Doğru Yolun Bedeli: Ticarette Dürüstlük, Sözde Samimiyet

27 Ağustos 2021

Soru: Kârımızla doğruluğumuz karşı karşıya geldiğinde hangisini seçiyoruz?

Bir insan kendisinin iyi biri olduğunu söyleyebilir. Ama bunu anlamak için yalnızca sözlerine bakmak yetmez.

Bazen küçücük bir ticari olay, yıllardır söylediğimiz doğruları ne kadar yaşadığımızı gösterir.

Bakara suresinin ilk ayetlerinde anlatılan hidayet ve münafıklık uyarılarını günlük hayatımızdan uzak tutmayalım.

İnsan yanlışı nasıl doğru görmeye başlar?

Bir iş yaptığımızı düşünelim. Karşı taraftan daha çok para kazanmanın yolunu buluyoruz.

Sonra o yolun adil olup olmadığını sormadan kendimizi haklı çıkarmaya çalışıyoruz. Çünkü kazanç hoşumuza gidiyor.

Bazen bir işin yanlış olduğunu düşünmek yerine herkesin öyle yaptığını söylüyoruz. Böylece alışkanlık, davranışımıza mazeret oluyor.

Soru: Bir davranış çok yaygın olduğu için doğru hâle gelir mi?

Bir tamirciyi düşünelim. Aracımızı aynı sorunla birkaç kez götürüyoruz.

Her seferinde ayrı bir ücret ödüyoruz. Sonra neden tek seferde sorunun tamamına bakılmadığını soruyoruz.

Karşılığında “Böyle olmazsa nasıl para kazanacağız?” cevabını duyabiliriz. Fakat kâr isteği, müşteriye karşı sorumluluğu ortadan kaldırmaz.

İşini yapan insanın emeği karşılıksız kalmamalıdır. Ama emeğin karşılığını almakla gereksiz bir bedel çıkarmak aynı şey değildir.

Bu soruyu yalnızca tamirci için değil, kendi işimiz için de soralım. Biz bir müşteriye nasıl davranıyoruz?

Bir kişi bizi tanımıyor diye ona farklı bir fiyat mı veriyoruz? Karşı tarafın bilgisizliğinden faydalanmayı normal mi görüyoruz?

Her meslekte böyle sınavlar olabilir. Doğru davranmanın değeri, işimize gelmediği zaman da korunmasındadır.

Küçük para, büyük ilke

Bir işlemde hesabımıza yanlışlıkla birkaç lira fazla yatırıldığını düşünelim. Karşı taraf sonradan fark edip geri istiyor.

Tutar çok küçük olabilir. Ama küçük olması hakkın ortadan kalktığı anlamına gelmez.

Soru: Haklı olmak için miktarın büyük olmasını mı bekliyoruz?

Bir alışverişte dokuz liralık fark bile insanın tavrını gösterebilir. “Bu kadar para için mi uğraşacağız?” diye düşünebiliriz.

Oysa bir insanın hakkını korumakla o tutarın büyüklüğü ayrı meselelerdir.

Karşı tarafta yanlış bulduğumuz bir davranışı kendimiz de yapıyorsak durup düşünmeliyiz. Adalet, yalnızca bize yaradığı zaman geçerli değildir.

Bir söz verdiysek yerine getirelim. Yapamadıysak bunu gizlemek yerine açıklayalım.

İnsan bazen yaptığı işin zor olduğunu ileri sürerek yanlışı mazur görür. Ama zorluk bize her şeyi yapma hakkı vermez.

Dürüst iş yapmak kısa vadede daha az kazandırıyor gibi görünebilir. Fakat güvenin değeri sadece o günkü kasada ölçülmez.

Bir müşteri bugün başka yere gidebilir. Yarın dürüst davranan insana yeniden güvenebilir.

Böyle örneklerde kesin sonuç sözü vermek doğru olmaz. Her dürüst insanın mutlaka zenginleşeceğini söyleyemeyiz.

Ama dürüstlük, kazanç olup olmadığına bakmadan korunması gereken bir ölçüdür.

Hidayeti bırakıp neyi satın alıyoruz?

Bakara suresinin 16. ayetinde hidayet karşılığında sapıklığı satın alanlardan söz edilir. Ticaret üzerinden kurulan bu karşılaştırma çok düşündürücüdür.

Soru: Her kazandığımız şey gerçekten kazanç mıdır?

Para kazanmış olabiliriz ama güveni kaybetmiş olabiliriz. Tartışmayı kazanmış ama kardeşimizle aramızı bozmuş olabiliriz.

Bir işe “Ben mutlaka kazanacağım” diye başladığımızda bazen neyi kaybettiğimizi görmeyiz. Hedef büyüdükçe ölçü küçülebilir.

İnsan bir şirkete sahip olmak isteyebilir. Ailesine daha iyi imkânlar sunmaya çalışabilir.

Bunlar üzerinde çalışmak başka, bu hedef için yanlış yolları meşrulaştırmak başkadır.

Bazen de başkalarına kendimizi kanıtlamak için yaşıyoruz. Bir gün bizi küçük görenlerin karşısına çıkıp gösteriş yapmak istiyoruz.

Ama o gün geldiğinde içimizdeki huzur yine eksik olabilir. Çünkü hedefimiz yalnızca başkalarının gözündeki yerimizi değiştirmek olmuştur.

Doğru yol, gösteriş yarışı değildir. İnsan kendisini ve davranışlarını düzeltmeyi de önemsemelidir.

Başkasının ne kadar kazandığına bakarken kendi sınavımızı ihmal etmeyelim. Birinin hatası, bizim yanlış davranmamızı haklı çıkarmaz.

Herkesin kendi seçiminden sorumlu olduğunu unutmamak gerekir.

Yakın ilişkilerimizde de dürüst müyüz?

Bir eşimizin bizi anlamasını isteriz. Çocuğumuzdan saygı bekleriz. Kardeşimizden ilgi görmeyi dileriz.

Peki, biz onların ihtiyacını ne kadar görüyoruz? Kendi beklentimizi anlatırken onların sözünü duyuyor muyuz?

İlişkilerde sürekli bir alışveriş var diye her davranışı menfaate indirgemeyelim. Sevgi, ilgi ve sorumluluk birbirini besleyebilir.

Ama karşı tarafa verdiğimiz değeri yalnızca ondan elde ettiğimiz faydayla ölçmek ilişkilerimizi daraltır.

Bir aile içinde hatamız söylendiğinde dinlemeyi seçebiliriz. İş yerinde yanlışımız gösterildiğinde düzeltmeyi kabul edebiliriz.

Bunu yapmak bazen gururumuza ağır gelir. Çünkü insan kendisini sürekli haklı görmek ister.

Bakara suresindeki iki yüzlülük uyarısı, söylediğimiz ile yaptığımız arasındaki uçurumu düşünmemize yardımcı olur.

Doğruyu savunurken kendimiz için başka kurallar koymayalım. İnsanları değerlendirirken de gizli niyetlerini biliyormuş gibi davranmayalım.

Bir insanın değişmesi mümkündür. Bizim de eski bir yanlıştan dönmeye ihtiyacımız olabilir.

Bugün küçük bir hesap hatasını düzeltmek, haksızlığa uğrayanın hakkını vermek veya incittiğimiz kişiden özür dilemek iyi bir başlangıç olabilir.

Başlangıçtaki soruya dönelim. Kârımızla doğruluğumuz karşı karşıya geldiğinde bizi gerçekten yöneten şey ne?

Doğru yolun değeri, çıkarımız değiştiğinde de doğru kalabilmemizde görünür.

Benzer Gönderiler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir