Buzağı Değişti, İlahlar Değişmedi: Para, Kariyer ve Ölümle Yüzleşmek

15 Ekim 2021

Soru: Bugün altından yapılmış bir buzağıya tapmıyoruz; peki hayatımızı yöneten başka “buzağılarımız” var mı?

Bakara Suresi’nin 92. ayetinden itibaren Hz. Musa’nın açık delillerle gelmesi, ardından buzağının ilah edinilmesi ve alınan söz hatırlatılır.

Kayıtta bu anlatım geçmişte kalmış bir put hikâyesi olarak bırakılmıyor.

Para, iş, kariyer, eş, çocuk, korkular ve arzular üzerinden bugünkü insanın neyi vazgeçilmez gördüğü sorgulanıyor.

Mesele bir heykel değildir.

Mesele kalbin neye teslim olduğudur.

Buzağıyı Sevmek Ne Demek?

Kur’an’da buzağı sevgisinin kalplere yerleşmesinden söz edilir.

Kayıtta bu ifade “İnsan bir şeyi nasıl hayatının merkezi yapar?” sorusuyla ilişkilendiriliyor.

Soru: Benim hayatımda kaybetmekten en çok korktuğum şey ne?

Para olabilir.

İş olabilir.

Kariyer olabilir.

Bir insan olabilir.

Sağlık veya toplumdaki itibar olabilir.

Bunlara değer vermek yanlış değildir.

Fakat bunlardan biri Allah’ın ölçüsünün önüne geçtiğinde, kalpteki yerini sorgulamamız gerekir.

Bir işin yanlış olduğunu bildiğimiz hâlde “Kariyerim zarar görür” diye susuyorsak işimizi büyütmüş olabiliriz.

Bir borç ilişkisi bizi yanlış bir yola çektiğinde, “Başka çarem yok” diyerek gerçeğin adını değiştirebiliriz.

Bir insanı kaybetmemek için kendi değerlerimizi tamamen terk edebiliriz.

İşte burada kalbimizin kime ait olduğunu yeniden düşünmeliyiz.

“Büyük Balık Küçük Balığı Yutar” Her Zaman Gerçek mi?

Kayıtta insanların kendi kararlarını savunmak için kullandığı bazı yaygın cümleler eleştiriliyor.

“Dünya böyle.”

“Büyük balık küçük balığı yutar.”

“Ekonomi kötü, başka türlü olmaz.”

Bu cümleler bazen doğru bir gözlem içerebilir.

Ama bazen de kendi hatamızı görmemek için kullandığımız mazerete dönüşebilir.

Soru: Başarısızlığımı açıklarken, kendi payımı tamamen dışarıda mı bırakıyorum?

Piyasa kötü olabilir.

Devletin kararı bizi etkileyebilir.

Bir ortak yanlış yapabilir.

Ama aynı şartlarda farklı sonuç alan insanlar varsa, bizim de değerlendirebileceğimiz bir alan olabilir.

Bu, bütün sıkıntının sorumluluğunu kişiye yüklemek değildir.

İnsan bazen gerçekten haksızlığa uğrar.

Ancak kendi seçebileceğimiz alanı da görmezden gelmemeliyiz.

Kayıtta “Bu başıma gelmeden önce ben ne yaptım?” sorusu özellikle öne çıkıyor.

Bu soru kendimizi suçlamak için değil.

Değiştirebileceğimiz şeyi bulmak içindir.

Musibet Geldiğinde Kalbin Yönü

Kayıtta pandemi dönemi ve ölüm korkusu üzerinden de bir örnek veriliyor.

İnsan tehlike yaklaşınca ibadete ve duaya daha fazla yönelebilir.

Uçak sallandığında dua eder.

Hastalık kapıya geldiğinde ölümün gerçekliğini hatırlar.

Fakat tehlike geçince eski hayatına dönebilir.

Soru: Ben sadece korktuğum zaman mı Allah’ı hatırlıyorum?

Bir sıkıntının her zaman neden geldiğini kesin olarak bilemeyiz.

Bunu “Şu musibet şu günahın cezasıdır” diye kolayca söylemek doğru olmaz.

Ama sıkıntı, insanın kalbindeki bağlılıkları görmesine vesile olabilir.

Ölüm ihtimali yaklaştığında, daha önce çok büyük gördüğümüz bazı şeylerin küçüldüğünü fark ederiz.

Para, araba, makam ve tartışmalar bir anda önemini kaybedebilir.

Bu farkındalık yalnız kriz gününde kalmamalı.

Normal zamanda da hayatın geçici olduğunu hatırlamalıyız.

Ahiret Sadece Bize mi Ait?

Bakara Suresi’nin 94. ayetinde, ahiret yurdunun yalnız kendilerine ait olduğunu iddia edenlere dikkat çekici bir soru yöneltilir.

Eğer iddianızda samimiyseniz ölümü temenni edin denir.

Kayıtta bu ayet, insanın söylediği inançla ölüm karşısındaki tutumu arasında bir yüzleşme olarak ele alınıyor.

Soru: Sonsuz hayata inandığımı söylüyorsam, neden bütün güvenimi sadece dünyadaki şeylere bağlıyorum?

Bu soru “Ölümü isteyelim” anlamına gelmez.

Hayatı küçümsemek de değildir.

İnancımızın samimiyetini sorgulamaktır.

Dünyayı ebedi sanıyormuş gibi yaşarken ahirete iman ettiğimizi söylemek arasında bir gerilim olabilir.

İman eden ve salih amel işleyen insanın ölüm karşısındaki tavrı, Allah’a güvenle ilişkilendirilir.

Kayıtta “ölümden korkmamak” çok güçlü bir dille anlatılıyor.

Bunu insanın hiç korku yaşamaması gerektiği şeklinde anlamak yerine, korkunun bütün kararlarımızı yönetmemesi olarak düşünelim.

İman, Davranışta Belli Olur

Kayıtta iman kavramının yalnız zihinsel kabul olmadığı sık sık vurgulanıyor.

İnandığımız şey davranışımızı etkiler.

Bir insan gerçekten ateşin yakacağına inanıyorsa elini ateşe sokmaz.

Bir kararın zarar vereceğine inanıyorsa ona göre hareket eder.

Soru: Ben “inanıyorum” dediğim hangi konuda, davranışımla tam tersini gösteriyorum?

Allah’ın rızkı verdiğine inanıyoruz diyebiliriz.

Ama kazanç azalınca bütün sınırları kaldırıyorsak, bu inancın hayatımızdaki karşılığını sorgulamalıyız.

Allah’ın her şeyi bildiğine inanıyoruz diyebiliriz.

Ama insanlardan sakladığımızı Allah’tan da saklayabileceğimiz gibi davranıyorsak bir çelişki vardır.

Kayıtta “Allah zalimleri bilir” ifadesi de bu bağlamda hatırlatılıyor.

Başkalarının zulmünü görmek kolaydır.

Kendi yaptığımız küçük haksızlığı görmek daha zordur.

Bu yüzden önce kendi buzağımıza bakalım.

Bugün neyi Allah’ın ölçüsünün önüne koyuyoruz?

Para mı?

Kariyer mi?

Korku mu?

Bir insanın onayı mı?

Bilgi Varsa Sorumluluk da Vardır

Kayıtta bir noktada, bilgi sahibi insanın bir soruyla karşılaştığında daha hızlı ve sağlam cevap verebildiği anlatılıyor.

Bu, yalnız dinî bilgi için değil hayatın her alanı için geçerlidir.

Bir işi biliyorsak daha az panik yaparız.

Bir sözleşmeyi anlıyorsak neye imza attığımızı biliriz.

Soru: Ben korktuğum konuda gerçekten bilgi sahibi miyim, yoksa zihnim boşlukları en kötü senaryoyla mı dolduruyor?

Bilgisizlik insanı başkasının sözüne bağımlı hâle getirebilir.

Ama bilgi de kibir üretmemeli.

Kayıtta “Allah’ın ayetlerini bilen insan” ile “düşünmeden hareket eden insan” arasında bir fark kuruluyor.

Bilginin amacı, daha çok sorumluluk almaktır.

Bir ayeti biliyorsak onu başkasına karşı silah yapmak yerine önce kendi davranışımızı ölçmeliyiz.

Bir işin kuralını biliyorsak o bilgiyi başkasını ezmek için değil, doğru sonuç üretmek için kullanmalıyız.

Kendi Buzağımızı Tanımadan Başkasınınkini Kıramayız

İsrailoğullarının buzağısını okumak kolaydır.

“Nasıl böyle bir şey yaptılar?” diyebiliriz.

Kayıtta tam da bu rahatlığa itiraz ediliyor.

Bugünkü insanın buzağısı metalden yapılmış bir heykel olmayabilir.

Soru: Benim kararlarımı hangi korku yönetiyor?

İşimi kaybetme korkusu mu?

Çocuğumun başarısız olması mı?

Eşimin beni terk etmesi mi?

İnsanların hakkımda kötü düşünmesi mi?

Korku da ilahlaşabilir.

Çünkü onun uğruna bütün ölçülerimizi değiştirebiliriz.

Bu yüzden yalnız sevdiğimiz şeylere değil, korktuğumuz şeylere de bakmalıyız.

Kalbin teslim olduğu yer bazen arzu, bazen korkudur.

Allah’a güvenmek ikisini de yerine koyar.

Çalışırız.

Önlem alırız.

Ama sonucu mutlaklaştırmayız.

Buzağının şekli değişebilir; kalbin Allah’tan başka bir şeye teslim olması ise aynı sınavı tekrar önümüze getirir.

Ölüm Düşüncesi Hayatı Değersizleştirmez

Kayıtta ölüm konusu güçlü bir biçimde işleniyor.

Fakat ölümün gerçekliğini hatırlamak, hayattan kaçmak anlamına gelmemeli.

Soru: Öleceğimi bilmek bugün daha iyi yaşamama yardım ediyor mu?

Bir gün ayrılacağımızı bilirsek kırgınlığı yıllarca taşımak daha anlamsız görünebilir.

Para için bütün ilişkileri feda etmek daha sorgulanabilir hâle gelebilir.

İşimizin önemli olduğunu biliriz ama onun sonsuz olmadığını da hatırlarız.

Ölüm bilinci, bugünü küçültmez.

Bugünü daha değerli yapar.

Çünkü söyleyebileceğimiz iyi sözü, düzeltebileceğimiz hatayı ve yapabileceğimiz iyiliği sürekli ertelememeyi öğretir.

Kayıtta sigara dumanı örneği üzerinden farkında olmadan başkasına zarar verme konusu da geçiyor.

Bir insan kendisini iyi biri sayabilir, fakat yaptığı bir davranış başka birinin sağlığını veya huzurunu bozabilir.

Soru: İyi niyetli olmam, davranışımın sonucunu düşünmemek için yeterli mi?

Niyet önemlidir.

Ama sonuçları da görmek gerekir.

Yolda, işte ve evde “Ben kimseye zarar vermiyorum” demeden önce çevremize nasıl etki ettiğimize bakalım.

Zulüm bazen büyük bir olay olarak değil, başkasının hakkını sürekli görmezden gelmek olarak da başlayabilir.

Kayıtta “salih amel” vurgusu da tekrar tekrar karşımıza çıkıyor. İman ettiğini söyleyen insanın davranışının da bu inançla uyumlu olması bekleniyor. Soru: İnandığım şey bugün hangi davranışımı değiştirdi? Cevap yoksa, bilgimiz henüz hayatımıza inmemiş olabilir. Küçük bir doğruluk, bir hakkı iade etmek, bir korkuya rağmen yanlış kazançtan vazgeçmek; imanla davranış arasındaki köprüyü kurabilir.

Benzer Gönderiler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir