İyi Olduğunu Söylemek mi, Güvenilir Olmak mı?

29 Ocak 2025

Bir insanın iyi olduğunu anlamak için yalnızca sözünü mü dinleriz? Yoksa yaptığı işe, verdiği söze ve başkasına nasıl davrandığına mı bakarız?

Kehf suresinde Ashâb-ı Kehf’in durumunun insanlara duyurulması anlatılır. Bu haberin Allah’ın vaadinin gerçekliğiyle ilgili bir anlam taşıdığı belirtilir.

Ama insanlar yine olayın ayrıntılarını tartışmaya yönelir. Bugün de benzer bir durumla karşılaşıyoruz: Asıl davranışımızı değiştirmek yerine konuları konuşmakla yetinebiliyoruz.

Sözün Değeri Davranışta Ortaya Çıkar

Soru: Doğru olduğumuzu söylemek bizi gerçekten doğru yapar mı?

İnsan kendisini hangi kimlikle tanıtırsa tanıtsın, çevresi onun davranışından etkilenir. Dürüstlük yalnızca söylemde kalırsa güven oluşturmaz.

Bir işi zamanında tamamlamak önemlidir. Bir ürünü sağlam üretmek, verilen sözü tutmak ve hatayı saklamamak da aynı doğruluk anlayışının parçalarıdır.

Farklı toplumlarda üretilen ürünleri düşünelim. Bir araç güvenilir bulunduğunda onu üreten kişinin hangi sözü söylediğinden önce ürünün sağlamlığı konuşulur.

Çünkü emek görünür hâle gelmiştir. İnsanlar sonuçta karşılaştıkları dürüstlüğü ve kaliteyi önemser.

Gerçek iyilik, anlatılmaktan çok yaşandığında anlaşılır.

Bunu dinî kimliğimiz için de düşünebiliriz. İnsanın söylediği doğru sözler, davranışıyla çelişiyorsa başka insanlara güven vermez.

Öyleyse önce kendi işimize bakalım. Ailede, ticarette ve ilişkilerde ne kadar güvenilir olduğumuzu düşünelim.

İnsanların Hayatını Kim Zorlaştırıyor?

Birçok kişi daha iyi bir hayat istiyor. Daha iyi ev, daha iyi araba ve daha fazla imkân için çalışıyor.

Bu istekler hayatın bütün amacına dönüştüğünde ilişkiler zarar görebilir. İnsan elde ettiklerinin içindeyken huzurunu kaybedebilir.

Soru: Daha çok sahip olmak için neyi feda ediyoruz?

Bazen kendi kararlarımızın sonucunda zor duruma düşüyoruz. Bazen de başkalarının yanlış kararları bizim hayatımızı etkiliyor.

Haksız kazanç, aldatma ve sorumsuzluk insanın insana verdiği zararların örnekleridir. Bunları yalnızca dış şartların üzerine yıkarak sorunun kaynağını göremeyiz.

Allah’ın verdiği nimetler üzerine düşünürken bu nimetleri nasıl kullandığımızı da sorgulamak gerekir. Önemli olan yalnızca imkâna sahip olmak değildir.

İmkânın bize ve başkalarına ne getirdiğine bakmalıyız. Kazandığımız şey yüzünden bir başkasının hakkı zarar görüyorsa ortada çözülmesi gereken bir sorun vardır.

Güven Bir Sözleşmenin İçinde Sınanır

Bir hizmet aldığımızı düşünelim. Bir sözleşme imzalıyoruz ve sözleşmenin bitiş tarihi geliyor.

Hizmeti sunan kuruluş müşteriye açık bilgi vermezse, kişi neye onay verdiğini anlamakta zorlanabilir. Üstelik ücretin değişmesi güven kaybına yol açabilir.

Oysa sözleşme bitmeden müşteriye durum açıkça söylenebilir. Hizmetin yeni şartları anlatılır ve kişinin kararı alınır.

Bu örnek bir şirketin kârını değil, insanlarla kurduğu ilişkiyi de ilgilendirir. Doğru davranmak uzun vadede güvenilir bir isim oluşturur.

Soru: Kısa vadeli kazanç uğruna uzun vadeli güveni kaybetmeye değer mi?

Bir müşteri kendisine açık davranıldığını hissettiğinde bunu çevresiyle paylaşabilir. Ama yanıltıldığını düşündüğünde aynı kurumdan uzaklaşabilir.

Güven zor kazanılır. Birkaç yanlış davranışla da zarar görebilir.

Bu yalnızca büyük şirketlerin meselesi değildir. Esnafın, işçinin, yöneticinin ve aile bireylerinin de aynı sınavı vardır.

Hakkaniyet ve Kalıcı Huzur

İnsanlar yaptıkları işin karşılığını görmek ister. Emeklerinin yok sayılması onları kırar.

Bir ilişkide yalnızca kendi hakkımıza odaklanırsak diğerinin emeğini görmeyebiliriz. Adalet önce karşımızdakini de hesaba katmayı gerektirir.

Yanlışın haklı gerekçe gibi anlatılması, yanlışı doğruya dönüştürmez. Bir insanın zarara uğraması da başka birine zarar verme hakkı doğurmaz.

Bu yüzden iyiliği yalnızca bir etiket olarak kullanmamalıyız. Kendimizi iyi ilan etmek yerine yaptıklarımızı değerlendirmeliyiz.

Kehf suresindeki kıssada insanlar olayın hangi ayrıntısıyla ilgileniyor? Allah’ın vaadini düşünmek yerine yapının nasıl olması gerektiği üzerine tartışanlar var.

Biz de bugün asli meseleleri kaçırabiliriz. Sözlerin, tartışmaların ve kimliklerin arkasında kalan günlük sorumluluklarımızı unutabiliriz.

Soru: İnsanların bana güvenmesi için bugün hangi davranışımı düzeltmem gerekiyor?

Belki verdiğimiz bir sözü tutmamız gerekiyor. Belki açıkça konuşmamız ya da bir hakkı sahibine teslim etmemiz gerekiyor.

Çünkü hayatı iyileştiren şey yalnızca iyi niyet beyanı değildir. İyi niyetin doğru davranışla birleşmesidir.

İyi insan olduğunu söyleyen değil, başkasının hakkını koruyarak güven veren insan olabilmek önemlidir.

Benzer Gönderiler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir