Merhamet mi, Taviz mi? Vicdanı Susturmadan Sınır Koymak

26 Nisan 2023

Soru: Bir insanı üzmemek için her istediğini yapıyorsak, gerçekten ona iyilik mi ediyoruz?

Bazen kendimizi çok merhametli buluyoruz. Kırılmasın diye susuyor, zorlanmasın diye onun sorumluluğunu üstleniyoruz.

Fakat zaman geçtikçe yükümüz artıyor. Yardım ettiğimiz kişi de bizim yaptıklarımızı artık bir iyilik değil, görevimiz olarak görüyor.

Sonra içimizden şu cümle geçiyor: “Ben bu kadar verirken neden böyle karşılık görüyorum?”

Belki önce vermenin kendisine değil, nasıl verdiğimize bakmamız gerekiyor. Çünkü merhametle taviz aynı şey değildir.

Gaddarlığı yalnızca başkalarında aramayalım

Gaddar denildiğinde aklımıza acımasız, insanlara zarar veren ve başkasının sıkıntısını önemsemeyen biri geliyor.

Böyle bir insanı kendimizden çok uzakta görüyoruz. Oysa bazı tavırlarımızda merhametin azaldığını fark etmeyebiliriz.

Birinin yardıma ihtiyacı vardır, fakat kendi işimize yetişmek istediğimiz için onunla ilgilenmeyiz.

Bize bir ikram yapılır, güzel bir karşılık vermeyi önemsemeyiz. Bir arkadaşımızın güzel kıyafetini görür, kıskançlığımız yüzünden içten bir söz söylemeyiz.

Bu örneklerin her birinde kendimize bakabileceğimiz bir taraf var. Başkasının varlığını ve duygusunu ne kadar önemsiyoruz?

Soru: Kendimi iyi biri olarak tanımlamam, her davranışımın iyi olduğu anlamına gelir mi?

Hayır. İnsan bir konuda dikkatli olurken başka bir konuda nefsine yenilebilir.

Bu yüzden yalnızca kendimize verdiğimiz isimle yetinmeyelim. O an ne yaptığımıza, kimin hakkını veya ihtiyacını görmezden geldiğimize bakalım.

Ruhumuzu neyle beslediğimiz de önemlidir. Sürekli öfke ve intikamla büyütülen bir çocuğu düşünelim.

Yıllarca aynı düşmanlık anlatılıyor. Bayramda bile ona kimden intikam alması gerektiği hatırlatılıyor.

Böyle bir ortamda merhametin gelişmesi zorlaşabilir. Bir insanı sadece yaptığı son hareketle değil, içinde büyütülen düşüncelerle de anlamaya çalışmalıyız.

Kendi içimizde de neyi beslediğimizi soralım. Bir kırgınlığı sürekli büyütüyor muyuz, yoksa davranışımızı yeniden değerlendirebiliyor muyuz?

Merhameti kaybetmemek, önce kendi içimizdeki sertleşmeyi fark etmeyi gerektirir.

Merhametin içinde nezaket bulunur

Merhamet, birinin ihtiyacını görmekle başlar. Fakat yalnızca yardımın yapılmış olması yeterli değildir; nasıl yapıldığı da önemlidir.

Birine destek olurken onu incitebiliriz. Verdiğimiz şeyle beraber, kendisini küçük hissettiren sözler de söyleyebiliriz.

O zaman ihtiyacını karşılamış olsak bile gönlünü yaralamış oluruz. Merhametin içinde nezaket bulunması gerektiğini burada hatırlayalım.

İyiliğin karşısındaki insanı rencide etmeden yapılması, yardımın değerinden ayrı düşünülemez.

Âl-i İmrân suresinin 159. ayetinde, peygamberin insanlara yumuşak davranması hatırlatılır. Kaba ve katı kalpli olsaydı insanların çevresinden dağılıp gideceği bildirilir.

Bu hatırlatmayı kendi ilişkilerimize taşıyalım. Sürekli bağırarak, sert bakarak ve kırıcı konuşarak yakınlık kuramayız.

Kullandığımız kelimeleri seçmek de sorumluluğumuzdur. İçimizde iyi niyet bulunması, dışarıya yansıyan sertliğimizi kendiliğinden düzeltmez.

Ayetin devamında bağışlama, istişare ve Allah’a güvenme de yer alır. Yumuşaklık, düşünmekten ve karar vermekten vazgeçmek değildir.

Soru: Birine karşı nazik olurken, doğru bildiğim bir sınırı da koruyabilir miyim?

Elbette bu ikisini birbirine düşman saymamak gerekir. Kırıcı olmamak başka, her isteğe razı olmak başkadır.

Anne babamızla ilişkimizde de merhametimizi düşünelim. Bize verilen emeği hatırlıyor muyuz?

İsrâ suresindeki dua, bizi büyüten anne babamıza Rabbimizin merhamet etmesini istemeyi öğretir. Bu duayı söylerken kendi tavrımızı da gözden geçirelim.

Onları dinlemekten kaçınıyor, söylediklerine hemen kızıyor veya ihtiyaçlarıyla ilgilenmiyorsak, merhamet sözümüz davranışımızla buluşmamış olabilir.

Bir insanın yanında bulunmakla ona gerçekten ilgi göstermek aynı değildir. Bazen merhamet, sesimizi yumuşatmak ve karşımızdakini dikkatle dinlemekle görünür olur.

İsrâ suresindeki iyiliğin ve kötülüğün insana dönmesi hatırlatması da bu yüzden önemlidir. Yaptığımızın yalnızca karşı tarafı etkilediğini düşünmeyelim.

İyilik yaparken kendimizde neyi büyüttüğümüze, haksızlık yaparken hangi uyarıyı bastırdığımıza da bakalım.

Bir defalık yardım nasıl sürekli göreve dönüşür?

Çocuğumuzun ödevi vardır. Yapmakta zorlanır, biz de ona anlatırız.

Sonra yazısını güzel bulmayıp “Bu kez ben yazayım” deriz. Ödev beğenilince çocuk yeniden bize gelir.

Bir sonraki ödevi de temize geçiririz. Bir süre sonra defter yine bizim önümüzdedir.

Başlangıçta bir kolaylık sağlamak istemiştik. Fakat sonunda çocuğun yapması gereken işi sürekli biz yapmaya başladık.

Soru: Çocuğum öğreniyor mu, yoksa onun öğrenmesi gereken yerde ben mi çalışıyorum?

Burada çocuğu hemen suçlamayalım. Bizim sürekli üstlendiğimiz işin kendisine ait olduğunu öğrenmesi de zorlaşmış olabilir.

Bir örnek göstermekle bütün ödevi yapmak arasındaki farkı korumalıyız. Destek, sorumluluğu tamamen devralmak zorunda değildir.

Çocuğun odasını ve yatağını sürekli toplamakta da aynı soruyu sorabiliriz. Kendi yapabileceği işi onun yerine alışkanlıkla üstleniyor muyuz?

Bir başka örnek telefondur. Kullanımıyla ilgili bir sınır koymuşuzdur, fakat misafirimiz geldiğinde çocuk tekrar tekrar izin ister.

Sohbet bölünmesin diye sonunda telefonu veririz. O an rahatlarız, ancak çocuk ısrarın sonucu değiştirdiğini öğrenebilir.

Sonraki sefer aynı ısrarla karşımıza çıkar. Biz de giderek daha fazla yoruluruz.

Burada merhamet diye adlandırdığımız şey, bazen yalnızca o anki baskıdan kurtulma isteğimizdir.

İş yerinde de benzer bir durum yaşanabilir. Arkadaşımızın erken çıkması gerekir, kapanışı onun yerine biz yaparız.

Başka bir gün yine bir işi çıkar. Sonra başka bir gerekçe gelir ve kapanışlar sürekli bize kalır.

İlk yardımımızla sürekli aynı yükü taşımamız aynı değildir. Bir iyiliğin zamanla nasıl bir beklentiye dönüştüğünü görmeliyiz.

Yardım etmekten vazgeçmek gerekmiyor. Kimin sorumluluğunu, hangi şartlarda ve ne kadar üstlendiğimizi düşünmek gerekiyor.

Bir davranışın ilk yapıldığında iyi niyetli görünmesi, tekrarlandığında da aynı sonucu doğuracağını göstermez.

Merhamet, karşımızdakinin sorumluluğunu ortadan kaldırmak değildir.

Kalem suresinin 9. ayetindeki taviz beklentisini de bu ayrımı düşünürken hatırlayalım. Yumuşak huylulukla doğru bildiğinden vazgeçmek birbirine karıştırılmamalıdır.

Birini memnun etmek uğruna kendi ölçümüzü sürekli geri çekiyorsak, bunun iki tarafa da nasıl yansıdığını sormalıyız.

Karşımızdakini sevdiğimiz için her defasında aynı şeyi yapıyor olabiliriz. Fakat sevgimiz, davranışımızın sonucuna bakmamızı engellememeli.

Bir yardımın gerçekten gerekli olup olmadığını düşünmek, yardım etmek istemediğimiz anlamına gelmez. Bazen doğru desteği bulabilmek için durmak gerekir.

Verdiğimiz hediyelerde bile bu dikkate ihtiyaç olabilir. Çok sevdiğimiz bir arkadaşımıza değerli bir hediye alırken, bunun ilişkimizde nasıl anlaşılacağını düşünelim.

Sadece kendi verme isteğimize odaklanırsak, karşı tarafta oluşacak beklentiyi fark etmeyebiliriz. İyilik yapma niyetinin yanına düşünmeyi de koymalıyız.

Çünkü bazı davranışları bilerek değil, alışkanlıkla sürdürüyoruz. Ne zaman başladığını unuttuğumuz bir yükü, artık başka türlü olamazmış gibi taşıyoruz.

Biraz durup kendimize sormak bu yüzden önemlidir: Bu davranış gerekli mi, doğru mu, iki tarafın ilişkisini nasıl etkiliyor?

Cevapları düşünmek başta yorucu gelebilir. Fakat her seferinde düşünmeden verdiğimiz kararların sonucunu taşımak da kolay değildir.

Vicdanın sesini alışkanlıkla susturmak

Vicdanı içimizdeki bir alarm gibi düşünelim. Bir yanlış yaptığımızda bizi rahatsız eden, yeniden düşünmeye çağıran bir uyarı vardır.

Başlangıçta bu uyarıyı daha belirgin hissedebiliriz. Fakat aynı yanlışı tekrar ettikçe ona mazeret üretmeye başlayabiliriz.

“Bir defadan bir şey olmaz” deriz. Sonra ikinci, üçüncü defa gelir.

Davranış alışkanlığa dönüşürken ilk rahatsızlığımızı daha az fark ederiz. Artık yaptığımızı sorgulamaktan çok, onu nasıl savunacağımızı düşünürüz.

İyilikte nasıl tekrar ederek ilerliyorsak, yanlış davranışlarda da tekrarın etkisini görebiliriz.

Bu yüzden bir şeyi rahatça yapabiliyor olmamız, onun doğru olduğunun tek başına kanıtı değildir.

Soru: İçim gerçekten rahat mı, yoksa rahatsızlığımı duymamayı mı öğrendim?

Enbiyâ suresinde, İbrahim’in karşısındaki insanların bir an kendilerine dönüp kendi yanlışlarıyla yüzleşmeleri anlatılır. Düşünmek, bastırılan bir uyarıyı yeniden görünür kılabilir.

Bizim de durup kendimize dönmeye ihtiyacımız var. Başkasını değerlendirirken gösterdiğimiz dikkati kendi davranışımıza da gösterebilmeliyiz.

Fakat vicdanlı olmak adına her isteği yerine getirmeye de mecbur değiliz. “Ben verici bir insanım” sözü, sonuçlarını görmediğimiz bir davranışın mazeretine dönüşebilir.

Bir yandan sürekli verip diğer yandan karşı tarafa öfke biriktiriyorsak, bu düzeni yeniden düşünmeliyiz.

Bize haksızlık yapıldığında başka bir tehlike de ortaya çıkar. “Herkes böyle yapıyor, ben neden doğru davranayım?” diyebiliriz.

Kurallara uymayanları görünce biz de aynı yolu seçmek isteyebiliriz. Başkasının yanlışı, kendi ölçümüzden vazgeçmemize gerekçe olmamalı.

Ne sınırsız taviz verelim ne de incindiğimiz için merhametten vazgeçelim.

İçimizdeki her yönelişi düşünmeden doğru kabul etmeyelim. Bazen iyi görünme isteğiyle, bazen suçluluk duymamak için hareket ediyor olabiliriz.

Yaptığımız şeyin kendimize ve karşımızdakine ne kazandırdığını sormak, bu karışıklığı fark etmemize yardım eder.

Kendimizi, herkesin mutlaka bizim gibi düşüneceği beklentisinden de uzak tutalım. Karşımızdakini tanımadan, kendi hassasiyetimizi ona ait sanabiliriz.

Sonra aynı karşılığı görmediğimizde bütün insanlara kızmaya başlayabiliriz. Oysa tek bir ilişkide yaşadığımız kırgınlık, iyilikten bütünüyle vazgeçmemizi gerektirmez.

Anne babasıyla ilgilenmiş bir insanın iç huzurunu düşünelim. Elinden geleni yaptığını bilmesiyle, yapabileceğini sürekli ertelemiş olması aynı değildir.

Vicdanı yalnızca bizi rahatsız eden bir ses gibi görmeyelim. Doğru davranışımızın içimizdeki karşılığını da fark edelim.

İnsanlarla güzel konuşmak, ölçüyü korumak ve sorumluluğunu yerine getirmek birlikte öğrenilebilir. Merhametli olmakla düşünceli olmak birbirinden ayrılmamalıdır.

Sınırı yeniden kurarken sabırlı olmak

Uzun zamandır taviz verdiğimiz bir ilişkide değişim hemen olmayabilir. Bizim için yorucu olan düzen, karşı taraf için alışılmış hâle gelmiştir.

Bu yüzden bir sınır koyduğumuzda tepkiyle karşılaşabiliriz. Daha önce yaptığımız işi yapmadığımızda sevgimiz veya bağlılığımız sorgulanabilir.

“Ne biçim annesin, arkadaşsın, çalışansın?” gibi sözler duyabiliriz. Bu sözlerin etkisiyle eski düzene dönmek isteyebiliriz.

Burada kendi davranışımızı düşünerek, adım adım ilerlemek önemlidir. Her şeyi aynı anda değiştirmeye çalışmak yerine, verdiğimiz tavizleri fark ederek başlayabiliriz.

Önce sürekli üstlendiğimiz bir sorumluluğu belirleyelim. Neden bunu yaptığımızı ve artık nasıl bir sınır koyacağımızı düşünelim.

Dua, tövbe ve Allah’tan yardım istemek bu çabaya eşlik etsin. Sabır, sorunu yok saymak değil, doğru yönde attığımız adımı sürdürmektir.

Bütün dikkatimizi tek bir ilişkiye, paraya veya bir beklentiye bağladığımızda başka sorumluluklarımızı unutabiliriz. Kur’an üzerinde düşünmek, bu daralmayı fark etmemize yardım eder.

Sıkıntımız varken yönelip rahatladığımızda unutmayalım. Öğüdün hayatımızda sürekliliğine ihtiyacımız var.

Kendimize karşı dürüst olalım. Tepkiden kaçınmak için yaptığımız bir şeyi, sırf iyi görünmek istediğimiz için merhamet diye adlandırmayalım.

Bir ilişkiyi düzeltmek istiyorsak, önce o ilişkide tekrar ettiğimiz davranışı fark edelim. Değişim, bu farkındalığı davranışımıza taşımakla başlar.

Soru: Bugün hangi davranışım gerçekten merhamet, hangisi yalnızca tepki görmekten korktuğum için verdiğim bir taviz?

Cevabı başkasından önce kendimizde arayalım. İyi niyetimizi, davranışımızın sonucuyla birlikte değerlendirelim.

Karşımızdakini aşağılamadan sınır koyabiliriz. Kendi payımıza düşeni yaparken onun sorumluluğunu bütünüyle üstlenmekten vazgeçebiliriz.

İyilikte kalmak için düşünmeye, düşüncemizi korumak için de öğüde ihtiyacımız var.

Merhametimizi kaybetmeyelim; fakat merhamet adına hem kendimizi hem karşımızdakini yoran tavizleri de sürdürmeyelim.

Benzer Gönderiler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir