Cimrilik ile İsraf Arasında Denge: Cömertlik ve Tutumluluk

8 Mart 2023

Vermenin ve tutmanın ölçüsü

Elimizdeki parayı harcamamak her zaman tutumluluk değildir. Çok harcamak da tek başına cömertlik sayılmaz. Bir insan kendi istekleri için kolayca para çıkarırken, başkasının ihtiyacı söz konusu olduğunda elini kapatabilir. Başka biri ise vermeyi sever, fakat kendi sorumluluklarını hesaba katmadan bütün imkânını dağıtır. Sonra karşılayamadığı ihtiyaçlar yüzünden sıkıntıya düşer. Bu yüzden yalnızca ne kadar harcadığımıza değil, nereye, neden ve nasıl harcadığımıza bakmamız gerekiyor.

Furkan suresinin 67. ayetinde harcarken israf etmeyen ve cimrilik de yapmayan insanların dengeli tavrı anlatılıyor. İsra suresindeki öğüt de eli sıkı olmakla saçıp savurmak arasında bir ölçü gösteriyor. Bu iki uçtan birine yaklaşınca kendimizi haklı çıkaracak bir isim bulmak kolay. Cimriliğe tutumluluk, ölçüsüz harcamaya cömertlik diyebiliriz. Fakat verdiğimiz isim davranışın sonucunu değiştirmez.

Konuyu anlamak için üç soruyu birlikte düşünelim: Cimrilik ve israf nedir? İnsan neden bunlara yönelir? Yanlışını fark ettiğinde nasıl değişebilir? Yalnızca tanımları öğrenirsek, kendi alışkanlığımızı görmeden konuyu bildiğimizi sanabiliriz. Asıl mesele, okuduğumuz ölçünün evimizde, alışverişimizde ve ilişkilerimizde karşılık bulması. Bir başkasını kolayca değerlendirdiğimiz yerde kendimize de aynı açıklıkla bakabilmemiz gerekir.

Cimriliğin arkasındaki korku

Cimrilikte insan elindekini paylaşmaktan kaçınır. Birinin kendisinden yardım istemesi bile onu rahatsız edebilir. Verirse fakirleşeceğini, güvencesini kaybedeceğini düşünür. Böylece malını korumak isterken ihtiyaç sahibini görmezden gelmeye başlar. Biriktirdiği şeyler onun için bir araç olmaktan çıkar, bütün güvenini bağladığı bir dayanak hâline gelir. Hangi noktada ihtiyaçtan uzaklaşıp bu korkuyla hareket ettiğini fark etmesi zorlaşır.

Bazen de verir ama karşılığında ağır bir beklenti oluşturur. Yardım ettiği kişinin kendisine bağlı kalmasını, sözünden çıkmamasını veya yaptığı iyiliği sürekli hatırlamasını ister. Dışarıdan bakıldığında paylaşmış gibi görünür; fakat yardımın içine karşı tarafı yönetme isteği karışmıştır. Burada miktardan önce niyetimizi sorgulamalıyız. Bir ihtiyacı mı gideriyorum, yoksa verdiğim şeyle başka birinin üzerinde hak mı kuruyorum?

Nisa suresinde cimrilik eden, başkalarına da cimriliği öğütleyen ve kendilerine verilen nimetleri gizleyen tutum üzerinde duruluyor. Muhammed suresindeki infak çağrısı ise cimrilik edenin kendisine karşı cimrilik ettiğini hatırlatıyor. Bunlar malımızın yalnızca bizimle ilgili olmadığını düşündürüyor. Elde tutmanın hesabını yaparken paylaşmamanın hayatımızda ve çevremizde neyi eksilttiğine de bakmalıyız.

Tutumluluk, ihtiyacı görmek ve nimeti korumak

Tutumlu olmak, gerekli olanı karşılamak ve gereksiz tüketimden kaçınmaktır. Kendi ihtiyacımıza, ailemizin sorumluluklarına ve başkalarının hakkına birlikte bakmayı gerektirir. Her şeyi harcamak zorunda olmadığımız gibi, hiçbir şeyi paylaşmadan biriktirmeyi de doğru bir ölçü sayamayız. Gelecek için ayırdığımız imkân, bugünkü açık ihtiyacı hiç görmememize gerekçe olmamalı.

Derste elindeki paranın bir kısmını kendi ihtiyacına, bir kısmını yardıma, bir kısmını da ileride gerekebilecek harcamalara ayıran bir insan örnek veriliyor. Amaç herkes için aynı oranı belirlemek değil, bu alanları birlikte hesaba katmak. Kendi geçimini düşünürken başkasını unutmamak; başkasına verirken yerine getirmekle yükümlü olduğu sorumlulukları da yok saymamak.

Küçük miktarları küçümsememek de tutumluluğun bir parçası. Az diye önemsemediğimiz para, başkasının günlük ihtiyacını karşılayabilir. Küçük birikimlerin zamanla çoğalması gibi, küçük yardımların da gerçek bir karşılığı vardır. Ancak büyük bir miktar ayırabildiğimizde iyilik yapabileceğimizi düşünmemeliyiz. İmkânımızın azlığı ile verebileceğimiz şeyi değersiz görmek aynı değildir.

Cömertlik ölçüsüzlük değildir

Cömertlik, nimeti faydalı bir yerde ve karşılık beklemeden paylaşmaktır. İsraf ise kullanımda ölçüyü kaybetmek, nimeti amacına uygun değerlendirmemek ve gereksiz yere tüketmektir. İkisinde de elimizden bir şey çıkar; fakat amaçları ve sonuçları aynı olmaz. Birinde bir ihtiyaç giderilirken, ötekinde verilen imkân boşa harcanabilir.

Vermeyi seven insan da durup düşünmelidir. Elindeki her şeyi dağıttıktan sonra kendi zorunlu ihtiyacını karşılayamaz hâle geliyorsa, iyi niyetinin yanına bir ölçü koymalıdır. Derste bu durumu yaşamış bir katılımcı, daha sonra ihtiyaçlarını karşılamak için borç aramak zorunda kaldığını anlatıyor. Buradaki muhasebe yardımdan vazgeçmek değil, yardım ederken sorumluluklarını korumak.

Cömertliğin içine gösteriş ve üstünlük duygusu da karışabilir. İnsan çok verdiği için kendini büyük görebilir. Karşısındakini sürekli alan, kendisini sürekli veren kişi olarak konumlandırabilir. Oysa yardım insanın onurunu incitmemeli. Karşıdakinin kendi hayatında sorumluluk alabilmesini önemsemeliyiz. Vermenin miktarı kadar, nasıl bir ilişki oluşturduğuna da bakmak gerekir.

Günlük hayatta israf

Bir kahvaltı sofrasında yiyebileceğimizden fazlasını söylediğimizde, önümüze gelenlerin önemli bir bölümü tüketilmeden kalabiliyor. İki kişinin ihtiyacından çok daha fazlasını istemek masayı zengin gösterse de nimetin değerlendirilmesini sağlamıyor. Yemek önümüzde dururken onun için harcanan emeği ve geride kalanın ne olacağını düşünmemiz gerekiyor.

Bu yüzden sipariş vermeden önce nelerin geleceğini sormak, ihtiyaca göre istemek ve uygun olduğunda paylaşmak derste verilen somut örneklerden biri. Yalnızca gözümüz istediği için fazlasını almamak mümkün. Yiyeceğin yenmeyip çöpe gideceğini biliyorsak bunu baştan düşünmeliyiz. Sonradan üzülmek yerine daha sipariş sırasında ölçü koyabiliriz.

Alışverişte de bir şeyi beğenmekle ona ihtiyaç duymak farklıdır. İhtiyacımız olmadığı hâlde sürekli almak bütçemizi ve sorumluluklarımızı zorlayabilir. Harcama isteğimizi sorgulamadığımızda elimizdeki imkân tükenir, ardından başkasından destek beklemeye başlayabiliriz. Böylece kendi ölçüsüzlüğümüzün yükünü çevremize de taşıyabiliriz. Harcarken özgür hissettiğimiz davranışın sonrasında nasıl bir bağımlılık oluşturduğunu fark etmeliyiz.

Yalnızca para israf etmiyoruz

Zamanımızı, sağlığımızı, dikkatimizi ve duygularımızı nasıl kullandığımız da önemlidir. Bir eşyaya aşırı bağlanmak, bütün vaktimizi onunla geçirmek veya faydasız bir uğraşın hayatımızı kaplamasına izin vermek, nimetin kullanımını yeniden düşünmemizi gerektirir. İnsan yalnızca satın aldığı şeyin fiyatına bakarak doğru karar verdiğini anlayamaz.

Çocuğumuza bir cihaz alırken kendimizi cömert hissedebiliriz. Fakat o cihazın çocuğun zamanında ve dikkatinde nasıl bir yer kapladığını da düşünmeliyiz. Verdiğimiz şeyin pahalı olması mutlaka faydalı olduğu anlamına gelmez. İhtiyacı görmek, kullanımı önemsemek ve sınırları gözetmek de sorumluluğun içindedir. Cömertliği yalnızca çok şey almakla ölçersek bu tarafı kaçırabiliriz.

Duygularımızda da cimrileşebiliriz. İçimizde sevgi olduğu hâlde bunu eşimize veya çocuğumuza söylemekte zorlanabiliriz. Dinlemeyi, ilgi göstermeyi, güzel bir sözü esirgeyebiliriz. Buna karşılık cömertlik bilgi paylaşmak, zaman ayırmak ve bir insanın derdiyle ilgilenmek şeklinde de yaşanabilir. Para veremediğimiz gün, faydalı olabileceğimiz bütün kapılar kapanmış değildir.

Yardımın miktarı ve niyeti

Derste bir katılımcı, işsiz kaldığı dönemde yardım miktarı azaldığında yaşadığı mahcubiyeti anlatıyor. Daha önce düzenli destek verdiği insanlara artık daha az gönderebildiği için, bu miktarın ayıp olup olmayacağını düşünmüş. Konuyu çalışırken, kendi imkânıyla yapabildiği yardımı küçümsemesinin doğru olmadığını fark etmiş. Bu farkındalık, cömertliğin miktardan ibaret olmadığını somutlaştırıyor.

Yardım ettiğimiz kişinin ihtiyacını mı düşünüyoruz, kendimiz hakkında oluşacak görüntüyü mü? Büyük miktar gönderemediğimde tamamen vazgeçiyorsam, niyetimin içine kendi itibarım karışmış olabilir. Yapabildiğimin küçüklüğünden utanmak yerine, bugün elimde ne olduğunu ve bununla nasıl fayda sağlayabileceğimi düşünmeliyim. İyiliğin görünüşüne takılmak, yapılabilecek bir iyiliği engellememeli.

Yardım istemeyi öğrenmek de aynı muhasebenin parçası olabilir. Hep veren kişi olmak istemek, gerektiğinde kendi ihtiyacını söylemeyi zorlaştırabilir. Hem destek olmak hem de ihtiyaç duyduğunda bunu dürüstçe ifade etmek mümkündür. Kendimizi sürekli güçlü göstermek zorunda hissettiğimizde paylaşmanın karşılıklı insani yönünü gözden kaçırırız.

Evimizdeki yiyeceği paylaşmak, bir yetime ilgi göstermek, bir hayvanın ihtiyacını karşılamak veya bildiğimiz bir şeyi öğretmek de vermenin yollarıdır. Ortak nokta, elimizdeki imkânı yalnızca kendimiz için düşünmemektir. Neyi paylaşabileceğimize baktığımızda para dışında pek çok imkânımız olduğunu fark edebiliriz. Birinin ihtiyacını gerçekten görmek, hangi imkânı kullanabileceğimizi de gösterir.

Öğrenmek ve paylaşmak

Bilgiyi başkasının anlayabileceği biçimde anlatmaya çalışmak emek ister. Derste katılımcıların konuya hazırlanıp birbirlerine anlatmaları bu açıdan değerlidir. Dinlerken fark etmediğimiz sorular, anlatmaya çalışırken ortaya çıkar. Kavramları ayırır, örnek bulur, kendi davranışımızla ilişki kurarız. Böylece öğrenme yalnızca duyduğumuz sözlerden ibaret kalmaz; üzerinde çalıştığımız bir meseleye dönüşür.

Bilgiyi paylaşırken niyetimiz yine önemlidir. Üstün görünmek için değil, bir ihtiyacı gidermek için anlatmalıyız. Öğrendiğimiz şey yalnızca konuşacak malzeme veriyorsa kendi hayatımıza dönüp bakmalıyız. Cömertliği anlatırken paylaşmayı öğreniyor muyuz? Tutumluluktan söz ederken gereksiz harcamamızı fark ediyor muyuz? Anlatmakla uygulamanın birlikte ilerlemesi gerekiyor.

Herkes farklı bir noktada zorlanır

Bazı insanlar vermeye yatkınken bazıları elindekini bırakmakta zorlanır. Birinin öğrenmesi gereken paylaşmaya başlamak, diğerininki verirken ölçüyü korumak olabilir. Yalnızca dışarıdan görünen miktarla kişinin çabasını değerlendiremeyiz. Herkesin kendinde aşması gereken alışkanlık aynı değildir. Başkasında kolay gördüğümüz bir davranış bizim için zor olabilir.

Derste cebindeki parayı kolayca verebilen kişiyle, küçük bir miktarı verirken bile zorlanan kişi karşılaştırılıyor. Vermekte zorlananın paylaşmaya yönelmesi, alışkanlığına karşı bir gayrettir. Elindekinin tamamını düşünmeden veren kişinin bir kısmını zorunlu ihtiyaçlarına ayırmayı öğrenmesi de başka bir gayret. İkisi de dengeye doğru hareket edebilir.

Başkalarını etiketlemeden önce kendimizi tanımalıyız. Hangi durumda aşırıya gidiyorum? Vermem gerektiğinde korku mu büyütüyorum, durmam gerektiğinde isteğime mi yeniliyorum? Kendi güçlüğümü kabul etmek, nereden başlayacağımı görmeme yardım eder. Kendimi başkasıyla kıyaslamak yerine, bugün hangi davranışımı düzeltmem gerektiğine bakabilirim.

Bilgiden uygulamaya geçerken

Cimriliğin yanlış olduğunu öğrenmek insanın hemen cömert olmasını sağlamayabilir. İsrafın zararını bilmek de her alışverişte kendiliğinden durdurmaz. Bazen ne yapması gerektiğini bildiği hâlde aynı davranışı tekrarlar. Dersin sonunda bu güçlük üzerinde duruluyor: Tanımı bilmekle alışkanlığını değiştirmek aynı şey değildir. Öğrendiğimizi hayatın içinde uygulamak için çalışmamız gerekir.

Kendi eksikliğimizi görüp Allah’tan yardım istemeliyiz. Ben elindekini bırakmakta zorlanıyorum, gereksiz harcamaya yöneliyorum, sevgimi göstermekte güçlük çekiyorum diyebilmek önemli. Kendisini her durumda yeterli gören insan, yardıma ihtiyacı olduğunu unutabilir. Oysa hem gayret etmeye hem de Rabbine sığınmaya devam etmelidir.

Kur’an kıssaları insanın bilgi sahibi olduğu hâlde sınanabildiğini hatırlatıyor. Hz. Âdem’in imtihanı, yalnızca bilmenin yanılmayı bütünüyle ortadan kaldırmadığını düşündürüyor. Hz. Yusuf’un kıssasında Allah’ın desteği ve korunma isteği öne çıkıyor. Bu örnekleri kendi hayatımızda tevazuya ve duaya yönelmek için okumalıyız. Bildiğimizle övünmek yerine onu uygulamak için yardım istemeliyiz.

Dengeyi bir defa bulup hiç kaybetmeyeceğimizi sanmamalıyız. Her yeni imkân, ihtiyaç ve istek karşısında ölçümüz yeniden sınanır. Bugün paylaşmayı başarmış olmam yarın cimrileşmeyeceğim anlamına gelmez. Bugün gereksiz harcamadan kaçınmam da bütün alışkanlıklarımın düzeldiğini göstermez. Kendimizi izlemeyi, öğrenmeyi ve düzeltmeyi sürdürmeliyiz.

Bize verilen rızkı yalnızca miktarıyla değerlendirdiğimizde, onunla ne yaptığımızı ikinci plana atabiliyoruz. Oysa ders boyunca ele alınan ayetler ve örnekler hep kullanımımıza dönüyor. Elimizdekini kim için, hangi niyetle, hangi ihtiyacı karşılamak üzere harcıyoruz? Biriktirdiğimiz şeyin yanında görmezden geldiğimiz bir komşu, bir yakınımız veya yerine getirmediğimiz bir sorumluluk var mı? Nimetin hakkını vermek bu soruları samimiyetle sormayı da gerektiriyor.

Rabbim, nimetlerinin kıymetini bilmeyi nasip et. Paylaşmam gereken yerde korkuma yenilmeyeyim; durmam gereken yerde isteğimin peşinden sürüklenmeyeyim. Cimrilikten, israftan, gösterişten ve iyiliği başa kakmaktan sana sığınıyorum. Kendi sorumluluklarımı korumayı ve başkasının ihtiyacını görebilmeyi öğret. Bildiğimi hayatımda uygulayabilmem için bana yardım et.

Benzer Gönderiler