Allah Bizimle: Sekinet, Emek ve Şahsiyeti Korumak
7 Aralık 2023
Soru: Her şey bittiğini düşündüğümüz anda, bizi ayakta tutan şey ne olacak?
İnsan güçlü olduğu günlerde güvenmekte zorlanmaz. Para vardır, çevre vardır, iş yürüyordur, sağlık yerindedir.
Asıl sınav, bunların bir kısmı elimizden çekildiğinde başlar.
Tevbe suresinin 40. ayeti bizi tam böyle bir ana götürüyor. Peygamber iki kişiden biri olarak mağarada. Dışarıda takip edenler var. Görünürde imkânlar azalmış.
Ama o anda söylediği söz şu anlamı taşıyor: “Üzülme, Allah bizimle beraberdir.”
İşte bu cümle, yalnızca tarihsel bir hatıra değildir. Zor zamanlarda imanımızın hangi noktada durduğunu anlamamız için büyük bir ölçüdür.
Allah’ın yardımı yalnız dışarıdan gelmez
İnsan yardım denince çoğu zaman dışarıdan gelecek bir çözüm bekliyor.
Borç varsa para gelsin. Hastalık varsa hemen iyileşsin. İş bozulduysa yeni iş bulunsun. Sorun varsa ortadan kalksın.
Fakat mağara olayında önce başka bir yardım var: Sekinet.
İç huzur, kalp ferahlığı ve dağılmama gücü.
Soru: Problem çözülmeden de Allah insana yardım eder mi?
Evet. Bazen yardım, problemi hemen kaldırmak şeklinde gelmez. O problem karşısında dimdik durabilecek bir kalp verilmesi şeklinde gelir.
Ayak sesleri yaklaşırken paniğe kapılmamak, “Her şey bitti” dememek, Allah’ın yardımına güvenmek başlı başına bir nimettir.
İnsan dışarıdan destek görmediğinde çökmeye başlayabilir. “Kimse yanımda değil” diyebilir.
Ama doğru bildiğimiz şeyi yalnız kaldığımız için bırakıyorsak, o zaman desteğimizi insan sayısına bağlamış oluruz.
Doğruyu yapan kişi bazen iki kişi olabilir. Bazen bir kişi olabilir.
Mesele kaç kişi olduğumuz değil, kime dayandığımızdır.
Sekinet, dış şartlar değişmeden insanın içini değiştiren bir yardımdır.
İman zor zamanda belli olur
“Allah’a inanıyorum” demek kolaydır. Fakat güven, özellikle sıkıntı anında ortaya çıkar.
İşler kötü gittiğinde, para daraldığında, çevremizden destek azaldığında ne yapıyoruz?
Haramdan uzak durmaya karar verdiğimiz hâlde, tam sıkıştığımız anda eski yanlış yönteme geri mi dönüyoruz?
Bir insan borç ve ticari baskı altında olabilir. Çekleri vardır, ödemeleri yaklaşmıştır, alacaklarını tahsil edememiştir.
O sırada banka kolay bir kredi önerir. Bir tarafta dün verdiği karar vardır: Faizli işlemden uzak durmak.
Diğer tarafta, “Bunu kabul etmezsem itibarım gider, ticaretim bozulur” korkusu vardır.
İşte sınav burada başlar.
Soru: Zor zamanda verdiğimiz sözden vazgeçiyor muyuz?
Kolay zamanda haramdan uzak durmak başka, tam ihtiyacımız varken uzak durabilmek başkadır.
Bu noktada insanın şahsiyeti ortaya çıkar.
Kendimizi “Ben bunu yapmam” diye tanımladığımız bir meselede, çıkarımız zarar görünce fikrimizi hemen değiştiriyorsak kendi sözümüzün ağırlığını azaltırız.
Elbette herkes aynı şartlarda olmayabilir. Ama ana ölçü nettir: Menfaatimiz uğruna doğru bildiğimizi satmamak.
Rabbimize güvenmek, sonuçları bizim planladığımız şekilde garanti etmek değildir. Bazen gerçekten kayıp olabilir.
Fakat iman, “Kaybetmem” demek değil; “Kaybetsem de yanlış yola girmem” diyebilmektir.
Emek vermeden kalıcı değer beklemek
Tevbe suresindeki devam eden ayetlerde, zor yolculuk ve ağır bedel karşısında geri duranlardan söz ediliyor.
Kolay bir menfaat olsaydı gelirlerdi. Yol zorlaşınca geri kaldılar.
Bu, insanın çok tanıdık bir tarafını gösteriyor: Bedel ödemeden sonuç istemek.
Bir iş kurmak istiyoruz ama uzun süre çalışmak istemiyoruz. Sağlıklı olmak istiyoruz ama alışkanlıklarımızı değiştirmek istemiyoruz.
Bilgi istiyoruz ama okumak, düşünmek ve tekrar etmek zor geliyor.
İlişkimiz güçlü olsun istiyoruz ama karşı taraf için emek vermek istemiyoruz.
Soru: Değer verdiğimizi söylediğimiz şey için ne kadar emek harcıyoruz?
Zor elde edilen her şey mutlaka iyi olacak diye bir kural koyamayız. Ama insanın emek verdiği şeyi daha dikkatli değerlendirmesi sık gördüğümüz bir durumdur.
Emek, insanın o şeyle kurduğu bağı derinleştirir.
Bir çocuk istediği her şeye anında ulaştığında, bazen onun kıymetini öğrenemeyebilir. Bir şey için beklemek, biriktirmek, çalışmak ve sabretmek başka bir eğitimdir.
Aynı durum bizim için de geçerlidir.
Kolay kazanç isteği, insanı yanlış yollara çekebilir. Çünkü nefis, bedel ödemeden sonuca ulaşmayı sever.
Fakat hayatın birçok alanında sonuç, çabadan sonra gelir.
Sevr mağarasına kadar çıkılan yol da bize bunu düşündürüyor: Yardım var, ama emek ve hareket de var.
“Allah yardım eder” deyip hiç adım atmamak, bu örnekle uyuşmuyor.
Peygamber yola çıkıyor, tedbir alıyor, mağaraya ulaşıyor, sonra Allah’ın yardımı geliyor.
Tevekkül, hareketsizlik değil; çabadan sonra kalbi Allah’a bağlamaktır.
Şahsiyetimizi ne karşılığında satıyoruz?
Ayetlerde zor sefer karşısında mazeret üreten, sonra da Allah adına yemin eden insanların hâli anlatılıyor.
Dışarıda başka, içeride başka bir insan olmak, kişiliği parçalar.
İnsanın söylediği ile yaptığı arasındaki mesafe büyüdükçe, kendi gözündeki itibarı da zarar görür.
Para için başka, makam için başka, eş veya çocuk uğruna başka bir yüz takınmak bize bir şey kazandırıyor gibi görünebilir.
Ama aslında kendi şahsiyetimizi zayıflatır.
Soru: Bir menfaat uğruna “hayır” diyemediğimiz yer neresi?
Bazen iş yerinde yanlış bir talebe karşı durmak zor gelir. Çünkü maaşımızı kaybetmekten korkarız.
Bazen ailede haksız bir isteğe ses çıkarmayız. Çünkü ilişki bozulmasın isteriz.
Bazen toplumun çoğu bir yöne gidiyor diye, yanlış olduğunu düşündüğümüz hâlde peşinden gideriz.
Fakat iman insana yalnızca ibadet değil, duruş da kazandırmalıdır.
Şahsiyet, başkalarının alkışına göre şekil değiştirmemelidir.
İnsan gerektiğinde kaybetmeyi göze alabilmelidir. Çünkü bazı kazançlar dışarıdan kazanç görünürken içeride insanı küçültür.
Bir insan kendi değerini, yalnızca parasına ve imkânlarına bağladığında onlar gidince kendisi de dağılır.
Ama değerini Rabbine kullukla ilişkilendirdiğinde, imkânlar azalsa da şahsiyetini koruyabilir.
Hayatımızı hangi kapıya veriyoruz?
Tevbe suresinin 41. ayeti, kolay da gelse zor da gelse Allah yolunda çabalamayı hatırlatıyor.
Hayatımız bir şekilde harcanıyor. Zamanımızı, enerjimizi, sağlığımızı ve malımızı bir şeylere veriyoruz.
Öyleyse asıl soru şu: Bunları hangi değer uğruna veriyoruz?
Sadece daha fazla para için mi? Sadece insanların gözünde daha büyük görünmek için mi?
Yoksa Allah’ın razı olacağı bir hayat için mi?
İnsan bazen bütün ömrünü bir hedefe verir ve sonunda elinde kalan şeyin kendisini doyurmadığını fark eder.
Bu yüzden daha yolun başındayken yönümüzü kontrol etmeliyiz.
Doğru bir iş için tek başımıza kalabiliriz. Destekçimiz az olabilir. İnsanlar bizi anlamayabilir.
Ama mağaradaki o cümleyi hatırlayalım: “Üzülme, Allah bizimle beraberdir.”
Bu cümle bizi rahatlatmak için değil, ayakta tutmak için var.
Allah’ın dini bize muhtaç değil, biz doğruya muhtacız
Tevbe suresindeki uyarılardan biri de çok çarpıcıdır: İnsanlar peygambere destek vermezse Allah’ın yardımı yine vardır.
Bu, “Ben olmazsam hiçbir şey olmaz” duygusunu kırar.
Doğru bir işe katkı sunduğumuzda, aslında o doğruyu yücelten taraf biz değiliz. O doğruya tutunarak biz yükseliyoruz.
İnsan bazen yaptığı iyiliği, verdiği emeği veya bulunduğu topluluğu kendi varlığına bağlar. “Ben gidersem burası biter” diye düşünebilir.
Oysa bu düşünce, fark etmeden kibri besleyebilir.
Soru: Biz hakka hizmet mi ediyoruz, yoksa hakkı kendimize hizmet ettirmeye mi çalışıyoruz?
Allah’ın sözü bizim alkışımıza, paramıza veya sayımıza bağlı değildir. Fakat bizim şahsiyetimizin o söze ihtiyacı vardır.
Çünkü doğruya tutunmak, insanı para ve menfaat karşısında eğilip bükülmekten korur.
Transkriptte kullanılan nurdan ip benzetmesini düşünelim. İnsanın yanında, onu yukarı taşıyan bir bağ var gibi.
O bağa tutunmak için seçimlerimizin yönünü düzeltmemiz gerekiyor. Haramla, yalanla ve çıkar hesabıyla karanlığa yöneldiğimizde o bağı göremez hâle gelebiliriz.
Doğru, helal ve samimi seçimlere yöneldiğimizde ise içimizdeki huzur artabilir.
Bu yüzden hayatımızı verdiğimiz kapıya dikkat edelim.
Zamanımızı ve gücümüzü ölümlü bir menfaat uğruna tüketirken, bunun bize ne kazandıracağını düşünelim.
Eğer bir değere emek vereceksek, hayatımızı küçültmek yerine büyütecek bir değere verelim.
İnsanın elinden malı, makamı veya çevresi alınabilir. Ama doğruya tutunma iradesini kendi eliyle bırakmadıkça şahsiyetini koruyabilir.
İnsan hakkı yüceltmez; hakka tutunursa kendisi yücelir.
Soru: Bugün zor olduğu için ertelediğimiz hangi doğru var?
Bir yanlış kazançtan vazgeçmek olabilir. Bir borcu helal yolla çözmeye çalışmak olabilir.
Bir konuda “Hayır, bunu yapmayacağım” demek olabilir.
Ya da kimse desteklemese bile doğru bildiğimiz yolda çalışmaya devam etmek olabilir.
Yardımın yalnızca dışarıdan gelmesini beklemeyelim. Bazen Allah önce içimize sekinet verir.
Sonra o sekinetle adım atacak gücü buluruz.
Çaba bizden, sonuç Allah’tandır.
Ve en zor anda bile şahsiyetimizi koruyabilirsek, kaybettiğimizi sandığımız yerde aslında kendimizi kazanmış oluruz.
Allah’a güvenmek, sıkıntının hiç gelmemesi değil; sıkıntı geldiğinde yönümüzü kaybetmemektir.
