Nisâ 34: Kur’an Kadınları Dövmeyi Emrediyor mu?
Kur’an hakkında en çok tartışılan sorulardan biri şudur:
“Kur’an’da erkeğe karısını dövme izni veren bir ayet var mı?”
Özellikle Nisâ Suresi 34. ayet üzerinden bu soru sık sık gündeme gelir.
Bu meseleyi konuşurken iki hatadan kaçınmak gerekir.
Birincisi, ayetin bir kelimesini bağlamından koparıp:
“Kur’an açıkça kadını dövün diyor.”
şeklinde bütün meseleyi tek kelimeye indirgemek.
İkincisi ise ayetin tarih boyunca nasıl anlaşıldığını ve Arapça kelimenin farklı yorumlarını hiç konuşmadan meseleyi geçiştirmek.
Daha sağlıklı olan; kelimeyi, ayetin bağlamını, Kur’an’ın aile anlayışını, Peygamberimizin uygulamasını ve günümüzde yürürlükte bulunan hukuk düzenini birbirinden ayırarak değerlendirmektir.
Tartışılan kelime: “idribûhunne”
Nisâ 34’te tartışmanın merkezinde Arapça:
وَاضْرِبُوهُنَّ – ve’dribûhunne
ifadesi bulunmaktadır.
Kelimenin kökü darabedir.
Darabe Arapçada tek anlama sahip bir fiil değildir.
Kur’an’da ve Arapçada bağlama göre;
vurmak,
örnek vermek,
yola çıkmak,
ayırmak veya uzaklaşmak
gibi farklı kullanımlarla karşılaşılabilir.
Bu nedenle yalnızca sözlükteki bir anlamı seçip:
“Kelimenin tek anlamı dövmektir.”
demek dil açısından meseleyi tamamen çözmez.
Bununla beraber şunu da gizlememek gerekir:
Klasik tefsir geleneğinde bu kelimeyi fiziksel bir müdahale şeklinde anlayan yorumcular olmuştur.
Çağdaş dönemde ise kelimenin “ayrılmak”, “uzaklaşmak”, “ilişkiye mesafe koymak” gibi anlamlarının bağlama daha uygun olduğunu savunan yorumcular da bulunmaktadır.
Dolayısıyla burada gerçek bir yorum tartışması vardır.
Ayetin konusu nedir?
Ayet normal ve huzurlu bir aile hayatından bahsetmiyor.
Evlilik içerisinde ciddi bir bozulma ve kopuş tehlikesinin bulunduğu bir durumdan söz ediyor.
Ayet içerisinde bir aşamalılık görülür:
Öğüt verme,
yatakların ayrılması,
ardından tartışılan “darabe” ifadesi.
Hemen sonraki Nisâ 35. ayette ise sorun devam ederse iki aileden birer hakem devreye sokulması istenir.
Bu çok önemlidir.
Çünkü ayetin devamı bizi sınırsız şiddete değil, uyuşmazlığın çözülmesine ve arabuluculuğa götürüyor.
Dolayısıyla bütün bağlamı:
“Erkeğe karısını dövme hakkı veriliyor.”
şeklinde okumak son derece eksik kalır.
Peygamberimizin uygulaması neydi?
Kur’an’ın nasıl hayata geçirildiğini anlamaya çalışırken Hz. Muhammed’in aile hayatı da önemlidir.
Hz. Âişe’den aktarılan rivayette Peygamberimizin hiçbir kadına veya hizmetçiye eliyle vurmadığı bildirilmiştir.
Başka rivayetlerde de eşlerine iyi davranmayı öğütlediği görülür.
Burada önemli bir soru ortaya çıkıyor:
Eğer Nisâ 34 erkeklere kadınları dövmeleri için genel bir hak veya aile yönetme yöntemi vermiş olsaydı, Kur’an’ı insanlara öğreten Peygamberin hayatında bunun açık bir uygulamasını görmemiz beklenmez miydi?
Oysa karşımıza çıkan örnek bunun tersidir.
Aile hayatının temelinde merhamet, sabır, konuşma ve iyi muamele vardır.
Kur’an’ın evlilik için koyduğu temel ölçü
Rûm Suresi 21. ayette eşler arasındaki ilişki anlatılırken:
sevgi ve merhametten
bahsedilir.
Bu çok güçlü bir ölçüdür.
Evlilik korku üzerine değil;
sevgi,
merhamet,
güven,
sorumluluk
ve karşılıklı hakların korunması üzerine kurulmalıdır.
Nisâ 19’da da kadınlarla iyi geçinilmesi emredilir.
Dolayısıyla Nisâ 34’ü Kur’an’ın aileyle ilgili diğer ayetlerinden koparıp bir “şiddet ruhsatı” haline getirmek doğru değildir.
“Ama bazı klasik tefsirlerde vurmak deniliyor”
Evet.
Bunu saklamak doğru olmaz.
Bazı klasik müfessirler “darabe” kelimesini fiziksel vurma anlamında yorumlamıştır.
Fakat klasik hukuk ve tefsir tartışmalarını bugün yaşayan herhangi bir insanın kendi kendine uygulayabileceği sınırsız bir davranış izni gibi görmek ayrı bir meseledir.
Tarihsel bir yorumun var olduğunu söylemek:
“Bugün koca, eşine vurabilir.”
demek değildir.
Dinî tarih ile yürürlükteki hukuk birbirine karıştırılmamalıdır.
Türkiye’de hukuk açısından durum açıktır
Burada hiçbir tereddüt bırakmamak gerekir:
Hiçbir dinî yorum, kişiye eşine şiddet uygulama konusunda hukuk dışı bir yetki vermez.
Türkiye Cumhuriyeti hukukunda eşe yönelik fiziksel şiddet:
“Kur’an’da var”,
“dinî hakkımdır”,
“aile içi meseledir”,
“hafifçe yaptım”
gibi gerekçelerle genel bir hukuka uygunluk kazanmaz.
Bir insanın başka bir insanın vücuduna kasten acı vermesi veya sağlığını ya da algılama yeteneğini bozması, şartları oluştuğunda Türk Ceza Kanunu kapsamında kasten yaralama olarak değerlendirilir.
Üstelik kasten yaralamanın eşe veya boşanılan eşe karşı işlenmesi kanunda ayrıca düzenlenmiştir.
Kadına karşı işlenen yaralama fiilleri bakımından da özel hükümler bulunmaktadır.
6284 sayılı Kanun neyi koruyor?
Türkiye’de aile içi şiddet yalnızca ağır fiziksel saldırı anlamına gelmez.
6284 sayılı Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanun;
fiziksel,
cinsel,
psikolojik
ve ekonomik şiddeti
koruma mekanizmasının kapsamına almaktadır.
Dolayısıyla:
“Ben yaralamadım.”
demek her durumda meselenin hukuken bittiği anlamına gelmez.
Tehdit, baskı, korkutma ve başka davranışlar da somut olayın özelliklerine göre farklı hukuki sonuçlar doğurabilir.
Din hukuk yerine geçirilemez
Burada çok önemli bir ayrım yapmalıyız.
Bir Müslüman Kur’an’ın bir ayetinin anlamını tartışabilir.
Klasik ve modern tefsirleri karşılaştırabilir.
“Darabe” kelimesinin hangi anlama geldiğini araştırabilir.
Farklı ilmî görüşlerden birisini tercih edebilir.
Bunların hepsi dinî ve akademik tartışmanın konusudur.
Fakat:
“Ben bu ayeti böyle yorumladım, dolayısıyla eşime vurabilirim.”
denemez.
Çünkü hiçbir bireysel dinî yorum, bir insanın yürürlükteki hukuku ihlal etmesi veya başka bir insanın beden bütünlüğüne zarar vermesi için kendiliğinden bir yetki oluşturmaz.
Bu ayrımı yapmak hem dinin hem hukukun doğru anlaşılması açısından önemlidir.
Kur’an’ın hedefi aileyi yıkmak değil, krizi çözmektir
Nisâ 34 ve devamındaki ayetleri birlikte okuduğumuzda bir aile krizinin giderek büyümesini engellemeye çalışan bir süreç görüyoruz.
Öğüt…
Mesafe…
Hakemler…
Uzlaşma arayışı…
Nisâ 35 şöyle devam eder:
Eğer eşlerin arasının açılmasından endişe edilirse erkeğin ailesinden bir hakem, kadının ailesinden de bir hakem gönderilmesi istenir.
Bu bile tek başına çok şey söylüyor.
Sorun çözülemiyorsa:
“Daha fazla şiddet uygula.”
denmiyor.
Üçüncü kişiler devreye giriyor.
Çözüm aranıyor.
Barışma imkânı araştırılıyor.
Güç sahibi olmak vurma hakkı vermez
Belki meselenin bugün bize söylemesi gereken en önemli şeylerden biri budur:
Bir insanın fiziksel olarak güçlü olması, başka bir insan üzerinde şiddet kullanma hakkı vermez.
Erkek kadından fiziksel olarak daha güçlü olabilir.
İşveren çalışanından ekonomik olarak güçlü olabilir.
Devlet vatandaştan güçlü olabilir.
Anne baba çocuktan güçlü olabilir.
Fakat güç, haklılık demek değildir.
Tam tersine güç arttıkça sorumluluk da artar.
Kur’an’ın adalet anlayışı güçlü olana:
“Gücün var, istediğini yap.”
demez.
Gücünü zulme dönüştürmemesini ister.
Ailede mizan nedir?
Ailede mizan:
Bir tarafın diğer taraf üzerinde egemenlik kurması değildir.
Hak ve sorumlulukların dengede tutulmasıdır.
Sevgi vardır.
Ama sorumluluk da vardır.
Özgürlük vardır.
Ama karşı tarafın hakkı da vardır.
Sorunlar vardır.
Ama sorun çözmenin yolu şiddet değildir.
Bir insan eşini sevdiğini söyleyip onu korkutuyorsa burada sevgi ile davranış arasında bir çelişki vardır.
Bir insan:
“Ben seni koruyorum.”
deyip aynı insanın kendisinden korkmasına yol açıyorsa orada yeniden düşünülmesi gereken ciddi bir problem vardır.
Peki ayeti nasıl anlamalıyız?
Benim kanaatim şu:
Nisâ 34’ü “Erkek gerektiğinde karısını dövebilir.” şeklinde bir aile hukuku kuralına indirgemek Kur’an’ın bütünlüğünü, Peygamberimizin uygulamasını ve ayetin devamındaki uzlaşma sürecini yeterince dikkate almayan bir okumadır.
“Darabe” kelimesinin anlamı üzerinde ilmî tartışma devam edebilir.
Bir araştırmacı “vurmak” diyebilir.
Bir başkası “uzaklaşmak” diyebilir.
Bir başkası tarihsel bağlam üzerinden farklı bir açıklama getirebilir.
Fakat bugün bizim için değişmeyen ilke şudur:
Bu tartışmadan aile içi şiddeti meşrulaştıran bireysel bir hak çıkarılamaz.
Ateist veya deist birisi bu ayeti sorduğunda
Bazen birisi şöyle soruyor:
“İşte Kur’an kadını dövmeyi emrediyor. Bundan daha açık ne olabilir?”
O kişiye kızmak yerine soruyu birlikte incelemek gerekir.
Şunu söyleyebiliriz:
“Evet, burada yüzyıllardır tartışılmış bir Arapça kelime var. Klasik yorumların bir kısmı bunu fiziksel vurma şeklinde anlamış; çağdaş yorumların bir kısmı ise ayrılma veya uzaklaşma şeklinde açıklıyor.
Ama Kur’an’ın tamamına baktığımızda evliliğin sevgi ve merhamet üzerine kurulması isteniyor. Peygamberin kendi eşlerine vurmadığı aktarılıyor. Hemen sonraki ayette aile krizinde hakemler devreye sokuluyor.
Dolayısıyla buradan ‘Müslüman erkek eşini dövebilir’ şeklinde genel ve sınırsız bir hüküm çıkarmak doğru değildir.”
Bu cevap meseleyi gizlemez.
Ama tek kelimelik bir tercümeyle Kur’an’ın bütününü de mahkûm etmez.
Çok önemli hukuk notu
Bu yazı Nisâ 34’ün dinî ve tarihsel yorumlarını tartışmaktadır.
Hiçbir bölümü aile içi şiddeti teşvik etmez, meşrulaştırmaz veya herhangi bir kişiye eşine fiziksel müdahalede bulunma hakkı vermez.
Türkiye Cumhuriyeti hukukunda kişilerin beden bütünlüğü korunmaktadır.
Aile içi ve kadına yönelik şiddetin önlenmesine yönelik özel kanuni düzenlemeler bulunmaktadır.
Dinî metinlere ilişkin bireysel yorumlar, yürürlükteki ceza ve koruma hukukunun yerine geçmez.
Bir aile uyuşmazlığının çözüm yolu şiddet değildir.
Konuşmak,
arabuluculuk ve aile danışmanlığı gibi hukuka uygun destek yollarına başvurmak,
gerektiğinde hukuki yardım almak
ve güvenliği öncelemek gerekir.
Sonuç
Nisâ 34 kolay bir ayet değildir.
Yüzyıllardır tartışılmıştır ve bugün de tartışılmaktadır.
Fakat tartışmayı dürüstçe yapmak gerekir.
Klasik yorumları saklamayalım.
Modern yorumları da yok saymayalım.
Arapçadaki kelime çeşitliliğini inceleyelim.
Peygamberimizin aile hayatına bakalım.
Kur’an’ın sevgi, merhamet ve adalet anlayışını birlikte değerlendirelim.
Ve en önemlisi:
Bu ayeti bir kadına şiddet uygulamanın bahanesi haline getirmeyelim.
Bir ayeti anlamaya çalışmak başka şeydir.
Bir insana zarar vermek başka şeydir.
Bir Müslüman için doğru olan; öfkesine dinî gerekçe aramak değil, öfkesini adaletle kontrol etmektir.
Çünkü mizan tam da burada gereklidir.
Haklı olduğumuzu düşündüğümüz anda bile haksızlık yapmamak…
Gücümüz olduğu anda bile zulmetmemek…
Öfkelendiğimiz anda bile sınırı aşmamak…
Kur’an’ın insanı dönüştürmesini istiyorsak ayeti önce başkasının üzerinde değil, kendi nefsimiz üzerinde okumamız gerekir.
