Güzelliği Allah’tan Bilmek: Yusuf Suresinin Sonundan Bir Ders
17 Şubat 2023
Kavuşma anında hatırlanan lütuf
Hz. Yusuf’un ailesine kavuştuğu sahneye bakarken yalnızca güzel bir son görmemeliyiz. Bu kavuşmaya gelene kadar kuyu, ayrılık, kölelik, iftira ve zindan var. Uzun yılların ardından ailesi karşısına geldiğinde Yusuf’un nasıl konuştuğu, yaşadıklarını nasıl anlamlandırdığı ve gücü eline geçirdiğinde nasıl davrandığı bize kendi hayatımız için önemli sorular soruyor.
İnsan zorluktan çıktığında çoğu zaman kendi mücadelesini anlatmak ister. Ne kadar çalıştığını, kimsenin kendisine destek olmadığını, bütün engelleri nasıl aştığını söyler. Yusuf ise kavuşmanın merkezine Rabbini koyuyor. Anne ve babasını karşılıyor, onları bağrına basıyor ve güven içinde Mısır’a girişlerini Allah’ın dilemesiyle birlikte anıyor. Artık güçlü bir konumda olsa da sahip olduğu imkânı kendisinden bağımsız bir kudret gibi görmüyor.
Rüyasının gerçekleştiğini babasına anlatırken de aynı tutum devam ediyor. Zindandan çıkarılmasını, ailesinin kendisine getirilmesini ve aradaki ayrılığın sona ermesini Rabbine bağlıyor. Uzun bir sürecin bütün güzelliklerini bir araya getirip Allah’ın kendisine iyilikte bulunduğunu söylüyor. Kendi sabrını ve gayretini öne çıkararak başkalarının üzerinde üstünlük kurmaya çalışmıyor.
Kardeşlikte kırgınlıktan bağışlanma dileğine
Kıssanın bu bölümünde kendimize sormamız gereken sorulardan biri, bize kötülük yapan yakınımız için ne dilediğimizdir. Kardeşler arasında para, miras, iftira veya tutulmayan sözler yüzünden büyük kırgınlıklar yaşanabiliyor. Borç verdiği yakınının borcunu ödemeden yeni harcamalar yaptığını gören insan hem maddi hem duygusal olarak inciniyor. Böyle bir durumda içimizde öfke birikmesi kolay.
Yusuf’un kardeşleriyle ilişkisinde ise geçmişteki kötülüğün ötesine bakabilen bir yön görüyoruz. Ders boyunca, yakınlarımızın bağışlanması ve doğruya yönelmesi için dua etmek üzerinde duruluyor. Yalnızca kendi rahatımızı değil, bize yanlış yapan kişinin de yanlışından dönmesini istemek. Kardeşim, akrabam veya komşum için iyi bir gelecek dilemek, içimdeki hesaplaşmanın beni bütünüyle yönetmesine izin vermemek.
Bu, yapılan yanlışı güzel görmek anlamına gelmiyor. Kıssada yaşanan haksızlıklar açıkça anlatılıyor. Fakat Yusuf kavuşma anını kardeşlerini tekrar tekrar aşağılamak için kullanmıyor. Aralarına giren düşmanlığın şeytani yönünü hatırlatırken, önündeki iyiliği de görüyor. Geçmişin acısını bütün ilişkinin tek konusu hâline getirmiyor.
Biz de başımıza gelenleri anlatırken sürekli suçlayıcı bir dil kurabiliyoruz. Annem böyle yapmasaydı, babam beni korusaydı, kardeşim sözünü tutsaydı, eşim yanlış karar vermeseydi diyoruz. Bazen aynı hikâyeyi yıllarca yeniden anlatıyoruz. Dersin çağrısı, bu dilin bizi nereye götürdüğünü düşünmek. Sürekli şikâyet etmekle bir çözüm oluşturuyor muyuz, yoksa yaşadığımız kırgınlığı yeniden mi büyütüyoruz?
Kıssanın başındaki rüya ile sonundaki kavuşma arasında uzun bir zaman bulunuyor. Yusuf’un gördüğü şey hemen gerçekleşmiyor; hayatında birbirinden farklı dönemler yaşanıyor. Biz ise bazen doğru davranmaya başladığımızda sonucun da hemen değişmesini bekliyoruz. Bir süre sabredip istediğimiz karşılığı göremeyince yönümüzü kaybedebiliyoruz. Bu uzun süreç, beklerken nasıl bir insan olduğumuzu düşünmemizi sağlıyor. Sonuca ulaşmak kadar, o yolda doğruluğu korumak da önem taşıyor.
Kavuşma anında Yusuf’un kullandığı dil, o süreçte taşıdığı yönü görünür kılıyor. Eline güç geçtiği için geçmişte kendisine yapılanların aynısını yapmayı seçmiyor. Başarısını bir intikam imkânına çevirmiyor. Biz de bir kırgınlığın ardından üstün duruma geçtiğimizde ne yapacağımıza bakabiliriz. Karşı tarafı mahcup etmek için fırsat mı arıyoruz, yoksa ilişkinin daha doğru bir yere gelmesini mi istiyoruz? Güçsüzken iyi davranmakla, güçlü olduğumuzda aynı ölçüyü sürdürmek arasında önemli bir sınav var.
Bir araya gelmek için kibri aşmak
Yusuf’un ailesinin onun makamında buluşması, derste aile içindeki birlik üzerinden de ele alınıyor. Bazı ailelerde herkesi bir araya getiren bir büyüğümüz vardır. Bu kişi bazen dede, bazen büyükanne, bazen bir teyze veya amcadır. Onun evinde toplanılır, ilişkiler sürdürülür, kırgınlık olduğunda araya girecek biri bulunur.
O kişi vefat ettiğinde ise aile dağılabiliyor. Aslında ilişkileri sürdürebilecek, insanları bir araya getirebilecek başka biri vardır; fakat yaşı küçük olduğu ya da diğerleri onu öne çıkarmak istemediği için girişimi karşılık bulmaz. Herkes kendi yerini korumaya çalışırken ortak buluşmalar azalır. Sonunda kimse kimseyi aramaz hâle gelir.
Burada düşünülmesi gereken şey, bir başkasının faydalı bir rol üstlenmesini kabul edip edemediğimizdir. Aileyi bir araya getiren kişinin mutlaka ben olması mı gerekiyor? Bir yakınım bu konuda benden daha başarılıysa onun gayretine destek olabiliyor muyum? Kibir, yalnızca kendimizi büyük gösterdiğimiz sözlerde değil, başkasının iyi bir işe öncülük etmesine razı olmadığımız anlarda da ortaya çıkabiliyor.
Güzelliği kendimize mal etmemek
Yusuf’un sözleri bize başarıyı nasıl anlattığımızı düşündürüyor. Eğitim aldığımızda, bir iş kurduğumuzda, evlendiğimizde veya bir güçlüğü aştığımızda emeğimizin farkındayız. Gerçekten çalışmış ve bedel ödemiş olabiliriz. Fakat çalışabilmemizi sağlayan imkânı, öğrenebilme gücünü, zamanı ve önümüze çıkan fırsatları da hatırlıyor muyuz?
Ben okudum, ben öğrendim, ben kazandım derken bütün sonucu yalnızca kendi varlığıma bağlayabiliyorum. Ailemde herkes benim sayemde yaşıyor, iş yerinde ben olmazsam hiçbir şey yürümez diye düşünüyorum. Böyle bir dil, sorumluluk aldığımı söylemenin ötesine geçip kendimi vazgeçilmez görmeme yol açabiliyor. Allah’ın lütfunu sözde kabul ederken düşüncemde kendimi merkeze yerleştirebiliyorum.
Ders, emeği bırakmayı söylemiyor. Çalışmanın kendisinin de bize verilmiş bir imkân olduğunu hatırlatıyor. İnsan çok çalışıp beklediği sonucu alamayabilir. Sağlığı bozulabilir, şartlar değişebilir, bir kayıp yaşayabilir. Sonuç üzerinde etkimiz vardır, fakat sonucu bütünüyle yöneten biz değiliz. Bu ayrımı korumak, gayretimizi azaltmadan kibrimizi sorgulamamızı sağlar.
Bir kazanç elde ettiğimizde yalnızca akıllı bir tercih yaptığımızı düşünmek de aynı muhasebeyi gerektirir. Önceden aldığımız bir malın değeri yükselmiş olabilir. Fakat bu yükselişin bütün şartlarını biz oluşturmadık. O imkâna ulaşabilmemiz ve onu koruyabilmemiz de yalnızca planımızdan ibaret değildi. Derste bu örnek, insanın kazancını kendi zekâsının kesin sonucu saymasını sorgulamak için kullanılıyor.
Gücün içindeyken yapılan dua
Yusuf’un duası, bulunduğu konum düşünüldüğünde daha da dikkat çekici. Mülke ve bilgiye kavuşmuş, ailesiyle yeniden bir araya gelmiş. Dünyalık açıdan birçok isteğine ulaşabilecek bir yerde. Buna rağmen duasının merkezinde daha fazla güç veya daha fazla imkân yok. Rabbini dünyada ve ahirette velisi olarak anıyor; canının Müslüman olarak alınmasını ve salihlere katılmayı diliyor.
Biz çoğu zaman duayı bir eksiklikle karşılaştığımızda hatırlıyoruz. Borcumuz var, hastayız, bir sonucu bekliyoruz veya korkuyoruz. İstediğimiz gerçekleşince eski yoğunluğumuz azalabiliyor. Yusuf’un duası ise nimet içindeyken de yönünü Allah’a çeviren bir bilinci gösteriyor. Rahatlık, kulluğu unutmamıza gerekçe olmuyor.
Bu duayı kendi hayatımıza taşıdığımızda isteklerimiz de genişliyor. Yalnızca işimin düzelmesini veya bir sorunumu aşmayı değil, bütün bu süreçlerde doğru kalabilmeyi istiyorum. Eşim, çocuklarım, anne babam, kardeşlerim ve çevremdeki insanlar için de bağışlanma diliyorum. Geçici bir rahatlığın ötesinde nasıl bir insan olarak yaşayacağımı ve hayatımı nasıl tamamlayacağımı düşünüyorum.
Kıssayı öğrenmek ve kendimize okumak
Surenin devamında bu anlatılanların vahiy yoluyla bildirilen gayb haberlerinden olduğu hatırlatılıyor. Peygamber, kardeşlerin tuzak kurduğu sırada yanlarında değildi. Kıssa geçmişe ilişkin bir bilgiyi aktarıyor; fakat amacı yalnızca merakımızı gidermek değil. İnsanın ilişkilerini, niyetini, sabrını ve teslimiyetini düşünmesine imkân veriyor.
Yusuf’u dinlerken kardeşlerimizi, Yakup’u dinlerken anne ve baba olarak sorumluluğumuzu düşünebiliriz. Kıskançlığın neye dönüştüğünü, acele verilen hükmün nasıl zarar verdiğini, bir insanın sıkıntı içinde doğru kalmak için nasıl gayret ettiğini görebiliriz. Böyle okuduğumuzda kıssa hayatımızdan uzak bir olaylar dizisi olmaktan çıkar.
Ama bir kıssayı anlamış olmamız, anlattığımız herkesin aynı anda kabul edeceği anlamına gelmez. Surenin son bölümünde insanların çoğunun inanmayacağı hatırlatılıyor. Bir yakınımıza defalarca anlatsak da beklediğimiz karşılığı göremeyebiliriz. Burada kendi sorumluluğumuzu yerine getirmekle başkasının tercihlerini kontrol etmeyi birbirinden ayırmamız gerekir.
Öğüt verirken ne bekliyoruz?
Peygamberin bu öğüt karşılığında bir ücret istemediğinin belirtilmesi de derste üzerinde durulan bir konu. Bir insana doğru olduğunu düşündüğümüz şeyi anlatırken niyetimizi sorgulamalıyız. Onun ihtiyacını mı düşünüyoruz, kendimize bir kazanç veya itibar mı arıyoruz? Söylediklerimiz karşılığında ne beklediğimiz, anlatışımızı da etkileyebilir.
İnsanların hoşuna gitmek temel hedef olduğunda, onların duymak istemediği konuları atlama isteği doğabilir. Kalabalığı korumak, alkış almak veya kendimizi vazgeçilmez kılmak, öğüdün önüne geçebilir. Bu yüzden Kur’an’ı bir hatırlatma olarak okumak kadar, onu anlatırken kendi nefsimizin payını da kontrol etmek gerekiyor.
Öğüt yalnızca başkasına söylenen söz değildir. Okuduğumuz ayet önce bizi de muhatap alır. Sabırdan söz ederken kendi sabırsızlığımızı, şükürden söz ederken kendi nankörlüğümüzü, bağışlamadan söz ederken içimizde tuttuğumuz öfkeyi fark etmeliyiz. Anlattıklarımız bizi değiştirmiyorsa yalnızca konuşmuş oluruz.
Alıştığımız nimetleri yeniden görmek
Göklerde ve yerdeki işaretlerin yanından yüz çevirerek geçmek üzerine konuşulurken, günlük hayatımızda normalleştirdiğimiz nimetler hatırlatılıyor. Nefes almak, tat ve koku duyabilmek, bir bitkinin büyümesini izlemek, bir karıncanın hareketine bakmak… Sürekli gördüğümüz için bunları önemsemeyebiliyoruz.
Bir şeyin nasıl gerçekleştiğini öğrenmiş olmamız, onun üzerinde düşünmeyi bırakmamızı gerektirmiyor. Güneşin doğuşunu her gün görmek, bir ağacın meyve verdiğini bilmek, yaratılmış olanın değerini azaltmıyor. Derste vurgulanan şey, alışkanlığın dikkatimizi kapatmaması. Çevremizde olanı yalnızca kullanıp geçmek yerine, ona şükür ve ibret gözüyle de bakabilmek.
Kendi bedenimiz ve öğrenebilme imkânımız da bu düşünmenin içinde. Başarılarımızı anlatırken kullandığımız aklı ve gücü kendimiz var etmedik. Hayatımızı sürdürürken her an yararlandığımız imkânların farkına varmak, nimeti yalnızca büyük bir kazanç veya olağanüstü bir olay olarak görmememizi sağlıyor. Şükür için yeni bir şeyin gelmesini beklemek zorunda değiliz.
Ölümü yalnızca felaket anında hatırlamamak
İnsan ne kadar yaşayacağını bilmiyor. Fakat günlük hayatını bazen bu belirsizlik yokmuş gibi sürdürüyor. Planlar yapıyor, sahip olduklarını çoğaltmak istiyor, uzun yıllar sonrasını düşünüyor. Bir felaket haberi geldiğinde ise birden ölümün yakınlığını fark ediyor. Oysa hayatın sınırlı oluşu o haberle başlamadı.
Derste bir yolculuk sırasında yaşanan trafik kazası da bu farkındalık için anlatılıyor. İnsan kendi davranışını planlasa bile karşılaşacağı bütün şartları bilemez. Bu düşünce, sorumluluğu bırakmak için değil, kendisini mutlak güvende sanmamak için önemlidir. Bugün sahip olduğumuz konumun, paranın veya sağlığın değişmeyeceğine dair bir garantimiz yok.
Su azaldığında yağmur için dua edip bolluk geri gelince duayı unutmak, dersin dikkat çektiği başka bir örnek. İhtiyaç sırasında Rabbimize yönelip ihtiyacımız giderildiğinde eski kayıtsızlığımıza dönüyor muyuz? Şükrümüz ve kulluğumuz yalnızca sıkıntıyla mı harekete geçiyor? Yusuf’un nimet içindeki duasını yeniden düşünmek tam da bu noktada anlam kazanıyor.
Basiretle yönelmek ve sorumluluğu sürdürmek
Surenin sonunda Allah’a basiret üzere davet etme yolu gösteriliyor. Bu, anlamaya çalışarak, düşünerek ve neye çağırdığının farkında olarak hareket etmeyi gerektiriyor. Bir sözü yalnızca duymuş olmakla yetinmeden onun hayatımızdaki karşılığını aramalıyız. Kendi niyetimizi ve davranışımızı görmeden başkasına yol göstermeye çalıştığımızda eksik kalırız.
Kıssalarda akıl sahipleri için ibret bulunması da aynı çağrıyı tamamlıyor. Yaşananları yalnızca anlatıp bitirmiyoruz; bugün nasıl davranacağımızı düşünüyoruz. Kırgınlığımızı nasıl taşıyoruz, başarıyı nasıl anlatıyoruz, nimetin içinde nasıl dua ediyoruz? Bu soruların her biri Yusuf’un hayatıyla bizim gündelik hayatımız arasında bir bağ kuruyor.
Rabbim, bize verdiğin güzellikleri yalnızca kendimizden bilmekten koru. Gayretimizi sürdürürken lütfunu unutmayalım. Bize yanlış yapanların da doğruya dönmesini isteyebilelim. Ailemizi, yakınlarımızı ve toplumumuzu bağışla. Dünyada ve ahirette velimiz sensin; canımızı sana teslim olmuş kullar olarak al ve bizi salihlerin arasına kat.

