Sonuç Bizim Elimizde mi? Nasip, Kısmet ve Gaybın Sınırı
19 Kasım 2021
Soru: Bir şeyi çok istedik, bunun için çalıştık, sebeplerini oluşturduk. Peki sonuç yine de neden bizim istediğimiz gibi olmayabiliyor?
İnsan hayatı hedeflerle ilerliyor.
Evlenmek istiyoruz, bir iş kurmak istiyoruz, borcumuzu kapatmak istiyoruz, çocuğumuzun iyi bir eğitim almasını istiyoruz.
Bazen de bir evi, arabayı ya da belli bir kariyeri hedefliyoruz.
Bunların hiçbiri kendi başına yanlış değil.
Ama hedefe doğru yürürken iki şeyi birbirine karıştırıyoruz: Yapabileceklerimiz ile sonucunu bilemeyeceğimiz şeyleri.
Hedefe giderken oluşturduğumuz sebepler
Bir insan evlenmek istiyorsa bunun için sebepler oluşturur.
Tanışır, çalışır, para biriktirir, yuva kurabilecek şartları hazırlamaya uğraşır.
Bir öğrenci üniversiteyi kazanmak istiyorsa ders çalışır, eksik olduğu konuda destek alır, zamanını düzenler.
Bir iş insanı yeni bir proje almak istiyorsa müşterisiyle görüşür, üretimini hazırlar, teklif verir, işini takip eder.
Bunların tamamı hedef doğrultusunda oluşturduğumuz sebeplerdir.
Bu anlatımda buna “nasip” deniliyor: İstediğimiz sonuca doğru bizim oluşturduğumuz sebepler.
Fakat her sebebimiz doğru olmayabilir.
Bazen acele ederiz. Bazen kırıcı konuşuruz. Bazen yalan söyleriz. Bazen bir hedef uğruna başkasının hakkını görmezden geliriz.
O zaman hedefe yaklaştığımızı zannederken başka bir problem oluşturabiliriz.
Soru: Hedefimize giderken yalnızca sonuca mı bakıyoruz, yoksa o sonuca hangi yoldan gittiğimize de bakıyor muyuz?
Çünkü hedef güzel olsa bile, ona götüren her yol güzel değildir.
Evlilik isteği güzel olabilir ama bu süreçte insanları kırmak doğru değildir.
Kazanç istemek normaldir ama haksız kazanç doğru değildir.
Başarılı olmak normaldir ama başkasını ezerek yükselmek doğru değildir.
Hedefin doğruluğu, kullandığımız bütün yöntemleri kendiliğinden doğru yapmaz.
Kısmet dediğimiz yerde başkası da var
Bir insan kendi hedefi için çalışırken aynı zamanda başkalarının hayatına da dokunabilir.
Kendisi evlenmek için para biriktirirken, evlenmeye çalışan bir arkadaşına borç verebilir.
Kendisi sınava hazırlanırken, anlamadığı konuyu arkadaşına anlatabilir.
Kendi işi için müşteri ararken, aslında başka bir firmanın o müşteriye daha iyi hizmet vereceğini görüp onu oraya yönlendirebilir.
İşte burada hedefimizin dışındaki bir iyilik ortaya çıkıyor.
Bu anlatımda “kısmet”, insanın yalnızca kendi çıkarı için değil, başka biri için yaptığı hayırlı davranışlar olarak ele alınıyor.
Sokaktaki taşı kaldırmak, hayvana su vermek, yaşlı birine yardım etmek, bir çocuğu sevindirmek, bilgimizi karşılık beklemeden paylaşmak…
Bunlar küçük görünebilir.
Ama küçük olması değersiz olduğu anlamına gelmez.
Çünkü insan kendi hedefine doğru giderken sürekli “Ben ne kazanacağım?” diye yaşarsa, bütün hayatını yalnızca kendisi etrafında kurar.
Kısmet dediğimiz taraf ise bize şunu hatırlatır: Benim hedefim var ama dünyada yalnız değilim.
İyilik, hedefimizin dışında görünse bile hayatımızın dışında değildir.
Bir müşteriden para kazanma imkânımız olabilir.
Fakat onun için daha doğru olanı biliyorsak ve sırf kendi kazancımız için bunu saklıyorsak, burada bir seçim yapıyoruz.
Tersine, kendi kısa vadeli kazancımızdan vazgeçip onun faydasını gözettiğimizde de bir seçim yapıyoruz.
Bu seçimler insanın kim olduğunu gösterir.
Sonuç neden gaybın içindedir?
Ne kadar sebep oluşturursak oluşturalım, bir yıl sonra ne olacağını bilmiyoruz.
Altı ay sonra yaşayacak mıyız, sağlığımız nasıl olacak, karşımıza kim çıkacak, hangi olay planımızı değiştirecek bilmiyoruz.
Sonuç dediğimiz yer, bizim bilgimizin bittiği yere dayanıyor.
Bu nedenle “Ben bütün sebepleri oluşturdum, artık sonuç kesinlikle böyle olmalı” dediğimizde bilmediğimiz bir alan hakkında kesin hüküm vermiş oluyoruz.
Bir öğrenci çok çalışabilir ama istediği bölüme giremeyebilir.
Sonra yıllar geçer ve başka bir alanda daha başarılı olduğunu görebilir.
Bir insan bir işi almak için aylarca çalışabilir ama son anda iş olmayabilir.
Daha sonra o işin içine girseydi daha büyük bir zarar yaşayacağını fark edebilir.
Bazen bunu hiç öğrenemeyiz.
Soru: Bilmediğimiz geleceği kontrol etmeye çalışmak yerine, bugün elimizde olan tercihlere odaklanabilir miyiz?
Çalışmak elimizde.
Dürüst olmak elimizde.
Yalan söylememek elimizde.
Birinin hakkını yememek elimizde.
Elimizden geldiğince iyilik yapmak da elimizde.
Ama geleceğin tamamı elimizde değil.
Bu ayrımı yapamadığımızda insan ya kendisini her şeyin sahibi zannediyor ya da istediği olmayınca tamamen yıkılıyor.
Özgür irade, uyarı ve sınırlar
İnsan yanlış bir şeyi de isteyebilir.
Hırsızlık yapmayı, birini kandırmayı ya da harama girmeyi seçebilir.
Seçim hakkımızın olması, seçtiğimiz her şeyin doğru olduğu anlamına gelmez.
İnsan bazen yanlış bir yola giderken önüne uyarılar çıkar.
Bir ilişki sürekli sorun üretiyor olabilir.
Bir ticarette sürekli yanlış yapıyor olabiliriz.
Vücudumuz bile aşırılığa karşı bizi uyarır.
Çok yediğimizde rahatsız oluruz. Dinlenmeden çalıştığımızda yoruluruz. Bir sınırı sürekli aştığımızda sonuçları ortaya çıkar.
Burada musibeti, insanın durup kendisine bakmasına vesile olan bir uyarı gibi düşünmek gerekir.
Ama insan bazen uyarıya rağmen ısrar eder.
İşte özgür irade burada görünür.
“Ben bunu istiyorum” demekle “Bu benim için mutlaka hayırlıdır” demek aynı şey değildir.
Bazen bir hedefe ulaşmamamız da bizi başka bir zarardan koruyabilir.
Bazen kaybettiğimizi zannettiğimiz şey, bizi daha büyük bir yanlışın içine girmekten çıkarabilir.
Hayrı yalnızca para ile ölçmemek
Bir haksızlığa uğradığımızda ilk gördüğümüz şey maddi kayıp olabilir.
Paramız gitmiştir, zamanımız boşa çıkmıştır, birisi bize zarar vermiştir.
Fakat hayatın karşılığını yalnızca aynı para ile ölçmek zorunda değiliz.
Bir iyiliğin karşılığı yine para olmak zorunda değildir.
Huzur olabilir, sağlık olabilir, başka bir beladan korunmak olabilir, başka bir kapının açılması olabilir.
Biz bunların hepsini önceden bilemeyiz.
Bu yüzden hayır işlerken de “Ben bunu yaptım, karşılığında şu gelmeli” diye pazarlık yapmamak gerekir.
Sadaka verirken, bir yetimi sevindirirken, birine yol gösterirken ya da bilgimizi paylaşırken bunu yalnızca Allah rızası için yapabilmek önemlidir.
Çünkü iyiliği kendi hedefimizin gizli bir aracına dönüştürdüğümüzde yine kendimize dönmüş oluruz.
Soru: Bugün yalnızca hedefimiz için mi sebep oluşturuyoruz, yoksa başkasının hayatına hayır katacak bir kısmet de oluşturuyor muyuz?
Çalışalım.
Sebep oluşturalım.
Hedefimizi küçümsemeyelim.
Ama sonucu kendimizin mülkü sanmayalım.
Elimizde olan yerde dürüst davranalım, elimizde olmayan yerde Rabbimize güvenelim.
Ve hedefimize yürürken iyiliği yolun kenarında bırakmayalım.
Sonuç bizim elimizde olmayabilir; ama sonuca giderken nasıl bir insan olacağımız bizim seçimimizdir.
Uyarıyı görmek ve kendimizi geliştirmek
İnsan aynı hatayı tekrar tekrar yaptığında, hayat bazen onu durup düşünmeye zorlar.
Kaynakta musibet bu yönüyle de ele alınır: Bir uyarı gelir, insan sınırı görür; ama aynı yolu sürdürürse zarar büyüyebilir.
Bedenimizde de bunu yaşarız. Bir yiyecek bize zarar verdiğinde vücudumuz uyarı verir. Biz aynı davranışı ısrarla sürdürürsek sonucu ağırlaşabilir.
İş hayatında da benzer bir durum vardır. Bir mesleği öğrendik diye gelişmeyi bırakamayız.
Yeni bilgi, yeni teknik ve yeni ihtiyaçlar çıkar. Kendimizi yenilemezsek bir zamanlar işe yarayan bilgimiz yetersiz kalabilir.
Soru: Hedefimize ulaşmayı isterken, o hedefi taşıyabilecek kadar kendimizi geliştiriyor muyuz?
Bir başka ölçü de başkasına verdiğimiz zararı görebilmektir.
Bir aracı tamir ederken başka bir parçaya zarar verdiysek, yalnızca kendi emeğimizi düşünemeyiz. Karşımızdakinin kaybını da hesaba katmalıyız.
Çünkü haksızlık bazen açık bir kötülük şeklinde değil, kendi hatamızı küçümsemek şeklinde ortaya çıkar.
Yusuf kıssasında insanın kontrolü dışında gelişen şeyler de vardır. Her olayın sebebini kendimize yüklemek doğru değildir.
Bu yüzden iki alanı ayırmalıyız: Seçebildiğimiz davranışlar ve kontrolümüz dışında gerçekleşen sonuçlar.
Seçebildiğimiz yerde sorumluluk alalım. Kontrol edemediğimiz yerde ise kendimizi her şeyin sahibi sanmayalım.
Nasip için sebeplerimizi güçlendirelim, kısmet için hayrı çoğaltalım; sonucu ise gaybı bilen Allah’a bırakalım.
