Salih Olmak Ne Demek? Kötülüğün Karşılığı, Teslimiyet ve Sorumluluk

28 Temmuz 2023

Soru: “Allah’a inanıyorum” demek, hayatımızdaki seçimleri değiştirmiyorsa iman nerede görünür?

İnsan bazen kimliğine güvenir.

“Ben inanıyorum” der.

“Ben Müslümanım” der.

Fakat Kur’an’ın önümüze koyduğu ölçü sadece isim değildir.

Kötülük yapanın yaptığıyla karşılaşacağı, insanın Allah’tan başka gerçek bir veli ve yardımcı bulamayacağı hatırlatılır.

Bu bize şunu düşündürür: Kim olduğumuz kadar ne yaptığımız da önemlidir.

İman davranışta görünür

Bir insan namaz kılabilir.

Kur’an okuyabilir.

Dini kavramları çok iyi konuşabilir.

Ama ticaretinde güvenilir değilse, eşine zulmediyorsa, çocuğunu eziyorsa, insanları küçümsüyorsa orada ciddi bir çelişki vardır.

Salih olmak, sadece güzel söz söylemek değildir.

Yaptığımız işin de salih olması gerekir.

Aldığımızın, sattığımızın, konuştuğumuzun ve verdiğimiz kararın doğru olması gerekir.

Soru: İnsanlar benimle alışveriş yaparken, çalışırken veya aynı evde yaşarken güvende hissediyor mu?

Salih amel burada başlar.

Güvenilir olmak.

Yardımsever olmak.

Sadece “ben” dememek.

Hırsı, öfkeyi, kıskançlığı ve kibri yönetmeye çalışmak.

Baskı geldiğinde nefsin söylediği her şeyi doğru kabul etmemek.

İnsan rahat zamanda iyi olmayı kolay bulabilir.

Asıl ölçü, çıkarımız tehlikeye girdiğinde ortaya çıkar.

Para kaybedeceğimiz zaman adaletli kalabiliyor muyuz?

Çocuğumuz hata yaptığında sevgimizle sınır arasında denge kurabiliyor muyuz?

Eşimizle sorun yaşadığımızda sadece haklı çıkmaya mı çalışıyoruz, yoksa çözüm mü arıyoruz?

Merhamet her şeye evet demek değildir

İnsan bazen “merhametliyim” diyerek sınır koymaktan kaçabilir.

Çocuğunu üzmek istemez.

Eşine “hayır” demek istemez.

Aile içinde sorun çıkmasın ister.

Ama sürekli taviz verdiğinde başka bir sorun doğabilir.

Çocuk sorumluluk almamayı öğrenebilir.

Eş, karşı tarafın emeğini sıradan görebilir.

İlişkide denge bozulabilir.

Salih olmak, her isteğe evet demek değildir.

Gerektiğinde hayır diyebilmek de sorumluluktur.

Soru: Ben “iyilik” adı altında yanlış bir davranışı devam ettiriyor olabilir miyim?

Bir anne baba çocuğuna sınır koyduğunda onu sevmiyor değildir.

Bazen tam tersine, gelecekte zarar görmemesi için bugün bir sınır gerekir.

Bir eş de yıllardır yaptığı fedakârlıkların görülmesini isteyebilir.

“Ben sana emek veriyorum, sen bunu yok sayıyorsun” demek düşmanlık değildir.

İlişkiyi dürüstçe görmek istemektir.

Dertlerimizi ilah hâline getirmemek

Hayatta sınavlarımız olacak.

Eşimizle, çocuğumuzla, kardeşimizle veya işimizle ilgili sorunlar yaşayabiliriz.

Bazen bir sorun büyüdüğünde bütün hayatımızı kaplar.

Sabah onu düşünürüz.

Gece onu düşünürüz.

İnsanları onun üzerinden değerlendiririz.

Sonra fark etmeden problemimizi hayatımızın merkezine koyarız.

Oysa dert, hayatın tamamı değildir.

Soru: Ben sorunu çözmeye mi çalışıyorum, yoksa sorun beni yönetmeye mi başladı?

Elimizden geleni yapacağız.

Dua edeceğiz.

Gerekiyorsa sabredeceğiz.

Gerekiyorsa karar alacağız.

Ama her hamlemizde Rabbimizi hatırlamaya çalışacağız.

Zikir sadece dilin tekrarı değildir.

Karar verirken Allah’ı hatırlamaktır.

Alırken, satarken, konuşurken, kızarken ve affederken O’nun ölçüsünü düşünmektir.

Dertler gelip geçer.

İnsan bazen o an hiç bitmeyecek sanır.

Ama günler değişir.

Sorun çözülür veya şekil değiştirir.

En sonunda dünya hayatındaki her şey geride kalır.

Bu yüzden geçici bir sorunu ebedî bir merkez hâline getirmemeliyiz.

Hz. İbrahim’in bıraktığı iz

Hz. İbrahim’in hayatı teslimiyet üzerine düşünmek için güçlü bir örnektir.

Eşiyle, çocuğuyla, malıyla ve canıyla sınandığı anlatılır.

Burada üzerinde duracağımız şey, “vazgeçmek” kelimesinin anlamıdır.

İnsan Allah için bir şeyden vazgeçtiğinde bunu yok oluş gibi görebilir.

Oysa bazen vazgeçmek insanın bağını temizler.

Malından vermek, malı değersiz görmek değildir.

Malın bizi yönetmesine izin vermemektir.

Fakat vermenin de ölçüsü vardır.

Bütün malını dağıtıp kendini ve aileni zora sokmak başka bir aşırılıktır.

İnfakın içinde de mizan gerekir.

Soru: Verirken Allah’ın rızasını mı arıyorum, yoksa kendi duygumun aşırılığına mı kapılıyorum?

Teslimiyet dengesizlik değildir.

Allah için yapılan işte akıl, ölçü ve sorumluluk da bulunur.

Dua sadece genel sözlerden ibaret olmasın

Bir sorunumuz olduğunda açıkça dua edebiliriz.

“Allah’ım eşimle yıllardır çözemediğim bir sorun yaşıyorum.”

“Benim hatam varsa düzeltmeme yardım et.”

“Karşı tarafın hatası varsa onun da doğruyu görmesini nasip et.”

“Sabretmem gerekiyorsa bana sabır ver.”

Bu şekilde dua ettiğimizde, kendi payımızı da görmeye başlarız.

Dua yalnızca karşı tarafın değişmesini istemek değildir.

Kendi yanlışımızın da düzelmesini istemektir.

Bir kere isteyip bırakmak yerine, ihtiyacımız sürdükçe Rabbimize yönelmek doğal bir tavırdır.

Ama dua ederken hiçbir şey yapmamak da doğru değildir.

Elimizden geleni yapacağız.

Konuşmamız gerekiyorsa konuşacağız.

Sınır koymamız gerekiyorsa koyacağız.

Bir iş için çalışmamız gerekiyorsa çalışacağız.

Dua, sorumluluğu ortadan kaldırmaz.

Allah’ın sahipliği bize ne söyler?

Göklerde ve yerde olanların Allah’a ait olduğunu söylediğimizde bu sadece büyük bir cümle değildir.

Hayatımızdaki sahiplik duygusunu da yeniden düşünmemiz gerekir.

Çocuğum bana ait dediğimizde ne demek istiyoruz?

Eşim benim dediğimizde ne demek istiyoruz?

Param benim dediğimizde ne demek istiyoruz?

Sahip olmak, istediğimiz gibi davranma hakkı değildir.

İnsan emanet bilinciyle yaşadığında ilişkisi değişir.

Çocuğuna hükmetmek yerine onu yetiştirmeye çalışır.

Eşini yönetmek yerine birlikte yaşamaya çalışır.

Malı biriktirirken paylaşmayı da düşünür.

İşini büyütürken adaleti unutmaz.

Soru: Sahip olduğumu düşündüğüm şeyler beni Rabbime yaklaştırıyor mu, yoksa beni daha kibirli mi yapıyor?

Salih olmak büyük sloganlarla başlamaz.

Günlük tercihlerle başlar.

Müşteriye nasıl davrandığımızla.

Eşimize nasıl konuştuğumuzla.

Çocuğumuza hangi sınırı koyduğumuzla.

Parayı nasıl kazandığımızla ve nasıl harcadığımızla.

Bir zarar gördüğümüzde nasıl tepki verdiğimizle.

İman, hayatın dışında duran bir etiket değildir.

Hayatın tam ortasında sınanan bir bağlılıktır.

Sorunlarımızı büyütürken Rabbimizi küçültmeyelim

İnsan bazen bir sorunla o kadar meşgul olur ki hayatındaki bütün iyilikleri unutabilir.

Eşiyle yaşadığı sıkıntı, çocuğuyla yaşadığı problem veya ticaretteki kayıp zihninin tamamını kaplayabilir.

Bu durumda dert sadece çözülmesi gereken bir mesele olmaktan çıkar.

İnsanın bütün gününü yöneten bir merkeze dönüşür.

Kur’an’daki veli, vekil, mevla ve yardımcı kavramlarını düşünmek burada insana bir denge verebilir.

Rabbimizin yardımını hatırlamak, sorunu yok saymak değildir.

Sorunun karşısında yalnız olmadığımızı bilmektir.

Soru: Ben problemimi mi büyük görüyorum, yoksa Rabbimin kudretini mi hatırlıyorum?

Bir karar verirken içimizden “Allah’ım sana sığınıyorum, bana doğru olanı göster” diyebiliriz.

Bir alışverişe girerken, biriyle konuşurken veya aile içinde zor bir söz söylememiz gerektiğinde aynı yönelişi sürdürebiliriz.

Zikir böylece sadece belli bir vakitte yapılan tekrar değil, karar anında Allah’ı hatırlamak olur.

Vazgeçmek bazen özgürleşmektir

İnsan malından, zamanından veya konforundan bir şey verdiğinde kaybettiğini düşünebilir.

Oysa bazen asıl kazanç, o şeyin üzerimizdeki hâkimiyetini kırmaktır.

Hz. İbrahim’in hayatı bu konuda teslimiyeti düşündürür.

Sevdiğimiz bir şeyi Allah’ın rızası için ikinci plana koymak, sevgiyi yok etmez.

Sevginin yerini düzeltir.

Parayı seviyoruz diye paylaşmayı tamamen bırakmamalıyız.

Çocuğumuzu seviyoruz diye onun her yanlışını onaylamamalıyız.

Eşimizi seviyoruz diye kendimize yapılan her haksızlığı sessizce kabul etmemeliyiz.

Soru: Vazgeçemediğim şey beni yönetiyor olabilir mi?

Bazen küçük bir infak, küçük bir özür veya küçük bir “hayır” bile insanın içindeki bağı ortaya çıkarır.

Bu yüzden salih amel, büyük olaylardan önce günlük seçimlerde başlar.

Rabbimize güvenip elimizden geleni yaptıktan sonra sonucun tamamını kontrol etmeye çalışmayı bırakmak da bu teslimiyetin parçasıdır.

Maddi kayıp ile iç acı aynı değildir

İnsan çoğu zaman kaybı parayla ölçer.

Bir araba gider.

Bir iş bozulur.

Bir miktar para kaybedilir.

Bunlar can yakabilir.

Ama yerine başka bir mal veya yeni bir kazanç gelebilir.

İçimizde oluşan soyut acı ise bazen daha uzun sürer.

Güven kırılması.

Kardeşle kopuş.

Eşle yıllarca süren bir yara.

Kendi yaptığımız bir haksızlığın vicdan yükü.

Bunların telafisi daha zor olabilir.

Soru: Ben maddi kazancı korurken iç huzurumu ve ilişkilerimi kaybediyor olabilir miyim?

Bu yüzden iyilik ve kötülüğün karşılığını sadece cebimizde aramamalıyız.

Bir davranışın bize ne yaptığına, kalbimizi ve ilişkilerimizi nasıl değiştirdiğine de bakmalıyız.

Yardım geldiğinde onu normalleştirmemek

İnsan yıllarca belirli bir konuda zorlanabilir.

Sonra bir gün şartlar değişir ve işler kolaylaşır.

Önceden çok öfkelenen bir müşteri bu kez sakin davranabilir.

Bir aile meselesinde yıllardır çıkmayan bir kapı açılabilir.

Bu tür anlarda sadece “nihayet düzeldi” deyip geçebiliriz.

Oysa geçmişte ödediğimiz bedelleri, sabrı ve Rabbimize yönelişimizi hatırlamak gerekir.

Soru: Kolaylık gelince, zorlukta yaptığım duaları unutuyor muyum?

İnsan her sorunun tamamen biteceğini beklememelidir.

Bir sınav biter, başka bir sınav gelir.

Ama insan zamanla aynı soruya daha olgun cevap verebilir.

Teslimiyetin gelişmesi biraz da budur.

Sorunsuz bir hayat değil, sorun geldiğinde Rabbini unutmayan bir bilinç.

Salih olmak, bu bilinci günlük hayatın içine taşımaktır.

İnsanların dış görüntüsü iç huzurunu göstermez

Bir insanın malı, evi ve işi iyi olabilir. Dışarıdan bakıldığında hiçbir problemi yokmuş gibi görünebilir. Ama onun içindeki acıyı, korkuyu veya vicdan yükünü bilemeyiz.

Bu yüzden insanları sadece görünen zenginlikleriyle değerlendirmek yanıltıcıdır. Huzur elle tutulmaz. Bir insan çok şeye sahip olduğu hâlde sürekli kaygılı olabilir; bir başkası daha az imkânla daha dingin yaşayabilir.

Soru: Ben mutluluğu sadece dışarıdan görünen şeylerle mi ölçüyorum?

Salih hayat, görüntüyü değil iç ve dış tutarlılığı arar. Paranın artması, kalbin de huzurlu olduğu anlamına gelmez. Rabbimize yönelmek, insanın görünmeyen tarafını da düzeltmeye çalışmasıdır.

Asıl soru “Ben kimim?” değil; “İnandığım şeyi bugün nasıl yaşıyorum?” sorusudur.

Benzer Gönderiler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir