Yâsîn Sûresi Üzerine: Öğüt Almak, İyilik ve Geride Bıraktığımız İzler
Bir insan bize doğru bir söz söylediğinde ne yapıyoruz? Gerçekten dinliyor muyuz, yoksa daha cümlesi bitmeden vereceğimiz cevabı mı hazırlıyoruz?
Bazen değişmek istediğimizi söylüyoruz ama bizi değiştirebilecek bir söze tahammül edemiyoruz. Kendimizi anlatmakta çok istekliyiz; kendimize dışarıdan bakmakta ise zorlanıyoruz. Oysa insanın hayatında yeni bir kapı, bazen “Belki burada benim de görmediğim bir şey vardır” diyebilmesiyle açılıyor.
Yâsîn sûresindeki öğüt, sorumluluk ve hesap hatırlatmalarını kendi hayatımıza yaklaştıralım. Duyduğumuz söz davranışımıza ulaşmadığında, yalnızca kulağımızdan geçip gidiyor. Bir ayeti okumak, o ayetin karşısında kendi niyetimize ve seçimlerimize de bakmaya çağırıyor bizi.
Bunu en çok ilişkilerimizde fark edebiliriz. Bir kırgınlığı düzeltmek istiyoruz. Özlüyoruz, üzülüyoruz, yeniden konuşabilmeyi arzuluyoruz. Ama ilk adımı atamıyoruz. İçimizde bir ses, “Neden önce ben?” diyor.
Bazen bir ilişkinin önündeki mesafe, söyleyemediğimiz birkaç cümleden oluşuyor. Haksız olduğumuz yerde özür dilemek, dinlemeyi kabul etmek, kendi payımızı görmek… Bunlar kolay olmayabilir. Fakat gururumuzu korumaya çalışırken aslında neyi kaybettiğimizi de düşünelim.
Rüzgâr karşısında hiç esnemeyen bir dalın kırılması gibi, kendi düşüncesinden hiç ayrılmayan insan da hem kendisini hem çevresini incitebilir. Esneyebilmek, hatayı kabul edebilmek, düzeltmeye açık olmak hayatımızdaki onarım ihtimalini güçlendirir.
Elbette her ilişkiyi aynı şekilde sürdüremeyiz. Ama kendi yanlışımızı görebildiğimiz bir yerde, sırf ilk adımı atan kişi olmamak için bekliyorsak, o bekleyişin bize ne yaptığını dürüstçe değerlendirelim.
İyilik yaparken de benzer bir iç muhasebeye ihtiyacımız var. Birine yardım ediyoruz. Zamanımızı, emeğimizi, imkânımızı paylaşıyoruz. Sonra beklediğimiz karşılığı göremeyince içimiz daralıyor. “Bir daha kimseye yardım etmeyeceğim” diyecek hâle geliyoruz.
Bu kırgınlığı anlayabiliriz. İnsan görülmek, anlaşılmak, teşekkür duymak ister. Fakat iyiliğin bütün anlamını karşı tarafın vereceği cevaba bağlarsak, kendi niyetimizi de onun eline bırakmış oluruz.
Allah’ın rızasını gözetmek bize daha geniş bir bakış kazandırır. Bir ihtiyacı gördüğümüz için yardım ederiz. İnsanların takdiri eksik kalsa da yaptığımız iyiliğin anlamını korumaya çalışırız. Bunun dünyada mutlaka istediğimiz biçimde karşılığını bulacağını söyleyemeyiz. Yine de iyiliğimizi yalnızca anlık bir teşekkürün içine sığdırmak zorunda değiliz.
Şimdi yardımın sonucuna da bakalım. Bir yakınımızın borcunu ödediğimizi düşünelim. Bir süre sonra aynı nedenle yeniden borçlanıyor. Biz tekrar ödüyoruz. Bu devam ediyorsa, yalnızca iyi niyetimize bakmamız yeterli olmayabilir. Yardımımız gerçekten toparlanmasına mı destek oluyor, yoksa aynı davranışın sürmesini mi kolaylaştırıyor?
Her insanın şartları farklıdır; herkese uygulanacak tek bir karar veremeyiz. Ama yardımın biçimini düşünmek zorundayız. Bazen bir ihtiyacı hemen gidermek gerekir. Bazen de kişinin sorumluluk almasına, öğrenmesine ve kendi imkânını geliştirmesine destek olmak daha kalıcı bir katkı sunabilir.
Merhamet, yaptığımızın etkisini önemsemeyi de içerir. Birinin eğitimine katkıda bulunmak, meslek öğrenmesini desteklemek, kendi ayakları üzerinde durmasına yardımcı olmak bu yüzden kıymetlidir. Paylaşmanın bereketi, bir insanın önünde yeni bir imkân açabilmesinde de görünür.
Hatalarla yüzleşirken ümidimizi de koruyalım. Yanlışını gören insanın önüne yalnızca suçluluğunu koyarsak, bir süre sonra hiçbir şeyi düzeltemeyeceğini düşünebilir. Oysa öğütle birlikte bağışlanma ümidi de vardır. İnsan yanlışını kabul edebilir, tövbe edebilir, yönünü değiştirebilir.
Kendimiz için istediğimiz bu imkânı başkasından da esirgemeyelim. Bir insana hatasını söylerken, onu o hatadan ibaret görmeyelim. Düzeltilebilecek olanı göstermek, bazen yalnızca suçlamaktan çok daha fazla emek ister.
Yâsîn sûresinin yaptıklarımızı ve geride bıraktığımız izleri hatırlatması, sorumluluğumuzu daha da genişletiyor. Biz bir davranışı yapıp geçiyoruz; ama o davranışın etkisi başka bir insanın hayatında devam edebiliyor.
Bir çeşmeden insanlar su içiyor. Bir okulda çocuklar öğreniyor. Öğrettiğimiz bir bilgi, biz orada yokken başka birine fayda sağlıyor. Bir insanın meslek edinmesine verdiğimiz destek, onun ailesinin hayatına da dokunabiliyor.
Aynı şekilde yanlış bir bilgi, kötü bir örnek veya normalleştirdiğimiz bir haksızlık da bizden sonra yayılabiliyor. Bu yüzden yalnızca bugün ne yaptığımızı değil, yaptığımızın başkalarında neyi çoğalttığını da düşünelim.
Bilgi paylaşırken bu sorumluluk özellikle önemlidir. Bir sözü yazıya döktüğümüzde, kaydettiğimizde ya da başkasına aktardığımızda, o söz bizim bulunduğumuz ortamın dışına çıkabilir. Biz sonradan fikrimizi düzeltsek bile, önceki sözümüz bir yerde yaşamaya devam edebilir.
Bu durum bizi öğrenmekten ve paylaşmaktan uzaklaştırmasın. Daha dikkatli olmaya yöneltsin. Emin olmadığımız şeyi kesinmiş gibi söylemeyelim. Kendi yorumumuzu ayetin anlamıyla bir tutmayalım. Bir sözün kaynağını bilmiyorsak onu güvenilir bir dinî bilgi gibi aktarmayalım. Yanlışımızı gördüğümüzde düzeltmeyi de sorumluluğumuzun bir parçası sayalım.
Büyük eserlerden söz ederken küçük davranışlarımızı unutmayalım. Sırada bekleyen birinin önüne geçmemek de bir insanın hakkını gözetmektir. Günlük hayatta adaleti küçük görürsek, büyük sözlerimizin karşılığı zayıflar.
Paylaşırken de gösterdiğimiz şeyden çok taşıdığımız niyeti önemseyelim. Bir ihtiyacı gidermek, insana değer vermek ve elindeki imkânı sorumlulukla kullanmak… İyilik, bu anlayışla hayatımızın içine yerleşebilir.
Hayatın bütün sorularını çözdüğümüzü de düşünmeyelim. Acı, eşitsizlik, doğum ve ölüm karşısında insanın soruları var. Bunları acele cevaplarla kapatmak yerine düşünmeye ve öğrenmeye devam edebiliriz. Kendi varlığımızı kendimiz kurmadığımızı, hayat üzerinde mutlak bir denetimimiz olmadığını hatırlamak bize tevazu kazandırabilir.
Maddi imkânlarımızın artması, bütün seçimlerimizin doğru olduğunu kanıtlamaz. Bir kayıp yaşamamız da geleceğimiz hakkında kesin bir hüküm vermez. Elimizdeki imkânla ne yaptığımıza ve hatamızı gördüğümüzde nasıl davrandığımıza bakalım.
Öyleyse bugün küçük ama gerçek bir adım atalım. Dinlemediğimiz bir sözü dikkatle dinleyelim. Kabul etmekten kaçındığımız bir hatayı kabul edelim. Yardımımızın etkisini düşünelim. Paylaştığımız bilgiyi kontrol edelim.
Bir gün sesimiz susacak, bulunduğumuz yerden ayrılacağız. Ama bir insana öğrettiğimiz şey, verdiğimiz güven, açtığımız imkân yaşamaya devam edebilir. Ardımızda ne kalacağını bütünüyle bilemeyiz; bugün hangi izi bırakmaya çalıştığımızı ise seçebiliriz.
Öğüde açık bir kalp, karşılık hesabına daralmayan bir iyilik ve başkasının hakkını gözeten bir hayat… Elimizden geldiğince bunları çoğaltalım. Bizden sonra hatırlanan yalnızca sözümüz olmasın; o sözün hayatta karşılık bulmuş hâli de olsun.

