İhtiyaç mı, İstek mi? Nasip, Kısmet ve Mizanı Korumak
17 Kasım 2021
Soru: Bir şeyi çok istememiz, ona gerçekten ihtiyacımız olduğu anlamına gelir mi?
İnsan bazen ihtiyacıyla isteğini birbirine karıştırıyor.
Suya ihtiyacımız var. Yemeğe, havaya ve barınmaya ihtiyacımız var. Fakat daha büyük ev, daha iyi araba, daha yüksek makam ya da daha fazla para her zaman ihtiyaç değildir.
İstekler çoğaldıkça, onları ihtiyaç gibi görmeye başlayabiliyoruz.
İşte burada mizan bozuluyor.
İstek büyüdüğünde ölçü kaybolabilir
Bir hedefimiz olabilir. Üniversiteye girmek, meslek sahibi olmak, evlenmek, bir ev almak ya da işimizi büyütmek isteyebiliriz.
Bunların hiçbiri tek başına yanlış değildir.
Sorun, hedefin bütün hayatımızı yönetmeye başlamasıdır.
Soru: İstediğimiz şey gerçekleşmezse hayatımızın anlamı da mı kayboluyor?
Eğer cevap evetse, isteğimiz olması gerekenden daha büyük bir yere oturmuş olabilir.
Hırs burada kendini gösterir. İnsan sonucu o kadar büyütür ki, artık hangi yoldan ulaştığının önemi azalır.
Azim ise başka bir şeydir. Azim, sebeplere çalışır. Hırs, sonucu ele geçirmek ister.
Bir öğrenci üniversiteyi hedefleyebilir. Dersine çalışır, eksiklerini tamamlar, zamanını düzenler. Bunlar onun oluşturduğu sebeplerdir.
Ama sonuç yalnızca onun elinde değildir.
Aynı süreçte annesine yardım etmesi, arkadaşına bildiğini öğretmesi, bir ihtiyacı görmesi de hayatının başka tarafıdır.
İşte hedefe giderken yalnızca kendimizi görüp görmediğimiz burada ortaya çıkar.
Hedefimiz bizi daha bencil yapıyorsa, kazandığımız şeyin yanında kaybettiğimiz şeyi de düşünmeliyiz.
Dünyada sahip olduğumuz şeyler kalıcı değildir. Bugün benim dediğimiz şey yarın elimizden çıkabilir.
Bu yüzden sahip olduğumuz malı, makamı veya imkânı mutlak güvence gibi görmemek gerekir.
Sonuca giderken nasıl bir insan oluyoruz?
Bir işi çok istiyoruz. Önümüze bir fırsat çıkıyor.
O işi almak için yalan söylemek mümkün. Kusurlu malı kusursuz gibi göstermek mümkün. Bir projeyi kazanmak için gerçeği saklamak mümkün.
İşte sınav burada başlıyor.
Soru: Sonuç güzel olacak diye kullandığımız her yol güzel olur mu?
Hayır. Çünkü hedefimiz, yanlış yöntemi doğru hâle getirmez.
İnsan baskı altında kaldığında içindeki ölçü daha görünür olur. Rahat zamanda dürüst olmak kolay olabilir. Kaybetme ihtimali ortaya çıktığında dürüst kalmak daha fazla emek ister.
Evlilikte de böyledir. Birini çok istemek, onu elde etmek için gerçeği saklamayı haklı çıkarmaz.
İş hayatında da böyledir. Kazanmak uğruna karşı tarafın hakkını görmezden gelmek, kazancı temiz hâle getirmez.
Bir hedef için oluşturduğumuz sebeplerin içinde helal ve doğru davranış da olmalıdır.
Çünkü sonuç kadar yolda neye dönüştüğümüz de önemlidir.
Bolluk geldiğinde şükür nasıl görünür?
İnsan yoklukta dua eder. Bolluk geldiğinde ise sahip olduklarına alışabilir.
Evde dört çeşit peynir vardır ama beşincisi olmadığı için eksiklik hissedebilir.
Bu örnek bize şu soruyu sordurur: Gerçekten eksik miyiz, yoksa bolluğa alıştığımız için mi eksiklik hissediyoruz?
Şükür yalnızca dilde söylenen bir kelime değildir. Elimizdekini görmek, israf etmemek ve paylaşabilmek de şükrün hayatımıza yansıyan tarafıdır.
Bir imkâna sahip olduğumuzda, onun yalnızca bize verilmiş özel bir üstünlük olduğunu düşünmeyelim.
Başkasında başka bir yetenek olabilir. Biri kolay konuşur, biri iyi dinler. Biri para kazanır, diğeri insan ilişkilerinde daha güçlüdür.
Sürekli karşılaştırma yaptığımızda kendi imtihanımızı unutabiliriz.
Soru: Başkasına verilen nimete bakarken, bize verilenin sorumluluğunu ihmal ediyor muyuz?
Her insanın zorlandığı yer farklıdır.
Bu farklılık bizi kıskançlığa değil, birbirimizi tamamlamaya götürebilir.
Elimizde fazlalık varsa paylaşmak, yalnızca mal eksiltmek değildir. İnsan kendi benliğinin merkezinden biraz çıkmış olur.
İşte kısmet dediğimiz yerde bu taraf önem kazanır: Yalnızca kendi hedefimize çalışmak değil, başkasına da fayda vermek.
Sebepler bize düşer, sonuç Allah’ın bilgisi içindedir
Bir hedefe ulaşmak için çalışmak gerekir. Sebep oluşturmadan yalnızca sonuç beklemek doğru bir tutum değildir.
Ama sebepleri oluşturduk diye sonucu garanti göremeyiz.
“Ben yaptım, ben kazandım” dediğimiz anda kendimize fazladan bir güç yüklemiş oluruz.
Oysa çalışabilmek bile bir imkândır. Sağlık, zaman, aile, eğitim ve karşımıza çıkan insanlar da sonucun içinde yer alır.
Bu yüzden “inşallah” yalnızca alışkanlık sözü değildir. Geleceğin bütünüyle bizim elimizde olmadığını kabul etmektir.
Kişi sebeplerini oluşturur. Sonra Allah’a dayanır.
Sonuç istediği gibi olduğunda şükreder. Olmadığında ise bütün hayatının bittiğini düşünmez.
Belki istediği bölüm olmaz, başka bir bölüm açılır. Belki istediği iş olmaz, başka bir kapı ortaya çıkar.
Biz geleceğin tamamını göremiyoruz.
Bu nedenle sonucu tek seçenek hâline getirmek yerine, doğru sebepleri oluşturup doğru niyeti korumaya çalışmalıyız.
Hedefimiz Allah’ın rızasına bağlandığında
Bir işi yalnızca para için yaparsak, para gelmediğinde bütün anlam kaybolabilir.
Bir eğitimi yalnızca makam için alırsak, makam çıkmadığında yıllarca verdiğimiz emeği değersiz sayabiliriz.
Ama niyetimizin içinde fayda üretmek, dürüst olmak ve Allah’ın rızasını gözetmek varsa, sonuçtan bağımsız bir anlam da oluşur.
Soru: Bugün peşinden koştuğumuz hedef, bizi Allah’a yaklaştırıyor mu; yoksa bütün dikkatimizi kendimize mi çeviriyor?
Bir adım atalım.
Kendi hayatımızdaki bir hedefi seçelim. Onun için oluşturduğumuz sebepleri yazalım. Sonra şunu soralım: Bu hedefe giderken kime faydam dokunuyor? Nerede hırsım ölçüyü bozuyor? Nerede şükretmeyi unutuyorum?
Nasip için çalışalım. Kısmet için iyilik üretelim.
Sonucu ise kendimizin ilahı hâline getirmeyelim.
İnsanın gerçek dengesi, istediği şeye koşarken kim olduğunu kaybetmemesidir.
Geçmişte oluşturduğumuz sebepler bugün karşımıza çıkabilir
Bugünkü hayatımız yalnızca bugün verdiğimiz kararlardan oluşmuyor.
Daha önce öğrendiğimiz bir bilgi, kurduğumuz bir ilişki veya gösterdiğimiz bir emek yıllar sonra karşımıza bir imkân olarak çıkabilir.
Aynı şekilde geçmişte ihmal ettiğimiz bir sorumluluk da daha sonra önümüze eksiklik olarak gelebilir.
Bu yüzden sebep–sonuç ilişkisini yalnızca anlık düşünmemek gerekir.
Bir öğrenci yıllarca emek verdiğinde, sınav günü yalnızca o günün çalışmasıyla karşılaşmaz. Birikmiş emeğiyle karşılaşır.
Mesleğinde kendini geliştiren biri de yıllar sonra oluşan fırsata hazır hâle gelir.
Soru: Bugün yaptığımız hangi küçük iş, yarın hayatımızda büyük bir sebebe dönüşebilir?
Burada “inşallah” sözü de yeniden anlam kazanır.
İnsan plan yapar ama geleceği sahiplenmez. “Ben kesin yapacağım” derken Allah’ın iradesini ve değişebilecek şartları unutmaz.
Bu bilinç insanı pasif yapmaz. Tam tersine daha dikkatli çalıştırır. Çünkü sebep oluşturmak bize düşer.
Fakat sonuç geldiğinde kendimizi tek sebep görmeyiz.
Başarıda şükür, başarısızlıkta yeniden çalışma imkânı böyle ortaya çıkar.
Bir hedefin gerçekleşmemesi, bütün emeğin boşa gittiği anlamına gelmeyebilir. O süreçte öğrendiğimiz şeyler başka bir kapıda işe yarayabilir.
Bu yüzden hedefe bakarken yalnızca varış noktasını değil, yol boyunca kazandığımız beceriyi ve karakteri de görelim.
Mizan, istemekten vazgeçmek değil; isterken Allah’ı, başkasının hakkını ve kendi sınırımızı unutmamaktır.

