Müslüman Olarak Ölmek: İbrahim’in ve Yakup’un Vasiyeti
6 Aralık 2021
Bir baba çocuklarına son sözünü söyleyecek olsa, en çok neyi vasiyet ederdi? Evini mi, işini mi, biriktirdiği malı mı?
İbrahim’in ve Yakup’un öğüdüne baktığımızda karşımıza bambaşka bir öncelik çıkar: Allah’a teslimiyet ve Müslüman olarak ölmek.
Soru: Biz çocuklarımız için her şeyi planlarken, onların hangi inanç ve bilinçle yaşayacağını ne kadar düşünüyoruz?
Bakara 130–140. ayetler, yalnızca geçmişteki bir aileyi anlatmaz. İnsanın dünya hedefleriyle sonsuzluk düşüncesi arasındaki farkı görmesine yardım eder.
İbrahim’in Teslimiyeti
İbrahim’e “Teslim ol” denildiğinde, âlemlerin Rabbine teslim olduğunu bildirir. Bu teslimiyet sözde kalacak bir bağlılık değildir.
Bir insanın yaşamı boyunca çok sayıda amacı olabilir. Çalışmak, kazanmak, ev almak, çocuk yetiştirmek ve ailesine imkân sağlamak bunlardan bazılarıdır.
Fakat bütün bu hedeflerin ortak özelliği dünyada sınırlı olmalarıdır. Zamanla değişir, bazen gerçekleşir, bazen yarım kalır.
Allah’a teslimiyet ise sadece belli bir yaşta veya iş tamamlandığında hatırlanacak bir hedef değildir.
İnsan başarı kazanırken de sınanır. Kaybederken de sınanır. Başarının içinde neyi merkeze koyduğuyla, kaybın içinde neye tutunduğuyla karşılaşır.
Soru: Ben hedeflerimin arasına Rabbime yakınlaşmayı gerçekten koyuyor muyum, yoksa her şeyi dünya hesabıyla mı ölçüyorum?
Bir plan yaparken “Bu bana ne kazandıracak?” diye düşünürüz. Aynı planın bizi nasıl bir insan haline getirdiğini ise bazen hiç sorgulamayız.
İbrahim’in teslimiyeti, yapılan iş kadar o işin yönünü de düşünmeyi gerektirir.
Dünyanın nimetlerinden yararlanmak başka şeydir; dünyanın nimetlerini hayatın son anlamı yapmak başka şeydir.
Geçici işler içinde çalışabiliriz; fakat bütün hayatımızı geçici bir sonuca teslim etmek zorunda değiliz.
Çocuklarımıza Neyi Bırakıyoruz?
Bakara 132’de İbrahim’in oğullarına, Yakup’un da çocuklarına bu teslimiyeti öğütlediği anlatılır.
Öğüdün merkezinde bir makam veya servet bulunmaz. Allah’ın seçtiği din ve Müslüman olarak ölme bilinci vardır.
Bir baba düşünelim. Çocuğunun iyi okullarda okuması, güzel iş bulması, evlenmesi, ev sahibi olması için bütün gücüyle çalışır.
Bütün bunlar onun çocuğuna sevgisini gösterebilir. Ama çocuk yalnızca başarılı olmayı öğrenmişse, bütün başarıların geçici olduğunu kimden öğrenecektir?
İnsanın maddi imkânla birlikte doğru bir yön bulmaya da ihtiyacı vardır.
Soru: Biz çocuklarımıza yalnızca nasıl geçineceklerini mi öğretiyoruz, yoksa ne için yaşayacaklarını da düşünüyor muyuz?
Yakup’un ölüm yaklaşınca oğullarına “Benden sonra neye kulluk edeceksiniz?” diye sorması çok dikkat çekicidir.
Çocuklarının dünyada neyi elde edeceğinden önce kime kulluk edeceklerini önemser.
Çünkü insan kendi ölümünden sonra çocuklarının bütün kararlarını veremez. Onlara bırakacağı en önemli şeylerden biri ölçü olabilir.
İbadet sözünü yalnızca tek bir davranışa indirgemeden hayatın bütünü için düşünmeliyiz. İnsan korkusuyla, hırsıyla, alışkanlığıyla da farklı şeylere bağlanabilir.
Herkesin sonunda karşılaşacağı ölüm gerçeği, sahip olduklarının geçiciliğini hatırlatır.
Son günümüzün ne zaman geleceğini bilmiyoruz; bu yüzden teslimiyeti son güne erteleyemeyiz.
Bir Peygamberin Duası Ne Öğretir?
İbrahim’in ve İsmail’in duasında kendilerinin Allah’a teslim olan kullar kılınmasını ve soylarından da teslim olan bir topluluk bulunmasını istemeleri dikkat çekicidir.
Dua yalnızca o anki ihtiyaçla ilgili değildir. İnsanın kendisini, evladını ve ardından gelecek nesilleri düşünmesini içerir.
Biz bazen sadece bugün kazanacağımız para, yarın başlayacağımız iş veya gerçekleşmesini istediğimiz plan için dua ederiz.
Elbette bunlar için de dua edebiliriz. Fakat duamızın ufku yalnızca yarınki kazançla sınırlı mı kalmalı?
Soru: Ben Rabbimden sadece elime bir şey vermesini mi istiyorum; yoksa beni doğru bir kul haline getirmesini de diliyor muyum?
Dua, insanın her şeyi tek başına kurup yönettiği düşüncesini de sorgular. Bütün emeklerin ve sebeplerin içinde Allah’tan yardım isteriz.
Bir çocuğa dua etmek, onun adına bütün seçimleri yapmak değildir. Ona doğruyu göstermek, örnek olmak ve sonucu Allah’a bırakmak da gerekir.
Dua ederken sorumluluğumuzu terk edemeyiz. Çaba gösterirken duayı da hayatın dışına çıkaramayız.
İbrahim’in örneğinde aile, nesil, kulluk ve gelecek aynı bütünün içinde düşünülür.
İbrahim’in Dininden Yüz Çevirmek
Bakara 130, İbrahim’in yolundan yüz çevirme konusunu gündeme getirir. Hemen ardından gelen ayetler, bu yolun teslimiyetini ve nesiller boyunca taşınan öğüdünü gösterir.
Bu anlatımda önemli olan, bir peygamberin adını öne sürerek üstünlük kurmak değildir. Onun Allah’a kulluk çizgisini anlamaktır.
İnsan bir dine mensup olduğunu söylerken inancının gerektirdiği davranıştan uzaklaşabilir.
Bir peygamberi sevmek, onu Allah’ın yerine koymak anlamına gelmez. Peygamberlerin çağrısı Allah’a yöneliştir.
İbrahim’in, İsmail’in, İshak’ın ve Yakup’un adlarını anmak bizi onların teslimiyetine bakmaya yönlendirmelidir.
Soru: Ben bir kişiyi veya geleneği savunurken Allah’ın çağrısını unutuyor olabilir miyim?
İnsan geçmişe sevgi duyabilir. Ancak geçmişteki bir şahsiyeti anmak, bugün doğru davranma görevimizi ortadan kaldırmaz.
Kur’an, peygamberleri birbirine düşürmek yerine Allah’ın gönderdiği hakikate yönelmeyi hatırlatır.
Bu yüzden dini bir üstünlük iddiası haline getirmek yerine teslimiyetin ne olduğunu anlamaya çalışmalıyız.
Onların Kazandığı Onlara, Bizimki Bize
Bakara 134, geçmişteki ümmetin kazandığının kendisine, bizim kazandığımızın da bize ait olduğunu söyler.
Bu ifade bizi ciddi bir gerçekle yüzleştirir: Başkalarının iyiliği bizim hesabımızı otomatik olarak doldurmaz.
Aynı şekilde geçmişteki insanların hatalarını konuşmak da kendi yanlışımızı düzeltmemizin yerine geçmez.
Bir insan “Bizim aile hep böyleydi” diyebilir. Ama söz verdiğinde sözünü tutmuyor, ticarette haksızlık yapıyorsa neyi savunmaktadır?
Bir başkası “Atalarımız çok iyi insanlardı” diye övünebilir. Peki kendisi çevresindekilere nasıl davranmaktadır?
Soru: Benim bugün yaptığım hangi iyilik, Allah’a teslim olduğumu gösteriyor?
Bu sorunun cevabı yalnızca büyük işlerde aranmaz. Günlük kararlar, insanlarla ilişkimiz ve kendi yanlışımızı kabul etme biçimimiz de buna dahildir.
Ömrümüz boyunca pek çok hedefimiz olacak. Ama sonunda her şeyin geride kalacağını biliyoruz.
Müslüman olarak ölmek duası, son anın tesadüfen güzel olmasını istemekten fazlasıdır. Bugünden itibaren hangi yöne yürüyeceğimizi düşünmektir.
İbrahim’in ve Yakup’un vasiyeti açıktır: Geçici dünyada yaşarken kalıcı olanı unutma.
Bugün çocuklarımıza ne bırakacağımızı düşünürken, kendimizin hangi kullukla yaşadığını da düşünelim. Çünkü bir vasiyet, ancak yaşanan bir ölçü olduğunda derin anlam kazanır.

