Nankörlük Nerede Başlar? Bedelsiz İyilikten Zalimliğe

16 Ağustos 2023

Soru: Birine sürekli iyilik yapmak, onu mutlaka daha vefalı bir insan mı yapar?

İyilik güzel bir şeydir. Yardım etmek, bir insanın sıkıntısını gidermek, elindekini paylaşmak değerlidir.

Fakat yardımın biçimi önemlidir. Çünkü bazen iyi niyetle başladığımız bir davranış, karşıdaki insanın sorumluluk duygusunu zayıflatabilir.

Nankörlük, kendisine verilen nimeti görmemek diye düşünülebilir. İnsan sürekli hazır bulduğu şeyi bir süre sonra hak edilmiş bir alacak gibi görmeye başlayabilir.

O zaman teşekkür azalır, beklenti artar.

Bedelsiz Verilen Şey Nasıl Normalleşir?

Bir insanın geçmişte ailesinden büyük iyilik gördüğümüzü düşünelim. Yıllar sonra o ailenin çocuğu kapımıza geliyor.

Onu desteklemek istememiz çok anlaşılır. Fakat sırf anne babasının hatırı için hiçbir sorumluluk aramadan, hiçbir emek beklemeden önünü açarsak başka bir süreç başlayabilir.

Başlangıçta minnet duyan kişi, zamanla verilen desteği normal görebilir.

Sonra küçük bir sınır koyduğumuzda, “Bana bunu nasıl yaparsın?” diyebilir.

Soru: Verdiğim şey, karşıdaki insanın şükrünü mü artırıyor, yoksa beklentisini mi büyütüyor?

Bu soru çocuklarımız için de geçerlidir.

Her istediğini hemen alan çocuk, istemekle elde etmek arasındaki emeği göremeyebilir.

İki ayakkabı arasında seçim yaparken pahalı olanı alamadığında, “Paranız mı yok?” diye sorabilir.

Bu cümle yalnız çocuğun kabalığı değildir. Belki de yıllardır kurduğumuz sistemin aynasıdır.

Her bedeli biz ödedik. O da bedelsizliği hayatın normal düzeni sandı.

İyilik, sorumluluğu tamamen ortadan kaldırdığında iyilik olmaktan uzaklaşabilir.

Yardım Ederken Sahiplenmek

Bir insana maddi yardım yapıyoruz. Sonra onun parayı neye harcadığını görüp öfkeleniyoruz.

“Ben sana bunun için mi para verdim?” diyoruz.

Burada durup niyetimize bakmalıyız.

Biz gerçekten yardım mı ettik, yoksa verdiğimiz parayla o insanın hayatını yönetme hakkını da satın aldığımızı mı düşündük?

Elbette yardımın amacı önemlidir. Bir ihtiyaç için destek veriyorsak, yanlış bilgiyle kandırılmak istemeyiz.

Fakat bağış yaptıktan sonra karşıdaki insanın her tercihini kontrol etmek de başka bir aşırılığa dönüşebilir.

Soru: Yardım ettiğim insanın ihtiyacını mı gözetiyorum, yoksa benim istediğim gibi yaşamasını mı bekliyorum?

Araştırmak gerekir. Kime yardım ettiğimizi anlamaya çalışmak gerekir.

Ama yardımın ardından sürekli hesap sormak, iyiliğimizi başına kakmak ve bunu çevreye anlatmak niyetimizi zedeleyebilir.

İhtiyaç sahibi bir insanın küçük bir kişisel ihtiyacına para ayırması, bizim bütün hayatını yargılamamız için yeterli değildir.

Biz kendi sorumluluğumuza bakalım: Doğru kişiye ulaşmak için gayret ettik mi? Gösterişten uzak kalabildik mi?

Nankörlük Sadece Karşı Tarafta mı?

İnsan, kendisine yapılan iyiliği unuttuğunda ona nankör diyoruz.

Peki biz, her gün elimizde olan nimetlere nasıl davranıyoruz?

Nefes alıyoruz. Yürüyoruz. Bir meyveyi dalından koparıyoruz. Bir işi yapabilecek gücümüz var.

Bunlar sürekli yanımızda olduğu için sıradan geliyor.

Kolay ulaştığımız şeyi değersiz görmeye başlıyoruz.

Soru: Ben ancak kaybedince mi kıymet biliyorum?

Bir nimetin bedeli her zaman para değildir.

Fındık toplamak için sıcağa çıkmak, eğilmek, taşımak gerekir. Bir işte ustalaşmak zaman ister.

Emek verilen şeyin kıymeti daha kolay fark edilir.

Kolay para, kolay kazanç, kolay kredi veya kolayca elde edilen imkânlar bize cazip gelebilir. Fakat kolay görünen her yolun sonuçlarını düşünmeden hareket etmek başka yükler getirebilir.

Burada kesin bir formül yok. Asıl mesele, “Kolay geldi, demek ki iyidir” diye düşünmemektir.

Nefsimize Ateş Taşımamak

İnsan kendisini başkalarıyla kıyasladığında yeni bir ateş yakabilir.

“Onun evi var, benim niye yok?”

“Onun arabası var, benim niye yok?”

Bu soru önce kıskançlığa, sonra öfkeye, sonra da kendi nimetlerimizi görmemeye dönüşebilir.

Böylece nankörlük yalnız bize yardım eden insana karşı değil, sahip olduğumuz hayata karşı da ortaya çıkar.

Vicdanımızı güçlendirmek burada önemlidir.

Bir başkasının hakkını gözetmek, bize yapılan iyiliği unutmamak ve kendi yanlışımızı fark ettiğimizde geri dönebilmek gerekir.

Soru: Bugün beni yakan istek gerçekten ihtiyacım mı, yoksa başkasında gördüğüm için büyüttüğüm bir arzu mu?

Bu sorunun cevabı bizi sakinleştirebilir.

Bir başkasının malına, hayatına veya başarısına bakarak kendi ölçümüzü kaybetmeyelim.

Merhamet, Taviz ve Sınır

Birine sürekli destek veriyoruz. Fakat o insan her defasında aynı yanlışı tekrarlıyor.

Ne yapacağız?

Merhamet etmek, her talebi kabul etmek değildir.

Bazen yardımı azaltmak, başka biçimde destek olmak veya açıkça sınır koymak gerekir.

Bu sınır cezalandırmak için değil, sorumluluğu yerine koymak için olmalıdır.

Bir anne baba evladını sever. Fakat sevgisi onun bütün borçlarını, bütün hatalarını ve bütün sonuçlarını sonsuza kadar üstlenmek zorunda olduğu anlamına gelmez.

Soru: Ben merhamet mi ediyorum, yoksa kaybetme korkum yüzünden taviz mi veriyorum?

Kendi niyetimizi sürekli kontrol edelim.

İyilik yapalım ama iyiliğimizi ilahlaştırmayalım.

Yardım edelim ama karşıdakini kendimize bağımlı hâle getirmeyelim.

Nimetin kıymetini bilelim ama onu hayatımızın tek amacı yapmayalım.

Yanlış yaptığımızda da “Ben zaten iyi niyetliydim” deyip kendimizi temize çıkarmayalım.

Vefa, verilen nimeti görmekle; merhamet ise yardım ederken doğru sınırı korumakla büyür.

İyiliği Başına Kakmak Neden Yaralar?

Bir insana yıllarca yardım ettikten sonra öfkelendiğimiz bir anda bütün yaptıklarımızı sayabiliriz.

“Ben sana şunu yaptım.”

“Senin için bunu ödedim.”

“Ben olmasam ne yapardın?”

Bu cümleler, iyiliği bir anda borç senedine çevirebilir.

Yardım edilen kişi de bazen nankörce davranabilir. Bunu görmezden gelmek gerekmez.

Ama bizim yaptığımız iyiliğin karşılığını sürekli itaat olarak istememiz de doğru değildir.

Soru: İyiliğimin karşılığında teşekkür mü bekliyorum, yoksa karşımdaki insanın hayatını yönetmek mi?

Bu ayrım ince ama önemlidir.

İyiliği Allah rızası için yaptığımızı söylüyorsak, insanların her zaman bizim istediğimiz tepkiyi vermeyeceğini de bilmeliyiz.

Bazen teşekkür gelir. Bazen gelmez.

Bazen destek verdiğimiz insan gerçekten değişir. Bazen aynı yanlışı tekrarlar.

Bizim sorumluluğumuz niyetimizi, sınırımızı ve yöntemimizi kontrol etmektir.

Kolaylık Her Zaman Rahmet Gibi Görünmeyebilir

İnsan zorlanmayı sevmez.

Kolay iş, kolay para, kolay çözüm ister.

Fakat bazı şeylerin emek istemesi bizi yetiştirir.

Fındığın dalından sofraya gelmesine kadar emek vardır. Bir meslekte ustalaşmak yıllar alır. Bir aileyi ayakta tutmak sabır ister.

Kolay elde edilen şeyin kıymetini bazen daha geç fark ederiz.

Bu yüzden çocuklarımıza ve yakınlarımıza her şeyi hazır vermeden önce düşünelim.

Onların yapabileceği şeyi yapmak, gerçekten yardım mı?

Yoksa onları hayatın doğal öğrenme sürecinden uzaklaştırmak mı?

Soru: Benim bugün rahatsız olduğum nankörlüğün oluşmasında geçmişte verdiğim ölçüsüz tavizlerin payı var mı?

Bu soruyu kendimizi suçlamak için değil, sistemi değiştirmek için soralım.

Geçmişi değiştiremeyiz. Ama bugünden itibaren yardımın şeklini değiştirebiliriz.

Daha açık konuşabiliriz.

Sınır belirleyebiliriz.

İhtiyacı gerçekten araştırabiliriz.

Ve verdiğimiz nimetin hesabını insanlara karşı bir üstünlük aracına çevirmeyebiliriz.

Şükür, Elimizdekini Görmekle Başlar

Nankörlüğün karşısına yalnız teşekkür kelimesini koymak yetmez.

Şükür, elimizdeki nimeti fark etmeyi ve onu doğru kullanmayı da gerektirir.

Bir insan sağlıklıyken sağlığını, ailesi yanındayken ailesini, işi varken işini sıradan görebilir.

Kaybedince kıymetini anlamak daha acı bir öğrenme biçimidir.

Soru: Bugün kaybetmeden kıymetini bilebileceğim ne var?

Bir bardak su, çalışan bedenimiz, yanımızdaki insan, emek verebileceğimiz iş…

Bunların hiçbirini küçümsemeyelim.

Şükür, daha fazlasını istemeyi tamamen bırakmak değildir.

Daha fazlasını isterken elimizdekini değersizleştirmemektir.

Başkasının hayatına bakıp kendi nimetimizi küçültmeyelim.

Nankörlüğün başladığı yer bazen tam da budur: Sahip olduğumuz şeyi görmez hâle gelmek.

Vefa, Geçmişi Unutmamak Ama Geçmişle Yönetmemektir

Bize iyilik yapan insanları unutmamak güzeldir.

Fakat vefa, geçmişteki bir iyiliğin karşılığında bugün bütün ölçülerimizi bırakmak değildir.

Bir ailenin bize yaptığı iyilik sebebiyle çocuklarına kapı açabiliriz. Ama o kişiden yine sorumluluk, dürüstlük ve emek beklemek haksızlık değildir.

Soru: Vefa gösterirken adaleti kaybediyor muyum?

Vefa, iyiliği hatırlamaktır.

Adalet ise herkese hakkını vermektir.

İkisini birlikte taşıdığımızda ne nankör oluruz ne de geçmişin hatırına yeni bir haksızlık üretiriz.

Bugün bize yapılan eski bir iyiliği hatırlayalım. Sonra bizim yaptığımız bir iyiliği düşünelim. Birincisinde vefayı, ikincisinde gösterişten ve kontrol arzusundan uzak kalmayı öğrenelim. Nankör olmamak, nimeti görmek; zalimleşmemek ise verdiğimiz nimeti başkasının boynuna zincir yapmamaktır.

Benzer Gönderiler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir