Öğüdü Duyuyoruz, Peki Yaşıyor muyuz? İlim, Kararlılık ve Teslimiyet
2 Kasım 2023
Soru: Doğruyu bildiğimiz hâlde neden aynı yanlışlara yeniden dönüyoruz?
Bir öğüt dinliyoruz. O anda ne yapmamız gerektiği bize çok açık geliyor.
Sonra günlük hayat başlıyor, isteklerimiz çoğalıyor, bir sıkıntı çıkıyor ve bildiğimizi unutabiliyoruz.
Demek ki yalnızca duymak yetmiyor.
Hatırlamaya, anlamaya ve öğrendiğimizin arkasında durmaya ihtiyacımız var.
Tâhâ suresinde geçmişten verilen örnekler, hesap hatırlatması ve Hz. Âdem’in yaşadıkları bizi bu noktada düşünmeye çağırıyor.
Geçmiş anlatılıyor, bizim hayatımız soruluyor
Tâhâ suresinin 99. ayetinde geçmişin haberlerinin anlatılması ve Allah katından bir zikir verilmesi hatırlatılıyor.
Zikir üzerinde düşünürken öğüt ve hatırlatma anlamlarını da aklımızda tutalım.
Kur’an’daki kıssaları yalnızca geçmişte yaşanmış olaylar gibi dinlersek, onların kendi hayatımızdaki karşılığını kaçırabiliriz.
Hz. Musa’nın mücadelesini düşünelim.
Bir tarafta Firavun’un zulmü var. Diğer tarafta kurtarılan topluluğun yeniden yanlış tercihlere yönelmesi var.
Dışarıdaki mücadele sona erince bütün sıkıntılar bitmiyor.
İnsan bazen yardım ettiği kişilerle de zorlanabiliyor.
Çocuğuna emek veren bir anne babayı düşünelim. Büyütmekle bütün sorumlulukları sona ermiyor.
Çocuk yanlış bir yola yöneldiğinde onun derdi anne babanın da derdi oluyor.
Bu yüzden hayatı, bir sorunu çözdüğümüzde bir daha hiç zorlanmayacağımız bir yer gibi göremeyiz.
Asıl ihtiyaç, karşılaşacağımız sıkıntılar içinde nasıl davranacağımızı öğrenmektir.
Yakınımızdan gelen bir haksızlıkla karşılaştığımızda ne yapacağız?
Dışarıdan gelen baskı karşısında hangi ölçüyü koruyacağız?
Kur’an’daki iyi örnekler bize bir yön gösteriyor. Yanlışta ısrar edenler ise ibret almamız için anlatılıyor.
Firavun’un davranışlarını dinlerken yalnızca onu eleştirmek kolaydır.
Daha zor olan, kendi kararlarımızda hangi tutumun izinden gittiğimizi görmektir.
Geçmişten verilen örnek, bugünkü tercihimizle buluştuğunda hayatımıza dokunur.
Bir anne babanın öğüdünü düşünelim.
Çocuğunun zarar görmesini istemediği için uyarır. Henüz yaşamadığı bir tehlikeyi ona anlatmaya çalışır.
Öğüdün değeri, yalnızca söylendiği anda etkilenmekle anlaşılmaz.
O uyarıya ihtiyaç duyduğumuz anda nasıl davranacağımız belirleyicidir.
Biz de ayetleri dinlerken kendimize şunu soralım: Bu hatırlatma bugün benim hangi davranışıma yön veriyor?
Hz. Musa’nın zulme karşı mücadelesi, yardım sorumluluğunu da düşünmemize vesile oluyor.
Bir insanın zor durumda olduğunu gördüğümüzde yalnızca bize benzeyip benzemediğine bakmamalıyız.
Haksızlık karşısında iyiliği sürdürmek, yardım ettiğimiz kişinin bütün davranışlarından memnun olmamıza bağlı değildir.
Elbette sonrasında başka sorunlarla karşılaşabiliriz. Fakat insanların yanlış tercihleri, bizim doğru davranma sorumluluğumuzu ortadan kaldırmaz.
Kıssaların hayatımızla ilişkisini kurarken böyle soruları da kendimize yöneltelim.
Yardım ettikten sonra beklediğimiz karşılığı bulamadığımızda, kendi niyetimizi ve tutumumuzu yeniden düşünelim.
İman ve salih amel birlikte
Tâhâ suresinin devamında, öğütten yüz çevirmenin sorumluluğu ve hesap günü hatırlatılıyor.
İnsanın dünyada uzun sandığı zamanın, o gün çok kısa görünmesi üzerinde duruluyor.
Bütün bu hatırlatmalar bizi kendi hayatımıza bakmaya çağırıyor.
Elimizdeki zamanı neye harcıyoruz?
Duyduğumuz uyarıları sürekli erteliyor muyuz?
112. ayette ise iman ederek salih ameller işleyen kişinin haksızlığa ve eksiltilmeye uğrama korkusundan söz ediliyor.
Burada imanla güzel davranışın birlikte anılmasına dikkat edelim.
Soru: Allah’a güvendiğimizi söylüyorsak, bu güven hangi davranışımızda görünür oluyor?
Sadece rahat olduğumuzda mı güveniyoruz?
Yoksa zorlukla karşılaştığımızda da iyilikten vazgeçmemeye çalışıyor muyuz?
İnsanın teslimiyeti, yalnızca güzel sözler söylemesiyle anlaşılmaz.
Sıkıntı içinde hangi yolu seçtiği de bu bağlılığın bir parçasıdır.
İyilik yapmak, güveni ve sorumluluğu hayatın içine taşır.
Bir insanın derdine ilgisiz kalmak yerine ona yardımcı olmaya yönelmek, inancımızın davranışa dönüşmesine örnektir.
Bazen huzuru yalnızca elde ettiğimiz şeylerle ilişkilendiriyoruz.
Bir evimiz olduğunda seviniyoruz. Bir araba aldığımızda şükrediyoruz.
Sağlığımız yerindeyken, işlerimiz yolundayken “Elhamdülillah” demek bize daha kolay gelebiliyor.
Peki elimizdeki bir imkânı kaybettiğimizde Rabbimizle kurduğumuz bağ ne oluyor?
Şükrü yalnızca kazanmanın ardından söylenen bir söze indirgersek, kaybettiğimizde neye dayanacağımızı unutabiliriz.
Para, eşya ve maddi imkânlar hayatımızda yer tutar. Fakat sevgi, güven ve huzur elimizle tutabileceğimiz eşyalar değildir.
Buna rağmen onlara duyduğumuz ihtiyaç çok büyüktür.
İnsanın bütün gücünü yalnızca sahip olduklarına bağlamaması gerektiğini burada daha iyi düşünebiliriz.
İmkânlarımız değişebilir. Ama doğruyu yapmaya çalışmak ve Allah’a yönelmek hayatımızın yönünü korumamıza yardımcı olabilir.
Hesap gününü hatırlamak da yalnızca uzak bir zamanı düşünmek değildir. Bugün yaptığımızın sorumluluğunu görmektir.
İnsanın yıllarca süreceğini düşündüğü hayat, geriye bakıldığında çok kısa görünebilir.
Bu nedenle öğüdü dinlemek için sürekli başka bir günü beklemeyelim.
Kur’an’ın evimizde bulunmasıyla hayatımızda karşılığının bulunması aynı şey değildir.
Onu okuyup anlamaya yönelmediğimizde, bize hatırlatılan sorumlulukları da ihmal edebiliriz.
Bildiklerimizi yalnızca başkalarını değerlendirmek için kullanmayalım. Önce kendi sözümüze, kendi kararımıza ve kendi davranışımıza bakalım.
Acele etmek yerine ilmimizi artırmak
Tâhâ suresinin 114. ayetinde acele etmeme uyarısı ve “Rabbim, ilmimi artır” duası karşımıza çıkıyor.
Bu dua, öğrenme konusundaki tutumumuzu düşünmek için güçlü bir başlangıçtır.
Kur’an’ı ne kadar hızlı bitirdiğimizi konuşabiliyoruz.
Kaç sayfa okuduğumuzu, kaç defa tamamladığımızı söyleyebiliyoruz.
Fakat okuduklarımızın ne kadarını anladığımızı da sormalıyız.
Bilginin sayısını artırmakla, o bilginin hayatımızdaki karşılığını artırmak aynı şey değildir.
Bir ayetin üzerinde düşünmeden diğerine geçmek kolay olabilir.
Ama o ayetin kendi davranışımızla ilişkisini kurmak emek ister.
Bilmediğimiz bir kelime varsa öğrenmeye çalışalım.
Anlamını kavrayamadığımız bir ifade varsa onun üzerinde duralım.
Meal, açıklama ve yorum arasındaki farkı gözetelim. Açıklamak için eklenen bir ifadeyi ayetin kelimesiyle aynı şey sanmayalım.
Bir ayeti tek başına alıp bütün kararımızı ona dayandırmak yerine, ilgili diğer ayetlerle ilişkisini de düşünelim.
Çünkü parçayı anlamaya çalışırken bütünü ihmal edebiliriz.
Aklımıza gelen ilk yorumun mutlaka doğru olduğunu varsaymayalım.
İlim istemek, öğrenmeye ihtiyaç duyduğumuzu kabul etmektir.
İnsan bildiğini düşündüğü bir konuda bile yeni bir ayrıntıyı fark edebilir.
Bu nedenle “Ben artık öğrendim” diyerek okumayı ve düşünmeyi bırakmak yerine, Rabbimizden ilmimizin artmasını isteyelim.
Öğrenmek için ayırdığımız zamanın amacı yalnızca daha çok şey söyleyebilmek olmasın.
Ailemizde, işimizde ve karşılaştığımız sorunlarda daha doğru davranabilmeyi de amaçlayalım.
Bir sıkıntının içindeyken ne yapacağını bilememek insanı yorabilir.
Öğrendiğimiz ölçüleri hatırlamak ise soruna nasıl yaklaşacağımızı düşünmemize yardımcı olur.
Böylece okuduğumuz söz, gündelik hayatımızdan uzak bir bilgi olarak kalmaz.
Öğrenmenin bir süreç olduğunu unutmayalım. Bir anda her şeyi anlayıp bütün davranışlarımızı değiştirmeyi beklemek yerine, anlamaya devam edelim.
Kelimelerin üzerinde durmak önemlidir. Fakat bir kelimeyle uğraşırken ayetin bütün mesajını da gözden kaçırmayalım.
Bir konuda zihnimizde soru oluştuğunda araştırmaya yönelebiliriz. Soruyu hemen kesin bir iddiaya çevirmemiz gerekmez.
İlim arttıkça neyi bildiğimizi daha açık görebiliriz. Henüz öğrenmemiz gerekenleri fark etmek de bu çabanın bir parçasıdır.
Duanın yanında bu emeğe de yer verelim.
Rabbimizden yalnızca işimizin kolaylaşmasını değil, doğruyu görmeyi de isteyelim.
Çünkü ne yapacağımızı bilmeden gösterdiğimiz gayret, bizi istediğimiz yöne götürmeyebilir.
İlmimiz artsın ki seçimlerimizin sorumluluğunu daha iyi anlayalım.
Unutmak ve kararlılığı kaybetmek
115. ayette Hz. Âdem’e ilişkin ahit, unutma ve kararlılık konusu hatırlatılıyor.
Bu hatırlatma yalnızca Hz. Âdem’in yaşadığını konuşmak için değildir.
Biz de unutuyoruz. Biz de doğru bildiğimiz bir konuda kararlılığımızı kaybedebiliyoruz.
Soru: Bir hedefimiz var; peki o hedefi sürdürecek bir kararlılığımız var mı?
Bir şeyi istemekle onun gereğini yapmaya devam etmek arasında fark vardır.
İlk anda çok istekli olabiliriz. Fakat küçük bir zorlukla karşılaşınca geri çekilebiliriz.
Azim üzerinde düşünürken yalnızca güçlü bir arzuya değil, o yönü koruyabilmeye de bakalım.
İnsan unutabilen bir varlıktır.
Bir acının zamanla hafiflemesi, bir kırgınlığın ilk günkü ağırlığını kaybetmesi bunun hayatımızdaki örneklerindendir.
Ancak bu unutkanlık, değer verdiğimiz öğütleri de ihmal etmemize yol açabilir.
Bu yüzden hatırlamaya ihtiyacımız var.
Kur’an’la ilişkimizi yalnızca zaman zaman dinlediğimiz sözlerden ibaret bırakmayalım.
Düzenli biçimde okuyup anlamaya çalışmak, neyi önemseyeceğimizi yeniden düşünmemize vesile olabilir.
Bazen günlük sorunlar bütün dikkatimizi kendine çekiyor.
Bir süre sonra yalnızca kazancımızı, eşyamızı, kırgınlığımızı veya kaybetme korkumuzu düşünür hâle gelebiliyoruz.
Hatırlatma, bizi bu daralmadan çıkarıp daha büyük sorumluluğumuza yöneltiyor.
Hz. Âdem’in yaşadıklarını düşünürken kendi hatalarımızı da görebilelim.
Yanlışımızı savunmak yerine Allah’a yönelmeyi öğrenelim.
Yardım istemek, kendi sınırımızı kabul etmektir.
İnsan her şeyi tek başına yönetebildiğini sandığında, yanılabileceğini de unutabiliyor.
Kararlılığı hırsla da karıştırmayalım. Doğru bildiğimiz yönü korumakla, her istediğimizi mutlaka elde etmeye çalışmak aynı tutum değildir.
Bazen önümüze çıkan bir söz, bir vesvese veya bir arzu bizi kendi hedefimizden uzaklaştırabilir.
O anda neye dayanacağımızı hatırlamak önemlidir.
Bir yanlışı fark ettiğimizde yalnızca geçmişe üzülmekle kalmayalım. O yanlışa götüren tutumu da anlamaya çalışalım.
Hz. Âdem’in yaşadıklarını düşünmenin kendi hayatımızdaki karşılığı burada belirginleşir.
Kusurumuzu görmek, Rabbimizin yardımına ihtiyaç duyduğumuzu kabul etmeye vesile olsun.
İsteklerimizi kim yönetecek?
Nefis üzerinde düşünürken, içimizdeki isteme ve arzu etme yönünü de ele alalım.
Birden fazla seçenek görüyoruz. Sonra hangisine yöneleceğimize karar vermeye çalışıyoruz.
Portakal suyu mu içsek, limonata mı seçsek diye düşünmek bile gündelik tercihlerimize küçük bir örnektir.
Üzümden farklı yiyecekler ve içecekler yapılabiliyor.
Aynı imkân, farklı tercihlere konu olabiliyor.
Hayatımızdaki çeşitlilik arttıkça isteklerimiz de çoğalabiliyor.
Yeni bir renk, yeni bir eşya, yeni bir seçenek dikkatimizi çekiyor.
Fakat bir şeyi isteyebilmemiz, her isteğin peşinden gitmemiz gerektiği anlamına gelmez.
Asıl mücadele, bu istekleri hangi ölçüyle yöneteceğimizde başlıyor.
İçimizdeki arzuyu fark etmeden ona sınır koymakta zorlanabiliriz.
Bu yüzden kendi isteğimizin bizi nereye götürdüğünü düşünelim.
Allah’a yönelirken hidayet isteyelim. Nefsimizin aşırılıklarına karşı yardım dileyelim.
Tâhâ suresinin 116. ayetinde İblis’in karşı çıkışı da hatırlatılıyor.
Bu anlatımın ayrıntıları üzerinde dururken, kabul etme ve itiraz etme tutumlarının kendi hayatımızdaki karşılığını unutmayalım.
Doğruyu duyduğumuzda onu kabul edebiliyor muyuz?
Yoksa kendi isteğimize uymadığı için uzaklaşmayı mı seçiyoruz?
İsteğimizle doğru bildiğimiz ölçü karşı karşıya geldiğinde, nasıl bir seçim yaptığımızı daha açık görürüz.
Bu yüzden nefisle mücadeleyi yalnızca büyük olaylarda aramayalım. Gündelik tercihlerimiz de bizi bir yöne taşır.
Bir arzunun hemen gerçekleşmesini istemek yerine durup düşünmek, hangi niyetle hareket ettiğimizi fark etmemize yardımcı olabilir.
Allah’a sığınmak, bu mücadelede kendimizi yeterli görmemektir.
Başlangıçtaki soruya yeniden dönelim: Bildiğimiz hâlde neden aynı yanlışa dönüyoruz?
Unutuyor olabiliriz. İsteğimizin peşine düşünmeden gidiyor olabiliriz.
Kararlılığımızı korumak için gereken hatırlatmayı hayatımızdan çıkarmış olabiliriz.
Bugün bir öğüdü yeniden hatırlayalım ve kendi davranışımızdaki karşılığını düşünelim.
Sadece duyduğumuzda etkilendiğimiz bir söz olarak kalmasın.
Rabbimiz ilmimizi artırsın, imanımızı güçlendirsin ve yanlışlarımızdan dönmeyi nasip etsin.
Öğüt, yalnızca hatırlandığında değil, bir tercihimizi değiştirdiğinde hayatımıza yön verir.
