Rahmete Yönelmek ve Ertelememek: Niyetin Sınavı
04.04.2021
Bir güne nasıl başlıyoruz?
Sabah uyandığımızda aklımıza hemen yapılacak işler gelebilir. Yetişecek bir toplantı, evin ihtiyaçları, çocukların hazırlığı veya bekleyen bir konuşma vardır. Gün başlarken çoğu zaman ne yapacağımızı düşünürüz; nasıl bir insan olarak yapacağımızı daha az sorarız. Oysa aynı işi farklı niyetlerle ve farklı davranışlarla yapabiliriz. Bir kazanç elde ederken dürüst kalabilir veya kolayımıza gelen bir haksızlığı görmezden gelebiliriz. Bu derste günün başlangıcını bir dua ve bir muhasebe imkânı olarak düşünüyoruz. Rabbimizden yalnız işlerimizin bitmesini değil, o işleri doğru bir şekilde başlayıp doğru bir şekilde tamamlayabilmeyi istemek üzerinde duruyoruz. Bu hatırlatma, günün bütün ilişkilerine ulaşabilir.
İsrâ suresinin 80. ayetindeki dua, doğrulukla girmek, doğrulukla çıkmak ve Allah katından yardımcı bir güç istemek üzerinde durmamıza vesile olur. Bunu yalnız bir yerin kapısından geçmekle sınırlamayalım. Bir işe, bir görüşmeye, bir ortaklığa veya yeni bir ilişkiye başlarken de doğruluğa ihtiyacımız vardır. Başlangıçta iyi görünmekle sonuna kadar dürüst kalmak aynı şey değildir. İşler zorlaştığında, beklediğimiz kazanç gelmediğinde veya bir anlaşmazlık çıktığında da ölçümüzü koruyabilmeliyiz. Dua bize kendi gücümüzün ve bilgimizin sınırını hatırlatır. Ben nasıl olsa yaparım demek yerine, doğruyu görebilmek ve uygulayabilmek için yardım istediğimizi ifade ederiz.
Dürüstlük, güvenin günlük karşılığıdır
İnsan ilişkilerinde güveni çok önemseriz. Aldığımız ürünün anlatıldığı gibi olmasını, verdiğimiz sözün ciddiye alınmasını, evimizde konuştuğumuz şeylerin dürüstçe karşılanmasını isteriz. Fakat güven sadece istemekle oluşmaz. Küçük davranışlar içinde kurulur ve yine küçük davranışlarla aşınabilir. Söylediğimizle yaptığımız sürekli ayrı düşüyorsa, karşı tarafın bize güvenmesini yalnız yakınlığımıza dayanarak bekleyemeyiz. Uzun yıllar süren bir ilişkinin bile incinmesi mümkündür. Bu yüzden doğruluk, yalnız büyük sınavlarda hatırlanan bir ilke olarak kalmamalıdır. Bugün bir teslim tarihini söylerken, bir kusuru açıklarken veya yapamayacağımız bir isteğe cevap verirken de karşımıza çıkar.
Bir işi bitirirken nasıl davrandığımız da başlangıç kadar önemlidir. Bir ortaklık sona erebilir, bir alışveriş tamamlanabilir, bir ilişki farklı bir yola girebilir. Başta gösterdiğimiz özeni sonradan bırakmak, yaşananları değersizleştirebilir. Artık işim bitti diye yükümlülüğümüzü unutmayalım. Vermemiz gereken bilgi, yerine getirmemiz gereken söz veya iade etmemiz gereken bir şey olabilir. Aynı şekilde ayrılık, insanlara zarar vermenin gerekçesi değildir. Her bitişin bütün ayrıntılarını burada çözemeyiz; fakat doğrulukla çıkmak duası bize son adımın da sorumluluk taşıdığını düşündürür. Bir şeyi dürüstçe bitirmek, yalnız kendimizi rahatlatmak değil, karşı tarafın hakkını gözetmeye devam etmektir.
Dua, sorumluluktan kaçış mı, sorumluluğa dönüş mü?
Allah’tan destek istemek, tedbiri ve çabayı bırakmak değildir. Yardım istediğimiz doğruluğun davranışımızda bir karşılığı olmalıdır. Bir görüşmeye hazırlanabilir, bilmediğimiz konuda araştırabilir, öfkeliyken hemen karar vermemeye çalışabiliriz. Hata ihtimalini kabul etmek bizi zayıf yapmaz. Tam tersine, daha dikkatli davranmaya yöneltebilir. Derste tekrar edilen bizi bize bırakma duasını da bu ihtiyaçla düşünelim. Benim kalbim temiz, o yüzden yanılmam demiyoruz. İyi niyet taşısak da baskı altında yanlış konuşabileceğimizi, isteğimiz ağır bastığında ölçüyü kaçırabileceğimizi kabul ediyoruz. Rabbimizden yardım isterken kendi niyetimizi de gözden geçiriyoruz.
İsrâ suresindeki devam eden ayetler, hak ile batıl üzerinde düşünmeye de çağırır. Burada kendi hoşumuza giden her şeyi hak, hoşumuza gitmeyen her şeyi batıl ilan etmekten sakınalım. Gerçeği aramak, bazen kendimiz hakkında rahatlatıcı olmayan bir şey duymayı da gerektirir. Güzel görünen bir teklifin içindeki eksikliği fark edebiliriz. Kendi savunduğumuz bir düşüncenin yeterli dayanağı bulunmadığını görebiliriz. Bu durumda önemli olan, sözümüzü ne pahasına olursa olsun korumak değil, doğruya yaklaşmaktır. Bilmediğimizi araştırmak, yanlış verdiğimiz bilgiyi düzeltmek ve kesin olmayanı kesinmiş gibi sunmamak da dürüstlüğün içindedir. Hak arayışı önce kendi konuşmamızda görünmelidir.
Rahmete yönelirken elimizde ne var?
A’râf suresinin 156. ayetinde dünya ve ahiret için iyilik istemek, Allah’a yönelmek ve rahmetin genişliği hatırlatılır. Ders bu ayetten hareketle duayı hayatımızdan ayrı bir söz dizisi gibi görmememizi ister. Dünya için iyilik istediğimizde, o iyiliği başkalarına da ulaştırabilmeyi düşünelim. Bize verilen imkân, yalnız kendimize ait bir başarı hikâyesi değildir. Sağlığımız, bilgimiz, vaktimiz ve kazancımızla hangi ihtiyaca katkı verebiliyoruz? Elimizdeki nimeti görmek, kendi emeğimizi inkâr etmek anlamına gelmez. Emeğimizin yanında bize sunulmuş koşulları da hatırlamaktır. Böylece paylaşmak, elimizden zorla alınan bir kayıp gibi değil, sorumluluğumuzun bir parçası olarak düşünülebilir.
157. ayette iyiliği emretmek, kötülükten alıkoymak, temiz şeyler ve ağır yüklerin kaldırılması üzerinde durulur. Bu hatırlatmayı bugün omzumuzda taşıdığımız yüklerle birlikte düşünelim. Gerçek ihtiyacımız olmayan bazı şeyleri edinmek için kendimize gereksiz baskılar kurabiliriz. Daha çok tüketmek, daha çok kazanma zorunluluğu gibi görünmeye başlayabilir. Sonra elimizdeki şeyi kullanacak zamanımız bile kalmayabilir. Elbette her borcun veya zorluğun sebebi tüketim değildir; insanların imkânları ve zorunlulukları farklıdır. Burada kendi seçebildiğimiz alana bakıyoruz. Başkasına iyi görünmek için üstlendiğimiz bir yük var mı? İhtiyaçla gösterişi ayırabilir miyiz? Kendimizi yormadan yaşayabileceğimiz daha sade bir yol bulunabilir mi?
Basit olanı neden küçümsüyoruz?
Dersin önemli bir kısmında küçük ve düzenli adımlar konuşulur. İnsan bazen ancak çok büyük bir şey yaparsa değerli olacağını düşünür. İş açacaksa en büyük yeri ister, bir ürün hazırlayacaksa mutlaka en karmaşığını seçer, bir borcu ödeyecekse büyük bir para gelmesini bekler. Küçük bir başlangıç kendisine yakışmıyormuş gibi hissedebilir. Fakat büyüklük, her zaman sağlamlık değildir. Yapabileceklerimizi, bilgimizi ve taşıyabileceğimiz yükü görmeden başladığımızda zorlanabiliriz. Küçük başlamak hedefimizden vazgeçmek değildir. Öğrenmek, tecrübe kazanmak ve ilerlerken hatalarımızı fark edebilmek için alan açmaktır. Gösterişli bir başlangıçla sürdürülebilir bir yol aynı şey olmayabilir.
Matematik öğrenmeyi düşünelim. Temelleri anlamadan karmaşık sorulara geçersek zorlanırız. Bunun sebebi değersiz veya yeteneksiz olmamız değildir; aradaki adımları atlamamız olabilir. İlişkilerde de benzer bir durum yaşarız. Büyük bir bağlılık göstermek isterken karşımızdakini her gün dinlemeyi unutabiliriz. Çok özel bir hediye düşünürken verdiğimiz basit sözü yerine getirmeyebiliriz. Oysa güven çoğu zaman bu küçük tekrarlarla kurulur. Birinin sözünü kesmeden dinlemek, zamanında haber vermek, yaptığını takdir etmek ve yanlışımızı kabul etmek kolay görünebilir. Fakat düzenli yapıldığında ilişkide gerçek bir karşılık oluşturur. Değerini küçük görünmesinden dolayı azaltmayalım.
Borç örneğinde de aynı dikkat vardır. Büyük bir ödeme yapamadığımız için hiçbir adım atmamak, çözümü sürekli geleceğe taşıyabilir. Elimizden geleni açıkça konuşmak ve sorumluluğumuzu gösteren gerçekçi adımlar aramak önemlidir. Burada herkes için aynı miktarı veya aynı planı öneremeyiz. Borcun şartları, ihtiyaçlar ve imkânlar değişir. Dersteki örneğin hatırlattığı şey, küçük katkıyı bütünüyle anlamsız saymamaktır. Bir sorunu çözerken önce yapabileceğimiz kısmı görmek, tamamını bir anda bitirememenin çaresizliğinden çıkmamıza yardım edebilir. Aynı şekilde az bir kazancı, küçük bir işi veya mütevazı bir desteği hor görmemek de hayatımızda bir ölçü oluşturur.
Ertelemek bazen niyetimizi görünmez kılar
İyi bir niyetimiz olabilir; fakat sürekli erteleniyorsa davranışta karşılığı oluşmaz. Bir yakınımızı arayacağız, bir hatamızı düzelteceğiz, bir ihtiyaca destek vereceğiz deriz. Sonra hep daha uygun bir zaman bekleriz. Bugün çok yoğunum, yarın yaparım düşüncesi bazen günlerce sürer. Her gecikme umursamazlıktan kaynaklanmaz; insanın gerçek yükleri vardır. Yine de kendi kendimize dürüstçe sorabiliriz: Bunu gerçekten yapamıyor muyum, yoksa küçük görüp erteliyor muyum? Şimdi atabileceğim daha küçük bir adım var mı? Bir işi başlatmak için kusursuz şartlar beklemek yerine, o işin hakkını verebileceğimiz gerçek bir zaman ayırabiliriz.
Paylaşmak da böyle bir alışkanlığa dönüşebilir. Yalnız büyük birikimlerimiz olduğunda yardım edeceğimizi düşünürsek, elimizdeki imkânı hiç değerlendirmeyebiliriz. Bazen küçük bir destek, zamanında ulaştığı için çok değerlidir. Bunun yanında vermeyi bir üstünlük gösterisine çevirmeyelim. İhtiyacı olanın durumunu anlamak, onu mahcup etmemek ve kendi sorumluluklarımızı da gözetmek gerekir. Birinin katkısını yalnız miktarına göre ölçemeyiz. Sahip olduğu imkân, yükümlülükleri ve neyi verebildiği farklı olabilir. Bizim için soru, herkesin ne kadar verdiğinden önce, elimizdekini nasıl kullandığımızdır. Şükür, bu kullanımda görünür olduğunda yalnız dilimizde kalan bir kelime olmaktan çıkar.
Bir topluluğu tek bir hükme sığdırmamak
159. ayette Musa’nın kavmi içinde hak ile yol gösteren ve adaletli davranan bir topluluk da bulunduğu hatırlatılır. Bu ayrıntı, hepimiz böyleyiz veya onların hepsi kötüdür gibi kolay genellemeleri sorgulamamıza yardım eder. Bir grupta yanlış yapanların bulunması, herkesin aynı olduğunu göstermez. Bir insanın bir yanlışı da onun bütün hayatını bildiğimiz anlamına gelmez. Yanlışı görmekle bütün insanları tek bir etiket altında toplamak farklıdır. Hakkı gözeten bir kişiyi kalabalığın içinde görünmez kılmayalım. Umutsuzluğumuz yüzünden iyiliği yok saymak, iyiliğe destek olma imkânımızı da azaltabilir. Adalet, değerlendirmemizdeki bu dikkati de içerir.
160. ayette verilen su, gölgelik ve rızık hatırlatılır. Derste bu nimetler anlatılırken gözümüzün önünde bulunanı fark etme konusu açılır. İnsan uzaklarda aradığı bir şeyi çok yakınında göremeyebilir. Bir eşin emeği, bir kardeşin desteği veya sofradaki yemek alışkanlığın içinde görünmezleşebilir. Bu, her mevcut durumla yetinip hiçbir sorunu konuşmayalım demek değildir. Gerçek bir zarar varsa onu görmek ve gerekli adımı atmak gerekir. Fakat başka yerde daha parlak görünüyor diye elimizdeki iyiliği değersiz saymayalım. Önümüzde duran nimeti tanımakla ihtiyacımızı inkâr etmek farklı şeylerdir. İkisini ayırabilirsek hem daha şükürlü hem daha gerçekçi davranabiliriz.
Bilmediğimiz ayrıntıyı tahminimizle doldurmamak
Kıssalardaki bazı olayların nasıl gerçekleştiği hakkında sorular sorabiliriz. Derste farklı açıklama ihtimalleri konuşulurken, insan bilgisinin sınırı da hatırlatılır. Merak etmek ve araştırmak değerlidir; fakat bir ihtimali kesin bilgi gibi sunmamak gerekir. Metnin söylediğiyle bizim yorumumuzu ayırabilmeliyiz. Anlamadığım bir ayrıntı var diye anlatının bütün öğüdünü ertelemek zorunda değilim. Aynı şekilde öğüt alıyorum diye her ayrıntıyı çözdüğümü de söylemem. Okumaya, güvenilir bilgi aramaya ve sorular sormaya devam ederim. Bilmediğim yerde bilmiyorum diyebilmek, öğrenmenin önünü açar. İnsanın sınırlılığını kabul etmesi, düşünmekten vazgeçmesi değil, düşüncesini daha dikkatli kullanmasıdır.
161 ve 162. ayetlerde bağışlanma istemek, tevazu ve sözü değiştiren tutum üzerinde durulur. Kendi payımıza, hoşumuza gitmeyen bir sorumluluğu sözlerle başka bir şeye dönüştürüp dönüştürmediğimizi sorabiliriz. Bir ilkeyi kabul ediyor görünürken davranışta onu etkisiz bırakıyor muyuz? Hata yaptığımızda açıklama mı getiriyoruz, yoksa gerçeği saklayan bir mazeret mi üretiyoruz? Bazen başarıdan sonra da bağışlanma ve yardım istemeye ihtiyacımız vardır. İyi bir iş yapmış olmamız bizi kusursuz kılmaz. Daha dikkatli söyleyebileceğimiz bir söz, gözetmediğimiz bir hak veya düzeltebileceğimiz bir eksik bulunabilir. Tevazu, bunları görebilecek açıklığı korumaktır.
Bugün küçük ama dürüst bir başlangıç
Bu dersten sonra bütün hayatımızı bir anda değiştirmek zorunda değiliz. Bugün yapabileceğimiz bir doğruyu seçebiliriz. Bir işe dürüst bir başlangıç yapmak, bir sözümüzü tamamlamak, birine teşekkür etmek veya ertelediğimiz bir ihtiyaca destek olmak olabilir. Rabbimizden başlangıcımızda da bitişimizde de yardım isteyelim. Bizi hakka yaklaştırmasını, haksızlıktan ve gösterişten uzaklaştırmasını dileyelim. Niyetimizi yalnız gelecekteki büyük bir başarıya bağlamayalım. Elimizdeki küçük imkânı küçümsemeden kullanalım. Öğrendiğimiz söz, gün içindeki bir davranışımızı değiştiriyorsa hayatımıza ulaşmaya başlamıştır. Rahmete yönelmek, yardım istemek ve bildiğimiz doğruyu ertelememek arasında böyle canlı bir bağ kurabiliriz. Bugünün hakkını vermeye buradan başlayalım.
