İftira, Yemin ve Hüsnüzan

29 Eylül 2025

Bir iddiaya hemen inanmalı mıyız?

Soru: Bir insan hakkında ağır bir söz duyduğumuzda ne yapıyoruz?

Hemen inanıyor muyuz?

Yoksa önce doğru olup olmadığını mı araştırıyoruz?

Nur sûresinin 6–9. ayetleri, eşlerin birbirini zina ile suçladığı durumda uygulanacak yeminleri anlatır.

Bu ayetler bize, böylesine ağır bir iddianın sıradan bir söz olmadığını gösterir.

Kanaat, kanıt değildir.

Birini suçlamak, onun onuruna ve hayatına dokunur.

Bir iddia duyduğumuzda önce duralım.

Sözümüzün sorumluluğunu taşıyor muyuz?

Yemin, rastgele başvurulacak bir söz değildir.

Bir söz verirken Allah’ı anıyorsak, ne söylediğimizi iyi düşünmeliyiz.

Şüpheyi kesin bilgi gibi anlatmak güveni sarsar.

Aile içinde söylenen suçlayıcı sözler kalpte derin izler bırakabilir.

Bir söz bazen ilişkiyi onarır.

Bazen de uzun süre kapanmayan bir yara açar.

Soru: Dilimizden çıkan sözlerin sorumluluğunu taşıyor muyuz?

Nur sûresi, iftira ve kanıtsız suçlama konusunda da açık bir uyarı verir.

Bir söylentiyi aktarmak, onun yayılmasına katkı sağlamaktır.

“Ben sadece duydum,” demek sorumluluğu ortadan kaldırmaz.

İftira karşısında nasıl davranalım?

Bir iddiayı paylaşmadan önce duralım.

Doğru olduğundan emin miyiz?

Birinin mahremiyetini veya itibarını zedeliyor muyuz?

Sosyal medyada bir söz birkaç dakika içinde binlerce kişiye ulaşabilir.

Bir görüntü veya mesaj, bir insanın hayatında ağır sonuçlar doğurabilir.

“Herkes konuşuyor,” demek, bir sözü doğru yapmaz.

Bilmediğimiz konuda susmak bazen en doğru davranıştır.

Doğru bilgi yoksa, yaymamak da bir sorumluluktur.

İman davranışlarımızda görünür mü?

Kendimizi inançlı sayabiliriz.

Fakat inanç yalnızca bir kimlik sözü olarak kalmamalıdır.

Doğrulukta görünmelidir.

Adalette görünmelidir.

Bir haksızlığı görüp güç sahibinden korkarak susuyorsak, kendimize dönüp düşünmeliyiz.

Kur’an’ın ölçüleri önce kendi davranışımızda karşılık bulmalıdır.

Bir mazluma destek olmak ve kul hakkından kaçınmak bu sorumluluğun parçalarıdır.

Haksızlık karşısında adil söz söylemek de öyle.

İnanç, hakikati savunurken de bizi sınar.

Acıya hükümle değil, merhametle yaklaşalım

Bugün yaşanan bir olayın yarın nasıl sonuçlanacağını bilemeyiz.

Bir insanın kalbinde ne olduğunu da kesin olarak bilemeyiz.

Bu yüzden bilmediğimiz şeyleri olmuş gibi anlatmayalım.

Bir musibet yaşayan insana hemen hüküm vermeyelim.

İnsan ağır bir kayıpta sabır arayabilir.

Fakat ona baskı kurmak yerine yanında duralım.

Her insanın acısı ve taşıma biçimi farklıdır.

Soru: Başkasının acısına merhametle yaklaşabiliyor muyuz?

Hakkı gözeterek yaşayalım

Temiz kazanç, doğru söz ve kul hakkından sakınmak hayatımızın ölçüleri olsun.

Hata yaptığımızda tövbe edelim.

İyiliğimizi artıralım ve başkalarına fayda sağlayalım.

Birini doğruya çağırırken onu küçük düşürmeyelim.

Gerektiğinde sınır koyalım; bunu intikam için değil, hakkı ve iyiliği korumak için yapalım.

Öyleyse soralım: Bir iddiayı duyduğumuzda onu doğruladık mı?

Bir sözümüzle birinin onuruna zarar verdik mi?

Haksızlığı gördüğümüzde adaleti savunabildik mi?

Nur sûresinin hatırlattığı ölçü, dilimizi ve kalbimizi birlikte korumaktır.

Allah’tan doğruyu görmeyi, doğruyu söylemeyi ve başkalarının hakkını gözetmeyi isteyelim.

Benzer Gönderiler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir