suçlayarak geleceği kuramayız
İnsan bazen geçmişteki bir karara takılır. Keşke o mesleği seçmeseydim, keşke o sözü söylemeseydim, keşke başka türlü davransaydım der. Bu sorular bir ders çıkarmamıza yardım ediyorsa değerlidir. Fakat sadece aynı pişmanlığı tekrar ediyorsak bizi bulunduğumuz yerde tutabilir. Olanı değiştiremiyoruz diye bundan sonrasını da bütünüyle kaybetmiş değiliz. Bugün önümüzde ne var? Hangi yanlışı tekrarlamamak için tedbir alabiliriz? Zarar verdiğimiz bir durum varsa neyi telafi edebiliriz? Geçmişe dürüstçe bakmak, kendimizi sürekli cezalandırmak değildir. Geçmişin bilgisini bugünkü davranışımıza taşıyabilmektir. Pişmanlık ancak böylece yeni bir başlangıca kapı aralayabilir.
Suçu bütünüyle başkasına yüklemek de bizi benzer bir yerde durdurur. Eşim böyle yapmasaydı, çocuğum şunu söylemeseydi, o kişi önüme çıkmasaydı diye düşünebiliriz. Başkalarının yaptıklarını inkâr etmek zorunda değiliz. Haksızlığı görmek, hakkımızı aramak ve gerektiğinde kendimizi korumak önemlidir. Ama benim vereceğim karşılık da bir seçimdir. Bir tartışmanın içinde kırıp dökmeyi, dedikoduyu veya yeni bir haksızlığı mecburiyet gibi gösteremeyiz. Karşı tarafın yanlışı benim bütün davranışlarımı otomatik olarak doğru yapmaz. Tam da zorlandığımız yerde, kendi sınırımızı ve sorumluluğumuzu ayırt etmeye ihtiyacımız vardır. Bunu yapmak kolay değildir; fakat değişim için gerçek bir başlangıçtır.
Öfkenin yükseldiği bir ortamda hemen son sözü söylemek zorunda değiliz. Gerekiyorsa tartışmaya ara verebilir, sakinleşebilir, sonra daha açık bir konuşma yapabiliriz. Ara vermek, meseleyi yok saymak değildir. Neyi duyduğumu, neyi yanlış anlamış olabileceğimi ve ne söylemek istediğimi düşünmek için bir fırsattır. Kendi içimizi dinlerken yalnız haklı olduğumuz noktayı değil, aşırıya gittiğimiz noktayı da arayalım. Bir başkasına olayı anlatırken çözüm mü arıyoruz, yoksa onu herkesin gözünde küçük düşürmeye mi çalışıyoruz? Bu ayrımı görmek, küçük bir anlaşmazlığın daha geniş bir kırgınlığa dönüşmesini önleyebilir. Sakinlik, sorunu çözmek için alan açar.
Bilmediğimiz yerde sınırımızı tanımak
Ayette göklerin ve yerin altı günde yaratılması anılır. Bu ifadeyi düşünürken insanın zamanla ilgili bilgisinin de sınırlı olduğunu hatırlayalım. Gündelik hayatımızda günü alıştığımız ölçülerle sayarız. Fakat ayetin bütün ayrıntılarını bu alışkanlığımızla çözdüğümüzü söylemek başka bir iddiadır. Derste de bilinmeyen ayrıntılar hakkında acele kesinlik üretmek yerine, ayetin bize yönelttiği temel hatırlatmaya dönülür. Yaratılışın bilgisi, Allah’ın kudreti ve insanın yeri üzerinde düşünürüz. Anlamadığımız bir nokta varsa araştırırız; bilmiyorum diyebilmekten kaçınmayız. İnancımızı güçlü göstermek için bilmediğimiz konuda kesin konuşmak zorunda değiliz. Dürüst bir soru, temelsiz bir cevaptan daha değerlidir.
Gökyüzü, zaman ve yaratılış hakkında düşünmek, her sözü bir bilimsel açıklama gibi sunmamızı da gerektirmez. Ayetin öğüdünü duymakla ayrıntılı bir uzmanlık iddiası arasında fark vardır. Burada hayatın sahibini, düzeni ve sorumluluğu düşünmeye çalışıyoruz. Okuduğumuz ifadeyi kendi tahminlerimizle doldurursak, bir süre sonra tahminimizi ayetin kendisi gibi anlatabiliriz. Bu yüzden neyin doğrudan metinde bulunduğunu, neyin bizim yorumumuz olduğunu ayırmak gerekir. Böyle bir dikkat merakımızı azaltmaz; onu daha sağlam bir zemine taşır. Öğrenmeye devam ederken hem kaynağa hem de bilgi sınırımıza saygı göstermiş oluruz. Kendi anlayışımızı mutlaklaştırmadan da ayetten derin bir öğüt alabiliriz.
Bedenimiz bile yalnız emrimizle çalışmıyor
Kendi bedenimizi düşünmek de bize aczimizi hatırlatabilir. Her kalp atışını tek tek yönetmiyoruz. Yediğimiz bir lokmanın ardından bedenimizde olan bütün işleri bilinçli talimatlarımızla yürütmüyoruz. Buna rağmen gündelik alışkanlık içinde bu hayatı tamamen elimizdeymiş gibi görebiliyoruz. Buradan bedenimizi ihmal etme sonucu çıkmaz. Tam tersine, bize emanet edilen hayatı korumaya çalışmak, dinlenmek ve ihtiyaç olduğunda uzman desteği almak sorumluluğumuzdur. Hatırlatılan şey, imkânlarımızın sınırsız olmadığıdır. Gayret gösterebiliriz ama her sonucu garantileyemeyiz. Kendimize iyi bakmakla hayatın mutlak sahibi olduğumuzu sanmak arasında önemli bir fark vardır. Şükür, bu farkı görebilmeyi de içerir.
Özgürce karar verebilmemiz de bizi yaratılmış olmanın dışına çıkarmaz. Bir sözü söyleyebilirim, bir alışverişe girebilirim, bir iyiliği erteleyebilirim. Fakat seçme imkânı, bütün sonuçları benim belirlediğim anlamına gelmez. Her istediğime ulaşamadığımda değersizleşmem; her ulaştığımda da başkalarından üstün hâle gelmem. Ayetin hatırlattığı yaratılış ve hükümranlık, bu iki uç arasında daha ölçülü durmamıza yardım eder. Elde ettiğimde şımarmamaya, kaybettiğimde bütünüyle dağılmamaya çalışırım. Başka insanların hakkını gözetirken yalnız kendi gücüme güvenmem. Yaptığımın hesabını vereceğimi düşünmek, kimsenin görmediği yerde de dürüst kalmam için önemli bir hatırlatmadır.
Bir günümüzü düşünürken yalnız yaptığımız büyük işleri saymayalım. Kullandığımız dili, birinin talebini nasıl karşıladığımızı, beklerken gösterdiğimiz sabrı da hatırlayalım. Çünkü sorumluluk çoğu zaman büyük kararların arasında kaybolan bu küçük davranışlarda görünür. Birini dinlemek, yanlış verdiğimiz bilgiyi düzeltmek veya borcumuzu hatırlamak gösterişli olmayabilir. Yine de bunlar hayatımızın gerçek parçalarıdır. Ayetin bize açtığı geniş manzarayla bu küçük adımlar arasında bağ kurabilirsek, düşüncemiz havada kalmaz. Günlük yaşantımızın içinde karşılığı olan bir hatırlamaya dönüşür.
Bundan sonrasını nasıl yaşayacağız?
Bu ayeti okuyup kalktığımızda dünyadaki bütün sorularımız çözülmüş olmayabilir. Yine çalışacağız, karar vereceğiz, bazen yanılacağız ve yeniden öğreneceğiz. Fakat kendimize baktığımız yer değişebilir. Ben her şeyin tek sahibi değilim; bana verilen hayatın içinde sorumluluk taşıyan bir insanım diyebiliriz. Bu düşünce gayretimizi azaltmaz. Gayretimize daha doğru bir yön vermeye yardım eder. Kendimizi göstermek için değil, doğru olanı yapmak için çalışabiliriz. Gücümüz yettiğinde başkasını ezmek yerine destek olabiliriz. Bilgimiz yetmediğinde de eksikliğimizi gizlemek yerine öğrenmeyi seçebiliriz. Günün sonunda önemli olan, bu hatırlatmanın bir davranışımıza gerçekten değmesidir.
Rabbimizden geçmişteki yanlışlarımızı görmeyi ve aynı yanlışlara yeniden dönmemeyi isteyelim. Bizi yarattığı ve yaşattığı için hamdedelim; sahip olduklarımızı kendi üstünlüğümüzün delili saymaktan sakınalım. Geçmişte olanı sürekli yeniden kavga konusu yapmak yerine, bugünün hakkını vermeye çalışalım. Konuşurken ölçüyü, kazanırken dürüstlüğü, karar verirken adaleti ve imkânımız varken paylaşmayı unutmayalım. Göklerin ve yerin yaratıcısını hatırlamak, gökyüzüne bir an bakıp sonra her şeyi unutmakla sınırlı kalmasın. Evimize, işimize, ilişkilerimize ve içimizde taşıdığımız niyete ulaşsın. Yaratmanın da emrin de Allah’a ait olduğunu düşünmek, bize verilmiş bu kısa hayatı daha dikkatli ve daha şükürlü yaşamaya çağırır.
