Bolluk mu, Kıtlık mı? İsrafın ve Şükrün Gerçek Ölçüsü
5 Nisan 2023
Bir insanın her şeyi olabilir ama yine de kendisini yoksun hissedebilir mi? Peki imkânları çok sınırlı olduğu hâlde hayatındaki bereketi gören bir insan neye sahiptir?
Bolluğu yalnızca para ve yiyecekle ölçtüğümüzde bu soruya cevap vermek zorlaşır.
Bir evde maddi imkân çoktur, fakat konuşacak kimse yoktur. Başka bir evde para azdır ama insanlar birbirinin yükünü taşır.
Soru: Sahip olduklarımızın miktarına mı bakıyoruz, yoksa onları nasıl kullandığımıza mı?
Kıtlık Bazen Sofrada Değil, İlişkilerde Yaşanır
Kıtlığı duyunca ilk aklımıza yiyecek, para ve geçim derdi gelir. Elbette bunlar önemli ihtiyaçlardır.
Fakat sevgi, ilgi, dayanışma ve aile yakınlığı azaldığında da insan kendisini eksik hissedebilir.
Bir insanın maddi imkânı vardır; ancak paylaşacağı bir aile ortamından uzaktır. Başka biri ekonomik zorluk yaşarken yakınlarının desteğiyle ayakta kalır.
İşte bu iki hayatı aynı ölçüyle değerlendiremeyiz.
Kıtlık ve bolluğun farklı alanlarda yaşanabileceğini fark ettiğimizde, kendimizle ilgili daha doğru sorular sorabiliriz.
Soru: Hayatımın hangi alanında bolluğum var, hangi alanında eksiklik hissediyorum?
Sürekli eksik olana bakarsak elimizdeki nimetleri unuturuz. Sadece sahip olduğumuzla övünürsek ihtiyaç duyduğumuz değişimi fark edemeyiz.
Denge, ikisini birlikte görebilmektir. Ne yokluğu inkâr etmek ne de elimizdekini değersiz saymak.
Bir insan sağlığının, ailesinin veya kendisine verilen çalışma imkânının farkına vardığında şükrü yalnızca dilinde bırakmaz.
O imkânı korumaya ve doğru kullanmaya yönelir. Çünkü nimet, onu nasıl kullandığımızla da ilgilidir.
Bir İneğin ve Küçük Bahçenin Hatırlattığı
Zor şartlarda yaşayan bir aileyi düşünelim. Geçim sıkıntısı var; imkânlar sınırlı.
Ailede bir anne, küçük bir ineği alıp onun bakımına emek veriyor. Ardından kiraladığı bir bahçeyi işlemeye başlıyor.
Baba da çalışıyor. Zamanla evde süt, yoğurt, peynir ve tereyağı bulunuyor.
Burada yalnızca bir gelir hikâyesi yok. Umutsuzluğa teslim olmak yerine eldeki imkânı değerlendirme çabası var.
Anne ve baba aynı aile için farklı yerlerden emek veriyor. Birbirinin yükünü paylaşarak evin ihtiyaçlarını karşılamaya çalışıyorlar.
Soru: Elimizde hiç imkân yok mu, yoksa küçük imkânları görmeden mi geçiyoruz?
Herkesin aynı şartlara sahip olmadığını kabul etmeliyiz. Bir insanın yaşadığı zorluk, başka birinin hayatıyla kolayca ölçülemez.
Ama kendimizi hiçbir şey yapamayacağımıza inandırmak da bizi hareketsiz bırakabilir.
Küçük bir bahçe büyük bir servet değildir. Yine de emekle birleştiğinde bir ailenin sofrasında karşılık bulabilir.
Bu örnek bize ölçüyü hatırlatıyor: Hem imkâna bakacağız hem emeğe. Hem ihtiyaçlarımızı göreceğiz hem de başkasının desteğini unutmayacağız.
Bolluk bazen çok şeye sahip olmak değil, elindekinden doğru biçimde yararlanabilmektir.
İsraf, Yalnızca Artan Yemek Değildir
A’râf suresinin 31. ayetinde yiyip içmekten söz edilirken israf etmeme uyarısı da yer alır. En’âm suresinin 141. ayeti de ürünlerden yararlanırken israf etmemeyi hatırlatır.
Bu uyarıları yalnızca tabakta kalan yemeğe indirgemeyelim. Elbette nimeti çöpe atmak üzerinde düşünmemiz gereken bir davranıştır.
Fakat zamanımızı, paramızı ve ilişkilerimizi nasıl kullandığımıza da bakabiliriz.
Soru: Bir şeyi ihtiyaç duyduğumuz için mi istiyoruz, yoksa elimizde olduğu için mi tüketiyoruz?
Sofrayı çok çeşitli yiyeceklerle doldurabiliriz. Sonra ne kadarını tüketeceğimizi hesaplamadan bir kısmını ziyan edebiliriz.
Bazen de alışveriş yaparken gerçekten kullanacağımızı değil, sahip olunca hoşumuza gideceğini düşündüğümüzü seçeriz.
Bu seçimler tek başına bizi kötü bir insan yapmaz. Ancak alışkanlığa dönüştüklerinde ölçüyü kaybettiğimizi fark etmemiz gerekir.
İnsanların sınırlarını gözetmek de bu dengeyle ilgilidir. Birini çok severken onun zamanına ve imkânına sınırsızca sahip olamayız.
Sevgi göstermekte de sevgi beklemekte de karşı tarafın sınırı vardır. Dengeyi korumazsak iyi niyetle başladığımız ilişkiyi yıpratabiliriz.
Bir yakınımızdan sürekli ilgi istediğimizde, onun sorumluluklarını görmeyebiliriz. Bazen kendi ihtiyaçlarımızın tamamını bir kişiye yüklemeye çalışırız.
Bu noktada kendimize sormalıyız: Sevgimiz destek mi oluyor, yoksa farkında olmadan baskıya mı dönüşüyor?
Nimetlerin değerini bilmek, yalnızca az tüketmek değil, kimsenin hakkını küçümsememektir.
İyilik Yaparken Gizli Bir Pazarlık mı Kuruyoruz?
İnfak ederken niyetimizi gözden geçirmek gerekir. Bir ihtiyaç sahibine yardım ediyoruz; peki bu yardımın karşılığında ne bekliyoruz?
Bize teşekkür edilmesini, herkesin bizi takdir etmesini veya hemen bir ödül görmeyi isteyebiliriz.
Hatta Allah’ın rızasını aradığımızı söylerken içimizde belirli bir sonucu şart koşabiliriz.
Soru: Yardımımız, karşılık beklediğimiz için mi değerli; yoksa bir ihtiyacı karşıladığı için mi?
Bir insan hastalığı için dua edebilir. İşinin bereketlenmesini, ailesinin iyiliğini isteyebilir.
Bunlar dua etmeye engel değildir. Ama birine verdiğimiz yardımı Allah’la yapılmış bir alışverişe çevirmemeliyiz.
Çünkü verdiğimiz malı da, verme imkânını da kendimiz yoktan var etmedik. Sahip olduklarımız üzerinde sınırsız yetkimiz varmış gibi düşünmemeliyiz.
Bu bakış, iyilik yaptığımız kişiyi de korur. Onu bize borçlu hissettirmemeye çalışırız.
Birine destek olduğumuzda onun onurunu incitmek zorunda değiliz. Verdiğimiz yardımı sürekli hatırlatarak onu mahcup etmek de yardımın anlamını gölgeleyebilir.
Bazen küçük bir yardım, büyük sözlerden daha değerlidir. Yeter ki insanın ihtiyacını ve sınırını gözetelim.
İyilik, gösterişten uzaklaştıkça içimizdeki niyeti daha açık gösterir.
İsraf konusundaki ölçüye döndüğümüzde bir ayrıntı daha var: Bir nimeti boşa harcamamakla ona aşırı bağlanmak aynı şey değildir.
Bazen elimizdeki malı korumayı o kadar büyütürüz ki yardıma ihtiyacı olan biriyle paylaşmakta zorlanırız. Bu kez israftan kaçınırken cimriliğe yaklaşabiliriz.
Dengenin iki yanında da dikkat etmemiz gereken davranışlar var. Elimizdeki imkânı ne değersiz sayalım ne de onun bizi yönetmesine izin verelim.
Soru: Birine yardım etmek istediğimde önce gerçekten yapabileceğim şeye mi bakıyorum, yoksa vazgeçmek istemediğim konfora mı?
Bir arkadaşımızın maddi olarak zor durumda olduğunu öğrendiğimizi düşünelim. Büyük bir yardım yapamıyorsak hiçbir şey yapamayacağımızı sanabiliriz.
Ama bazen elimizden küçük bir destek gelir. Onu küçümsemeden, karşımızdaki insanın onurunu da gözeterek davranabiliriz.
Bir başka zaman ihtiyacımız olan yardım yalnızca para olmayabilir. Birini dinlemek, ona zaman ayırmak ya da bildiğimiz bir konuda yol göstermek de destek sayılabilir.
Bu davranışlarda da kendi sınırımızı bilmek gerekir. Başkasına yardım etmek için kendi hayatımızdaki bütün sorumlulukları ihmal etmemize gerek yoktur.
Sevgiyle baskı, yardım ile üstünlük kurma arasındaki farkı koruyalım. Bir insana sürekli iyilik yaptığımızı hatırlatmak, onun bizimle kurduğu ilişkiyi zedeleyebilir.
Bir çocuğa da paylaşmayı yalnızca sözle öğretemeyiz. Evde gördüğü israfı veya paylaşmayı kendi hayatının ölçüsü olarak benimseyebilir.
Bu yüzden sofrada kalan son lokmaya, aldığımız eşyanın kullanımına ve yakınlarımızla konuşma biçimimize dikkat edelim. Şükür bazen çok küçük davranışlarda görünür.
Azın ve çoğun ölçüsü, onu hangi niyetle ve nasıl kullandığımızda belirginleşir.
Öğrendiğimizi Yaşamak İçin Sabır
Doğruyu öğrenmek, hemen kusursuz davranacağımız anlamına gelmez. Bir konuda ilk defa konuşurken heyecanlanabilir, kelimeleri karıştırabiliriz.
Bir başkası bize soru sorduğunda cevap veremeyebiliriz. Bu, öğrenme ve uygulama çabasının bittiği anlamına gelmemeli.
Çıraklık zaman ister. Bir işi tekrar ederek öğrenir, hata yaptıkça eksiğimizi görürüz.
İyilik yaparken de israfı azaltmaya çalışırken de benzer bir süreç yaşarız. Bir gün doğru yaptığımızı ertesi gün tekrar hatırlamamız gerekebilir.
Burada mükemmel görünme isteği bizi zorlayabilir. Herkesin karşısına eksiksiz çıkmak isterken hiç başlamamayı seçebiliriz.
Soru: Yanlış yapmaktan korktuğum için doğru bildiğim şeye hiç başlamıyor muyum?
Bir konuyu öğrenmek ve başkasıyla paylaşmak istiyorsak küçük adımlar atabiliriz. Bilmediğimizi kabul eder, sonra araştırırız.
Mükemmel olma iddiası yerine öğrenmeye açık olmak daha güvenilir bir yoldur. İnsan ancak eksik olduğunu kabul ederse gelişmeye devam edebilir.
Bu süreçte duanın yeri de önemlidir. Allah’tan bağışlanma, doğruyu anlama ve öğrendiğimizi uygulayabilme gücü isteriz.
Bütün bilgisini ve imkânını kendisine mal eden insanın şükrü zayıflayabilir. Oysa her birimiz sınırları olan insanlarız.
Şimdi başlangıçtaki soruya dönelim. Gerçek bolluk nedir?
Bir sofranın bereketini, bir ailenin desteğini, küçük bir yardımın değerini fark edebilmek… Bunlar rakamlara sığmayan zenginliklerdir.
Bugün tek bir nimeti israf etmemek veya bir kişiye karşılıksız destek olmak için adım atabiliriz. Büyük bir imkân beklememiz gerekmiyor.
Rabbimiz bize verilenin kıymetini bilmeyi, eksikliğimizde sabırlı olmayı ve imkânımızı israf etmeden paylaşmayı nasip etsin.
Elimizdekini çoğaltmadan önce, elimizdekine nasıl davrandığımızı değiştirelim.



