Helal Kazanç ve Güven: İbrahim, Lût ve Şuayb’ın Hatırlattıkları
10 Nisan 2023
İşimiz büyüse, paramız çoğalsa ama güvenimizi kaybetsek gerçekten kazanmış olur muyuz?
Günlük hayatta başarıyı çoğu zaman sonuçla ölçüyoruz. Kaç lira kazandık, kaç iş bitirdik, ne kadar ilerledik?
Fakat kazancın nasıl elde edildiği sorusunu atladığımızda önemli bir şey eksik kalır.
Kur’an’da anlatılan kavimler bize yalnızca geçmişte yaşanan olayları değil, kendi kararlarımızın ağırlığını da düşündürür.
Soru: Daha fazlasını kazanma isteği, doğru bildiğimiz sınırı aşmamıza yol açıyor mu?
Şükür ve Nankörlük Arasındaki İnce Çizgi
Semûd kavminin başına gelenleri okuduğumuzda yalnızca bir felaketi görmeyelim. Kendilerine verilen imkâna karşı nasıl davrandıklarını da düşünelim.
Allah’a yönelmek yerine uyarıyı geri çevirmişlerdi. Ellerindeki nimet onları şükre taşımamıştı.
Nankörlük, bazen bize verileni hiç görmemekle başlar. Her şeyi kendi gücümüzün sonucu sanabiliriz.
Sahip olduğumuz aklı, sağlığı, aileyi ve çalışabilme imkânını kendimiz yaratmadık. Bunları her sabah yeniden garanti edilmiş haklarımız gibi görmek kolaydır.
Soru: Başardığım bir işten sonra yalnızca kendimi mi övüyorum, yoksa emeği mümkün kılan nimetleri de hatırlıyor muyum?
Biri bize yardım ettiğinde teşekkür ederiz. Bir yakınımız yanımızda durduğunda onun desteğini kıymetli buluruz.
Fakat hayatımızın bütününe yayılan nimetlere aynı dikkatle bakıyor muyuz?
Şükür, sadece dilimizde güzel bir söz olmak zorunda değildir. O nimeti doğru kullanma çabamız da şükrün hayata yansıması olabilir.
Parayı kazandıysak haksız kazanca yönelmemeyi düşünelim. Ailemiz varsa yakınlarımızın hakkını ve emeğini görelim.
Nimetin bolluğu, onu kullanırken adaletsiz olma hakkı vermez.
Hz. İbrahim’e Gelen Misafirler
Hz. İbrahim’e gelen elçiler selam verir. O da karşılık verir ve misafirlerine ikramda bulunur.
Ardından gelen haberler, insanın kendi imkânlarıyla sınırlı düşünmesinin ne kadar dar olabileceğini hatırlatır. Hz. İbrahim’in eşi için İshak ve ardından Yakup müjdesi söz konusudur.
Buradaki müjdeyi, her insanın istediği sonucun kendisine mutlaka verileceği şeklinde anlamayalım. Anlatılan olay, belirli bir peygamber kıssasının parçasıdır.
Fakat kendi hayatımız için bir soru çıkarabiliriz: Allah’ın kudreti hakkında düşünürken neden her şeyi yalnızca mevcut hesabımızla sınırlıyoruz?
İmkânlarımızı araştırmak gerekir. Fakat bildiklerimizin de sınırı vardır.
Bir işe başlarken çok sayıda şartı yerine getiririz. Bir tasarım üretir, bir ürün geliştirir veya yeni bir iş öğreniriz.
Ortaya çıkan işte emeğimiz vardır. Ama o emeği verebilecek aklı, bedeni ve imkânları bütünüyle kendimize mal edemeyiz.
Bir işimizin güzel sonuçlanması bizi kibirli yapmamalıdır. Başarının yanında şükrü de öğrenmeliyiz.
Bu düşünce, insanın elindeki işi ihmal etmesine gerekçe değildir. Tam tersine, bize verilen imkânı doğru kullanmaya çağırır.
Hz. Lût’un Zor Günü
Hz. Lût’un kıssasında misafirlerini korumaya çalıştığı zor bir zaman anlatılır. Kavminin davranışları karşısında kaygı duyar.
Bir insan için en ağır sınavlardan biri, doğru bildiğini savunurken çevresindeki insanların baskısıyla karşılaşmaktır.
Soru: Kalabalığın yaptığı her şeyi normal saymak zorunda mıyız?
Bir topluluğun alışkanlığı, bir davranışın doğru olduğuna tek başına kanıt değildir. Aynı şekilde başkasının hayatı hakkında hüküm verirken de ölçümüzü kaybetmemeliyiz.
Kıssada uyarı, sorumluluk ve sonucun ağırlaşması üzerinde duruluyor. Biz bu anlatıyı kendi davranışlarımızı gözden geçirmek için okuyabiliriz.
Zorlukla karşılaşan bir insanın ne hissettiğini küçük görmeyelim. Herkesin kendi şartları ve kendi taşıdığı yük var.
Hakikati savunmak, başkalarının acısından sevinç çıkarmak değildir. Doğruyla yanlışı ayırırken merhameti korumaya ihtiyacımız var.
Geçmişteki bir kavmin sonunu bugün yaşayan belirli insanlara veya ülkelere kesin hüküm olarak taşımak da doğru değildir. Ne zaman ne olacağını bildiğimiz iddiasında bulunmayalım.
Kendimiz için yapabileceğimiz şey, hangi baskı altında olursak olalım hakkı korumaya çalışmaktır.
Şuayb’ın Ölçü ve Tartı Uyarısı
Hz. Şuayb’ın kavmine söylediği sözlerin merkezinde adalet var. Ölçüyü ve tartıyı eksiltmemelerini istiyor.
Üstelik karşısındaki insanların bolluk içinde olduğunu hatırlatıyor. Yani haksızlık her zaman ihtiyaçtan doğmuyor.
Bazen elimizde yeterince şey varken daha fazlasını almak için ölçüyü bozuyoruz.
Soru: Bir işte yaptığımız hile, küçük olduğu için önemsiz mi?
Bir ürünü satarken niteliğini saklamak, söz verdiğimiz şeyi eksik teslim etmek veya karşı tarafın bilmediğinden yararlanmak da bu soruyu günümüze taşır.
Şuayb’ın çağrısında helal kalan kazancın daha hayırlı olduğuna dikkat çekilir. Burada kârın miktarından önce kazancın niteliği sorgulanıyor.
Bir mağazamız olduğunu düşünelim. Ürünün eksik yanını müşteriye açıklamazsak belki o an daha çok para alırız.
Fakat geride nasıl bir güven bırakırız? Bir defalık kâr için dürüstlüğümüzü zedelemiş olmaz mıyız?
Aynı ilke ortaklıkta da geçerlidir. İş büyüsün diye verdiğimiz sözlerden dönersek, rakamlarda görünen kazanç ilişkinin güvenini onaramayabilir.
Kavmi Şuayb’a, malları üzerinde diledikleri gibi davranmalarına neden karıştığını sorar. Kendi malımızın sahibi olduğumuzu söylemek, başkasına zarar verme yetkisi değildir.
Para bizim olabilir; fakat o parayı elde ederken ve harcarken başkalarının da hakkı olabilir.
Ölçü ve tartı yalnızca pazardaki teraziden ibaret değil. İşimizdeki adaletin, sözümüzdeki güvenin de sınavıdır.
Az kazansak bile doğru kazandığımızı bilmek, hileyle büyüyen bir hesabın üzerinde durmaktan daha değerlidir.
Ölçü konusunu aile hayatımıza da taşıyabiliriz. Bir insana söz verirken o sözü yerine getirmenin şartlarını düşünmemiz gerekir.
Bir çocuğa pahalı bir hediye almak isteyebiliriz. Ama o hediyeyi alabilmek için günlerce onu görmeyecek kadar çalışmak zorunda kalıyorsak başka bir bedel ödüyor olabiliriz.
Bu, çalışmamak gerektiği anlamına gelmez. Çocuğumuzun yalnızca eşyaya değil, ilgimize ve güvenimize de ihtiyaç duyduğunu hatırlamak gerekir.
Soru: Sevdiklerimizin istediğini sandığımız şeyle gerçekten ihtiyaç duydukları aynı mı?
Bazen çevremizin beklentisini kendi görevimiz sanırız. Herkes daha büyük bir eve geçiyorsa bizim de geçmemiz gerektiğini düşünürüz.
Sonra işimizi büyütme telaşı içinde verdiğimiz sözler ağırlaşır. O sözleri tutamadığımızda hem kendimiz hem başkaları zarar görebilir.
İnsan bir ürünün fiyatını söylerken küçük bir hileye başvurduğunda bunun kimseyi etkilemeyeceğini düşünebilir. Fakat karşıdaki kişi ona güvenerek karar vermiştir.
Bu yüzden Şuayb’ın ölçü ve tartı uyarısını yalnızca eski pazarlara ait bir konu olarak bırakmayalım. Bugünün sözleşmelerinde ve alışverişlerinde de doğruluk gerekir.
Hz. İbrahim’e gelen misafirlerle ilgili anlatımda da ikram ve nezaket görünür. İnsanın başkasına nasıl yaklaştığı, sahip olduğu imkânlardan bağımsız bir değerdir.
Bir ziyaretçiye güler yüz göstermek için zengin olmamız gerekmez. Bir müşteriye doğruyu söylemek için de herkesten güçlü olmamız gerekmez.
Bazen doğru davranış çok basit görünür. Fakat nefsimiz kazanca veya gösterişe yöneldiğinde onu sürdürmek gerçek bir irade ister.
Dürüstlüğün bedeli bazen görünen kârdan vazgeçmektir; güvenin değeri ise yalnızca para ile ölçülmez.
Sahip Olduklarımız Bizi Nereye Götürüyor?
İnsanın dünyalık imkânları artabilir. Daha iyi bir ev, daha güzel bir araba, daha geniş bir iş isteyebilir.
Fakat bunlar uğruna ailesine ve çevresine karşı sorumluluğunu unutmaya başladığında kendisine yeni bir soru sormalı.
Sahip olduklarımızın bize hizmet etmesi başka, bizim bütün hayatımızı onlara bağlamamız başka şeydir.
Bir ailede çocukların eğitimi, büyüklerin ihtiyacı ve yakınların hakkı vardır. İş hayatındaki başarı, bu sorumlulukları bütünüyle yok saymayı haklı çıkarmaz.
Soru: Bir gün bugün sahip olduğum şeyleri kaybetsem, geriye nasıl bir insan kalır?
Dürüstlüğümüz, şükrümüz ve başkalarına karşı güvenilirliğimiz de birer birikimdir.
Hz. İbrahim’in misafirperverliğini, Hz. Lût’un zorluğunu ve Hz. Şuayb’ın ölçü çağrısını birlikte düşündüğümüzde aynı noktaya varabiliriz.
Nimetin yanında şükür, baskının yanında kararlılık, kazancın yanında adalet gerek.
Bugün tek bir işimizde ölçüyü yeniden gözden geçirelim. Müşteriye verdiğimiz söz, ortağımıza karşı tutumumuz veya ailemizle kurduğumuz ilişki olabilir.
Rabbimiz bize helal kazancı, şükrü ve güvenilir olmayı nasip etsin. Daha çok kazanmak isterken doğruyu kaybetmekten bizi korusun.
Gerçek kazanç, elimizde kalan paradan önce arkamızda bıraktığımız güvendir.
