Şükürden Affetmeye: İmanda Ayrım Yapmamak

18 Ağustos 2023

Soru: Allah neden bize azap etsin; biz şükredip iman ettiğimizde hayatımız nasıl değişir?

Nisâ suresinin bu bölümünde şükür, kötü söz, bağışlama, peygamberlere iman ve verilen söz üzerinde düşünmemizi sağlayan güçlü ayetler vardır.

Konular farklı görünse de ortak bir merkez taşırlar.

İnsan Rabbine karşı nasıl duruyor?

İnsanlara karşı nasıl davranıyor?

Ve kendi nefsinin baskısı geldiğinde hangi ölçüyü seçiyor?

Şükür sadece dilde kalmamalı

İnsan “Elhamdülillah” der.

Fakat şükür yalnızca bir kelime değildir.

Bize verilen iyiliği fark etmek ve ona göre davranmaktır.

Ayetlerde Allah’ın şükreden ve iman eden insana azap etmesinin ne anlamı olacağı sorulur.

Bu ifade bize Rabbimizin merhametini düşündürür.

Soru: Ben şükrettiğimi söylerken, bana verilen nimeti nasıl kullanıyorum?

Para verilmişse onu zulüm için mi kullanıyorum, fayda için mi?

Güç verilmişse insanları eziyor muyum, koruyor muyum?

Aile verilmişse onları sıradan mı görüyorum, emanet mi?

Bilgi verilmişse kibirleniyor muyum, paylaşıyor muyum?

Şükür davranışta görünür.

Zulme uğrayanın söz hakkı

Allah çirkin sözün açıkça söylenmesini sevmez; ancak zulme uğrayanın durumu ayrı tutulur.

Bu, insanın yaşadığı haksızlığı dile getirebilmesine bir alan açar.

Zulüm karşısında susmak zorunda değiliz.

Ama bu izin de sınırsız öfke anlamına gelmez.

İnsan haksızlığa uğradığında ağır sözler söylemek isteyebilir.

Beddua edebilir.

Öfkesiyle bütün sınırları aşabilir.

Soru: Hakkımı anlatırken ben de haksızlığa düşüyor muyum?

Öfke anlaşılır olabilir.

Fakat öfkenin bizi yönetmesine izin vermemek gerekir.

Bir yandan hakkımızı savunuruz.

Bir yandan kendi dilimizi ve kalbimizi korumaya çalışırız.

Affetmek bazen kayıp değil kazançtır

İnsan affettiğinde “Ben kaybettim” diye düşünebilir.

Karşı tarafın yaptığı yanına kaldı sanabilir.

Oysa bağışlamak, her zaman karşı tarafı haklı görmek değildir.

Bazen insanın kendi içindeki yükü bırakmasıdır.

Kur’an affetmenin ve iyiliği açığa vurmanın değerini hatırlatır.

Soru: Yıllardır taşıdığım kin bana ne kazandırdı?

Bir akrabayla yıllarca konuşmamak.

Düğüne gitmemek.

Cenazede bile karşılaşmak istememek.

Kardeşini hayatından tamamen çıkarmak.

Bazen insan “Ben ona ceza veriyorum” sanır.

Ama aslında kendi içinde de sürekli o kişiyi taşır.

Affetmek her ilişkiyi eski hâline getirmek zorunda değildir.

Sınır koyabiliriz.

Mesafe bırakabiliriz.

Ama kinimizi Rabbimize bırakmaya çalışabiliriz.

Allah’a doğrudan yönelmek

İnsan bazen aracı arar.

“Biri gelsin beni kurtarsın.”

“Bir peygamber şimdi yaşasa ona giderdim.”

“Bir veli benim için çözsün.”

Oysa dua bize çok büyük bir yakınlık verir.

Bir devlet başkanına, büyük bir şirket sahibine veya güçlü bir yöneticiye ulaşmak zor olabilir.

Ama Rabbimize yönelmek için randevu gerekmiyor.

Soru: Bu kadar doğrudan bir kapı açıkken ben neden sürekli başka kurtarıcılar arıyorum?

Elçiler bize yolu gösterir.

Ama kulluk Allah’adır.

İnsan sıkıntısını, korkusunu ve ihtiyacını doğrudan Rabbine anlatabilir.

Bu, Allah’ın merhametini ve yakınlığını düşünmemiz için güçlü bir imkândır.

Resuller arasında ayrım yapmamak

Kur’an gerçek iman edenlerin Allah’a ve elçilerine iman ettiğini, resuller arasında ayrım yapmadığını bildirir.

Bu ölçü çok önemlidir.

Hz. Musa’yı, Hz. İsa’yı veya Hz. Muhammed’i birbirine rakip hâline getirmek doğru değildir.

Hepsi Allah’ın elçileridir.

İnsan bir peygamberi yüceltirken diğerini küçümsememelidir.

Aynı şekilde bir peygamberi Allah’a ait özelliklerle anlatmak da tevhid ölçüsünü bozabilir.

Soru: Peygamber sevgim beni Allah’a mı yaklaştırıyor, yoksa peygamberi merkeze koyup Rabbimi mi gölgeliyor?

Elçiye saygı, onun getirdiği mesajı ciddiye almakla anlam kazanır.

Sebep ve sonuçları anlamak

İnsan bazen haram veya yanlış bir davranışın sonucunu hemen görmek ister.

“Faiz haramsa neden herkes batmıyor?”

“Zina yanlışsa neden yapan herkesin başına hemen felaket gelmiyor?”

Bu bakış, hayatın bütün sebep sonuçlarını tek ana sıkıştırır.

Dünyadaki sınavlar her zaman anında sonuç vermez.

Bir davranışın bireysel, ailevi ve toplumsal etkileri zamanla ortaya çıkabilir.

Aynı şekilde doğru bir davranışın karşılığı da hemen görünmeyebilir.

Soru: Ben doğruyu sadece hemen ödül alırsam mı yapıyorum?

Teslimiyet, sonucu kendi takvimimize bağlamamaktır.

Verilen sözü bozmak

Nisâ suresinde geçmiş toplulukların verdikleri sözü bozmaları, Allah’ın ayetlerini inkâr etmeleri ve peygamberlere karşı çıkmaları anlatılır.

Bunları yalnızca tarih bilgisi olarak okumayalım.

Söz vermek bugün de hayatımızın içindedir.

Bir borcu ödeyeceğim deriz.

Bir işi yapacağım deriz.

Evlilikte sadakat sözü veririz.

Bir sorumluluğu kabul ederiz.

Sonra şartlar değiştiğinde sözümüzü unutabiliriz.

Soru: Ben verdiğim sözü çıkarıma göre mi hatırlıyorum?

Sözün ağırlığı, insanın güvenilirliğini belirler.

Hz. İsa hakkında zanna değil bilgiye dayanmak

Ayetlerde Hz. İsa’nın öldürüldüğü iddiası ele alınır ve insanların bu konuda zanna uyduğu belirtilir.

Burada önemli bir ilke vardır.

Bilmediğimiz konuda kesin konuşmamak.

Dini meseleleri söylentiyle değil, delille ele almak.

“Bize böyle anlatıldı” demek her zaman yeterli değildir.

Kaynağa dönmek gerekir.

Soru: İnandığım bilgilerin ne kadarının kaynağını gerçekten biliyorum?

Bu soru bizi araştırmaya çağırır.

Körü körüne reddetmeye değil.

Duyduğumuz her şeyi kabul etmeye de değil.

Kıskançlık ve yanlış bilgi toplumu nasıl etkiler?

İnsanlar bazen başkasının mutluluğunu kendi kaybı gibi görebilir.

Evliliklerde, ailelerde ve akrabalıkta kıskançlık büyük yaralar açabilir.

Yanlış dini bilgiler de bu yaraları büyütebilir.

Bir insanın geçmişi, medeni hâli veya toplumun alışmadığı bir tercihi yüzünden onu değersiz görmek adalet değildir.

Kur’an’ın ölçüsü, insanın nefsini ve önyargısını sürekli sorgulamasını ister.

İyiliği çoğaltmak, sadece bireysel ibadetle olmaz.

Akrabaya destek olmak.

Evlenmek isteyen insanlara yardım etmek.

Borç vermek.

Yuva kurulmasına vesile olmak.

Bunlar toplumsal bağı güçlendirir.

Soru: Ben başkasının hayatını kolaylaştırıyor muyum, yoksa sadece kendi rahatımı mı düşünüyorum?

Şükür, affetmek, sözünde durmak ve elçilere doğru yerden bakmak birbirinden uzak konular değildir.

Hepsi insanın Allah’a teslimiyetini günlük hayatta görünür kılar.

Kin, insanı kendi hayatından da uzaklaştırabilir

Bir insan yıllarca bir akrabasıyla konuşmayabilir.

“Onun olduğu yere gitmem” diyebilir.

Düğünü, cenazeyi ve aile buluşmasını bile bu kine göre düzenleyebilir.

Böylece karşı tarafa duyduğu öfke kendi hayatının da karar vericisi hâline gelir.

Sınır koymak başka, bütün hayatı kine göre kurmak başkadır.

Soru: Affetmediğim kişi hâlâ benim hayatımı uzaktan yönetiyor olabilir mi?

Bağışlamak bazen ilişkiyi yeniden başlatmak anlamına gelmez.

İnsan güveni kaybetmiş olabilir.

Mesafe gerekebilir.

Ama kalpteki yükü Rabbine bırakmaya çalışmak mümkündür.

İnsan bunu yaptığında hem kendi nefsine zulmetmeyi azaltır hem de yeni bir hayat alanı açar.

Zanna dayalı din anlayışından sakınmak

Hz. İsa ile ilgili ayetler, bilgi ile zannın ayrımını açık şekilde hatırlatır.

İnsan dini bir konuda çok emin konuşabilir.

Ama kaynağını sorduğunuzda sadece “öyle duydum” diyebilir.

Bu durum sadece bir konuya özgü değildir.

Günlük hayatımızda da söylentiyi hakikat gibi taşıyabiliriz.

Bir akraba hakkında.

Bir evlilik hakkında.

Bir insanın niyeti hakkında.

Soru: Kesin konuştuğum şeylerin ne kadarı bilgi, ne kadarı zan?

Kur’an üzerinde düşünmek bize bu ayrımı öğretir.

Bilmediğimiz yerde “bilmiyorum” diyebilmek de bir ilim ahlakıdır.

Bu tevazu, bizi yanlış hüküm vermekten korur.

Aynı zamanda yeni bilgiye açık tutar.

Verdiğimiz sözler de imanımızın parçasıdır

Geçmiş toplulukların verdikleri sözü bozması sadece tarihsel bir ayrıntı değildir.

Bugün de insan hayatı sözlerle yürür.

Evlilikte söz veririz.

Borç alırken söz veririz.

Bir işi teslim edeceğimizi söyleriz.

Birine emanet alırız.

Söz tutulmadığında güven aşınır.

Soru: Benim sözüm insanlar için güvenilir mi?

Bazen sözümüzü bozduğumuzda hemen bir gerekçe buluruz.

Şartlar değişti.

Param olmadı.

Canım istemedi.

Karşı taraf zaten şöyle yaptı.

Bazı gerekçeler gerçekten geçerli olabilir.

Ama sürekli mazeret üretmek, sorumluluğu ortadan kaldırmaz.

İnsan yapamayacağını anladığında haber vermeli, özür dilemeli ve mümkünse telafi etmelidir.

Bu da salih davranışın bir parçasıdır.

Akrabalıkta iyiliği yeniden canlandırmak

Toplumda akrabaların birbirinden uzaklaşması sadece duygusal bir kayıp değildir.

Bir zamanlar aile içinde insanlar birbirine borç verir, evlilik kuran gence destek olur, ev eşyası için yardım ederdi.

Bu dayanışma azaldığında insan daha yalnız kalabilir.

Evlenmek isteyen kişi büyük bir maddi yükle tek başına karşılaşabilir.

Aile içindeki küçük destekler bile yeni bir yuvanın kurulmasına vesile olabilir.

Soru: Ben akrabalarımdan sadece ne aldığımı mı düşünüyorum, onlara ne kolaylık sağladığımı da düşünüyor muyum?

Şükür bizi paylaşmaya götürebilir.

Affetmek eski bağları tamamen eski hâline getirmese bile yeni bir iyilik kapısı açabilir.

İnsan kendisine verilen nimeti sadece kendi evinde tüketmek yerine çevresine de taşıdığında toplumsal bağ güçlenir.

İyilik açıkta da gizlide de değer taşır

İnsan bazen yaptığı iyiliğin görülmesini ister. Teşekkür bekler. Karşılık görmeyince kırılır. Oysa iyiliğin değerini sadece insanların tepkisine bağlamak bizi yorabilir.

Kur’an iyiliği açığa vurmayı da, bağışlamayı da Allah’ın bilgisiyle ilişkilendirir. İnsanların görmediği bir iyilik de kaybolmuş değildir.

Soru: İyiliği karşılık almak için mi yapıyorum, doğru olduğu için mi?

Bu bakış affetmeyi de kolaylaştırabilir. İnsan karşı tarafın mutlaka özür dilemesini beklerse yıllarca bekleyebilir. Bazen kendi içindeki yükü bırakma kararı, karşı tarafın davranışından bağımsızdır.

Resuller arasındaki ortak çağrı

Elçilerin dönemleri ve toplumları farklıdır. Fakat temel çağrı Allah’a kulluk ve doğru davranış üzerinde birleşir.

Bir elçiyi kabul edip diğerini küçümsemek, mesajı parçalamaya götürür.

Soru: Peygamber kıssalarını birbirini yarıştırmak için mi, ortak öğüdü görmek için mi okuyorum?

Resullere iman, onların isimlerini saymaktan öte, getirdikleri tevhid ve ahlak çağrısını ciddiye almaktır.

Şükreden insan nimeti fark eder; affeden yükünü hafifletir; iman eden ise Rabbine ait olan yeri hiçbir insana vermez.

Benzer Gönderiler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir