İlişkide Adalet: Geçimsizlikte Zulmetmeden Karar Vermek

4 Ağustos 2023

Soru: Bir evlilik yürümüyor diye iki insan birbirine zulmetmek zorunda mı?

Nisâ suresindeki ayetler kadınların hakkı, yetimlere adalet ve eşler arasındaki geçimsizlik üzerinde düşündürür.

İlk ölçü nettir: Adalet.

Kendimiz için istediğimizi başkası için de düşünmek.

İlişkinin içinde güçlü olanın, gücünü karşı tarafın hakkını yok etmek için kullanmaması.

İyilik sadece dışarıya yapılan yardım değildir

İnsan “hayır” yaptığını düşünürken çoğu zaman sadakayı ve dışarıdaki yardımı hatırlar.

Oysa evin içinde adaletli davranmak da hayırdır.

Eşimizin hakkını vermek.

Yetimin hakkını korumak.

Kendimize ait olmayan şeyi almamak.

Bir insanı güçsüz olduğu için ezmemek.

Soru: Dışarıda iyi görünürken evimin içinde adaletsiz olabilir miyim?

Bu soru rahatsız edici olabilir.

Ama hayatın en gerçek sorularından biridir.

Bir insan herkese nazik davranıp eşine kaba davranabilir.

Toplum içinde yardımsever olup mirasta kardeşinin hakkını yiyebilir.

Dini sözler söyleyip kendi evinde baskıcı olabilir.

Adalet, bizi en yakınımızda sınar.

Geçimsizlik varsa önce gerçeği kabul etmek

Ayetlerde eşler arasındaki geçimsizlik ihtimali açıkça ele alınır.

Bu bile önemli bir mesajdır.

Evlilikte sorun yaşanabilir.

İki insan bir konuda anlaşamayabilir.

Bazı sorunlar yıllarca sürebilir.

“Bizim evliliğimizde sorun olamaz” diye davranmak, sorunu çözmez.

Önce ortada bir huzursuzluk olduğunu kabul etmek gerekir.

Sonra bunun ne olduğunu konuşmak gerekir.

Para mı?

Ailelerin müdahalesi mi?

İlgisizlik mi?

Sorumluluk paylaşımı mı?

Saygı eksikliği mi?

Soru: Biz gerçekten sorunu konuşuyor muyuz, yoksa yıllardır aynı kavganın içinde dönüp duruyor muyuz?

Sulh, sorunu yok saymak değildir.

İki tarafın da neyi yapabileceğini dürüstçe konuşmasıdır.

Bazen insan kendi beklentisini azaltır.

Bazen karşı taraf davranışını değiştirir.

Bazen de ortak bir yol bulunamaz.

Ama hangi sonuç çıkarsa çıksın, adalet kaybolmamalıdır.

Ayrılık da ahlak ister

İki insan evlenirken güzel sözlerle başlar.

Ayrılırken neden düşman olmak zorunda?

Boşanma sürecinde mal paylaşımı yüzünden yıllarca süren düşmanlıklar yaşanabiliyor.

“Ben daha çok ödedim.”

“Sen bu eve hiçbir şey katmadın.”

“Ben sana hakkını vermem.”

Bir süre sonra mesele para olmaktan çıkıyor.

Kin ve intikam devreye giriyor.

Avukatlar konuşuyor, aileler karışıyor, iki taraf birbirine düşman oluyor.

Soru: Hakkımı ararken haksızlık yapıyor olabilir miyim?

İnsan ayrılabilir.

Ama zulmetmeden ayrılmak mümkündür.

Karşı tarafın geleceğini sırf öfkemiz yüzünden kilitlemek adalet değildir.

“Benimle olmayacaksan kimseyle olamazsın” düşüncesi sevgi değildir.

Bu sahiplenme, insanın hayatını kendi malı gibi görmeye dönüşebilir.

Kur’an’ın ölçüsü ise başka bir yere çağırır.

Takva ve adaletle hareket etmek.

“Bizim sülalede boşanma yok” demek her zaman övünülecek bir şey değil

Bazı ailelerde boşanma ayıp sayılır.

İnsanlar ne yaşarsa yaşasın evliliği sürdürmeye zorlanır.

Dışarıdan “ne sağlam aile” denir.

Ama içeride ne olduğunu kimse bilmez.

Bir kadın şiddet görüyor olabilir.

Bir erkek sürekli aşağılanıyor olabilir.

İki insan yıllardır birbirine düşman gibi yaşıyor olabilir.

Sırf toplum ne der diye iki kişiyi aynı evde tutmak her zaman hayır değildir.

Soru: Evliliği mi koruyoruz, yoksa görüntüyü mü?

Elbette her tartışmada ayrılık düşünmek doğru değildir.

Sulh aramak gerekir.

Sabretmek gereken yer olabilir.

İletişim kurmak gerekir.

Ama adaletin ve insan onurunun tamamen kaybolduğu yerde sadece “el âlem” için devam etmek de sorgulanmalıdır.

Güçlü olan, zayıfın vekili değildir

Bir erkek ekonomik olarak güçlü olabilir.

Bir kadın aile desteğine sahip olmayabilir.

Bu güç farkı erkeğe sınırsız yetki vermez.

Aynı şekilde kadın da duygusal veya ailevi gücünü eşine baskı için kullanmamalıdır.

Allah’ın mülkün gerçek sahibi olduğunu hatırlamak, insana sınırını gösterir.

Eşim benim malım değildir.

Çocuğum benim mülküm değildir.

Karşımdaki insanın da Rabbi vardır.

Soru: Eşime davranırken onun da Allah’ın kulu olduğunu hatırlıyor muyum?

Bu bilinç, öfkeyi hemen yok etmeyebilir.

Ama insanın elini ve dilini sınırlar.

“Ben güçlüyüm, istediğimi yaparım” düşüncesini kırar.

Kıskançlık ve bencillik ilişkiyi kilitleyebilir

Bazen bir eş artık devam etmek istemez.

Diğer taraf onu bırakmak istemez.

Sebep sevgi gibi görünür.

Ama altında kıskançlık veya sahiplenme olabilir.

“Başka biriyle mutlu olmasın.”

“Benden ayrılıp hayatına devam etmesin.”

Bu düşünce bir süre sonra zulme dönüşebilir.

İnsan, sevdiğini söylediği kişiye hayat hakkı tanımayabilir.

Sevgi, karşı tarafın iradesini yok etmek değildir.

Bir ilişki yürüyorsa birlikte güzelleştirmeye çalışırız.

Yürümüyorsa adaletli bir yol ararız.

Her iki durumda da ölçü aynıdır: Zulmetmemek.

Toplumun baskısı yerine ilahi ölçü

Aileler bazen kızına veya oğluna “sakın boşanma” diye baskı yapabilir.

Bazen “bizim adımız çıkar” denir.

Bazen mal, soy, aşiret veya çevre baskısı devreye girer.

Oysa insanın hayatını sadece toplumun görüntüsüyle yönetmek doğru değildir.

Kur’an, insanın yaptığı işte takvayı ve adaleti merkeze koyar.

Bizim de sorumuz bu olmalı.

Bu karar Allah’ın razı olacağı bir karar mı?

Bu paylaşım adil mi?

Bu söz karşı tarafın hakkını yiyor mu?

Bu öfke beni zulme götürüyor mu?

Evlilik de ayrılık da sınavdır

Evlilikte sabır gerekir.

Fedakârlık gerekir.

Bazen kendi istediğimizden vazgeçmek gerekir.

Ama bu fedakârlık tek taraflı bir ezilmeye dönüşmemelidir.

Ayrılıkta da aynı şekilde nefsi yönetmek gerekir.

İnsan hakkından vazgeçmek zorunda değildir.

Ama hakkını ararken karşı tarafın hakkını yok edemez.

Soru: Bugün eşimle ilgili verdiğim kararda adalet mi konuşuyor, öfkem mi?

Bazen en zor ibadet, öfkeliyken adil kalmaktır.

Bazen en zor teslimiyet, “benim istediğim olmayacak” gerçeğini kabul etmektir.

Bazen en büyük iyilik, ilişkiyi kurtarmaktır.

Bazen de birbirine zarar veren iki insanın güzelce ayrılabilmesidir.

Sonucu ne olursa olsun, Rabbimizin ölçüsünü kaybetmemeliyiz.

Sulh, bir tarafın tamamen susması değildir

Bazen aile içinde “barış olsun” denilerek tek taraf sürekli susturulur.

Kadına “sen alttan al” denir.

Erkeğe “sen erkeksin, katlan” denir.

Ama tek tarafın sürekli ezildiği düzen gerçek bir sulh değildir.

Sulh, iki tarafın da hakkının görüldüğü bir denge arar.

Bir insanın geçimsizlikten söz etmesi hemen kötü niyet anlamına gelmez.

Belki yıllardır aynı mesele çözülememiştir.

Belki kendisini hiç dinlenmemiş hissediyordur.

Belki maddi veya duygusal bir haksızlık vardır.

Önce gerçeği konuşmak gerekir.

Soru: Biz barışı mı koruyoruz, yoksa sorunu konuşmayarak sadece sessizlik mi üretiyoruz?

Bir ilişkiyi kurtarmak istiyorsak iki tarafın da sorumluluğu görünür olmalıdır.

Sadece birinin sürekli fedakârlık yaptığı yerde öfke birikir.

Bu öfke yıllar sonra daha ağır bir şekilde çıkabilir.

Boşanmanın ardından da hayat devam eder

Toplum bazen boşanan insanı başarısız görür.

Özellikle kadın üzerinde ağır bir baskı oluşabilir.

Aileler “şimdi ne olacak?” kaygısıyla insanları istemedikleri bir ilişkide tutabilir.

Oysa ayrılık yaşayan insanın hayatı bitmez.

Kur’an’ın ayrılığın ardından Allah’ın her iki tarafı da lütfuyla zenginleştirebileceğini hatırlatan ifadesi umut taşır.

Bu, ayrılığın kolay olduğu anlamına gelmez.

Ama iki insanın birbirini yok etmeden yollarını ayırabileceğini gösterir.

Soru: Bir ilişki sona erdiğinde neden karşı tarafın da iyi olmasını istemekte zorlanıyoruz?

Nefis “Benden ayrıldıysa mutsuz olsun” diyebilir.

Takva ise başka bir ölçü getirir.

Hakkımızı korurken onun hakkını da teslim etmek.

Kendi yolumuza giderken karşı tarafın yolunu kapatmamak.

Bazen adaletin en zor hâli budur.

İlişkiyi kurtarmak kadar, gerektiğinde adaletle bitirebilmek de bir ahlak meselesidir.

Yetimlerin ve kadınların hakkı neden özellikle hatırlatılıyor?

Nisâ suresinde güçsüz durumda kalabilecek insanların hakkı tekrar tekrar gündeme gelir.

Yetimler, yetim kadınlar ve evlilik içindeki haklar üzerinde durulur.

Bunun bize verdiği önemli bir ölçü vardır.

Adalet, güçlü olanı daha da güçlendirmek değildir.

Hakkını savunmakta zorlananı da görebilmektir.

Bir insan ailesi olmadığı için, ekonomik gücü az olduğu için veya toplumda sesi daha az çıktığı için hakkından mahrum bırakılamaz.

Soru: Ben adaletli olduğumu söylerken, sesi az çıkan insanın hakkını da görebiliyor muyum?

Bazen haksızlık açık bir şiddet şeklinde olmaz.

Bir hakkı vermemek.

Sürekli oyalamak.

Kendisine ait malı geri vermemek.

Evlenmek isteyen insanın önüne sırf çıkar için engel koymak.

Bunlar da insanı mağdur edebilir.

Ayrılıkta malı ve hakkı bir silaha çevirmemek

Boşanma sürecinde en büyük çatışmalardan biri mal paylaşımı olabilir.

İki taraf geçmişte yaptığı bütün harcamaları ortaya döker.

Bir süre sonra mesele hak aramaktan çıkar ve cezalandırmaya dönüşür.

“Benden ayrılıyorsan sana hiçbir şey vermem.”

“Sen de yıllarca uğraş.”

Bu tavır, malı bir intikam aracına çevirir.

Soru: Paylaşımda hakkımı mı koruyorum, karşı tarafı cezalandırmaya mı çalışıyorum?

Takva burada çok somut bir anlam kazanır.

Öfkeliyken bile sınırı aşmamak.

Ayrılacağımız insanın da hakkını teslim etmek.

Aileleri savaşa sokmamak.

Çocuk varsa onu iki tarafın öfkesinin ortasında bırakmamak.

Bazen ilişkiyi sürdürmek mümkün olmayabilir.

Ama insanca ayrılmak hâlâ mümkündür.

Kur’an’ın adalet çağrısı tam da bu zor anlarda değer kazanır.

Hayır yapmak, en yakınımıza da adil davranmaktır

Ayetlerin sonunda yapılan hayrın Allah tarafından bilindiği hatırlatılır. Hayrı sadece dışarıya verilen para olarak düşünmeyelim. Eşimize hakkını vermek de hayırdır. Yetimin malını korumak da hayırdır. Bir ayrılıkta karşı tarafı küçük düşürmemek de hayırdır.

Soru: Ben iyiliği sadece başkalarının gördüğü yerde mi yapıyorum?

Evde gösterdiğimiz sabır, paylaşımda yaptığımız adalet ve öfkeliyken sınırı aşmamak çoğu zaman kimsenin alkışlamadığı iyiliklerdir. Ama ilişkinin kaderini belirleyen de bu görünmeyen seçimlerdir.

Bir ilişki biterse insanlık bitmesin; sevgi azalırsa adalet kaybolmasın.

Benzer Gönderiler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir