Mallar ve Çocuklar Bizi Neden Oyalıyor? Münafikûn Suresinden Bir Uyarı
06.09.2021
Söylediğimizle yaşadığımız birbirine benziyor mu?
İnsan kendisini anlatırken güzel sözler seçebilir. Dürüstlüğü, yardımlaşmayı ve aileye verilen değeri savunabilir. Fakat asıl soru, bu sözlerin günlük hayatımızda nasıl bir karşılık bulduğudur. Verdiğimiz sözü tutuyor muyuz? Bize güvenen birinin hakkını gözetiyor muyuz? Yanlışımız hatırlatıldığında onu kabul edebiliyor muyuz? Münafikûn suresini okurken dikkatimizi yalnız çevremizdeki insanların eksiklerine çevirmeyelim. Söylemle davranış arasındaki mesafe, kendi hayatımıza bakmamız için de önemli bir uyarıdır. Bu dersin merkezinde başkalarına kolayca isim koymak değil, iman ettiğimizi söylerken neyi nasıl yaşadığımızı dürüstçe düşünmek vardır. Böyle bir düşünme, dışarıya verdiğimiz görüntüden içimizde taşıdığımız niyete kadar uzanır.
Birinin etkileyici konuşması bizi hemen güvenmeye yöneltebilir. Bize yakın davranır, iyi bildiğimiz kelimeleri kullanır ve ortak değerlerden söz eder. Bunlar elbette bir yakınlık oluşturabilir; fakat tek başına güvenin bütün dayanağı olmamalıdır. Zaman içinde sözünün arkasında durmasına, sorumluluğunu üstlenmesine ve güçsüz kişilere nasıl davrandığına da bakarız. Aynı dikkat kendimiz için de geçerlidir. Sadece doğru cümleler kurmamız, doğru davrandığımızı kanıtlamaz. Bazen başkasında hemen gördüğümüz bir çelişkiyi kendimizde görmek istemeyiz. O yüzden okuduğumuz uyarının önce bize ulaşmasına izin vermek gerekir. Böylece bilgi, yalnızca insanları sınıflandırdığımız bir ölçü olmaktan çıkar.
Özür karşısında büyüklük taslamak
Surenin 5. ayetinde bağışlanma çağrısından yüz çeviren, büyüklük taslayan bir tutum anlatılır. Bunun gündelik hayattaki karşılığını düşünmek zor değildir. Bir yanlışımız söylendiğinde hemen bunu mu büyüttün, buna mı alındın diyebiliriz. Konuyu davranışımızdan uzaklaştırıp karşıdakinin hassasiyetine taşıyabiliriz. Oysa mesele onun neden üzgün olduğu kadar bizim ne yaptığımızdır. Borcumuzu hatırlatan kişiye kızmak borcu ortadan kaldırmaz. Bir sözümüzün incitici olduğunu söyleyen insana abartıyorsun demek, sözümüzü otomatik olarak doğru yapmaz. Büyüklenmek bazen yüksek sesle övünmekten çok, en küçük bir hatırlatmayı bile kabul edememek şeklinde görünür.
Derste borç örneği üzerinde durulur. Yardım isterken anlayış bekleyen bir insan, geri ödeme zamanı geldiğinde alacaklıyı rahatsız eden kişi gibi gösterebilir. Sanki parayı isteyen yanlış yapıyormuş gibi davranır. Burada kendi sıkıntısını anlatmakla sorumluluğunu inkâr etmek arasında fark vardır. Ödeyemiyorsak dürüstçe söyleyebilir, uygun bir çözüm arayabilir ve sözümüzü ciddiye aldığımızı gösterebiliriz. Fakat üste çıkmak, kaçınmak veya karşıdakini suçlamak güveni aşındırır. Kendimize şu soruyu soralım: Ben zor durumda kaldığımda bana gösterilen anlayışı, yükümlülüğümü unutturmak için mi kullanıyorum? Yoksa o anlayışın karşılığında daha açık ve daha sorumlu davranmaya mı çalışıyorum?
Başkasının duası, bizim dönüşümüzün yerine geçmez
6. ayetteki güçlü uyarıyı düşünürken, insanın kendi tutumunu değiştirmeden yalnız dışarıdan bir yardım beklemesine de bakalım. Başkasının bizim için dua etmesi değerlidir. Fakat bu, yaptığımız yanlışı kabul etmeden aynı davranışı sürdürmemizin güvencesi değildir. Birinden dua istemekle, zarar verdiğimiz bir insana karşı sorumluluğumuzu yerine getirmek birbirinin yerine geçmez. Bağışlanma dilemek, kendi içimize dönmeyi de gerektirir. Ben ne yaptım, kimi incittim, hangi sözü yerine getirmedim diye sorabiliriz. Sırf birinin bizim için güzel bir söz söylemesiyle, değiştirmediğimiz davranışın doğru hâle gelmesini bekleyemeyiz. Dönüşün samimiyeti hayatımızdaki adımlarda görünmelidir.
Bu uyarıları okurken belirli insanların iç dünyası hakkında son hükmü verme yetkisini kendimizde görmeyelim. Bir davranışı yanlış bulabilir, kendimizi koruyabilir ve güven konusunda tedbirli olabiliriz. Fakat bir insanın bütün niyetini bildiğimizi söylemek başka bir iddiadır. Özellikle kırgın olduğumuzda etiket koymak kolaylaşır. Böyle yaptığımızda kendi öfkemizi dinin diliyle haklılaştırma tehlikesi doğar. Bizim için daha faydalı olan, açık davranışları değerlendirmek ve kendi sorumluluğumuzu gözetmektir. Yanlışı küçümsemeden, insanın dönüş imkânını da kendi elimizle kapatmayalım. Hesabın nihai sahibi biz değiliz. Bu sınırı bilmek, hem adaleti hem tevazuyu korumaya yardım eder.
İmkânı baskı aracına çevirmek
7. ayette, elçinin yanında bulunanlara yardım edilmemesini isteyen bir tutum anlatılır. İnsanların geçim imkânını daraltarak dağılmalarını sağlama düşüncesi, gücün nasıl bir baskı aracına dönüşebildiğini gösterir. Ayet göklerin ve yerin hazinelerinin Allah’a ait olduğunu hatırlatır. Elimizde bulunan imkânın mutlak sahibiymişiz gibi davranmak bizi yanıltabilir. Birine destek veriyoruz diye onun vicdanını veya tercihlerini satın almış olmayız. Yardımımızı kesme tehdidiyle insanları istediğimiz yöne zorlamak, paylaşmanın ruhunu bozar. Bazen bunu büyük bir güç gösterisiyle, bazen küçük bir ilişki içinde yapabiliriz. Önemli olan, imkânımızı neye çevirdiğimizi fark etmektir.
Ardından gelen ayette güç ve üstünlük iddiaları üzerinde durulur. Bir topluluk içinde daha varlıklı, daha kalabalık veya daha etkili olmak, insana her istediğini yapma hakkı vermez. Saygınlıkla korkutmayı birbirine karıştırmayalım. İnsanlar yanımızda sadece kaybetmekten çekindikleri için duruyorsa, bu gerçek bir güven bağı olmayabilir. Aynı şekilde birine ihtiyacımız var diye onun her davranışını doğru saymak zorunda değiliz. Gücü adaletin yerine koyduğumuzda hem güçlü olan hem ona bağlı yaşayanlar zarar görür. Sure, bakışımızı görünür imkândan daha geniş bir sorumluluğa çevirir. Bize verilen şeyin kendisi kadar, onu kullanma biçimimiz de önemlidir.
Mallarımız ve çocuklarımız neden anılıyor?
9. ayette iman edenlere, mallarının ve çocuklarının kendilerini Allah’ı anmaktan alıkoymaması hatırlatılır. Burada çalışmak, aile kurmak veya çocuklarımızla ilgilenmek kötülenmiyor. Bunlar hayatımızın gerçek sorumluluklarıdır. Asıl soru, sevdiğimiz ve sahip olduğumuz şeylerin bütün ölçüyü ele geçirip geçirmediğidir. Kazanmak uğruna dürüstlüğü geriye atıyorsak, çocuğumuzun isteği için başkasının hakkını gözden çıkarıyorsak, sevdiğimiz bir insanı kaybetmemek için her yanlışı kabul ediyorsak durup düşünmeliyiz. Hayatımızdaki bir nimet, bizi onu veren Rabbimizi ve O’nun hatırlattığı adaleti unutan bir yere mi taşıyor? Bu soru, sevgimizi daha sorumlu yaşamaya çağırır.
Bir işi büyütmek isteyebiliriz. Fakat işin büyümesi, evdeki bütün konuşmaların susması pahasına gerçekleşiyorsa bir şeyleri gözden kaçırıyor olabiliriz. Akşam eve gelip hâlâ yalnız işle ilgilenirken çocuğumuzun gerçek ihtiyacını duymayabiliriz. Eşimizin sıkıntısını dinlemek yerine ben zaten sizin için çalışıyorum diyebiliriz. Bu söz bazen doğru bir niyet taşısa da ihmal edilen ihtiyacı kendiliğinden karşılamaz. Para, zamanın ve ilginin her yerde yerine geçmez. Diğer taraftan işimizin sorumluluğunu bırakmak da çözüm değildir. Mesele, hepsini aynı anda kusursuz yapmak değil; hangi yükümlülüğün görünmez hâle geldiğini fark edip daha adil bir düzen aramaktır.
Yakınlıkla aşırılık arasındaki ölçü
Anne babamızı aramak, eşimizin hâlini sormak, çocuğumuzu gözetmek güzeldir. Fakat bir kişiye gösterdiğimiz ilgi, diğer insanların hakkını bütünüyle unutturuyorsa denge bozulabilir. Sürekli bir tarafın isteğine göre hareket edip başka bir yakınımızı hiç duymadığımızda ilişkiler gerilir. Bunun çözümü birini sevmekten vazgeçmek değildir. Sevgiyi, sorumluluklarımızı birbirine düşürmeden yaşamayı öğrenmektir. Birinin her isteğini yerine getirememek onu değersiz gördüğümüz anlamına gelmez. Gerektiğinde sınır koyabilmek, konuşabilmek ve adaletli davranmaya çalışmak da sevginin içinde yer alır. Her yakınlığı aynı biçimde yaşamak zorunda değiliz; fakat hiçbirini haksızlığa gerekçe yapmayalım.
Derste çok yerinde bir soru da sorulur: İnsan sürekli dinî sohbetlere gidip evini ve çocuklarını ihmal ederse bu da bir aşırılık değil midir? Evet, görünürde güzel bir faaliyetin içinde olmak, diğer sorumluluklarımızı ortadan kaldırmaz. Bir işveren dışarıda yardım edecek insan ararken kendi çalışanının durumunu hiç görmüyorsa, kendi yakınına bakmayı unutmuş olabilir. Bir aile üyesi her akşam dışarıdayken evde beklenen ilgiyi önemsiz sayıyorsa aynı soruya dönmelidir. Allah’ı hatırlamak, bize emanet edilen insanları görünmez kılmamalıdır. Öğrendiğimiz şeyin işimize, ücret anlayışımıza, sözümüze ve aile hayatımıza ulaşması gerekir. İbadetle davranış arasındaki bağ böylece daha açık görünür.
Ertelediğimiz iyilik için bugünün değeri
10. ayette, ölüm gelmeden önce verilen rızıktan paylaşmak hatırlatılır. Ardından biraz daha zaman verilse sadaka verip iyilerden olmayı isteyen insanın durumu anlatılır. Bu sahne, bize bugünkü imkânın değerini düşündürür. Hep uygun bir zamanı bekleyebiliriz. İşlerim düzelsin, biraz daha kazanayım, yoğunluk bitsin, sonra ilgilenirim deriz. Fakat ertelediğimiz her şeyin gelecekte bizi aynı şekilde bekleyeceğini bilmiyoruz. Bugün yapabileceğimiz küçük bir iyiliğin değeri, büyüklüğünden önce yapılabilir olmasındadır. Vaktimiz, bilgimiz veya maddi imkânımız varsa, bunlarla şimdi ne yapabileceğimizi soralım. İyiliği bütün şartların kusursuz olacağı hayalî bir güne bırakmayalım.
Paylaşmayı yalnız para vermeye indirgemeyelim. Bir yaşlının hâlini sormak, akrabamızı ziyaret etmek, yalnız kalan birini dinlemek veya bildiğimiz faydalı bir şeyi öğretmek de bir katkıdır. Bazen insanın ihtiyacı, kendisiyle konuşacak birinin bulunmasıdır. Bazen de somut bir yardım gerekir; ilgi göstermek o ihtiyacın yerine geçmez. Bu yüzden neye ihtiyaç duyulduğunu anlamaya çalışalım. Kendi rahatımızı bozmadan yaptığımızı yeterli saymak yerine, karşımızdaki insana gerçekten faydalı olup olmadığımızı soralım. Her şeyi yapamayız ama hiçbir şey yapmamak zorunda da değiliz. Yapabildiğimizin hakkını vermek, küçük imkânları küçümsememekle başlar.
İyi niyet davranışta görünür
Benim kalbim temiz demek, yaptığımız her şeyin temiz olduğu anlamına gelmez. Niyetimiz önemlidir; sözümüzün, kazancımızın ve insanlara davranışımızın da önemi vardır. Birini incitip sonra ben kötü düşünmedim demek her zaman yeterli olmaz. Etkiyi görmemiz ve gerekiyorsa düzeltmemiz gerekir. İyilerden olmak, kendimize verdiğimiz bir unvan olmaktan çok, sürekli gözettiğimiz bir sorumluluk olsun. Kimsenin hakkını bilerek hafife almamaya, bize güveneni yanıltmamaya ve gücümüzü zarar vermek için kullanmamaya çalışalım. Bir iyilik yaptığımızda da bunu diğer yanlışlarımızı görmezden gelmenin gerekçesi yapmayalım. İnsanın kendini düzeltme ihtiyacı bir başarıyla bitmez.
Arkadaşlıkların ve çevrenin etkisini de ciddiye alalım. Bize hoş gelen her öneri faydalı olmayabilir. Çok kazanç vaat eden bir teklif, bütün riskleri ve sorumlulukları görünmez kılabilir. Sevdiğimiz birinin söylemesi, düşünme görevimizi ortadan kaldırmaz. Ne öneriliyor, kime ne faydası var, bir haksızlık doğuyor mu diye sorabiliriz. Yanlış bir seçim yaptıysak yalnız beni o yönlendirdi diyerek kendi payımızı silemeyiz. Bununla birlikte yanlış yönlendiren kişinin sorumluluğu da yok olmaz. İki tarafın payını birbirine karıştırmadan kendi seçimimize bakmak gerekir. Uyarıyı dinlemek, araştırmak ve acele etmemek, sonradan büyük pişmanlıklar yaşamamıza karşı önemli bir dikkattir.
Zamanımız varken yönümüzü düzeltmek
Surenin son ayeti, süresi geldiğinde ölümün ertelenmeyeceğini ve Allah’ın yaptıklarımızdan haberdar olduğunu hatırlatır. Bunu yalnız korkuyla okuyup hayatı durdurmak yerine, bugünümüzü daha anlamlı yaşamaya çağrı olarak da düşünelim. Hâlâ özür dileme, öğrenme, paylaşma ve bir yanlıştan dönme imkânımız vardır. Geçmişte hata yapmış olmak iyiliğin kapısını kendimiz için kapatmamızı gerektirmez. Fakat sürekli sonra dersek, elimizdeki fırsatı da kullanmamış oluruz. Bugün bir borcumuzu hatırlayabilir, bir yakınımızı dinleyebilir, bir ihtiyaca destek olabiliriz. Yapabildiğimiz doğru adımı ertelememek, bu hatırlatmanın günlük hayatımızdaki somut karşılığıdır.
Rabbimizden niyetimizi ve davranışımızı birbirine yaklaştırmasını isteyelim. Bizi büyüklenmekten, haksızlıktan, gösterişten ve nimeti unutmaktan korumasını dileyelim. Mallarımızı, ailemizi ve işimizi hayatımızdan çıkarmaya değil, onlarla daha adil ve daha şükürlü yaşamaya ihtiyacımız var. Sevdiğimiz insanların hakkını gözetirken başkalarının hakkını da unutmayalım. Kazancımızı, bilgimizi ve zamanımızı yalnız kendimiz etrafında döndürmeyelim. Bir gün daha yaşamak, aynı alışkanlıkları düşünmeden tekrarlamak için değil, yönümüzü düzeltmek için de bir imkândır. Bugün küçük bir iyilik yapalım, açık bir yanlışımızı kabul edelim ve verdiğimiz bir sözü yerine getirelim. Okuduğumuz uyarı, hayatımıza böyle dokunsun.

