Her Şey Benim mi? İki Bahçe Sahibi ve Şükür Bilinci

14 Şubat 2025

Soru: Sahip olduklarımızı gerçekten kimin sayesinde elde ettiğimizi ne kadar düşünüyoruz?

Bir evimiz olabilir, işimiz yolunda gidebilir, çocuklarımız sağlıklı olabilir. Bütün bunlar zamanla bize sıradan görünmeye başlar. Sonra fark etmeden çok tehlikeli bir cümle kurarız: “Bunların hepsini ben yaptım.”

Kehf suresindeki iki bahçe sahibi örneği bu düşüncenin nereye varabileceğini gösterir. Aynı nimetlere bakarken iki insanın nasıl farklı bir bilinç taşıdığını görürüz.

Bahçeye Girerken Ne Söylüyoruz?

Bahçe sahiplerinden biri çok güçlü bir maddi imkâna kavuşur. Ürünleri, serveti ve çevresindeki insanlar ona güven verir. Fakat güven, bir süre sonra kibirle karışır.

Arkadaşına malının daha çok olduğunu söyler. Sahip olduğu düzenin bozulmayacağını düşünür. Hatta bütün bu imkânların devam edeceğinden neredeyse emin konuşur.

Soru: Biz de bazen böyle kesin konuşmuyor muyuz?

“Bu iş hiçbir zaman bozulmaz.” “Benim düzenim sarsılmaz.” “Artık her şeyi garantiye aldım.”

Oysa hayatın içinde ne kadar çok değişken var. Bir emeğin, bir birikimin ve bir planın sonuçlarını tam olarak kontrol edebiliyor muyuz?

Diğer bahçe sahibi, arkadaşına Allah’ı hatırlatır. Sahip olduklarının üzerinde düşünmesini ister. Nimetin kendi başına var olmadığını, insanın onu mutlak mülkü gibi görmemesi gerektiğini söyler.

Bolluk bize üstünlük duygusu değil, şükür bilinci kazandırmalıdır.

Bu karşılaştırma sadece geçmişte yaşamış iki kişiye ait değildir. Her insanın kendi hayatında bir bahçesi vardır. O bahçeye nasıl baktığımız çok önemlidir.

Kaybettikten Sonra Gelen Pişmanlık

Kehf suresinde bahçenin yok oluşu anlatılır. Bir zamanlar her şeyin kalıcı olduğunu düşünen insan, yıkılan düzenin karşısında çaresiz kalır.

Harcanan emek, yapılan yatırım ve biriktirilen servet akla gelir. Fakat bu kayıp, insanın içindeki daha derin soruyu da açığa çıkarır.

Soru: Pişmanlığımız yalnızca kaybettiğimiz mal için mi?

Yoksa o mal varken kurduğumuz yanlış cümleler için mi? Kendimizi üstün gördüğümüz, başkalarını küçümsediğimiz, sahip olduklarımızın gerçek değerini unuttuğumuz için mi?

İşte bu ayrım önemli. Bazen kaybettiğimiz şey geri gelsin isteriz. Ama aynı bilinçle yaşamaya devam ederiz. O zaman yaşadığımız kayıptan gerçekten ne öğrenmiş oluruz?

Hz. Âdem’in yanlışının ardından kendi sorumluluğunu kabul etmesi burada düşünmeye değer bir örnektir. İnsanın yalnızca dış şartları suçlamayı bırakıp kendi hatasına bakabilmesi gerekir.

“Ben yanlış yaptım” diyebilmek kolay değildir. Hele bir zamanlar kendimizi çok güçlü hissetmişsek bunu söylemek daha da zor olabilir.

Fakat insanın değişimi, çoğu zaman bu dürüst cümleyle başlar.

“İnşallah” ve “Maşallah” Ne Hatırlatıyor?

Kehf suresinin 23 ve 24. ayetlerinde gelecek için kesin konuşmak ve Allah’ın dilemesini hatırlamak konusu yer alır. Bu hatırlatma, plan yapmayı bırakmak anlamına gelmez.

Çalışırız, hazırlarız, düşünürüz, sorumluluğumuzu yerine getiririz. Ama sonucun tamamının bizim elimizde olmadığını da biliriz.

Soru: “İnşallah” derken gerçekten ne düşünüyoruz?

Sadece alıştığımız bir kelimeyi mi söylüyoruz? Yoksa yarının bize bütünüyle ait olmadığını da hatırlıyor muyuz?

Aynı şekilde “Maşallah” sözü de düşünmeden tekrarlanan bir ses hâline gelebilir. Oysa nimetle karşılaştığımızda Allah’ın dilemesini hatırlamak, sahip olduklarımızla aramıza doğru bir ölçü koyar.

Sözün anlamı, davranışımıza yansıdığında derinleşir. “İnşallah” deyip hiçbir emek vermemek de doğru bir yaklaşım değildir. “Ben yaparım” deyip Allah’ı tamamen unutmak da insanı kibirli kılar.

Bu iki uç arasında bir denge vardır. İnsan gayret eder ama sonuca sahip çıkarken haddini bilir.

Doğruya Erişmek İçin Ne İstiyoruz?

Ashab-ı Kehf’in duasında Allah’tan rahmet ve işlerini doğruya ulaştıracak bir yol istemeleri dikkat çekicidir. Burada yalnızca zor durumdan kurtulmak değil, doğru bir yöne erişmek isteği vardır.

Bir tarafta bahçesiyle övünen insan, diğer tarafta doğru yolu arayan gençler. İkisi de kendi hayatlarının içinde karar verir. Fakat dayandıkları düşünce birbirinden çok farklıdır.

Soru: Biz zorlandığımızda yalnızca işimizin düzelmesini mi istiyoruz?

Yoksa o işin içinde doğru karar verebilmeyi de mi istiyoruz?

Bir insan bazen kaybetmemek için yanlış yola sapabilir. Bazen elindeki malı korumak isterken insanları kırar. Bazen de başarıyı yalnızca kendi başarısı sanır.

Bu noktada asıl ihtiyaç, sadece daha çok imkân değildir. Nimetin içinde doğru kalabilmektir. Kaybettiğinde de hatasını dürüstçe görebilmektir.

Hayatımızdaki insanları da sahip olduğumuz eşyalar gibi görmemeliyiz. Anne baba, eş, çocuk, dost; hepsiyle kurduğumuz ilişkinin içinde emanet, şükür ve sorumluluk vardır.

Sonuç: Bahçemiz Yerindeyken Uyanmak

Kehf suresinin bu örneği bir kayıp hikâyesinden daha fazlasını düşündürür. İnsan bolluk içindeyken de sınanır. Henüz hiçbir şey yıkılmamışken de doğruyu seçebilir.

Bir kez daha soralım: Kendi bahçemize girerken hangi bilinçle giriyoruz?

Gücümüzü hatırlarken sınırlarımızı unutuyor muyuz? Emeğimizi görürken bize verilen imkânları yok mu sayıyoruz?

Bugün sahip olduğumuz bir nimete yeniden bakalım. Onun için çalıştığımızı unutmayalım. Ama kendimizi tek ve mutlak sahibi de sanmayalım.

Şükür, her şey elimizden gittikten sonra değil, henüz elimizdeyken göstermemiz gereken bilinçtir.

Benzer Gönderiler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir