Bedel, Sabır ve Öğüt: Öğrendiklerimizin Değeri

11.04.2021

Öğrendiğimiz şeyin hayatımızda karşılığı var mı?

Bir kıssayı dinlediğimizde olayın ayrıntılarına takılabiliriz. Nerede yaşandı, ne zaman oldu, insanlar tam olarak nasıl davrandı diye sorarız. Bu sorular değersiz değildir; fakat bazen anlatının bize yönelttiği asıl soruyu geriye bırakır. Ben bundan ne öğreneceğim? İşimde, ailemde veya kendi içimde hangi davranışımı düşünmeme yardım ediyor? Bu derste A’râf suresinin 163. ayetinden başlayarak emek, sorumluluk, sabır ve öğüt üzerinde duruyoruz. Anlatılanı yalnız geçmişte kalmış bir olay olarak görmek yerine, bugünkü tercihimizle bağ kurmaya çalışıyoruz. Bütün ayrıntıları bildiğimizi söylemeden de samimi bir öğrenme isteğiyle yaklaşabiliriz. Önemli olan, okuduğumuz sözün bizi düşünmeye çağırmasına izin vermektir.

Kur’an üzerinde çalışmak emek ister. Bir kelimenin farklı ayetlerde nasıl kullanıldığına bakmak, çeşitli mealleri karşılaştırmak ve bağlamı araştırmak zaman alabilir. Hazır bir açıklama duyduğumuzda bütün meselenin bittiğini sanmayalım. Açıklamanın dayanağına dönmek, anlamadığımız yeri sormak ve neyin yorum olduğunu ayırt etmek gerekir. Bunun için kendimizi her şeyi bilen biri gibi göstermemize gerek yoktur. Bilmiyorum demek öğrenmenin kapısını kapatmaz. Tam tersine, doğru bir soruyla yeni bir kapı açabilir. Derste birlikte düşünmenin değeri de burada ortaya çıkar. Bir kişinin sorduğu soru, başka birinin zihnindeki düğümü çözmeye yardımcı olabilir.

Cumartesi kıssasında kendi sorumuzu bulmak

163. ayette deniz kıyısındaki bir topluluk ve cumartesi yasağına karşı tutumları anlatılır. Balıkların yasak gününde belirgin biçimde ortaya çıkması, dikkatimizin sınırlarla ve isteklerle kurduğumuz ilişkiye yönelmesine vesile olur. Bir şeyi çok istediğimizde, doğru olduğunu bildiğimiz bir ölçüyü esnetmeye başlayabiliriz. Önce küçük bir gerekçe buluruz, sonra kendimizi bütünüyle haklı hissederiz. Bu sahneyi okurken yalnız onlar nasıl böyle yaptı demeyelim. Ben kendi hayatımda neyi çok istediğim için bir sorumluluğu görmezden geliyorum? Bir kazanç, bir rahatlık veya bir kabul görme isteği, verdiğim kararı nasıl etkiliyor? Kıssanın sorusu böylece bize de ulaşır.

Her dönemin ve her insanın karşılaştığı şartlar aynı değildir. Birinin zorlandığı yerde başkası daha rahat davranabilir. Bu yüzden bütün hayatları aynı örneğe sıkıştırmak doğru olmaz. Yine de kendi zayıf noktamızı tanımak önemlidir. Neyi kaybetmekten fazla korkuyorum? Hangi istek karşısında düşünmeden hareket ediyorum? Ne zaman kendimi savunmaya geçip söyleneni dinlemiyorum? Bunları görmek kendimizi değersiz saymak değildir. Tedbir alabileceğimiz yeri bulmaktır. Bir insanın karakterini tek bir olayla açıklayamayız; kendi davranışlarımızı da tek bir cümleyle çözemeyiz. Düşünmek, ayrıntıyı dinlemek ve gerektiğinde güvenilir destek almak bu yolun parçasıdır. Öğrenme, acele hükümlerden daha fazla sabır ister.

Emek yalnız para ödemek değildir

Derste sık sık kullanılan bedel kelimesini yalnız maddi bir ödeme gibi düşünmeyelim. Zaman ayırmak, dikkat vermek, bir beceriyi öğrenmek, dinlemek ve sorumluluk üstlenmek de emektir. Bir yakınımızın hâlini sormak için ayırdığımız vakit, bir işi doğru yapabilmek için gösterdiğimiz özen veya yanlışımızı kabul ederken katlandığımız mahcubiyet de bu çerçevede düşünülebilir. Hayatta değer verdiğimiz pek çok şey, görünmeyen emeklerle ayakta durur. Sofradaki yemeğin hazırlanması, bir evin düzeni veya bir ilişkinin sürmesi kendiliğinden olmaz. Yalnız ortaya çıkan sonucu görürsek o sonuca katkı veren insanı da kolayca unutabiliriz.

Fakat emek vermediği her şey insanı mutlaka kötü yapar gibi bir sonuca gitmeyelim. Sevgi, yardım ve hediye hayatın değerli parçalarıdır. Bir çocuğun bakıma ihtiyacı olması doğaldır; hastalık, engellilik veya yaşlılık sebebiyle destek alan insanın değeri de azalmaz. Burada düşünmeye çalıştığımız şey, birinin yapabileceği sorumluluğu sürekli onun yerine yaparken öğrenme fırsatını elinden alıp almadığımızdır. Yardımlaşmayla bütün yükü tek kişiye bırakmak arasında fark vardır. İhtiyaçları ve imkânları bilmeden desteği bir anda kesmek de doğru bir çözüm sayılmaz. Ölçü, kişiyi yalnız bırakmak değil, uygun biçimde desteklerken yapabileceklerine alan açmaktır. Bu ayrımı koruyalım.

Çocuğa sorumluluk vermek, yüklemek değildir

Anne babalar çocuklarını korumak ister. Ben zorlandım, o zorlanmasın düşüncesi de anlaşılır bir istektir. Ancak bütün işleri onun yerine yapmak, kendi başına yapabileceği küçük görevleri denemesini engelleyebilir. Yaşına ve gelişimine uygun biçimde yatağını toplamak, kullandığı eşyayı yerine koymak veya evde ortak bir işe katılmak öğrenme fırsatıdır. Bu görevler çocuğu cezalandırmak için verilmez. Ailenin içinde katkısının bulunduğunu görmesine ve bir beceriyi yavaş yavaş kazanmasına yardım eder. Hata yaptığında alay etmek, korkutmak veya yapamıyorsun diye işi hemen elinden almak yerine, nasıl öğrenebileceğine bakmak daha anlamlıdır. Sorumluluk güvenle birlikte gelişmelidir.

Çocukların hepsi aynı hızda öğrenmez ve aynı desteğe ihtiyaç duymaz. Birinin kolay yaptığı işi bir başkası daha fazla denemeyle yapabilir. Bu farklılıklar yüzünden çocukları etiketlemeyelim. İki kardeş aynı evde yaşasa da düzenleri, ilgileri ve duygularını ifade etme biçimleri farklı olabilir. Birinin ağladığı yerde diğerinin ağlamaması onun mutlaka duyarsız olduğu anlamına gelmez. Birinin eşyasını dağınık bırakması da bütün kişiliği hakkında son hüküm değildir. Davranışı konuşabilir, açık beklenti koyabilir ve birlikte çözüm arayabiliriz. İnsanları tanımak, onları değişmez kutulara koymak değil, ihtiyacını daha dikkatli dinlemektir. Sevgiyle sınırın birlikte bulunabildiği bir dil geliştirebiliriz.

İlişkide bütün yük tek kişide mi?

Eşler, arkadaşlar veya akrabalar arasında da sorumluluk dağılımı üzerine düşünmek gerekir. Bir kişi sürekli arıyor, düzenliyor, telafi ediyor ve bütün işleri üstleniyorsa yorulabilir. Ama bu durumu yalnız sayılarla ölçemeyiz. Her ilişki aynı biçimde yürümez; insanların koşulları değişir. Asıl soru, ihtiyaçların duyulup duyulmadığı ve yükün konuşulup konuşulamadığıdır. Ben çok yoruluyorum diyebiliyor muyum? Karşı taraf kendi payını görebiliyor mu? Bir görev paylaşımı yapabiliyor muyuz? Denge, her gün aynı sayıda telefon etmek veya her davranışa eşit bir karşılık beklemek değildir. Karşılıklı saygı ve gerçekçi sorumluluk üzerinden bir düzen kurabilmektir.

Birinin haksızlığına uğramış olmak da fazla emek verdiğimiz için o haksızlığı hak ettiğimiz anlamına gelmez. Aldatma, şiddet veya baskının sorumluluğu bunları yapan kişidedir. Kendi sınırımızı düşünmek, mağduru suçlamaya dönüşmemelidir. Geçmişte neyi fark etmediğimizi araştırabilir, bundan sonra nasıl korunacağımızı öğrenebiliriz. Gerektiğinde mesafe koyabilir ve destek alabiliriz. Ama başkasının kötü davranışını sevgimizin doğal sonucu gibi göstermeyelim. Yardım etmekle kendimizi sürekli zarara açık bırakmak farklıdır. Aynı şekilde sınır koymak da intikam almak değildir. Açık bir konuşma, güvenli bir düzen ve adil bir çözüm arayışı, bu ayrımları gözetmeye ihtiyaç duyar.

Bollukta neyi unutuyoruz?

Elimizdeki imkânları yalnız kendi üstünlüğümüzün sonucu saymak, başkalarının şartlarını görmemizi engelleyebilir. Bir yerde doğmuş olmak, eğitim fırsatı bulmak veya geçmiş kuşakların emeğinden faydalanmak bizim seçmediğimiz imkânlar da içerir. Kendi çalışmamız değerlidir; fakat bütün hayatı tek başımıza kurmuş değiliz. Bu farkındalık bizi küçültmez. Şükre ve sorumluluğa yaklaştırır. Nimetim var, öyleyse başkasından daha değerliyim demek yerine, bu nimetle ne yapıyorum diye sorabiliriz. Başkasının yoksulluğunu da kişisel kusurunun kesin delili saymayalım. Hayatların bütününü bilmiyoruz. Bildiğimiz bir ihtiyaca destek olma imkânımız varsa, kendi payımıza düşen soru orada durur.

Şükür yalnız elimizdekileri saymak değildir; onları kullanma biçimimizde de görünür. Giysimize dikkat etmek, yemeği israf etmemek, birinin emeğini fark etmek ve verilen desteğe teşekkür etmek bunun gündelik karşılıkları olabilir. Bir eşyaya çok para verdiğimiz için özen gösterirken, daha ucuz olanı hemen değersiz sayabiliyoruz. Oysa onun da üretiminde emek vardır ve ihtiyacımızı karşılar. Değeri yalnız fiyatla ölçmek, insanlara bakışımıza da karışabilir. Bu yüzden küçük olanı hor görmemeyi öğrenmek önemlidir. Mütevazı bir katkı, basit bir iş veya sıradan görünen bir iyilik de hayatımızı taşıyan bütünün parçasıdır. Bunları fark etmek daha dikkatli bir yaşama çağırır.

Sabır, hatasız olmak iddiası değildir

Bakara suresinin 155. ayeti de derste hatırlatılır; korku, açlık ve çeşitli kayıplarla sınanma üzerinde durulur. Zorluk karşısında ne yapacağımızı düşünürken kendimizi hiç yanılmaması gereken bir insan gibi görmeyelim. İnsan korkabilir, üzülebilir ve hata yapabilir. Bunlar bir anda bütün değerini kaybettiği anlamına gelmez. Önemli olan fark ettiğimiz yanlışta ısrar etmemek, yardım istemek ve yapabileceğimiz doğru adıma dönmektir. Allah’ın merhametinden ümidi kesmek yerine sorumluluğumuzla birlikte ümit taşımaya çalışalım. Sabır, duyguları yok saymak değildir. Zorluk sürerken kendimize ve başkasına zarar vermeden doğruyu aramaya devam edebilmektir. Bazen bunun için destek almaya da ihtiyaç duyarız.

Öğrenmekte sabır da gerekir. Mesleğimizde ustalaşmak için yıllar harcadığımızı biliriz. Başta anlamadığımız bir işi tekrar eder, sorar ve zamanla geliştiririz. Kur’an üzerinde düşünürken birkaç okumadan sonra her sorunun kapanmasını beklemek benzer bir acelecilik olabilir. Düzenli bir vakit ayırmak, bir ayetin anlamını araştırmak ve öğrendiğimizi küçük bir davranışta uygulamak mümkündür. Bu, herkesin aynı zamanda aynı sonuca ulaşacağı anlamına gelmez. Öğrenmenin şartları farklıdır. Kendi imkânımız içinde devam etmek, anlamadığımız için kendimizi aşağılamak yerine bir sonraki soruyu bulmak önemlidir. Bir konuya yıllarca dönmek, hiç ilerlemediğimizi değil, onu daha derin düşündüğümüzü de gösterebilir.

İnsanlar dinlemiyorsa neden öğüt verelim?

164. ayette bir topluluğa neden öğüt verildiği sorulur. Verilen cevapta Rabbimiz karşısında sorumluluk ve insanların sakınabileceğine dair ümit vardır. Bu sahne, sonucu bütünüyle yönetemediğimiz hâlde iyiliği sürdürmeyi düşünmemize yardım eder. Birine doğru bildiğimizi anlatabiliriz; fakat onun yerine seçim yapamayız. Bu yüzden konuşmamızın değeri yalnız hemen kabul edilip edilmediğine bağlı değildir. Yine de öğüt vermeyi baskıya, hakarete veya kendimizi üstün göstermeye çevirmemeliyiz. Bilgimiz kadar konuşmak, uygun zamanı seçmek, karşıdakini dinlemek ve yanlışımızı düzeltmeye açık olmak gerekir. Hatırlatmayı yapan kişinin de öğrenmeye ihtiyacı vardır. Kimseyi zorlamadan faydalı olmaya çalışabiliriz.

165. ayette kötülükten alıkoymaya çalışanların kurtarılması hatırlatılır. Buradan kendi payımıza iyilik karşısında ilgisiz kalmamayı düşünebiliriz. Ancak herhangi bir olay hakkında bütün gizli sebepleri bildiğimizi veya gelecekte kimin ne yaşayacağını kesin biçimde söyleyebileceğimizi sanmayalım. İnsanın bilgisi sınırlıdır. Biz açık bir haksızlığı görebilir, gücümüzün yettiği güvenli ve uygun bir yolla karşı çıkabiliriz. Bir ihtiyaca katkı sunabilir, yanlış bilgiyi düzeltebilir ve insanları incitmeden hatırlatabiliriz. Başkasını yargılamakla kendi görevimizi yerine getirmek aynı şey değildir. Sonuç hakkında iddia büyütmek yerine, bugün yapabileceğimiz faydalı işi ciddiye almak daha sağlam bir başlangıçtır.

Verdiğimiz bir sözü de bu dikkatle yeniden düşünelim. Geleceğin bütün şartlarını bilmiyoruz; fakat belirsizliği sorumluluktan kaçmanın bahanesi yapmamalıyız. Yapabileceklerimizi açıkça söylemek, değişen bir durumu zamanında bildirmek ve karşı tarafı yanıltmamaya çalışmak, günlük hayatımızda dürüstlüğün somut bir karşılığıdır.

Bugün hangi adımı atabiliriz?

Bu dersten kendimize tek bir soru seçebiliriz: Benim üstlenmem gereken hangi sorumluluk var? Bir öğrenme eksikliğini kabul etmek, bir yükü konuşmak, birinin emeğine teşekkür etmek veya ertelediğimiz bir iyiliği yapmak olabilir. Her şeyi bir anda çözemeyiz; ama bir davranışımızı daha bilinçli hâle getirebiliriz. Rabbimizden bizi kibirden, haksızlıktan, umutsuzluktan ve nimeti unutmaktan korumasını isteyelim. Bilgimizi artırmasını, öğrendiğimizi uygulamaya yardımcı olmasını dileyelim. Emek vermek, sabretmek ve öğüt almak hayatın birbirinden ayrı parçaları değildir. Birlikte düşündüğümüzde hem kendimize hem çevremize daha adil yaklaşmamıza yardım eder. Küçük ama dürüst bir başlangıcı küçümsemeden yola devam edelim.

Benzer Gönderiler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir