Lokman Suresi 1–9. Ayetler
1–5. ayetlerin çok kısa özeti
Lokman Suresi’nin ilk beş ayetinde Allah bize önemli bir gerçeği hatırlatıyor:
Kur’an bir hikmet ve rehberlik kitabıdır. Ancak bu rehberden herkes aynı şekilde yararlanamaz.
Peki kimler yararlanır?
İyilik yapanlar, namazı dosdoğru kılanlar, zekâtı verenler ve ahirete kesin olarak inananlar.
Burada önemli bir ayrıntı var: Kur’an yalnızca doğruyu bilmemizi istemiyor, bildiğimiz doğruyu yaşamamızı istiyor.
Çünkü insan doğruyu bildiği hâlde yanlış yapabilir. İyiliğin ne olduğunu bildiği hâlde kötülük yapabilir.
İlk beş ayetin bize verdiği mesaj şu:
Hidayet, sadece doğru yolu öğrenmek değil, o yolda yürümektir.
Şimdi 6–9. ayetlere geçtiğimizde çok dikkat çekici bir karşılaştırmayla karşılaşıyoruz. Bir tarafta Allah’ın ayetlerine kulak veren insanlar, diğer tarafta o ayetleri duymak istemeyen insanlar var.
Ve asıl sorumuz şu:
Bir insan gerçeği duymak istemiyorsa, ona gerçeği nasıl anlatabiliriz?
6–9. ayetler: İnsan neyi dinliyor, neye kulaklarını kapatıyor?
6. AYET — İnsanı hakikatten uzaklaştıran sözler
Şimdi size bir soru sorarak başlamak istiyorum.
Soru: İnsan neden bazen kendisine fayda verecek şeyleri dinlemek istemez de kendisine zarar verecek şeyleri dinlemekten hoşlanır?
Bir düşünelim.
Bir arkadaşımız bizi arıyor, bir başkasının dedikodusunu anlatıyor. Yarım saat, bir saat konuşabiliyoruz. Hiç sıkılmıyoruz.
Ama birisi bize kendi yanlışımızı söylediğinde ne oluyor?
Beş dakika bile dinlemek istemiyoruz.
Peki neden?
Cevap: Çünkü insan her zaman gerçeği duymak istemiyor. Bazen hoşuna gideni duymak istiyor.
İşte Lokman Suresi’nin 6. ayetinde Allah, insanları Allah’ın yolundan uzaklaştırmak için oyalayıcı sözleri satın alanlardan bahsediyor.
Ayette geçen ifade “Lehve’l-hadîs”.
Yani insanı oyalayan, meşgul eden, hakikatten uzaklaştırabilen sözler.
Burada dikkat edelim. Her eğlenceyi, her sohbeti, her dinlenmeyi kötü olarak anlamayalım. Ayetin özellikle üzerinde durduğu şey, insanların Allah’ın yolundan uzaklaştırılması ve Allah’ın ayetlerinin alaya alınmasıdır.
Şimdi ikinci soruyu soralım.
Soru: İnsan sadece yalan dinleyerek mi hakikatten uzaklaşır?
Hayır.
Bazen doğru olmayan bilgilerle uzaklaşır. Bazen de gereksiz şeylerle öylesine meşgul olur ki doğruyu düşünmeye zaman ayıramaz.
Mesela telefonumuzu elimize alıyoruz.
Bir video izliyoruz, ardından bir tane daha, sonra bir tane daha.
Bir bakıyoruz, bir saat geçmiş.
Şimdi kendimize soralım:
Bu bir saat içinde ne öğrendik? Hangi yanlışımızı düzelttik? Hangi iyiliğe yaklaştık?
Belki hiçbir şey.
Burada telefonun kendisi kötü değil. Önemli olan onu ne için kullandığımız.
Aynı telefonla Kur’an da öğrenebiliriz, bir insana yardım da edebiliriz, faydalı bilgiler de edinebiliriz.
Demek ki mesele araç değil, bizim tercihimiz.
Şimdi biraz daha derine inelim.
Soru: Bir insanın yanlış bir şeyi sürekli dinlemesi, zamanla o yanlışı normal görmesine sebep olabilir mi?
Olabilir.
Mesela yalanın sıradanlaştığı bir ortam düşünün.
Herkes birbirine yalan söylüyor. İnsanlar bunu beceriklilik sayıyor.
Bir süre sonra orada yetişen bir çocuk ne düşünmeye başlayabilir?
“Demek ki işini halletmek için bazen yalan söylemek gerekiyor.”
İşte tehlike burada.
İnsan sadece dinlediği şeyden bilgi almaz. Bazen dinlediği şey, onun doğru ve yanlış ölçüsünü de etkiler.
O hâlde bugün kendimize şu soruyu soralım:
Benim dinlediğim şeyler beni nasıl bir insana dönüştürüyor?
7. AYET — Gerçeği duymamak mı, duymak istememek mi?
Şimdi 7. ayete geçiyoruz.
Allah burada çok dikkat çekici bir insan davranışından bahsediyor.
Kendisine Allah’ın ayetleri okunduğunda, sanki onları hiç duymamış gibi büyüklük taslayarak yüz çeviren bir insan…
Hatta ayette, sanki kulaklarında ağırlık varmış gibi davranmasından söz ediliyor.
Şimdi düşünelim.
Soru: Bir insanın kulağı sağlam olduğu hâlde duymaması mümkün mü?
Fiziksel olarak duyuyor olabilir.
Ama duyduğu şeyi kabul etmek istemeyebilir.
Mesela eşimiz bize şöyle diyor:
“Sen beni hiç dinlemiyorsun.”
Biz ne cevap veriyoruz?
“Nasıl dinlemiyorum? Söylediğin her şeyi duydum.”
Peki gerçekten dinledik mi?
Belki kelimeleri duyduk ama ne anlatmak istediğini anlamaya çalışmadık.
Çünkü dinlemek sadece sesleri işitmek değildir.
Dinlemek, karşımızdakinin söylediğini ciddiye almaktır.
Şimdi başka bir soru.
Soru: İnsan kendisine yapılan eleştiriyi neden bazen hemen reddeder?
Çünkü eleştiri bizim yanlışımızı ortaya çıkarabilir.
Yanlışımızı kabul etmek de bazen gururumuza ağır gelir.
Bir iş yerini düşünün.
Çalışan, yöneticisine bir hata yaptığını söylüyor.
Yönetici ne cevap veriyor?
“Sen bana işimi mi öğreteceksin?”
Peki burada sorun ne?
Çalışanın söylediğinin yanlış olması mı?
Hayır. Belki çalışan haklı.
Ama yönetici kendisini üstün gördüğü için onu dinlemek istemiyor.
İşte ayetin bizi düşündürdüğü meselelerden biri bu: Kibir, insanın doğruyu kabul etmesinin önünde engel olabilir.
Şimdi soralım.
Soru: Biz hiç böyle davranıyor muyuz?
Çocuğumuz bize yanlışımızı söylediğinde…
Eşimiz bizi uyardığında…
Bir arkadaşımız bize hatamızı gösterdiğinde…
Hemen kendimizi savunmaya mı geçiyoruz?
Yoksa önce düşünüyor muyuz?
“Acaba doğru söylüyor olabilir mi?”
Burada hepimizin öğrenmesi gereken bir şey var.
Bir insanın söylediği doğru, o insanın yaşından, makamından veya bilgisinden dolayı yanlış hâle gelmez.
Doğruyu bazen bizden küçük bir çocuk da söyleyebilir.
Peki Allah’ın ayetleri karşısında durumumuz nasıl?
Kur’an’da sabırdan bahsediliyor.
Biz sabırlı mıyız?
Kur’an’da adaletten bahsediliyor.
Biz adaletli miyiz?
Kur’an’da iyilikten bahsediliyor.
Biz gerçekten iyilik yapıyor muyuz?
Yoksa ayetleri dinliyoruz ama sıra kendimizi değiştirmeye gelince duymamış gibi mi davranıyoruz?
Biraz bunun üzerinde düşünelim.
Çünkü 7. ayette anlatılan insan yalnızca ayetleri bilmeyen biri değil.
Kendisine ayetler okunduğu hâlde yüz çeviren biri.
Bu ikisi aynı şey değil.
Bilmemek başka, öğrenmek istememek başka.
8. AYET — İman etmek ile iyi işler yapmak arasındaki ilişki
Şimdi çok güzel bir yere geldik.
6. ve 7. ayetlerde yanlış bir tutum anlatılırken 8. ayette bunun karşısında başka insanlar anlatılıyor.
Allah şöyle buyuruyor:
“Şüphesiz iman edip salih ameller işleyenler için nimetlerle dolu cennetler vardır.”
Şimdi soralım.
Soru: Allah neden yalnızca iman edenler demiyor da iman edip salih amel işleyenler diyor?
Burada bize ne anlatılıyor olabilir?
Düşünelim.
Bir insan bize şöyle diyor:
“Ben seni çok seviyorum.”
Ama ne zaman ihtiyacımız olsa yanımızda yok.
Ne zaman yardım istesek bizi görmezden geliyor.
Ne zaman bir sıkıntımız olsa bizi yalnız bırakıyor.
Şimdi soruyorum:
Sevgi sadece söylemekle mi olur, davranışlarla da gösterilmesi gerekir mi?
Elbette davranışların da bir karşılığı olmalı.
İşte iman ile salih amel arasındaki ilişkiyi düşünürken bu örnek bize yardımcı olabilir.
İman, Allah’a inanmak ve güvenmektir.
Salih amel ise bu inancın hayatımızdaki güzel karşılığıdır.
Ama burada bir ayrıntıya dikkat edelim.
Soru: Salih amel dediğimiz zaman aklımıza sadece namaz, oruç ve zekât mı gelmeli?
Hayır.
Bunlar çok önemli ibadetlerdir. Ama salih amel yalnızca bunlarla sınırlı değildir.
Mesela bir anne babanın çocuğuna adaletli davranması…
Bir esnafın müşterisini kandırmaması…
Bir öğrencinin sınavda kopya çekmemesi…
Bir insanın verdiği sözü tutması…
Bir çalışanın yaptığı işi hakkıyla yapması…
Bunların hepsi doğru niyetle yapılan salih amellere örnek olabilir.
Şimdi daha önemli bir soru soralım.
Soru: Bir insan namaz kılıyor ama aynı zamanda insanlara haksızlık yapıyorsa ne yapmalıyız?
Burada iki yanlış sonuca da gitmeyelim.
“Namaz kılıyor, o hâlde yaptığı haksızlık önemli değil” diyemeyiz.
“Haksızlık yapıyor, o zaman namazın hiçbir anlamı yok” da diyemeyiz.
Bizim yapmamız gereken, hem ibadetlerimizi yerine getirmek hem de davranışlarımızdaki yanlışları düzeltmek.
Çünkü Kur’an bizi parçalanmış bir hayat yaşamaya değil, tutarlı bir hayat yaşamaya çağırıyor.
Evde başka, işte başka, ibadette başka bir insan olmamamız gerekiyor.
Şimdi düşünelim.
Soru: Bizim imanımız, günlük hayatımızda en çok hangi davranışımızı güzelleştiriyor?
Bu sorunun cevabını herkes kendisine versin.
9. AYET — Allah’ın vaadine güvenmek
9. ayette Allah, iman edip salih amel işleyenlerin o nimetler içinde sürekli kalacaklarını bildiriyor.
Ardından çok önemli bir ifade geliyor:
“Allah’ın vaadi haktır.”
Şimdi soralım.
Soru: İnsan neden bazen doğru olanı bildiği hâlde yapmaktan vazgeçiyor?
Çünkü hemen sonuç görmek istiyor.
Mesela dürüst bir esnaf düşünelim.
Yanındaki esnaf insanları kandırarak daha çok para kazanıyor olabilir.
Bizim esnafımız ise dürüst davranıyor ama istediği kazancı elde edemiyor.
Şimdi ne düşünmeye başlayabilir?
“Ben dürüst davranıyorum da ne oluyor?”
İşte burada çok önemli bir mesele ortaya çıkıyor.
Soru: Bir davranışın doğru olması için hemen bize kazanç sağlaması mı gerekiyor?
Hayır.
Doğru, bize hemen fayda sağlamasa da doğrudur.
Yanlış da bize kısa zamanda kazanç sağlasa bile yanlış olmaktan çıkmaz.
Peki biz neden bazen böyle düşünemiyoruz?
Çünkü yalnızca bugünü görüyoruz.
Oysa 8. ve 9. ayetler dikkatimizi ahirete çeviriyor.
Allah’ın vaat ettiği nimetler yalnızca dünyadaki kazançlarımızla ölçülemez.
Burada şunu da unutmayalım: Bu ayetler, iyilik yapan herkesin dünyada mutlaka zengin olacağını veya sıkıntı yaşamayacağını söylemiyor.
Allah’ın burada bildirdiği vaat, iman edip salih amel işleyenlere ahirette verilecek karşılıktır.
Şimdi aile hayatından bir örnek düşünelim.
Bir baba veya anne çocuğuna güzel bir davranış öğretmeye çalışıyor.
Çocuk hemen öğreniyor mu?
Her zaman değil.
Bazen aynı şeyi on defa söylüyoruz.
Yirmi defa söylüyoruz.
Ama öğretmekten vazgeçmiyoruz.
Peki neden?
Çünkü doğru olanı yapmanın değerini biliyoruz.
Şimdi kendimize soralım:
Biz başkasına doğru olanı öğretirken sabrediyoruz da kendi hayatımızda doğru olanı yapmak konusunda neden bazen sabırsız davranıyoruz?
İşte burada ahirete imanımızı yeniden düşünmemiz gerekiyor.
Ahirete gerçekten inanıyorsak yaptığımız iyiliklerin yalnızca insanların takdirine bağlı olmadığını da bilmeliyiz.
İnsanlar görmeyebilir.
İnsanlar teşekkür etmeyebilir.
Hatta yaptığımız iyiliğin kıymetini hiç anlamayabilir.
Ama Allah bilir.
9. ayetin sonunda Allah’ın mutlak güç ve hikmet sahibi olduğunun hatırlatılması da çok anlamlı.
Allah hem vaadini gerçekleştirmeye güç yetirendir hem de hikmet sahibidir.
Dersi bitirirken: Kendimize dört soru soralım
Şimdi Lokman Suresi’nin 6, 7, 8 ve 9. ayetlerini birlikte düşündüğümüzde karşımıza dört soru çıkıyor.
1. Ben neyi dinliyorum?
Dinlediklerim beni hakikate mi yaklaştırıyor, yoksa ondan uzaklaştırıyor mu?
2. Ben doğruyu kabul ediyor muyum?
Yoksa yanlışım söylendiğinde gururuma yenilip yüz mü çeviriyorum?
3. İnandığım şeyleri yaşıyor muyum?
İmanım ailemde, işimde, arkadaşlıklarımda ve insanlarla ilişkilerimde görülüyor mu?
4. Doğru olanı yaparken ne kadar sabırlıyım?
Hemen karşılık mı bekliyorum, yoksa Allah’ın vaadine güveniyor muyum?
Şimdi son bir soru sorarak bitirelim.
Biz Kur’an’ı neden okuyoruz?
Sadece ne söylediğini öğrenmek için mi?
Yoksa öğrendiklerimizle hayatımızı değiştirmek için mi?
Düşünelim…
Bir insan her gün doğru yolu tarif eden bir harita okusa ama yanlış yolda yürümeye devam etse, o haritayı okumasının ona ne faydası olur?
Kur’an bize yolu gösteriyor.
Ama o yolda yürümek bizim sorumluluğumuz.
Bugün bu dersten sonra hepimiz bir davranışımızı seçelim. Bir yanlışımızı düzeltmeye karar verelim.
Çünkü Kur’an’ın hayatımızdaki etkisi yalnızca kaç ayet öğrendiğimizle değil, öğrendiğimiz ayetlerin davranışlarımızı ne kadar değiştirdiğiyle de anlaşılır.
Ve belki de bugün kendimize sormamız gereken en önemli soru şu:
“Ben Kur’an’ı dinliyorum. Peki Kur’an benim hayatımı değiştirebiliyor mu?”


