Hesap Yaklaşıyor: Gafletten Uyanmak ve İyiliği Yaşamak
15 Mayıs 2025
Bir insan ölümün gerçek olduğunu bildiği hâlde neden sonsuza kadar yaşayacakmış gibi davranır? Hesap gününü duyar, ama günlük kararlarında hiç hesaba katmayabilir.
Enbiyâ suresinin ilk ayetleri, insanların hesabının yaklaştığını ve buna rağmen gaflet içinde yüz çevirdiklerini hatırlatır. Kendilerine yeni bir öğüt geldiğinde onu oyunla, ciddiye almadan dinleyenlerden söz edilir.
Bu uyarıyı yalnızca geçmişte yaşamış insanlara yöneltmeyelim. Kendi hayatımızdaki ertelemelere de bakalım.
Hesabın Yaklaşması Ne Demek?
Bir insan gençken önünde çok zaman olduğunu düşünebilir. Yaş ilerlediğinde bile yapmayı ertelediği şeyler bulunabilir.
Ölümün ne zaman geleceğini bilmiyoruz. Bu yüzden hesapla ilgili uyarı, insanın günlük hayatına ciddiyet kazandırabilir.
Soru: Yanlış olduğunu bildiğimiz bir davranışı neden sürekli yarına erteliyoruz?
Bazen düzeltecek fırsatımızın hep olacağını sanıyoruz. Sonra alışkanlık güçleniyor. Yanlışımızı açıklamak için yeni gerekçeler buluyoruz.
Oysa uyarının değeri, bizi bir karar vermeye çağırmasındadır. Korkup hiçbir şey yapamamak da her uyarıyı küçümsemek de doğru bir karşılık değildir.
Hesabı hatırlamak, yalnızca ölümden korkmak anlamına gelmez. Yaşadığımız günün değerini anlamak da bu bilincin bir parçasıdır.
Korku ile Ümit Arasındaki Denge
Ahiret ve ceza söz konusu olduğunda bazı insanlar büyük bir kaygı duyabilir. Böyle bir korku, kişiyi konuyu hiç duymak istemeyecek hâle getirebilir.
Fakat Kur’an’da Allah’ın rahmeti de hatırlatılır. İnsanın hatasını fark edip dönmesi için ümit önemlidir.
Soru: Hata yaptığımızı bildiğimizde ümitsizliğe mi kapılacağız, yoksa onu düzeltmeye mi çalışacağız?
Yanlışı önemsiz saymak çözüm değildir. Ama bir daha asla değişemeyeceğimize inanmak da bizi hareketsiz bırakabilir.
İnsanın yapacağı şey, yanlışını dürüstçe görmektir. Ardından imkânı olduğu ölçüde düzeltmeye yönelmektir.
Birine haksızlık etmişsek yalnızca kendimizi iyi hissetmeye çalışmak yeterli olmayabilir. Karşımızdaki insanın hakkını düşünmek gerekir.
Allah’ın merhametini anmak, başkalarının haklarını küçümsememize gerekçe olamaz.
İyiliğin Karşılığını Kimden Bekliyoruz?
Bir insan çocukları için çok emek verebilir. Onların ihtiyaçlarını karşılar, büyütür, korur. Sonra beklediği ilgiyi göremediğinde derin bir kırgınlık yaşayabilir.
Bir başkasına yardım ederiz. Teşekkür bekleriz. O teşekkür gelmeyince yaptığımız iyiliğin değersizleştiğini düşünebiliriz.
Bu duygular anlaşılır. Fakat niyetimizi de sorgulamamız gerekir.
Soru: İyiliği yalnızca karşılığında takdir görmek için mi yapıyoruz?
İnsan teşekkür edilmesini isteyebilir. Ama bütün değerini başkasından gelecek bir karşılığa bağladığında hayal kırıklığı büyüyebilir.
İyi davranışın değerini yalnızca o an bize dönene göre ölçmemeliyiz. Başkalarının tercihlerini her zaman kontrol edemeyiz.
Yine de iyilik yapmak, kendimizi sürekli zarar görmeye açık bırakmak anlamına gelmez. Hakkımızı ve sınırlarımızı korurken iyi niyetli olabiliriz.
Kul Hakkını Küçümsemek
Bir araç satıcısının kilometreyi düşürerek aracı olduğundan az kullanılmış göstermesini düşünelim. Sonra kendisini şu sözle savunabilir: “Herkes yapıyor.”
Ama bir davranışın yaygın olması onu doğru yapmaz. Başkasını aldatmak, onu yanlış bilgiyle karar vermeye zorlar.
Bazen kendi davranışımızın sonucunu görmeyiz. Maddi kazanç elde etmiş olabiliriz. Fakat başka bir insanın güvenini zedelemiş oluruz.
Soru: Bir yanlışın cezasını hemen görmemek, o yanlışın sonuçsuz kaldığını gösterir mi?
Hayır. Her davranışın etkisi aynı anda ve aynı biçimde ortaya çıkmaz. Ayrıca başkalarının yaşadığı her sıkıntıyı, işledikleri bir günahın kesin karşılığı olarak yorumlayamayız.
Kendi hatamızın sorumluluğunu alabiliriz. Fakat başkasının başına gelen olayın gizli nedenini bildiğimizi söyleyemeyiz.
İş yerindeki bir hesap programında yanlış giriş yapmak, yanlış sonuç doğurabilir. Bu örnek sebep-sonuç ilişkisini anlamaya yardımcı olur.
Ama insan hayatı bir bilgisayar tablosu kadar basit değildir. Her acıyı tek bir hataya bağlamak doğru olmaz.
Öğüdü Duyup Geçmek
Enbiyâ suresinin ikinci ayeti, öğüdü ciddiye almadan dinleyen insanlardan söz eder. İşte en temel meselelerden biri bu: Duyuyoruz ama davranışımız değişiyor mu?
Bir ayeti dinleyip etkilenebiliriz. Birkaç dakika sonra aynı alışkanlığımıza geri dönebiliriz. Bu yüzden hatırladığımızı hayata taşımak önemlidir.
İbadetin insanın ahlakıyla bağını düşünelim. Namaz kılmak, oruç tutmak ve yardım etmek arasında kopukluk kurmamalıyız.
Bir insan ibadet ederken de alışverişinde dürüst olmakla sorumludur. Başkasının hakkına dikkat etmek, güzel söz söylemekten ayrı değildir.
Soru: Bugün hesap gününü gerçekten hatırlasak, hangi davranışımızı değiştirirdik?
Bu sorunun cevabı herkes için aynı olmayabilir. Kimi borcunu ödemeyi ertelemiştir. Kimi birinin hakkını teslim etmemiştir. Kimi de bildiği yanlıştan dönmeye cesaret edememiştir.
Önemli olan yalnızca büyük sözler vermek değil, mümkün olan ilk doğru adımı atmaktır.
Rabbimiz gafletten uzaklaşmayı, rahmetinden ümit kesmemeyi ve hak gözeterek yaşamayı bize kolaylaştırsın.
Hesap gününü ciddiye almak, bugün elimizde olan zamanı ciddiye almaktır.
