Kul Hakkı ve Sözünde Durmak: Bugün Ne Verdik?

26 Kasım 2023

Alacağımızı biliyoruz; borcumuzu düşünüyor muyuz?

Soru: Başkasından beklediğimiz hakkı, kendi sorumluluğumuz söz konusu olduğunda aynı dikkatle gözetiyor muyuz?

Biri bize borçlandığında bunu kolay kolay unutmayız.

Verdiği sözü tutmadığında hatırlarız.

Yaptığımız işin karşılığını alamadığımızda üzülürüz.

Peki biz birine zarar verdiğimizde de aynı hassasiyeti gösterebiliyor muyuz?

Bazen para olarak borçlu olmayabiliriz. Ama bir insanın emeğini boşa çıkarabilir, ona verdiğimiz sözü yerine getirmeyebiliriz.

Bu yüzden borç düşüncesini yalnızca para alışverişine sıkıştırmayalım.

Birinin hakkına girdiğimizde de sorumluluk doğar.

Bir zarar verdiğimizde, o zarar bizim için görünmez hale gelmiş olsa bile karşı tarafın hayatında devam edebilir.

“Ben unuttum” demek, onun yaşadığını ortadan kaldırmaz.

“Bana bir şey olmadı” demek de yaptığımızı doğru hale getirmez.

Bazen insan, karşı taraf hakkını alamadığı için kendisini kazançlı sanır. Ödemesi gereken bedelden kurtulduğunu düşünür.

Oysa burada yalnızca cebinden çıkmayan paraya bakmaktadır.

Yaptığı davranışın sorumluluğunu hesaba katmamaktadır.

Kul hakkını düşünmek, işte bu dar hesabın dışına çıkmayı gerektirir.

Yalnızca ne aldığımıza değil, başkasına ne yaşattığımıza da bakalım.

Kendi kazancımızı hesap ederken başkasının kaybını görünmez hale getirmeyelim.

Bu soru ticarette de karşımıza çıkar, çalışma hayatında da aile içinde de.

Bir insana karşı sorumluluğumuz olduğunda, onun bize bunu hatırlatmasını beklemek zorunda değiliz.

Kendimiz de fark edebiliriz.

Kendimiz de yüzleşebiliriz.

Tövbe ve iyilik arayışı, bu yüzleşmeyle hayatımızın içine girmeye başlar.

Sözümüzün arkasında durabiliyor muyuz?

Soru: Verdiğimiz söz, yalnızca işimize geldiği sürece mi geçerli?

Tevbe suresinin başlangıcındaki ayetlerde antlaşmalar ve bunlara bağlılık ele alınır. Antlaşmasına sadık kalanların ayrı tutulması özellikle belirtilir.

4. ayette, yükümlülüklerini eksiksiz yerine getiren ve karşı tarafa karşı başkalarına destek olmayanların antlaşmalarının süresi sonuna kadar tamamlanması istenir.

7. ayette de karşı taraf dürüst davrandığı sürece dürüst davranılması vurgulanır.

Bu ayetleri okurken sözünde durmanın ağırlığını düşünelim.

Bir söz verdiğimizde karşı taraf da o söze güvenerek hareket eder.

Kendi hesabını yapar.

Beklentisini oluşturur.

Belki başka bir kararından vazgeçer.

Bizim için kısa bir cümle olan şey, onun hayatında bir güvene dönüşebilir.

Bu nedenle söz vermeyi kolay, yerine getirmeyi önemsiz görmeyelim.

Ticarette bir anlaşma yaparız. Çalışma hayatında sorumluluk üstleniriz.

Aile içinde de birbirimize sözler veririz.

Bunları yalnızca kâğıda yazıldığında ciddi sayarsak, günlük ilişkilerimizdeki güvenin nasıl kurulduğunu gözden kaçırırız.

Karşı tarafın davranışını değerlendirirken kendi yükümlülüğümüzü unutmamalıyız.

O dürüst davranıyorsa bizim de dürüstlüğümüz devam etmelidir.

Gücümüzün artması, sözümüzün değerini azaltmaz.

İmkânlarımızın değişmesi, bir başkasının bize duyduğu güveni önemsiz yapmaz.

Sözünde durmak, insanın kendi davranışına koyduğu bir ölçüdür.

Bunu sadece karşı taraftan beklemeyelim.

“Ben neyi üstlendim?”

“Neyi yerine getirdim?”

“Hangi konuda hâlâ sorumluluğum var?”

Bu sorular, kendimizi haklı göstermekten daha zor olabilir. Fakat dürüst bir muhasebe için gereklidir.

Tövbe, değişme isteğini davranışa taşımak

Soru: Yanlışımızı kabul ettiğimizde, bundan sonra nasıl yaşayacağımızı da düşünüyor muyuz?

Tevbe suresinin başlangıcında uyarıların yanında dönüş ve tövbe üzerinde de durulur. İnsan, yanlışından dönebilen bir varlık olarak ele alınır.

Bir hatayı fark etmek önemlidir.

Ama fark ettiğimiz hatayı sürdürmemek için ne yaptığımız da önemlidir.

Dilimizle pişman olduğumuzu söyleyebiliriz. Ardından aynı davranışa hiçbir şey olmamış gibi devam ediyorsak, burada kendimize sormamız gereken bir soru vardır.

Gerçekten dönmek istiyor muyuz?

Yoksa yalnızca o an üzerimizdeki sıkıntının geçmesini mi istiyoruz?

Tövbe, insanı kendi davranışlarıyla yüzleştirir.

Namaz, zekât ve paylaşma da hayatın dışında duran ayrı başlıklar gibi kalmamalıdır.

İbadet eden insanın başkasının hakkına karşı dikkati de artmalıdır.

Paylaşan insan, yalnızca elindeki malın miktarını düşünmemelidir.

Birine zarar vermişsek, onun yaşadığını ciddiye almamız gerekir.

Bir başkasının hakkını gözetme sorumluluğumuzu, kendimizi iyi hissetme isteğimizin gerisine bırakmayalım.

Hata yapan bir insanın dönüş ihtimalini de bütünüyle yok saymayalım.

Öğrenmesine, düşünmesine ve davranışını değiştirmesine imkân tanımak önemlidir.

Tevbe suresinin 6. ayetinde sığınma isteyen kimseye güvence verilmesi, Allah’ın sözünü işitmesine imkân tanınması ve ardından güvenli bir yere ulaştırılması anlatılır.

Bu hatırlatmada dinleme imkânı ve güvenlik birlikte yer alır.

Ayetler üzerinde düşünürken tek bir ifadeyi bütününden ayırmamaya dikkat edelim.

Birlikte okuduğumuzda sorumluluk, verilen söz ve korunma talebi gibi farklı noktaları da görürüz.

İnsanları anlamaya çalışırken de kendi davranışımızı düzeltirken de bütünü görmeye ihtiyacımız var.

Küçük davranışlarda başkasının hakkı

Soru: Önemsiz saydığımız bir alışkanlık, başka bir insanı etkiliyor olabilir mi?

Bir insan sigara içerken yalnızca kendi tercihine bakabilir. Fakat dumanı çevresindekilere de ulaşır.

Yolda ilerleyen başka bir aracın içine girebilir.

Aynı ortamda bulunup sigara içmeyen birini rahatsız edebilir.

Kendi davranışımızın başkasına ulaştığı yeri her zaman görmeyiz.

Görmüyor olmamız ise etkisinin bulunmadığı anlamına gelmez.

Trafikte de benzer bir durum vardır.

Kendi işimizi çabuk halletmek isteriz. Fakat bu sırada başkalarının yolunu veya hakkını engelleyebiliriz.

Emniyet şeridini kendi kolaylığımız için kullanmayı küçük bir tercih gibi görebiliriz.

Oysa kendi rahatlığımızın dışında da düşünmemiz gereken insanlar vardır.

Bu örnekler bize aynı soruyu sordurur: Benim yaptığım şey yalnızca beni mi ilgilendiriyor?

Çoğu zaman cevap hayırdır.

İş yerinde de bir hata yaptığımızda etkisi sadece o anla sınırlı kalmayabilir.

Bozulan bir ürün vardır.

Boşa giden bir emek vardır.

Yeniden yapılması gereken bir iş vardır.

Böyle bir durumda yalnızca “Benim görevim bitti” demek yerine, yaptığımız işin sonucunu da düşünmeliyiz.

Bu muhasebeyi çalışan da yapabilir, işveren de yapabilir.

Her iki tarafın da kendi sorumluluğunu görmesi gerekir.

Hiçbirimiz kusursuz değiliz.

Bilerek veya fark etmeden hata yapabiliriz.

Önemli olan, hatasız olduğumuzu iddia etmek değil; yaptığımızın farkına varıp iyiliğe yönelmektir.

Küçük gördüğümüz davranışlarda da başkasının hakkı bulunabilir.

Bu yüzden günün sonunda yalnızca ne kadar yorulduğumuzu düşünmeyelim.

Nasıl çalıştığımızı ve çevremizdekilere nasıl davrandığımızı da düşünelim.

Hayatımıza bir iyilik daha ekleyebilir miyiz?

Soru: Bugün yalnızca ne aldığımızı mı hesap ettik, yoksa ne verdiğimize de baktık mı?

Sürekli alacağımıza odaklandığımızda ilişkilerimiz daralabilir.

Her şeyin karşılığını anında görmek isteriz.

Her davranışı aynı anda bir hesap konusu yaparız.

Oysa bazen insan, Allah rızası için gönüllü bir iyilik yapabilir.

Elindeki bilgiyi paylaşabilir.

Bir ihtiyaca katkıda bulunabilir.

Yaptığı işe özen gösterebilir.

Bunu başkasının takdirini almak için değil, doğru olduğuna inandığı için yapabilir.

Burada kendi niyetimizi düşünelim: İnsanların görmediği yerde de aynı özeni gösteriyor muyuz?

Yaptığımız iyiliği yalnızca bir karşılık beklentisine mi bağlıyoruz?

Aile hayatında da benzer sorular karşımıza çıkar.

“Bu benim görevim değil” demek bazen çok kolaydır.

Fakat evin içinde bir işin ucundan tutmak, gönüllü bir katkı sunmak da mümkündür.

Pazar günü kahvaltıyı hazırlayabiliriz.

Evde yapılacak bir işe yardımcı olabiliriz.

Her seferinde kimin ne kadar yaptığını hesaplamadan bir iyilikte bulunabiliriz.

Bu küçük katkılar, yalnızca yapılan işten ibaret değildir. Birbirimize nasıl baktığımızı da gösterir.

Karşımızdaki insanın yükünü görüyor muyuz?

Yoksa yalnızca kendi görevimizin sınırını mı düşünüyoruz?

Benzer biçimde, insanlara değer verirken de dış görünüşe takılmamaya ihtiyacımız var.

Birinin arabası veya malı, ona göstereceğimiz saygının ölçüsü olmasın.

İmkânı azaldığında davranışımız değişiyorsa, kendimize bakmamız gerekir.

Gösterişli bir hayat görmekle bir insanı tanımak aynı şey değildir.

Güzel sözler duymakla samimiyetten emin olmak da aynı şey değildir.

Bu yüzden hem kendi sözümüzde dürüst olalım hem insanları yalnızca görünen imkânlarıyla değerlendirmeyelim.

Günün sonunda baştaki soruya dönelim.

Alacağımızı biliyoruz; peki sorumluluğumuzu da düşünüyor muyuz?

Bugün bir sözümüzü tuttuk mu?

Bir hakkı gözetebildik mi?

Bir iyilik daha yapabildik mi?

Hayatımızda yalnızca aldıklarımızın hesabı bulunmasın; verdiklerimizin ve yerine getirdiğimiz sözlerin de izi olsun.

Benzer Gönderiler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir