Belirsizlikten Netliğe: Yusuf Suresinin Son Ayetleri
20 Şubat 2023
Öğüt karşısında ne yapıyoruz?
Yusuf suresinin son ayetleri, insanın kendisine ulaşan öğütle nasıl ilişki kurduğunu düşünmeye çağırıyor. Bir doğruyu duymakla onu kabul edip hayatına taşımak aynı şey değil. Bazen bir uyarıyı dinliyoruz, fakat alışkanlığımızı değiştirmek istemediğimiz için üzerinde durmuyoruz. Sonuç ortaya çıktığında ise geçmişteki tercihimize bakmak yerine başka birini suçlamaya yöneliyoruz.
Peygamberin çok istemesine rağmen insanların çoğunun inanmayacağının belirtilmesi, öğüt vermenin sınırını da hatırlatıyor. Birine doğru olduğunu düşündüğümüz şeyi anlatabiliriz. Nedenini açıklayabilir, örnek gösterebilir, yaşadığımız tecrübeyi paylaşabiliriz. Fakat onun yerine karar veremeyiz. Kendi inancını ve davranışını değiştirmeye kapalı bir insanı yalnızca daha çok konuşarak değiştireceğimizi sanmamalıyız.
Bu ayeti okurken hep başkalarını düşünmek de kolay. Beni dinlemeyen eşimi, çocuğumu veya arkadaşımı hatırlıyorum. Oysa ben hangi uyarıya kapalıyım? Hangi konuda kendi isteğimi korumak için gerekçe üretiyorum? Öğüdün bana da yöneldiğini kabul etmediğimde, okuduğum ayet yalnızca başkasını değerlendirdiğim bir söze dönüşüyor.
Ölçümüz niyetimize göre değişiyor mu?
Bir davranışın doğru olup olmadığını değerlendirirken bazen şartları kendi çıkarımıza göre yorumlayabiliyoruz. Bize zarar veren bir şeyi eleştiriyor, aynı şey işimize yaradığında ise farklı gerekçeler buluyoruz. Böylece ölçümüz, davranışın niteliğinden çok o anda ne istediğimize bağlı hâle geliyor. Bu değişkenliği görmek kolay değil; çünkü insan kendini haklı hissetmek istiyor.
Dersin netlik üzerinde durmasının sebeplerinden biri bu. Neye göre hareket ettiğimizi bilmezsek her baskıda yön değiştirebiliriz. Para söz konusu olduğunda başka, aile içinde başka, başkası bizi izlerken başka davranabiliriz. Doğruluğu korumak, yalnızca sakin ve rahat olduğumuz anlarda iyi şeyler söylemekten fazlasını gerektiriyor.
Kur’an’ı öğüt olarak okumak, kendi isteğimizi ölçünün yerine koymamak için bir çaba. Okuduğumuz şeyi yalnızca ezberlemekle değil, davranışımızla karşılaştırarak anlamaya çalışıyoruz. Benim tercihim bu öğütle uyuşuyor mu? Uyuşmuyorsa hangisini değiştirmeye çalışıyorum: Davranışımı mı, yoksa okuduğum sözün anlamını mı? Bu soru, samimi bir muhasebenin başlangıcı olabilir.
Öğüt bir çıkar aracına dönüşmesin
Surenin bu bölümünde peygamberin insanlardan ücret istemediği ve Kur’an’ın âlemler için bir öğüt olduğu hatırlatılıyor. Ders bu noktada, dinî anlatımın içine çıkar beklentisinin karışmasını sorguluyor. Bir insana bir şey anlatırken onun faydasını mı düşünüyoruz, yoksa kendi çevremizi ve kazancımızı mı büyütmek istiyoruz?
Karşılık beklentisi, söyleyeceğimiz sözü etkileyebilir. İnsanları kaybetmemek için onların hoşlanmayacağı konuları atlayabiliriz. Bizi dinleyenlerin onayına bağımlı hâle gelebiliriz. Böyle bir durumda, anlatılan öğüdün önüne anlatanın ihtiyacı geçer. Bu nedenle niyetimizi yalnızca başlangıçta değil, insanlarla kurduğumuz ilişkinin içinde de kontrol etmeliyiz.
Birine yardımcı olurken onu kendimize bağlamaya çalışmamak da bu ölçünün parçası. Öğrendiğini anlayıp kendi hayatında uygulayabilmesi önemli. Sürekli bize muhtaç kalmasını istemek, yardımın içine başka bir amaç karıştırabilir. İnsanları Allah’a yöneltmekten söz ediyorsak, kendi kişiliğimizi bu yönelişin merkezi hâline getirmemeliyiz.
Her gün gördüğümüz işaretler
Göklerde ve yerdeki işaretlerin yanından yüz çevirerek geçmek, dersin önemli başlıklarından biri. Nefes almak, görmek, duymak, bir ağacın büyümesini izlemek veya toprağın arasından çıkan bir ota bakmak bize sıradan gelebiliyor. Sürekli karşılaştığımız için üzerinde düşünmeyi bırakabiliyoruz. Alışmış olmak, fark etmiş olmakla aynı değil.
Derste bilgisayar programı yazmak üzerinden bir örnek veriliyor. Basit bir adres defteri için bile isim, tarih ve başka bilgilerin doğru alanlara girilmesi gerekir. Yanlış girişleri denetlemek, bölümleri birbirine bağlamak ve hataları düzeltmek emek ister. Küçük bir düzen kurmaya çalışırken bile ne kadar ayrıntıyla karşılaştığımızı fark ederiz.
Bu örnek, çevremizdeki hayatın işleyişine dikkatle bakmamız için kullanılıyor. Bir ağacın meyve vermesini yalnızca ürün almak olarak değil, birçok unsurun birlikte bulunduğu bir süreç olarak düşünmek. Bir canlıyı yalnızca görmekle kalmayıp yaşamasına imkân veren şeyleri fark etmeye çalışmak. Böyle baktığımızda, kullanıp geçtiğimiz nimetler üzerinde yeniden düşünmeye başlayabiliriz.
Görüntülü iletişim örneği de alışkanlığın etkisini gösteriyor. Bugün uzaktaki insanlarla birbirimizi görerek konuşabiliyoruz. Bu imkânın bulunmadığı bir dönemde aynı şeyi duyan biri için çok şaşırtıcı olabilirdi. Biz ise zamanla alıştığımız için onu olağan kabul ediyoruz. Alışkanlık, bir imkânın değerini ve arkasındaki emeği unutturmamalı.
Sonuçlar her zaman hemen görünmez
Hayatımızdaki birçok değişim bir anda oluşmuyor. İlişkiler zaman içinde güçleniyor veya zayıflıyor. Bir alışkanlık tekrarlandıkça yerleşiyor. Bir işteki yanlış kararın sonucu hemen ortaya çıkmayabiliyor. İnsan bu zaman aralığını görmediğinde, davranışıyla sonucun birbirinden bağımsız olduğunu düşünebiliyor.
Bir yanlış yaptığında hemen zarar görmemek, o yanlışın güvenli olduğunu göstermez. Aynı şekilde doğru bir davranışın karşılığını hemen görememek de o davranışı anlamsız kılmaz. Dersin üzerinde durduğu sabır burada önem kazanıyor. Başlangıçtaki güçlüğe bakarak yönümüzü değiştirmek yerine, seçtiğimiz yolun zaman içinde ne oluşturduğunu düşünmeliyiz.
Aile bağlarında da küçük ihmaller birikebilir. Aramamak, verilen sözü tutmamak, birbirinin ihtiyacını önemsememek bir süre sonra uzaklaşmaya dönüşür. Sonra aile neden dağıldı diye sorarız. Oysa büyük kopuşun öncesinde tekrar edilmiş küçük davranışlar olabilir. Sonucu anlamaya çalışırken yalnızca son tartışmaya bakmak yeterli olmayabilir.
Küçük adımları küçümsememek
Derste borcunu kapatmak isteyen bir insan örnek veriliyor. Borcu büyük olduğu için küçük kazançları değersiz görüyor. Ancak çok büyük bir iş alırsa toparlanabileceğini düşünüyor. Bu düşünce yüzünden elindeki küçük ama gerçek imkânları da değerlendirmiyor. Bir defada kurtulma isteği, yapılabilecek düzenli çabanın önüne geçiyor.
Küçük harcamaları görmek, gereksiz gideri azaltmak ve yapılabilir işleri sürdürmek insana yavaş gelebilir. Fakat hızlı bir sonuç isteği, daha büyük risklere ve tutamayacağı sözlere yönelmesine de yol açabilir. Merdivenin basamaklarını sırayla çıkmak örneği burada kullanılıyor. Başlangıçtaki adımı küçümsemek, ilerlemeyi de zorlaştırabilir.
İş kurarken de aynı mesele var. Daha önce deneyim kazanmadığı bir alanda doğrudan büyük ve gösterişli bir yer açmak isteyen kişi, görüntüyü işin kendisinin önüne koyabilir. Önce müşteriyi tanımak, işleyişi öğrenmek ve sorumluluğu taşıyabilecek beceriyi geliştirmek gerekir. Büyük görünmek, işin gereklerini yerine getirebilmekle aynı şey değildir.
Bir aile işletmesinde çocuğun en temel işlerden başlayarak öğrenmesi örneği de bu nedenle veriliyor. İyi bir eğitim almış olması, o işin bütün ayrıntılarını bildiği anlamına gelmez. Uygulama ve tecrübe de gerekir. İnsanın öğrenmeye razı olması, kendi konumunu korumak için bilmediğini gizlemesinden daha faydalıdır.
Dayanışmayı kaybettiğimizde
Eskiden aile içinde bir ihtiyaç ortaya çıktığında akrabaların birlikte destek olması üzerinden de düşünülüyor. Birinin sorunu yalnızca ona bırakılmadığında, yük paylaşılabiliyor. Fakat herkes birbirinden uzaklaştığında insan kendisini bütün meseleleri tek başına çözmek zorunda hissedebiliyor. Bu yalnızlık, tercihlerini de etkileyebiliyor.
Yakınından yardım istemekle bir insana ölçüsüz biçimde bağlanmak aynı değildir. Ders bunu özellikle ayırıyor. Dostumuzdan, akrabamızdan veya arkadaşımızdan destek isteyebiliriz. Fakat bir isteğimiz gerçekleşsin diye bütün doğrularımızı bırakıp karşıdakinin her talebine boyun eğmek başka bir şey. Yardımlaşma ile bağımlılığı birbirine karıştırmamalıyız.
Birlik duygusu, yalnızca aynı aile adını taşımakla oluşmaz. İhtiyaç anında birbirini görmek, imkânı paylaşmak ve güvenilir davranmak gerekir. Biz başkasının yüküne hiç yaklaşmadan kendi sıkıntımızda herkesin yanımızda olmasını bekliyorsak, bu beklentimizi de sorgulamalıyız. Dayanışma karşılıklı sorumluluklarla yaşar.
Okuduğumuz öğüt davranışa dönüşüyor mu?
Bir ayeti okumak, anlamı üzerinde düşünmek ve onu yaşamak arasında ilişki kurmalıyız. Ders, bir sözü belirli sayıda tekrar etmenin hayatımızdaki bütün sorumlulukları kendiliğinden yerine getirmeyeceğini vurguluyor. Öfkemiz, hasedimiz veya ilişkimizdeki sorun devam ederken, kendi davranışımıza hiç bakmadan yalnızca dışarıdan bir değişim bekleyemeyiz.
Basit bir yemek hazırlamak için bile gerekli adımları bilmek ve uygulamak gerekir. Malzemeyi, zamanı ve ölçüyü gözetiriz. İnsan ilişkilerinde de söylediklerimizin ve yaptıklarımızın karşılığı vardır. Birinin kalbini kırıp sonra o kırgınlığın kendiliğinden silinmesini beklemek yerine, sözümüzü ve davranışımızı düzeltmemiz gerekir.
Allah’a sığınırken kendi aczimizi de açıkça kabul etmeliyiz. İçimde haset var, bir sözü sürekli düşünüyorum, öfkeme yeniliyorum diyebilmek önemlidir. Sorunu yalnızca dışarıdaki insanların kötülüğüne bağladığımda, kendi düzeltebileceğim alanı göremem. Dua ile bu muhasebeyi birbirinden ayırmadan, bildiğim doğruyu uygulamaya çalışmalıyım.
Çalışmanın ve bilginin kaynağını unutmamak
Surenin ortak koşma konusundaki uyarısı, derste insanın kendi emeğine ve imkânlarına bakışıyla ilişkilendiriliyor. Çalıştım, kazandım, öğrendim derken her şeyi yalnızca kendimizden bilmeye başlayabiliriz. Elimizi, aklımızı, sağlığımızı ve önümüze çıkan fırsatları da hesaba katmamız gerekir. Gayretimizin varlığı, bize verilenleri unutmamız için gerekçe değildir.
Bir insana veya kazanç yoluna bütün gücümüzü bağlamak da aynı dikkatle düşünülüyor. Beni yalnızca şu kişi kurtarır dediğimde, onun gücünü aşırı büyütebilirim. Elimdeki sebepleri kullanırken sonucun bütününü yönetemediğimi hatırlamak, hem tevazuyu hem de doğru sınırları korumama yardımcı olur. Çaba göstermekle her şeyi kendinden bilmek birbirinden farklıdır.
Hayatın sınırlı oluşu
İnsan plan yaparken önünde ne kadar zaman bulunduğunu bilmiyor. Ölümün bir gün geleceğini kabul etse de bunu günlük kararlarının dışında tutabiliyor. Surenin uyarıları bu güven duygusunu sorgulatıyor. Ertelediğimiz düzeltmeler, vermediğimiz haklar ve sürdürdüğümüz yanlışlar için her zaman yeni bir fırsatımız olacak mı?
Bu soru korkuyu büyütmek için değil, bugünkü sorumluluğu fark etmek için düşünülebilir. Henüz yaşayabiliyor, düşünebiliyor ve bir davranışımızı değiştirebiliyorsak elimizde bir imkân var. Bir yakınımızla ilişkimizi düzeltmek, dürüst bir karar almak veya bir yanlıştan dönmek için bütün şartların kusursuz olmasını beklememeliyiz.
Önce yaşantımızla güven vermek
Yusuf’un zindandaki insanlarla ilişkisi, anlatılan sözden önce davranışın önemini gösteren örneklerden biri. İnsanlar onu iyi ve güvenilir biri olarak görüyorlar. Sonra söylediklerini dinliyorlar. Biz de doğruyu anlatmak istiyorsak, hayatımızda bunun karşılığının bulunmasına çalışmalıyız. Sözünde durmayan birinin güven üzerine konuşması insanlarda aynı karşılığı oluşturmaz.
Sabır, dürüstlük ve hakkı korumak yalnızca ders sırasında konuşulacak konular değil. Bir anlaşmazlık çıktığında, hakkımızda konuşulduğunda veya çıkarımız zedelendiğinde nasıl davrandığımız da görülüyor. Hemen öfkeye kapılmadan durabilmek, iftira etmemek ve bilmediğimiz konuda hüküm vermemek, anlattığımız ölçüyü görünür hâle getirir.
Basiret üzere Allah’a davet etmek, ne söylediğini anlayarak ve kendi sorumluluğunun farkında olarak hareket etmeyi gerektirir. Bildiğimizi paylaşırız; fakat karşıdakinin yerine karar veremeyiz. Sonucu Allah’a bırakırken kendi görevimizi de ihmal etmemeliyiz. Bana dokunmuyor diye başkasının hakkının çiğnenmesini önemsememek, sorumluluktan uzaklaşmanın bir biçimi olabilir.
Kıssalardan kendi hayatımıza
Yusuf suresinin sonunda kıssaların akıl sahipleri için ibret taşıdığı belirtiliyor. Bu anlatıları yalnızca geçmişte olanları öğrenmek için okumuyoruz. Kendi seçimlerimizi, ailemizi, işimizi ve niyetimizi düşünmek için de okuyoruz. Ne öğrendiğimiz kadar, öğrendiğimizle neyi değiştirmeye çalıştığımız önemli.
Belirsizlikten netliğe yönelmek, bütün geleceği bildiğimizi sanmak değildir. Hangi ölçüye göre yaşayacağımızı anlamaya çalışmak ve kendi isteğimiz uğruna bu ölçüyü sürekli değiştirmemektir. Bunu yaparken bilgimizi geliştirmeye, eksiklerimizi görmeye ve Allah’tan yardım istemeye devam ederiz.
Rabbim, bizi öğüdü duyup kendi hayatına bakmayanlardan eyleme. Doğruyu anlamayı, sorumluluğumuzu görmeyi ve küçük de olsa gereken adımı atmayı nasip et. Bizi kibirden, hasetten, haksızlıktan ve çıkarımız için ölçümüzü değiştirmekten koru. Öğrendiğimizi davranışımıza taşıyabilmemiz için bize yardım et.
