Hak, hakikat, hukuk, hakkaniyet, hâkim, hüküm, hikmet

Burada iki ayrı kelime ailesi var. Sesleri birbirine çok benziyor fakat Arapça kökleri farklı:

  • Hak, hakikat, hukuk, hakkaniyet: H-K-K (ح ق ق) kökünden gelir.
  • Hakîm, hâkim, hüküm, hikmet: H-K-M (ح ك م) kökünden gelir.

Fakat bu iki aile anlam bakımından birbirini tamamlar:

Hak, doğru olan şeydir. Hakîm, o doğruyu bilen ve yerli yerine koyandır. Hâkim ise hakka göre hüküm vermesi gereken kişidir.

1. Hak kelimesinin temel anlamları

“Hak” tek bir anlama gelmez. İçinde birbirine bağlı birkaç anlam taşır:

AnlamÖrnek
GerçekÖlüm haktır.
DoğruSöylediği söz haktır.
Bir kimseye ait payİşçinin ücretinde hakkı vardır.
Yerine getirilmesi gereken sorumlulukAnne babanın hakkı vardır.
Adalete uygun olanHak yerini buldu.
Bâtılın karşıtıHak geldi, bâtıl yok oldu.
Allah’ın ismiAllah el-Hakk’tır.

Kur’an’da “hak” çoğunlukla bâtılın karşıtı olarak; gerçek, sabit, doğru, adaletli ve gerçekleşmesi kesin olan anlamlarında kullanılır. Aynı zamanda el-Hakk, Allah’ın isimlerinden biridir. TDV İslâm Ansiklopedisi

2. Hak kökünden gelen kelimeler

Hakikat

Bir şeyin gerçekte ne olduğu demektir.

  • Görünen başka olabilir, hakikat başka olabilir.
  • Bir insan zengin görünebilir ama borçlu olabilir.
  • Bir aile mutlu görünebilir ama evin içinde kimse birbiriyle konuşmuyor olabilir.
  • Bir ticaret kârlı görünebilir ama insan hakkı yiyerek büyümüş olabilir.

Demek ki görüntü ile hakikat aynı şey değildir.

Hakiki

Gerçek, sahte olmayan demektir.

  • Hakiki dost
  • Hakiki sevgi
  • Hakiki iman
  • Hakiki kazanç

Hakiki olan yalnızca başlangıçta güzel görünmez; zaman geçtikçe sağlamlığı da ortaya çıkar.

Haklı

Hakka uygun düşünen veya davranan kimse demektir. TDK de “haklı” kelimesini “hakka uygun, doğru, yerinde olan” şeklinde açıklar. TDK Güncel Türkçe Sözlük

Ancak haklı olmakla hakkı güzel savunmak aynı şey değildir.

İnsan haklı olduğu hâlde yanlış bir dil kullanabilir. Eşine hakaret edebilir, kardeşini küçük düşürebilir, çocuğunun kalbini kırabilir.

O zaman şu ayrımı yapmalıyız:

Haklı olmak bize zulmetme hakkı vermez.

Haklıyken haksız duruma düşmek mümkündür.

Haksız

Hakka uygun olmayan, başkasına ait olanı eksilten veya gerçeğe aykırı davranan demektir.

Haksızlık yalnızca birinin malını almak değildir:

  • Birini dinlemeden suçlamak haksızlıktır.
  • Çalışanın emeğini eksik ödemek haksızlıktır.
  • İşverenin malını veya zamanını kötüye kullanmak haksızlıktır.
  • Mirası adaletsiz paylaşmak haksızlıktır.
  • Çocuğun kişiliğini yok saymak haksızlıktır.
  • Eşinin güvenini kötüye kullanmak haksızlıktır.

Hakkaniyet

Hakkı gözetmek, herkese hak ettiğini vermek demektir.

Hakkaniyet ile eşitlik her zaman aynı şey değildir.

Mesela iki çocuğa aynı numara ayakkabıyı vermek eşitlik gibi görünebilir. Fakat çocukların ayakları farklıysa bu hakkaniyet değildir.

Herkese aynı miktarda iş vermek eşitlik gibi görünebilir. Ancak birinin gücü ve sorumluluğu diğerinden farklıysa sonuç adaletsiz olabilir.

Eşitlik herkese aynısını vermek; hakkaniyet ise herkese ihtiyacı ve hakkı olanı vermektir.

Hukuk

“Hukuk”, Arapçada “hak” kelimesinin çoğuludur. Yani kabaca haklar demektir.

Hukuk, insanların haklarını koruyan kurallar bütünüdür.

Fakat her yasal olan mutlaka hakkaniyetli olmayabilir. İnsanların yaptığı kanun eksik veya yanlış olabilir. Bu nedenle hukuk, hak ve hakkaniyet ölçüsünü kaybetmemelidir.

Hak etmek

Bir sonucu emeğiyle veya davranışıyla kazanmak demektir.

  • Çalışan ücretini hak eder.
  • Emek veren karşılığını hak eder.
  • Güvenilir davranan güvenilmeyi hak eder.
  • Zulmeden de yaptığı kötülüğün karşılığını hak eder.

Burada hak, sadece olumlu karşılık değildir. İnsan yaptığı iyiliğin de kötülüğün de karşılığını hak edebilir.

Hakkını vermek

Bir insana, işe veya varlığa layık olduğu değeri vermektir.

  • İşçinin hakkını vermek
  • Malzemenin hakkını vermek
  • Bir işin hakkını vermek
  • Anne babanın hakkını vermek
  • Eğitimin hakkını vermek

Bir işin hakkını vermek, onu baştan savma değil; bilgiyle, emekle ve dürüstlükle yapmaktır.

Hakkını yemek

Bir kişiye ait maddî veya manevi payı ondan almak ya da eksiltmektir.

  • Ücretini eksik vermek
  • Emeğini görmezden gelmek
  • Başkasının fikrini kendine mal etmek
  • Mirastaki payını vermemek
  • Hakkında yalan konuşmak
  • Birini liyakati olduğu hâlde geri bırakmak

Sadece para yenmez. Emek, itibar, zaman, güven ve sevgi hakkı da yenebilir.

Hakkı geçmek

Bir insanın diğerinde emeğinin, iyiliğinin veya alacağının bulunmasıdır.

Annemizin üzerimizde hakkı vardır. Öğretmenimizin emeği geçmiştir. Zor zamanımızda yanımızda bulunan dostumuzun hakkı geçmiştir.

Bu yüzden “Hakkını helal et” deriz.

Yani:

“Bende kalan maddî veya manevi alacağından vazgeçiyor musun?”

Hak sahibi

Bir şey üzerinde meşru payı veya yetkisi bulunan kimsedir.

Fakat hak sahibi olmak, o hakkı ölçüsüzce kullanmak anlamına gelmez.

Bir baba çocuğu üzerinde hak sahibidir ama ona zulmedemez. Bir işveren yönetme hakkına sahiptir ama çalışanın onurunu çiğneyemez. İnsan kendi malının sahibidir ama malını başkalarına zarar vermek için kullanamaz.

Tahkik

Bir şeyin doğru olup olmadığını araştırmak ve doğrulamaktır.

Bugünkü ifadeyle “teyit etmek” diyebiliriz.

Bir haber geldiğinde hemen yaymak yerine kaynağını araştırmak tahkiktir. Çünkü tahkik edilmemiş bilgi hakikat gibi sunulursa iftiraya dönüşebilir.

Tahkik edilmemiş bilgiden hakka uygun hüküm çıkmaz.

Tahakkuk

Bir şeyin gerçekleşmesi, ortaya çıkması ve kesinleşmesi demektir.

  • Borç tahakkuk etti.
  • Beklenen sonuç tahakkuk etti.
  • Söylenen şey gerçeğe dönüştü.

Yani tahkik, gerçeği araştırmak; tahakkuk ise gerçeğin ortaya çıkmasıdır.

Muhakkak

Kesin, şüphesiz, gerçekleşmesi kaçınılmaz demektir.

“Bu muhakkak gerçekleşecek” dediğimizde, onun kesinliğini ifade ederiz.

Müstahak

Bir şeyi hak etmiş kimse demektir.

“Müstahak oldu” ifadesini genellikle olumsuz kullanıyoruz. Fakat kelimenin özü, “hak kazanmış, layık olmuş” demektir.

İstihkak

Bir kişinin hak ettiği pay veya karşılık demektir.

  • İşçinin istihkakı
  • Müteahhidin istihkakı
  • Bir hizmetin karşılığı

İhkak-ı hak

Çiğnenmiş bir hakkın yeniden sahibine verilmesi, hakkın yerine getirilmesi demektir.

Ancak insan kendi hakkını ararken yeni bir haksızlık meydana getirmemelidir.

Hakkı savunmak başkadır; intikam almak başkadır.

Hakka’l-yakîn

Bir gerçeği yalnızca bilgi olarak değil, yaşayarak ve bizzat tecrübe ederek bilmek demektir.

Ateşin yaktığını duymak başka, ateşi görmek başka, sıcaklığını hissetmek başkadır. Hakka’l-yakîn, kesinliğin en ileri derecesini ifade eder. TDV İslâm Ansiklopedisi

3. Hakla ilgili önemli ifadeler

  • Hak yol
  • Hak söz
  • Hak din
  • Hakikat
  • Hakiki
  • Haklı
  • Haksız
  • Hakça
  • Hakkaniyet
  • Hukuk
  • Hak sahibi
  • Hak etmek
  • Hakkını vermek
  • Hakkını yemek
  • Hakkını aramak
  • Hakkını savunmak
  • Hakkı teslim etmek
  • Hakkı gözetmek
  • Hakkı çiğnemek
  • Hak ihlali
  • Hakkı gasp etmek
  • Hakkı saklamak
  • Hakkı söylemek
  • Hak üzere olmak
  • Haktan yana olmak
  • Haktan sapmak
  • Hakka teslim olmak
  • Hakka çağırmak
  • Hakkı bâtıla karıştırmak
  • Kul hakkı
  • Allah hakkı
  • Anne baba hakkı
  • Komşu hakkı
  • Akraba hakkı
  • Yetim hakkı
  • İşçi hakkı
  • Emek hakkı
  • Miras hakkı
  • Kamu hakkı
  • Hayvan hakkı
  • Helalleşmek
  • Hakkını helal etmek
  • Hakkı geçmek
  • Hakk’ın huzuruna çıkmak

4. “Hakk’a tapmak” ne demektir?

Burada “Hak” kelimesini büyük harfle kullandığımızda Allah’ın el-Hakk ismini kastederiz.

Allah el-Hakk’tır:

  • Varlığı mutlak gerçektir.
  • Sözü haktır.
  • Vaadi haktır.
  • Hükmü haktır.
  • Yarattıkları boş ve anlamsız değildir.

Dolayısıyla “Hakk’a kulluk etmek”, Allah’a kulluk etmek demektir.

Ancak “hakka tapmak” ifadesini kullanırken dikkatli olmak gerekir. Biz soyut bir düşünceye veya kendi doğru anlayışımıza tapmıyoruz. El-Hakk olan Allah’a kulluk ediyoruz.

Çünkü insan bazen kendi fikrini hak zannedebilir. Kendi menfaatine uygun olanı doğru sanabilir. Bu nedenle hakkın kaynağını yalnızca kendi nefsimiz olarak göremeyiz.

5. Hakîm, hâkim, hüküm ve hikmet

Bu kelimeler “hak” kökünden değil, H-K-M kökünden gelir.

KelimeTemel anlam
HakîmHikmet sahibi, doğru bilgiyi yerinde kullanan
HâkimHüküm veren, yöneten, üstün gelen
HakemAnlaşmazlıkta hüküm vermesine başvurulan kişi
HükümBir mesele hakkında verilen karar
HikmetDoğru bilgiyi doğru yerde ve ölçüde kullanmak
MahkemeHüküm verilen yer
MahkûmHakkında hüküm verilmiş kişi
MuhkemSağlamlaştırılmış, hükmü ve yapısı sağlam
AhkâmHükümler
TahkimBir hakeme başvurma veya sağlamlaştırma

Hakîm, hüküm ve hikmet sahibi demektir. Hikmet yalnızca doğruyu bilmek değil, o bilgiyi kullanmak ve onunla doğru hüküm vermektir. TDV İslâm Ansiklopedisi

Buradaki ilişkiyi şöyle kurabiliriz:

Hak bilinmeden hakîm olunmaz. Hikmet olmadan hakka uygun hüküm verilmez. Hakka uygun hüküm verilmeden de hakkaniyet meydana gelmez.

6. Lokmân Suresi’nin ikinci ayetiyle bağlantısı

Lokmân Suresi’nin ikinci ayetinde geçen ifade:

“Tilke âyâtü’l-kitâbi’l-hakîm.”

Buradaki kelime teknik olarak **“hakîm”**dir; yani hikmetli, sağlam, doğru hüküm ve bilgiler taşıyan kitap demektir.

Ayette doğrudan “hâkim olan, insanlara hükmeden kitap” denilmiyor. Fakat şöyle bir ilişki kurabiliriz:

Kur’an hakîm bir kitaptır. Çünkü hakkı bâtıldan ayırır. İnsana doğru hüküm vermeyi öğretir. İnsan Kur’an’ın hikmetini öğrendiğinde önce kendi nefsine, öfkesine, kazancına ve davranışlarına hâkim olmaya başlar.

Yani:

  1. Hakikat vardır.
  2. Hakikati öğrenmek için tahkik gerekir.
  3. Hakikat anlaşılınca hak ortaya çıkar.
  4. Hakkı doğru değerlendirmek için hikmet gerekir.
  5. Hikmet sahibi kişi hakîmce düşünür.
  6. Hakka göre bir hüküm verir.
  7. Hüküm uygulandığında hakkaniyet oluşur.
  8. Hak sahibine verilirse adalet gerçekleşir.
  9. Hak yenirse haksızlık ve zulüm meydana gelir.
  10. Hak terk edilirse insan bâtıla ve dalâlete düşer.

Bütün ilişkiyi tek cümlede şöyle özetleyebiliriz:

Hak gerçeğin kendisidir; hakikat onun ortaya çıkmış hâlidir; tahkik onu araştırmaktır; hikmet onu doğru anlamaktır; hüküm ona göre karar vermektir; hakkaniyet onu gözetmektir; adalet ise hakkı sahibine teslim etmektir.

En vurucu sonuç da şudur:

Haklı olmak, yalnızca doğrunun bizde bulunması değildir; bizde bulunan doğruyu haksızlığa dönüşmeden yaşayabilmektir.

Benzer Gönderiler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir