İneği Kesmek Neden Bu Kadar Zorlaştı? Teslimiyet, Bahane ve Soru
29 Eylül 2021
Soru: Bazen bir işi yapmak yerine, onu yapmamak için neden bu kadar çok soru soruyoruz?
Bakara Suresi’nde Hz. Musa’nın kavmine Allah’ın bir inek kesmelerini emrettiğini bildirmesi anlatılır.
İlk emir oldukça açıktır.
Fakat ardından sorular gelir.
Nasıl bir inek?
Kaç yaşında?
Rengi ne?
Hangi özellikte?
Sorular arttıkça iş kolaylaşmak yerine zorlaşır.
Bu kıssa, soru sormanın yanlış olduğunu söylemez.
Asıl mesele, sorunun niyetidir.
Öğrenmek İçin mi Soruyoruz, Ertelemek İçin mi?
Soru, insanın bilgiye ulaşmasının en önemli yollarından biridir.
Bilmediğimiz şeyi sormalıyız.
Fakat bazen cevap aramakla bahane üretmek birbirine karışabilir.
Soru: Ben bu soruyu gerçekten anlamak için mi soruyorum, yoksa yapmak istemediğim işi geciktirmek için mi?
İş hayatında bunun örneklerini görürüz.
Bir görev verilir.
İlk soru anlaşılmayan noktayı öğrenmek için gelir.
Sonra yeni sorular başlar.
“Bunu başka biri yapsa olmaz mı?”
“Şimdi yapmak şart mı?”
“Önce şu değişse daha iyi olmaz mı?”
Bir süre sonra sorular çözüm üretmekten çok işi ertelemeye hizmet eder.
Kayıtta bu kıssa, Allah’ın emrini sürekli ayrıntılandırarak zorlaştırmak üzerinden ele alınıyor.
İnsan bazen basit bir sorumluluğu kendi eliyle ağırlaştırabilir.
Bir şeyi anlamak için soru sormak başka.
Sorumluluktan kaçmak için ayrıntılara saklanmak başka.
Geçici Olan İçin Ebedi Olanı Unutmak
Kayıtta Bakara Suresi’nin bu bölümünden hareketle dünyanın geçiciliği de sık sık vurgulanıyor.
İnsan gözünün önündeki kısa vadeli kazancı büyütebilir.
Ebedi olanı ise uzak gördüğü için ihmal edebilir.
Soru: Bugün çok önemli sandığım şey, birkaç yıl sonra hâlâ aynı ağırlıkta olacak mı?
Bir ev, araba, iş veya makam hayatımızı kolaylaştırabilir.
Bunlara sahip olmak kötü değildir.
Fakat bunlar için Allah’ın sınırlarını görmezden gelmeye başladığımızda problem ortaya çıkar.
Kayıtta haram ve helal üzerinden verilen örneklerde de aynı düşünce var.
İnsan zor durumda kalabilir.
Bir borca girebilir.
Yanlış bir karar verebilir.
Sonra “Ben mecburdum” diyerek o yanlışı bütünüyle doğru ilan etmeye çalışabilir.
Oysa bir yanlış yaptıysak onu yanlış olarak kabul etmek ve tövbe etmek mümkündür.
İnsanın kendini savunmak için gerçeğin adını değiştirmesi gerekmez.
Yanlışımıza mazeret bulmakla, yanlışımızı kabul edip düzeltmeye çalışmak aynı şey değildir.
Renk, Yaş, Özellik: Ayrıntı Arttıkça Yük Ağırlaşıyor
İnek kıssasında sorular devam eder.
İneğin yaşı sorulur.
Rengi sorulur.
Parlak sarı ve bakanların hoşuna giden bir renk tarif edilir.
Sonra başka özellikler istenir.
Her yeni ayrıntı, bulunacak hayvanı daha özel hâle getirir.
İlk başta daha geniş olan seçenek, gittikçe daralır.
Soru: Hayatımızda kendi şartlarımızı çoğaltarak bir işi gereksiz yere zorlaştırıyor muyuz?
Evlilikte de bunu yapabiliriz.
İş seçiminde de.
Bir ortak ararken de.
Karşımızdaki insanda onlarca özellik arar, sonra “Uygun kimse yok” diyebiliriz.
Bir işte bütün şartların kusursuz olmasını bekler, sonra hiç başlayamayabiliriz.
Burada kıssayı doğrudan her günlük tercihe hüküm olarak taşımak değil, kendi zihnimizdeki aşırı şartları fark etmek önemlidir.
Bazen doğru adımı atmak için bütün ayrıntıların mükemmel olmasını beklememeliyiz.
Elimizde yeterli bilgi varsa sorumluluğumuzu yerine getirmeliyiz.
“Allah Dilerse” Demek Sorumluluktan Kaçmak Değildir
Kayıtta kıssa anlatılırken “Allah dilerse” ifadesi ve hidayet konusu da tartışılıyor.
Bazen insan kendi kararını Allah’a yükleyebilir.
“Allah dilerse olur” diyerek yapması gereken hazırlığı bırakabilir.
Oysa teslimiyet, sorumluluğu terk etmek değildir.
Soru: Allah’a güveniyorum derken kendi üzerime düşeni yapıyor muyum?
Bir sınava hazırlanıyorsak çalışmalıyız.
Bir iş kuruyorsak hesabını yapmalıyız.
Bir hata yaptıysak bunu kabul etmeliyiz.
Dua ederiz.
Allah’tan hidayet isteriz.
Ama aynı zamanda önümüze konan doğruyu seçmek için irademizi kullanırız.
Kayıtta insanın kendi ilahlarını üretmesi konusu da bu bağlamda geçiyor.
Para, iş, kariyer veya başka bir arzu hayatımızda vazgeçilmez hâle gelirse, Allah’ın ölçüsünü ikinci plana itebilir.
İneği kesmekte zorlanan topluluğu okurken sadece geçmişi eleştirmeyelim.
Bizim de vazgeçemediğimiz “buzağılarımız” veya şartlarımız olabilir.
Basit Olanı Zorlaştırmadan Doğruyu Yapmak
Kıssanın sonunda emredilen iş yapılır.
Fakat çok uzun bir süreçten sonra.
Bu bize kendi hayatımızdaki ertelemeleri düşündürebilir.
Birine borcumuzu ödememiz gerekiyorsa neden bu kadar açıklama yapıyoruz?
Bir hatamız için özür dilememiz gerekiyorsa neden yeni gerekçeler üretiyoruz?
Bir işi yapacağımıza söz verdiysek neden sürekli şart ekliyoruz?
Soru: Bugün hangi işi gereksiz sorularla zorlaştırıyorum?
Soru sormayı bırakmayalım.
Tam tersine doğru soruyu soralım.
“Bunu nasıl yapmam gerekir?”
“Eksik bilgim ne?”
“Benim sorumluluğum hangi noktada?”
Ama cevabı aldıktan sonra da harekete geçelim.
Çünkü bilgi, eyleme dönüşmediğinde yeni bir mazeret malzemesi hâline gelebilir.
Bakara Suresi’ndeki bu kıssa bize teslimiyetin düşünmeden hareket etmek olmadığını, fakat sonsuz erteleme de olmadığını hatırlatıyor.
Doğruyu anlamaya çalışalım.
Sonra elimizden geleni yapalım.
Haramı Zorlaştırmakla Helali Zorlaştırmak Arasındaki Fark
Kayıtta inek kıssasının yanında haram–helal konusu da konuşuluyor.
İnsan bazen Allah’ın açıkça yasakladığı bir şeyi savunmak için uzun gerekçeler üretebilir.
Bazen de Allah’ın geniş bıraktığı bir alana kendisi yeni şartlar ekleyerek hayatı gereksiz yere daraltabilir.
Soru: Ben dini kolaylaştırmak adına sınırı mı siliyorum, yoksa titizlik adına Allah’ın koymadığı yeni yükler mi ekliyorum?
Bu iki uç da dikkat ister.
Bir yanlış yaptıysak “Mecburdum” diyerek onu helal ilan etmeyelim.
Ama bir konuda Kur’an açık bir yasak koymamışsa, kendi korkumuzu da herkes için dinî hükme dönüştürmeyelim.
Kayıtta kredi ve borç örnekleri üzerinden “yanlış yaptıysan yanlış de, tövbe et” yaklaşımı öne çıkıyor.
Bu, insana dürüst bir alan açar.
Çünkü hatayı savunmak zorunda kalmayız.
“Evet, burada yanlış yaptım” diyebiliriz.
Ve yeni bir yol arayabiliriz.
Emrin Sahibine Güvenmek
İnek kıssasındaki soruların en dikkat çekici taraflarından biri de Hz. Musa’ya “Rabbin bizim için açıklasın” şeklinde yönelmeleridir.
Kayıtta bu ifade, insanın Allah ile arasına sürekli başka birini koyması üzerinden sorgulanıyor.
Soru: Ben Allah’a yönelirken kendi sorumluluğumu tamamen başkasına mı bırakıyorum?
Bir öğretmenden, hocadan veya bilgili birinden yardım almak değerlidir.
Ama sonunda bizim de anlamaya çalışmamız gerekir.
Kur’an’ı hiç açmadan sadece başkasının söylediğiyle yetinmek, sorumluluğumuzu bütünüyle devretmek olabilir.
Kayıtta Hz. Musa’ya bile sürekli yeni sorular sorulması, bazen elçinin sözünü duymak yerine daha fazla ayrıntı istemenin nasıl ertelemeye dönüştüğüyle ilişkilendiriliyor.
Teslimiyet körlük değildir.
Ama bitmeyen şüphe de değildir.
Yeterli bilgi geldiğinde adım atabilmek gerekir.
Bir insanın bütün hayatı “Biraz daha emin olayım” diye geçebilir.
Sonunda hiç başlamadığı şeylerden şikâyet edebilir.
Bu yüzden doğru soruyu soralım.
Cevabı aldıktan sonra da sorumluluğumuzu yerine getirelim.
Bazen hayatımızı zorlaştıran şey emrin ağırlığı değil, o emri ertelemek için ürettiğimiz sayısız bahanedir.
Geçici Sonuca Takılınca Soru Sayısı Artabilir
Kayıtta geçici dünya ile ebedi hayat arasındaki fark sık sık hatırlatılıyor.
İnsan yalnız bugünkü sonucu düşündüğünde sabırsızlaşabilir.
Her ayrıntının hemen kendi istediği gibi olmasını ister.
Soru: Sonuca bu kadar takılmasaydım aynı kadar endişelenir miydim?
Bir işi doğru yapmak için gereken bilgiyle, sonucu garanti etmek için aradığımız sonsuz bilgi aynı şey değildir.
İneğin rengi, yaşı ve diğer özellikleri soruldukça seçeneklerin daralması bu açıdan düşündürücüdür.
Hayatta da bütün belirsizliği yok etmeye çalışırsak karar veremeyebiliriz.
Yeterli bilgi, doğru niyet ve sorumluluk varsa adım atmak gerekir.
Sonucun tamamı bizim elimizde değildir.
Teslimiyet biraz da bu sınırı kabul etmektir.
Bir başka dikkat çekici nokta da şudur: Soruların çoğalması bazen sorumluluğu başkasına taşıma isteğiyle birleşebilir.
“Sen söyle, ben yapayım” demek rahatlatıcıdır.
Ama insanın kendi aklını ve vicdanını kullanması da gerekir.
Soru: Kararımın sorumluluğunu bir hocaya, uzmana veya yakınıma tamamen bırakıyor muyum?
Danışalım.
Fakat sonunda kendi seçimimizin sahibi olduğumuzu da unutmayalım.
Kıssadaki uzun soru zinciri bize sabrı da öğretebilir. Cevap hemen gelmediğinde sinirlenmek yerine, sorunun niyetini ve cevabın gerektirdiği işi düşünmeliyiz. Soru: Bir cevabı aldıktan sonra gerçekten uygulamaya hazır mıyım? Eğer hazır değilsek yeni sorular, öğrenmenin değil kaçışın aracına dönüşebilir. Bilgi bizi harekete yaklaştırmalı; sorumluluğu sonsuza kadar ertelememeli.
