Kalp Taştan Daha Katı Olursa: Gerçeği Görmek ve Hırstan Arınmak
6 Ekim 2021
Soru: Bir gerçek bütün açıklığıyla karşımıza çıktığı hâlde neden bazen yine de değişmiyoruz?
Bakara Suresi’nde öldürülen bir kişiyle ilgili olayın ardından, ineğin bir parçasıyla ona vurulması ve gerçeğin ortaya çıkarılması anlatılır.
Ardından çok sert bir benzetme gelir.
Kalplerin katılaşmasından söz edilir.
Bazı taşlardan ırmaklar çıkar.
Bazıları yarılır ve içinden su çıkar.
Bazıları da Allah korkusuyla yuvarlanır.
Fakat insanın kalbi, gördüğü bütün işaretlere rağmen katılaşabilir.
Baskı Altında Gerçek Ortaya Çıkar
Kayıtta bu kıssa anlatılırken insanın baskı anındaki davranışı üzerinde duruluyor.
Normal zamanda saklanan düşünceler, kriz geldiğinde görünür olabilir.
Bir insan para kaybetme korkusunda ne yapıyor?
İşi tehlikeye girdiğinde kimi suçluyor?
Aile içinde baskı arttığında hangi dili kullanıyor?
Soru: Benim gerçek karakterim rahat günlerde mi, zorlandığım anlarda mı daha çok ortaya çıkıyor?
İnsan kendisini sabırlı sanabilir.
Ta ki sabrını zorlayan bir olay gelene kadar.
Dürüst olduğunu düşünebilir.
Ta ki dürüstlüğün ona maddi kayıp getireceği bir durumla karşılaşana kadar.
Merhametli olduğunu söyleyebilir.
Ta ki kendi çıkarı ile başkasının hakkı çatışana kadar.
Bu yüzden sınav sadece bilgi ölçmez.
Kalbimizin nereye bağlı olduğunu da gösterir.
Kayıtta “Allah baskı veriyor, asıl gerçek ortaya çıkıyor” düşüncesi bu noktada işleniyor.
Bunu her sıkıntının kesin sebebini biliyormuş gibi yorumlamayalım.
Ama yaşadığımız baskıyı kendimizi tanımak için bir fırsat olarak değerlendirebiliriz.
Hırs, Sonucu İlahlaştırabilir
Kayıtta kalbin katılaşması konusu hırsla da ilişkilendiriliyor.
Bir hedefe ulaşmak için çalışmak değerlidir.
Fakat sonuç mutlaka benim istediğim gibi olsun dediğimde, azim ile hırsın sınırı değişebilir.
Soru: Ben çalışıyor muyum, yoksa sonucu zorla kontrol etmeye mi çalışıyorum?
Bir insan işini büyütebilir.
Şirket kurabilir.
Daha çok üretmek isteyebilir.
Bunların hiçbiri tek başına hırs değildir.
Hırs, sonuç uğruna sınırları çiğnemeye başladığımızda ortaya çıkar.
Kayıtta “Holding sahibi olmak” örneği veriliyor.
Bir insan büyük bir işi yönetebilir ama yine de Allah’a teslim olabilir.
Başka biri daha küçük bir işte, sonucu elde edemediğinde öfkelenip ölçüyü kaybedebilir.
Demek ki mesele büyüklük değil.
Kalbin bağlandığı yerdir.
Azim, yapılması gerekeni yapıp sonucu Allah’a bırakabilmektir.
Hırs ise sonucu elde edemediğimizde bütün dengemizin bozulmasıdır.
Kalp Nasıl Katılaşıyor?
İnsan kalbinin bir sabah uyandığında bir anda taş kesildiğini düşünmeyelim.
Kayıtta tekrar tekrar aynı davranışın insanı değiştirebildiği vurgulanıyor.
Bir yanlışı ilk yaptığımızda vicdanımız rahatsız olabilir.
İkinci kez daha az rahatsız oluruz.
Sonra alışabiliriz.
Soru: Eskiden rahatsız olduğum ama bugün normal gördüğüm bir davranış var mı?
Bu soru çok önemlidir.
Çünkü kalbin katılaşması, hissizleşmekle başlayabilir.
Bir başkasının hakkını küçük görmeye başlarız.
Yalanı “iş gereği” sayarız.
Kırıcı konuşmayı “Ben böyleyim” diye savunuruz.
İbadeti de sadece şekle indirgersek, davranışlarımızla bağlantısını kaybedebiliriz.
Kayıtta namaz, secde ve ibadet kavramlarının anlamı üzerine uzun bir tartışma var.
Bu tartışmadaki yorumları tek bir kesin hüküm gibi sunmak yerine şu ortak mesajı alabiliriz: İbadet, insanın hayatından kopuk bir gösteriye dönüşmemelidir.
Allah’a yöneldiğimizi söylüyorsak, bu yöneliş ahlakımıza da dokunmalıdır.
Duyduğumuz Her Sözü Kural Yapmamak
Kayıtta Kur’an ayetlerini anlamaya çalışırken insan sözleriyle Allah’ın sözünü birbirine karıştırmama uyarısı da var.
Bir peygamber hakkında, bir ibadet hakkında veya dinî bir konu hakkında duyduğumuz her cümleyi hemen kesin bilgi saymamalıyız.
Soru: İnandığım bu bilgiyi gerçekten Kur’an’da gördüm mü, yoksa sadece çok kez duyduğum için mi doğru sanıyorum?
Bir sözün yaygın olması, onu otomatik olarak vahiy yapmaz.
Bir insanın saygın olması da söylediği her cümlenin hatasız olduğu anlamına gelmez.
Öğrenmek için sormak gerekir.
Araştırmak gerekir.
Ayetlerin önünü ve arkasını okumak gerekir.
Fakat araştırma, “Ben herkesten daha iyi biliyorum” gururuna da dönüşmemeli.
Kalbi yumuşatan şeylerden biri de bilmediğini kabul edebilmektir.
“Bilmiyorum” demek bazen insanı yeni bir bilgiye açar.
Taşın İçinden Su Çıkıyorsa
Ayetin benzetmesine dönelim.
Taş çok serttir.
Ama bazı taşların içinden su çıkar.
Bu, kalbimiz için güçlü bir hatırlatmadır.
Ne kadar hata yapmış olursak olalım, “Ben artık değişemem” demeyelim.
Soru: Kalbimi bugün biraz daha yumuşatacak tek bir davranış ne olabilir?
Bir haksızlığı kabul etmek olabilir.
Birinden özür dilemek olabilir.
Bir konuda hırsımızı bırakıp sonucu zorlamamayı öğrenmek olabilir.
Bir bilgiyi yeniden araştırmak olabilir.
İbadetimizi gösterişten uzaklaştırıp niyetimize bakmak olabilir.
Kalbin katılığı başkasının problemi değildir.
Her birimiz kendi içimize bakmalıyız.
Bakara Suresi’ndeki bu bölüm, bize mucizenin bile tek başına yetmeyebileceğini hatırlatıyor.
Gerçeği görmek kadar, gerçeğe karşı kalbimizin nasıl cevap verdiği de önemlidir.
Babadan Kalan Bir Cümle: İstek ile Hırs Aynı Şey Değil
Kayıtta aileden aktarılan bir hatıra üzerinden istek, hırs ve azim ayrımı da konuşuluyor.
İnsan bir şeyi çok isteyebilir.
Para kazanmak isteyebilir.
İşini büyütmek isteyebilir.
Ailesine daha iyi imkân sağlamak isteyebilir.
Soru: İsteğim beni çalışmaya mı götürüyor, yoksa sonucu kontrol edemediğimde öfkelenmeye mi?
Azim, yapabileceğimiz işi yapmaya devam etmektir.
Hırs ise sonucu elde edemediğimizde kendimize ve çevremize zarar verecek kadar sıkışmak olabilir.
Kayıtta “İnşallah giderim, para kazanırım” örneğiyle, çabanın yanında teslimiyetin de bulunması gerektiği anlatılıyor.
Bu teslimiyet tembellik değildir.
Tam tersine çalışıp sonucu Allah’a bırakmaktır.
İnsan işini büyütebilir.
Holding sahibi olabilir.
Ama kalbi kazanca mahkûm değilse, hırsın esiri olmak zorunda değildir.
Diğer taraftan küçük bir hedefi elde edemediği için bütün huzurunu kaybeden kişi, sahip olduğu miktardan bağımsız olarak hırsa düşebilir.
Kalbin Katılığı Başkasına Karşı da Görünür
Taştan daha katı kalp yalnız Allah’ın ayetlerine karşı duyarsızlık olarak kalmaz.
İnsanlara karşı da kendisini gösterebilir.
Birinin acısını küçümsemek.
Haksızlık gördüğünde “Beni ilgilendirmez” demek.
Kendi çıkarı için başka insanların emeğini hiçe saymak.
Bunların hepsi kalbin yönünü düşündürür.
Soru: Benim kalbim hangi konuda artık eskisi kadar hassas değil?
Bir zamanlar rahatsız olduğumuz bir sözü bugün kolayca söyleyebiliriz.
Bir zamanlar ayıp gördüğümüz davranışı bugün işimizin parçası sayabiliriz.
Bu değişimi fark etmek önemlidir.
Çünkü kalp yeniden yumuşayabilir.
Kayıtta Hz. Musa’nın “Ben zalimlerden oldum” şeklindeki kabulü de hatırlatılıyor.
İnsan yanlışı kendine yakıştırmadığı için değil, kabul edebildiği için dönüş yoluna girer.
Biz de “Ben böyle biri değilim” demek yerine, yaptığımız somut davranışa bakalım.
Bir hata yaptıysak adını doğru koyalım.
Bu, kalbin yeniden su bulduğu yer olabilir.
Taştan su çıkıyorsa, insan kalbi de doğruyu kabul ettiği anda yeniden yumuşayabilir.
Gerçeği Saklamak Kalbi Daha da Sertleştirir
Öldürülen kişinin hikâyesinde gerçeğin ortaya çıkarılması önemli bir dönüm noktasıdır.
İnsan yanlış yaptığında onu saklamak için yeni yanlışlara girebilir.
Soru: Bir hatayı saklamak için kaç yeni cümle kuruyorum?
Yalan, çoğu zaman tek başına kalmaz.
İlk yalanı korumak için ikinci bir açıklama gerekir.
Sonra insan kendi anlattığı hikâyeye inanmak isteyebilir.
Gerçeği kabul etmek ilk anda ağır olabilir.
Ama uzun vadede kalbi daha fazla yükten kurtarabilir.
Bir borcu, bir kırgınlığı veya bir hatayı açıkça konuşmak bazen insanı rahatlatır.
Kalbi yumuşatmanın yollarından biri de gerçeği kendimizden saklamamaktır.
Kalbin katılığı bazen sürekli haklı olma ihtiyacında da görünür.
Bir tartışmada yanlış yaptığımızı fark etsek bile geri adım atmak istemeyebiliriz.
Çünkü özür dilemek kaybetmek gibi gelir.
Soru: Haklı görünmek mi istiyorum, doğru olmak mı?
Gerçek ortaya çıktığında onu kabul edebilmek büyük bir güçtür.
İnsan yanıldığını söylediğinde küçülmez.
Tam tersine, kendi nefsinin karşısında daha dürüst bir yere gelir.
Kayıtta “niyet” kelimesi de sık geçiyor. Oruç, kurban ve namaz gibi ibadetlerin dış görüntüsü kadar niyetinin de önemli olduğu hatırlatılıyor. Soru: Ben yaptığım iyiliği Allah için mi, insanların onayı için mi büyütüyorum? Gösteriş kalbi sertleştirebilir; çünkü insan gerçeği değil görüntüyü korumaya başlar. Niyetimizi kontrol etmek, kalbi yumuşatmanın sessiz ama güçlü yollarından biridir.


