İman Ettim Demek Yetiyor mu? Ahit, İyilik ve Nefsin Hoşlanmadığı Gerçek
11 Ekim 2021
Soru: Allah’a iman ettiğimizi söylüyorsak, bu iman günlük ilişkilerimizde nasıl görünmeli?
Bakara Suresi’nin 83. ayetinden itibaren İsrailoğullarından alınan söz hatırlatılır.
Allah’tan başkasına kulluk etmemek.
Anne babaya iyilik etmek.
Yakınlara, yetimlere ve ihtiyaç sahiplerine iyi davranmak.
İnsanlara güzel söz söylemek.
Salâtı ikame etmek ve zekât vermek.
Bu maddeler çok karmaşık görünmüyor.
Ama insanın sınavı, basit olanı sürekli yaşayabilmesinde başlıyor.
İman, İlişkilerde Görünür
Bir insan Allah’a inandığını söyleyebilir.
Fakat anne babasına kötü davranıyorsa, yakınının ihtiyacını görmüyorsa veya insanlara kırıcı konuşuyorsa kendi sözüyle davranışı arasındaki mesafeyi sorgulamalıdır.
Soru: Benim imanım, en yakınımdaki insanın hayatını güzelleştiriyor mu?
Din sadece zihinde taşınan bir bilgi değildir.
İnsanlarla ilişkimizi de düzenler.
Anne babaya iyilik, yetime sahip çıkmak, ihtiyaç sahibini gözetmek ve güzel söz söylemek hayatın içindedir.
Kayıtta bu emirlerin “çok basit” görünmesine rağmen insanların bunları yaşamakta zorlandığı vurgulanıyor.
Bunun sebebi çoğu zaman bilgisizlik olmayabilir.
Nefsimizin istemediği bir davranışla karşılaşmamız olabilir.
Birine iyilik etmek zaman ister.
Maddi destek vermek fedakârlık ister.
Kırıcı bir söz söylememek öfkemizi kontrol etmeyi gerektirir.
İşte iman burada davranışa dönüşür.
Kitabın Bir Kısmına İnanıp Bir Kısmını Bırakmak
Devam eden ayetlerde birbirinin kanını dökmemek ve insanları yurtlarından çıkarmamakla ilgili söz hatırlatılır.
Sonra bu sözün çiğnendiği anlatılır.
Kayıtta bu bölüm, insanların kitabın hoşlarına giden kısmını kabul edip diğer kısmını terk etmesi üzerinden ele alınıyor.
Soru: Ben de dinin işime gelen kısmını alıp zor gelen kısmını erteliyor muyum?
Dua etmeyi severiz.
Çünkü dua bize umut verir.
Ama kul hakkı konusu çıkarımıza dokunduğunda daha sessiz kalabiliriz.
Allah’ın merhametinden söz etmeyi severiz.
Fakat bize haksızlık yapan birine adil davranmak zorlaştığında aynı ölçüyü unutabiliriz.
İnsan, kendi nefsine uygun olan dini daha kolay yaşayabilir.
Asıl sınav, hoşumuza gitmeyen bir emirle karşılaştığımızda başlar.
Kayıtta “dünya hayatını ahirete tercih etmek” düşüncesi de bu bölümle ilişkilendiriliyor.
Kısa vadeli kazanç uğruna uzun vadeli sorumluluğu unutmak.
İnsanların onayını kaybetmemek için doğru bildiğimizi saklamak.
Bunların hepsi aynı soruya çıkar: Ölçümüz ne?
Nefsin Hoşlanmadığı Gerçek
Bakara Suresi’nde kendilerine nefislerinin hoşlanmadığı bir şey getiren elçilere karşı büyüklük taslayanlardan söz edilir.
Kayıtta bu ifade özellikle dikkat çekiyor.
Çünkü doğru söz her zaman hoşumuza gitmeyebilir.
Soru: Bana yanlışımı söyleyen insana kızıyor muyum, yoksa söylediği şeyin doğru olup olmadığına mı bakıyorum?
Birisi bize “Yalan söyleme” dediğinde, eğer yalanımız çıkarımızı koruyorsa bu söz canımızı sıkabilir.
Birisi “Haksız kazancı bırak” dediğinde, gelirimiz azalacaksa o kişiyi susturmak isteyebiliriz.
Birisi “Anne babana daha iyi davran” dediğinde, kendi mazeretlerimizi anlatmaya başlayabiliriz.
Nefsin hoşlanmadığı şey bazen tam da ihtiyacımız olan uyarıdır.
Bu yüzden uyarıyı getiren kişiyi hemen düşman ilan etmemeliyiz.
Önce söze bakalım.
Doğru mu?
Kaynağı ne?
Bizi hangi davranışa çağırıyor?
Kayıtta bazı tarihî yorumlar ve topluluklarla ilgili genellemeler de geçiyor.
Bunları bütün bir halka veya dine yönelik değişmez hüküm gibi taşımak yerine, Kur’an’daki ahit ve sorumluluk uyarısını kendi hayatımıza yöneltmek daha doğru olur.
İnsan Sözünü Allah’ın Sözü Gibi Sunmamak
Kayıtta önceki ayetlerle bağlantılı olarak, insanların metni kendi çıkarlarına göre değiştirmesi veya Allah’a bilmedikleri şeyleri nispet etmesi üzerinde duruluyor.
Bu tehlike yalnız geçmişte kalmış değildir.
Bugün de bir insan kendi fikrini dinin kesin hükmü gibi sunabilir.
Soru: Ben bir konuda konuşurken Allah’ın sözüyle kendi yorumumu ayırıyor muyum?
Bu ayrım çok önemlidir.
Ayet açıkça ne söylüyor?
Ben ondan ne anlıyorum?
Başka biri nasıl açıklamış?
Bunların hepsi aynı şey değildir.
Bir yorum doğru olabilir.
Ama yorum olduğunu bilmek gerekir.
Böyle yapmazsak kendi nefsimize uygun bir düşünceyi “Allah böyle dedi” diye savunabiliriz.
Kayıtta asıl eleştirilen şeylerden biri de budur.
Dini, dünyalık çıkar karşılığında şekillendirmek.
İnsanları kaybetmemek, para kazanmak veya çevrenin desteğini korumak için gerçeği değiştirmek.
Ahdi Bugün Nasıl Koruruz?
Bütün bu ayetleri sadece geçmişte yaşamış insanların hataları olarak okursak mesajı kaçırırız.
Ahit bugün de bizim için bir sorumluluk düşüncesidir.
Allah’a kulluk ettiğimizi söylüyorsak davranışımızda bunun izini aramalıyız.
Soru: Bugün verdiğim hangi sözü tutmam gerekiyor?
Bir borcu ödemek olabilir.
Bir yakınımıza verdiğimiz sözü yerine getirmek olabilir.
Bir çalışanla yaptığımız anlaşmayı korumak olabilir.
Bir konuda gerçeği saklamamak olabilir.
İman, büyük cümlelerden önce küçük sadakatlerde görünür.
Nefsin istemediği doğruyu kabul edebilmek de bunun bir parçasıdır.
Başlangıçtaki soruya dönelim.
“İman ettim” demek yetiyor mu?
Bu söz değerlidir.
Ama Kur’an bizi sözün davranışa dönüşmesine çağırıyor.
Dünya Hayatını Öne Alınca Ölçü Değişir
Kayıtta Bakara Suresi’nin bu bölümünde, dünya hayatını ahirete tercih etme düşüncesi özellikle vurgulanıyor.
Bu tercih her zaman “Ben ahirete inanmıyorum” cümlesiyle yapılmaz.
Bazen davranışımızla yapılır.
Soru: Bir karar verirken sadece bugünkü kazancı mı görüyorum?
Bir iş için yıllarca sürecek bir güveni kaybedebiliriz.
Kısa vadeli para için uzun vadeli itibarımızı zedeleyebiliriz.
Bir tartışmada haklı çıkmak için aile bağını kırabiliriz.
Dünyayı öne almak bazen tam da budur.
O anki kazancı büyütmek.
Sonraki sonucu küçümsemek.
Ahiret bilinci ise her davranışın hesabını daha geniş bir çerçevede düşünmektir.
Bu yüzden ayetlerde dünya hayatındaki aşağılanma ve ahiretteki karşılık birlikte hatırlatılır.
İnsan yaptığı şeyin sonucunu hemen görmese bile sorumluluğu ortadan kalkmaz.
Güzel Söz de Bir İbadet Ölçüsüdür
83. ayette insanlara güzel söz söyleme emri de bulunur.
Bu ayrıntı çok önemlidir.
Çünkü insan ibadeti çoğu zaman yalnız belirli ritüellerle sınırlar.
Ama dilimiz de kulluğumuzun bir parçasıdır.
Soru: Namazdan çıktıktan sonra evde kullandığım dil, ibadetimle uyumlu mu?
Çocuğumuzu aşağılıyorsak, eşimizi sürekli küçümsüyorsak, çalışanımıza hakaret ediyorsak bu çelişkiyi görmeliyiz.
Güzel söz her zaman yumuşak ve hoş cümle kurmak değildir.
Bazen zor bir gerçeği saygıyla söylemektir.
Bazen haksızlığa itiraz etmektir.
Ama bunu yaparken insanın onurunu çiğnememektir.
Kayıtta “nefsin hoşlanmadığı söz” vurgusu ile “insanlara güzel söz” emrini birlikte düşündüğümüzde güzel bir denge çıkıyor.
Doğruyu saklamayacağız.
Ama doğruyu söylerken kırıp dökmeyi de marifet sanmayacağız.
İman, yalnız söylediğimiz cümlede değil; anne babaya, ihtiyaç sahibine, komşuya ve bize emanet edilen herkese karşı davranışımızda görünür.
Günah ve Düşmanlıkta İşbirliği Etmemek
Kayıtta insanların birbirini yurdundan çıkarması, kan dökmesi ve günah ile düşmanlıkta yardımlaşması üzerinde de duruluyor.
Bu uyarıyı sadece savaş gibi büyük olaylara hapsetmeyelim.
Soru: Ben bir haksızlığı doğrudan yapmasam bile ona destek oluyor muyum?
İş yerinde bir çalışana haksızlık yapılırken sessiz kalabiliriz.
Aile içinde bir kişi sürekli aşağılanırken kalabalığa uyabiliriz.
Bir dedikoduyu başlatmasak bile yayabiliriz.
Böylece yanlışın ortağı oluruz.
İyilikte yardımlaşmak kadar kötülüğe destek vermemek de önemlidir.
Ahit, sadece kendi elimizi temiz tutmak değil, zulmün parçası olmamaya çalışmaktır.
Kayıtta nesiller arasında bilginin aktarılması da sorgulanıyor.
“Ben öğrenmedim, bana anlatılmadı” demek bir yere kadar açıklama olabilir.
Fakat bugün öğrenme imkânımız varsa sorumluluğumuz da başlar.
Soru: Çocuğuma sadece ‘böyle yap’ mı diyorum, yoksa nedenini de öğrenip anlatıyor muyum?
Bir nesil sadece alışkanlık aktarırsa, sonraki nesil o davranışın anlamını kaybedebilir.
Bu yüzden öğrenmek ve öğretmek birlikte düşünülmelidir.
Kendi eksikliğimizi fark ettiğimizde geçmişi suçlamak yerine bugün başlayabiliriz.
Bir başka ölçü de şudur: İnsanlara güzel söz söylemek, gerçeği saklamak değildir. Kayıtta elçilerin nefsin hoşlanmadığı sözler getirmesi hatırlatılıyor. Soru: Hem doğru hem güzel konuşabilir miyim? Bazen sertliği dürüstlük sanıyoruz. Bazen de huzur bozulmasın diye gerçeği hiç söylemiyoruz. Oysa ikisinin arasında bir yol var: Hakikati açıkça söylemek, fakat karşıdakini küçültmeden söylemek.
