Allah’ın Boyası: İnanç Sözde mi, Hayatımızda mı?

8 Aralık 2021

Bir insanın neye inandığını anlamak için sadece sözlerine mi bakarız? Yoksa onun evde, işte, komşusuyla ve hiç kimse görmezken nasıl davrandığına mı?

Bakara 138, “Allah’ın boyası” ifadesiyle bizi güçlü bir düşüncenin önüne getirir.

Soru: İmanımız hayatımızın hangi alanlarını değiştirdi? Yoksa inanç yalnızca üzerimizde duran bir isim mi?

İbrahim’in teslimiyeti, Yakup’un oğullarına bıraktığı öğüt ve geçmiş nesillerden söz edilmesi, bu soruyu daha da derinleştirir.

Bir İsim Taşımak Yetmez

Bir insan Müslüman bir ailede doğmuş olabilir. Çocukluğundan beri belirli sözleri işitmiş, belirli ibadetleri görmüş olabilir.

Bunların hepsi hayatımızda iz bırakır. Fakat insanın gerçek yönü yalnızca nerede doğduğuyla belirlenmez.

İbrahim’in ve Yakup’un öğütlerinde asıl mesele Allah’a teslim olmaktır. Onların adını sahiplenmekle o bağlılığı yaşamak farklıdır.

Bir soyun veya grubun üyesi olmak, kişiyi otomatik olarak doğru davranışın sahibi yapmaz.

Bakara 134’te geçmiş bir topluluğun kazandıklarının kendisine, bizim kazandıklarımızın da bize ait olması hatırlatılır.

Soru: Ben kendi sorumluluğumla mı meşgulüm, yoksa atalarımın ve çevremin kimliğiyle yetiniyor muyum?

İnsan bazen başarısızlığında anne babasını, kardeşini, çevresini veya yetiştiği şartları suçlar. Bazen de geçmişteki bir başarıyla kendisini üstün görür.

Oysa bugün doğru olanı yapmak için kendimize dönmeliyiz. Şartları görmekle sorumluluğu bütünüyle başkasına yüklemek aynı şey değildir.

Geçmişten aldığımız iyiliği yaşatabiliriz. Fakat geçmişten kalan yanlış bir alışkanlığı da sorgulamamız gerekir.

Allah’ın Boyası Ne Anlatır?

Boya, temas ettiği şeyin görünüşünü değiştirir. “Allah’ın boyası” ifadesini düşünürken inancın insanın bütün hayatında iz bırakmasını sorgulayabiliriz.

Bir kelimeyi söylemek kolaydır. O kelimenin gerektirdiği ahlakı her durumda taşımak ise emek ister.

İş yerinde sattığımız malı doğru anlatabiliyor muyuz? İnsanların ihtiyacını kendi kazancımız için kullanıyor muyuz?

Bir ailede sözümüzün tutulmasını isterken biz kendi sözümüzü tutuyor muyuz? Başkasının hakkını savunurken kendi çıkarımızı önceliyor muyuz?

Soru: Allah’a kul olduğumu söylüyorsam, bu kulluk benim günlük davranışlarımda nerede görülüyor?

Dış görünüşten insanları kolayca değerlendiririz. Fakat hakiki yöneliş, yalnızca kıyafette veya söylenen cümlelerde aranamaz.

İnsan bazen din adına konuşabilir ama kalbinde makam ve mal hırsını büyütebilir. Bazen de yaptığı iyiliği gösterme isteğine kapılabilir.

Böyle bir durumda görüntü yerinde dururken öz zayıflar.

Allah’a kul olmak, yalnızca kendimize verdiğimiz isim değil; O’nun ölçüsüyle yaşama çabamızdır.

Dünya Bize Başka Bir Renk Önerir

İnsan çevresinden sürekli yeni hedefler duyar: Daha çok kazan, daha büyük bir ev al, daha çok tanın, başkalarının hayatına benze.

Çalışmak ve kazanmak kötü değildir. Sorun, bu hedeflerin insanın bütün değerlerini yönetmeye başlamasında ortaya çıkar.

Bir insan ticaretini geliştirebilir, güzel bir eve sahip olabilir. Ama bunları elde ederken doğruyu terk ediyorsa kendisine sorması gereken sorular vardır.

Başkaları nasıl yaşıyor diye hayatımızı tümüyle onların ölçüsüne göre düzenlememiz, kendi yönümüzü kaybetmemize yol açabilir.

Soru: Benim hedeflerimi Allah’ın ölçüsü mü belirliyor; yoksa başkalarının sahip olduklarına yetişme isteği mi?

İnsan bir malı daha fazla kazanç için elinde tutarken başkasının ihtiyacını görmezden gelebilir. Burada yalnızca kâr değil, adalet de değerlendirilmelidir.

Malı elinde tutmakla onu ilah haline getirmek aynı şey değildir. Fakat kazancı tek değer saymak, insanın bakışını daraltabilir.

Hayatın geçici olduğunu unutursak geçici kazançlar için kalıcı değerlerimizi terk etmeye başlayabiliriz.

Bir gün elde ettiklerimiz ardımızda kalacak. O gün neye daha çok değer verdiğimizi davranışlarımız gösterecek.

Kur’an’la Kendimizi Sorgulamak

Kur’an’ı okumak, insanın inandığı şeyleri yeniden düşünmesine vesile olabilir. Fakat yalnızca başkasının yanlışını bulmak için okumak yeterli değildir.

Bir ayet kendimize de seslenmelidir. Başkalarını eleştirdiğimiz noktada aynı hatanın bizim hayatımızda bulunup bulunmadığını araştırmalıyız.

Çocukluğumuzdan duyduğumuz bir bilgiyi sorgulamak zor olabilir. İnsan alıştığı bir yorumla Kur’an’ın söylediği şey arasında bir fark görebilir.

Bu durumda ne kendimizi bilgisizliğe kapatmalı ne de her duyduğumuzu tartışmasız doğru kabul etmeliyiz.

Soru: Ben bir konuda neye inandığımı biliyor muyum, yoksa yalnızca bana öğretilmiş olduğu için mi tekrar ediyorum?

Bilmek, düşünmek ve davranmak arasında bağ kurulmalıdır. Yoksa çok okuyan ama az uygulayan biri haline gelebiliriz.

İnsanların yazdığı eserlerden yararlanmak mümkündür. Fakat bir insanın sözünü Allah’ın vahyiyle aynı düzeyde görmekten sakınmak gerekir.

İbrahim’in ve Yakup’un teslimiyeti, geçmişi ezberlemekten daha büyük bir sorumluluğu hatırlatır.

Asıl Renk Davranışta Belli Olur

Güzel bir söz söylemek bazen bir saniye sürer. O sözün gereğini yaşamak ise her gün yeniden karar vermeyi gerektirir.

Kim olduğumuz sadece bir tartışmada savunduğumuz görüşle belirlenmez. Bir borcu ödeme biçimimiz, bir komşuyla ilişkimizi yönetmemiz, bir haksızlık karşısındaki tavrımız da bizi anlatır.

Biz birine Allah’ın ölçüsünden söz ettiğimizde, o ölçünün önce bizim hayatımıza dokunması gerekir.

Soru: Bugün çevremdeki insanlar benim hangi davranışıma bakıp inandığım değerleri anlayabilir?

İnancı yalnızca dışarıya giydirdiğimiz bir görüntü gibi taşırsak, zor bir durumda onu kolayca çıkarabiliriz.

Oysa gerçek teslimiyet, yalnızca rahat zamanlarda değil, çıkarımızla çatıştığında da kendini belli eder.

Kendimize bakıp düzeltmemiz gereken bir davranışı seçebiliriz. Çünkü insanı değiştiren, bildiğini hayata geçirme çabasıdır.

Allah’ın boyası, ismimizden önce tavrımızda görünmelidir.

Benzer Gönderiler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir