Rızık İman Ölçüsü Değildir: Dua, Emek ve Geçici Nimetler
01.12.2021
Bir kıssayı neden okuyoruz?
Kur’an’da bir peygamberin duasını veya bir topluluğun yaşadıklarını okuduğumuzda bazen hızla geçeriz. Bunları zaten biliyorum diyebiliriz. Fakat bir olayın ana çizgisini bilmekle onun bize yönelttiği soruyu duymak aynı şey değildir. Bu anlatı bugün benim hayatımda neyi düşünmeme yardım ediyor? Hangi beklentimi sorguluyor, hangi davranışıma ayna tutuyor? Bakara suresinin 126. ayetini ele aldığımız bu derste, İbrahim’in duasından hareketle rızık, iman, çaba ve niyet üzerinde duruyoruz. Amacımız yalnız geçmişe ait bir bilgiyi tekrar etmek değil, bugün kazancımıza, isteklerimize ve duamıza nasıl baktığımızı anlamaya çalışmak. Böyle bir okuma, tanıdık görünen bir ayeti yeniden düşünmemizi sağlayabilir.
Güzel bir okuyuş bizi etkileyebilir; meal okumak da yeni sorular uyandırabilir. Bunların ardından anlam üzerinde durmaya ihtiyacımız vardır. Okuduğumuz söz zihnimizde bir anlık etki bırakıp sonra kaybolmasın. Bir cümlenin bağlamına, önceki ve sonraki ayetlerle ilişkisine bakalım. Anlamadığımız yeri soralım. Bir yorum duyduğumuzda onun dayanağını araştırabilelim. Derste de anlatıcının her şeyi bildiği iddiasıyla değil, düşünmeye ve birlikte öğrenmeye açık bir tutumla hareket etmesi önemsenir. Kimsenin sorusu, yalnızca henüz cevabını bilmiyoruz diye değersiz olmaz. Öğrenmek bazen tam da nerede durup soru soracağımızı fark etmekle başlar. Acele bir kesinlik yerine dürüst bir araştırma daha sağlamdır.
Soruyu görmezsek sorun büyüyebilir
Hayatı bir sınav olarak düşünürken bunu yalnız genel bir söz olarak bırakmayalım. Bir sınavda önümüze sorular gelir. Cevabı öğrenmediğimizde aynı alanda yeniden zorlanabiliriz. Matematikte temeli eksik bırakmak, daha sonraki hesapları da zorlaştırabilir. Hayatımızda da bir davranışı anlamadan tekrar ettiğimizde benzer sıkıntılar yaşayabiliriz. Bunu bütün sorunların tek bir sebebi var diye söylemiyoruz. İnsanların şartları farklıdır ve başkalarının yanlışları da hayatımıza etki eder. Yine de kendi öğrenebileceğimiz tarafı aramak değerlidir. Ben bu konuda neyi bilmiyorum? Hangi alışkanlığımı sorgulamıyorum? Bir çözüm beklerken hangi soruyu sormaktan kaçınıyorum?
Başkasının başarısını taklit ederken de bu sorular gerekir. Bir kişinin yalnız görünür bir adımına bakıp aynı sonucu alacağımızı düşünebiliriz. O dükkân açtı, ben de açarım; o bir üründen kazandı, ben de kazanırım deriz. Fakat onun bütün sürecini bilmiyoruz. Kaç deneme yaptı, ne öğrendi, hangi zorluklardan geçti, nasıl bir çevre ve bilgiyle hareket etti? Bunları görmeden yalnız bize hoş gelen kısmı seçmek yanıltıcı olabilir. Bir örnekten faydalanmakla bütün şartları aynı sanmak farklıdır. Kendi imkânımızı, bilgimizi ve sorumluluğumuzu düşünmeden attığımız adımı, sonradan yalnız nasip diyerek açıklamak eksik kalabilir. Tercihlerimizin nasıl oluştuğuna da bakmalıyız.
Dua ile çabayı ayırmamak
Derste dua ve eylem arasındaki bağ tekrar hatırlatılır. İş bulmak istiyorsak yalnız beklemekle yetinemeyiz. İmkân araştırmak, bir becerimizi geliştirmek, başvurmak veya yardım isteyebileceğimiz insanlarla konuşmak gerekebilir. Bir ilişkiyi düzeltmek istiyorsak kendi sözümüze, davranışımıza ve dinleme biçimimize bakarız. Dua bu çabaların dışında duran bir sihir arayışı değildir. Rabbimize ihtiyacımızı açarken yapabileceğimiz sorumluluğu da üstleniriz. Bununla birlikte çaba göstermek her sonucu garanti etmez. Bir insan elinden geleni yaptığı hâlde zorluk yaşayabilir. Başarıyı ve başarısızlığı kişinin bütün değerini ölçen basit bir cetvele çevirmeyelim. Biz niyetimizi ve gayretimizi gözden geçirebiliriz; bütün şartları yönetemeyiz.
Nasip ve kısmet kelimelerini kullanırken de kendi görevimizi görünmez kılmamaya dikkat edelim. Nasibimde varsa olur demek bazen insanın belirsizlik karşısında sükûnet bulmasına yardım eder. Fakat öğrenmekten, araştırmaktan veya gerekli adımı atmaktan kaçınmanın mazereti hâline gelirse eksik bir yere taşınır. Bir iş için zaman, emek, bilgi ve sabır gerekir. Bazı durumlarda maddi imkân da gerekir; bazen de elimizde olmayan engeller vardır. Hepsini birbirine karıştırmadan düşünmeliyiz. Yapabildiğim nedir, yapamadığım nedir, ne konuda destek almalıyım? Dua ederken bu soruları da canlı tutmak, teslimiyetle sorumluluğun birlikte durmasına yardım eder. Sonucu zorla yönetmeden gayret gösterebiliriz.
İbrahim’in duasında iki farklı konu
Bakara suresinin önceki ayetleriyle birlikte okuduğumuzda İbrahim’in duasında soy, önderlik, güvenlik ve rızık gibi konuların birbirinden ayrıldığını görürüz. 124. ayetteki önderlik konuşmasında zalimlik hakkında bir sınır hatırlatılır. 126. ayette ise güvenli bir şehir ve orada yaşayanların rızıklanması için dua vardır. Bu iki bağlamı aynı şeymiş gibi okumamak gerekir. Bir insanın önderlik sorumluluğuna uygunluğu ile dünyada yiyecek bulması aynı ölçüyle ele alınmaz. Dersin üzerinde durduğu ayrım budur. Maddi bir imkâna sahip olmayı, kişinin her davranışının doğru olduğuna veya Allah katındaki derecesinin yüksekliğine delil sayamayız. Ayetin akışı bu kolay eşitlemeyi sorgulamamıza yardım eder.
126. ayette İbrahim, şehir halkından Allah’a ve ahiret gününe inananların ürünlerden rızıklanmasını ister. Verilen karşılıkta inkâr edenin de kısa bir süre faydalandırılması, ardından karşılaşacağı ahiret sonucu hatırlatılır. Buradan dünyevi imkânın herkes için aynı manevi anlamı taşımadığını düşünürüz. Rızık verilmesi ile bir insanın bütün tercihinin onaylanması aynı şey değildir. Birinin sofrasının geniş olması, bizi onun hayatı hakkında son hükme götürmez. Aynı şekilde birinin imkânlarının dar olması da onun değersizliğini göstermez. Elimizdeki para üzerinden insanlar arasında iman sıralaması yapmaya kalkarsak, ayetin açtığı ayrımı yeniden kapatmış oluruz. Görünenle bütün gerçeği birbirine karıştırmayalım.
Varlık bir üstünlük belgesi değil
Çevremizde haksızlık yaptığı hâlde güçlü görünen insanlar bulunabilir. Bu durum bize neden böyle sorusunu sordurabilir. Ama kişinin dünyadaki gücünü, adaletin son sözü gibi göremeyiz. Bir işin o anda kazanç getirmesi, onun doğru olduğunun kanıtı değildir. Birinin zenginleşmesi de bütün davranışlarını örnek almamız gerektiği anlamına gelmez. Bizim sorumuz yalnız ne kadar kazanıyor olmamalıdır. Nasıl kazanıyor, kimin hakkını gözetiyor, elindekini ne için kullanıyor? Aynı soruları kendimize de yöneltelim. Kazancı anlatırken onunla birlikte taşıdığımız sorumluluğu unutmayalım. Saygınlığı yalnız görünür imkâna bağlamak, hem kendimize hem başkalarına haksız değerlendirmeler yaptırabilir.
Yoksulluğu da romantikleştirmeyelim. Maddi sıkıntı gerçek bir yüktür; insanın güvenliğe, beslenmeye ve barınmaya ihtiyacı vardır. Rızkın iman ölçüsü olmadığını söylemek, ihtiyaç sahibine yardım etmeyi önemsiz görmek değildir. Tam tersine, başkasının ihtiyacını kendi üstünlüğümüzün delili gibi yorumlamadan destek olabilmemize yardım eder. Ben daha çok kazandım, demek ki daha değerliyim düşüncesinden uzaklaşırız. İmkânı olmayan kişiyi tembellikle veya inanç eksikliğiyle açıklamak yerine şartlarını dinleriz. Herkesin hayatını bilmiyoruz. Bildiğimiz kadarıyla adil davranmak ve yapabildiğimiz desteği sunmak, bilmediğimiz hayatlar hakkında kesin hükümler vermekten daha faydalıdır. Nimet, başkasını küçümsemek için bir basamak olmamalıdır.
Duamızı anlamak ve ihtiyacımızı ifade etmek
Peygamberlerin duaları bize yalnız ezberleyeceğimiz sözler değil, yöneliş örnekleri de sunar. Kıssalarda farklı durumlarda yapılan farklı dualar görürüz. Bağışlanma istenir, yardım istenir, hayır istenir. Bu farklılık, kendi ihtiyacımızı düşünmeye de çağırır. Ezberlediğimiz bir duanın anlamını öğrenebilir, o anlam üzerinde durabiliriz. Kendi yanlışımızı ve kendi şükrümüzü Rabbimize açıkça ifade edebiliriz. Bir başkasının güzel duasından faydalanmakla, kendi hayatımıza hiç bakmadan aynı sesi tekrarlamak farklıdır. Ben ne için yardım istiyorum? Hangi yanlışımı düzeltmeye niyet ediyorum? Beni yalnız istediğim sonuca mı, yoksa daha doğru bir yaşama mı yaklaştıracak bir şey istiyorum?
Burada duayı, istediğimiz her şeyin aynen gerçekleşmesini sağlayan bir yöntem gibi de düşünmeyelim. Bir şeyi çok isteyebilir, onun için çalışabilir ve dua edebiliriz. Fakat bütün sonucunu ve bütün etkilerini bilmiyoruz. Kendi isteğimize bağlanırken başkasının hakkını kaybetmemeliyiz. İsteğim yerine gelmedi diye kendimi veya başka birini değersizleştirmemeliyim. Dua, aczimizi ve ihtiyacımızı kabul ettiğimiz bir yöneliştir. Bize düşen tedbiri almak, yardım istemek ve doğru davranmaya çalışmaktır. Sonuçla ilgili belirsizlik devam etse de bu yönelişin hayatımızda bir anlamı vardır. İnsan her ayrıntıyı yönetemediğini kabul ederken de sorumlu ve umutlu kalabilir.
Geçici olanı bütün hayatın ölçüsü yapmamak
Evimiz, eşyamız ve kazancımız hayatımızı kolaylaştırabilir. Bunlara sahip olmak yanlış değildir. Fakat kalıcı değerimizin tamamını bunların üzerine kurduğumuzda kaybetme korkusu büyüyebilir. Her yeni şey kısa bir rahatlık getirir, ardından başka bir şey istemeye başlayabiliriz. Böylece sahip olduklarımızın değerini görmek yerine sürekli eksik olanı sayarız. Bu durum herkeste aynı biçimde yaşanmaz; fakat kendi hayatımıza bakmak için bir sorudur. Ben neyin peşindeyim? Sahip olduğum şey bana hizmet mi ediyor, yoksa bütün zamanımı ve dikkatimi ele mi geçiriyor? Geçici bir imkânı hayatın tek anlamına çevirmeden ondan faydalanmayı öğrenebilir miyim?
Dışarıdan gördüğümüz hayatlara bakarken de ölçülü olalım. Bir fotoğraf, bir gülümseme veya güzel bir ev, bir insanın bütün iç dünyasını göstermez. Varlıklı olanın mutlaka huzursuz, imkânı az olanın mutlaka huzurlu olduğunu da söyleyemeyiz. Yalnız görünen şeyin bütün gerçeği anlatmadığını hatırlarız. Başkasının seçilmiş görüntüleriyle kendi hayatımızın bütün yüklerini karşılaştırmak bize adil bir ölçü vermez. Bunun yerine kendi ilişkilerimize, niyetimize ve davranışımıza bakabiliriz. Huzuru yalnız bir sonraki satın almaya veya bir sonraki başarıya ertelediğimizde bugünü görmezden gelebiliriz. Bugün sahip olduğumuz bir iyiliği fark etmek ve bir sorumluluğumuzu yerine getirmek de önemlidir.
Verebilmek de değerlendirilmesi gereken bir imkân
Derste, imkânı sınırlı olduğu hâlde paylaşmaya çalışan insan örneği üzerinde durulur. Birinin büyük bir serveti olmayabilir ama elindekinden bir katkı sunabilir. Başka birinin imkânı geniştir, yine de vermek ona zor gelebilir. Burada insanları miktarlar üzerinden sıralamak yerine, kendi paylaşma tutumumuzu düşünelim. Bana verilen şey yalnız saklayacağım bir birikim mi, yoksa faydalı kullanacağım bir sorumluluk mu? Paylaşırken güvenilir bir ihtiyaca ulaşmaya, kişiyi incitmemeye ve kendi temel yükümlülüklerimizi de gözetmeye çalışalım. Bir yardımın değeri yalnız parasal büyüklüğüyle ölçülmez. Zamanımız, ilgimiz ve faydalı bilgimiz de başkalarına destek olabilir.
İyilik yapabilmek için kusursuz bir hayat beklemeyelim. Geçmişte hata yaptıysak bunu görmek, tövbe etmek ve telafi aramak mümkündür. Bir yanlıştan dönmeye çalışırken aynı anda başkasının ihtiyacını da görebiliriz. Bununla birlikte iyiliği, bütün yanlışlarımızı otomatik olarak görünmez yapan bir alışverişe çevirmeyelim. Hem yaptığımız iyiliğin hem düzeltmemiz gereken davranışın sorumluluğunu taşıyalım. Bugün birine verdiğimiz destek, yarın ona üstünlük kurmak için kullanacağımız bir hatırlatma olmasın. İyiliği sürekli kendi adımız etrafında anlatma ihtiyacı duyuyorsak niyetimize yeniden bakabiliriz. Faydalı olmakla iyi görünmek arasında her zaman aynı yön bulunmayabilir. Bunu fark etmek de öğrenmenin bir parçasıdır.
Günün sonunda kendimize kısa bir muhasebe alanı açabiliriz. Bugün ne öğrendim, nerede acele hüküm verdim, hangi imkânı faydalı kullandım diye soralım. Cevaplarımız kusursuz olmak zorunda değildir. Önemli olan, kendimizi haklı göstermenin ötesine geçip yarın daha dikkatli davranabileceğimiz bir noktayı bulmaktır.
Bugünden alacağımız ders
Bakara 126. ayetten kendi payımıza, rızıkla iman arasında kolay bir üstünlük sıralaması kurmamayı öğrenebiliriz. Elimizdeki imkânı küçümsemeden, onu her şeyin son ölçüsü de yapmadan yaşayabiliriz. Duamızı anlamaya, çabamızı dürüstçe vermeye ve bilmediğimiz yerde öğrenmeye devam edelim. Rabbimizden hayırlı olanı isteyelim; isteklerimizi de adalet, paylaşma ve sorumlulukla birlikte düşünelim. Bir peygamberin duasını okumak, geçmişte kalmış bir sahneyi izlemekten daha fazlası olsun. Bugün bir kararımıza, bir kazancımıza veya bir insana yaklaşımımıza değsin. Bize verilen nimetin şükrünü, onu nasıl kullandığımızda arayalım. Bugün yapabileceğimiz doğru bir adımı da yarına bırakmayalım.

