Bir Başkasının Hatasını Taşımadan, Kendi Yolumuzda Kalabilmek
17 Eylül 2024
Bir insan bize yanlış yaptığında ne olur? Onun hatasıyla uğraşırken kendi hayatımızı da onun yanlışına teslim eder miyiz? Bazen birinin değişmesi için o kadar uğraşırız ki kendi sorumluluğumuzu unuturuz. Oysa hem haksızlığa uğrayanın hem de haksızlık yapanın ayrı bir hesabı vardır.
Hz. İbrahim’in duası bu ayrımı düşünmek için güçlü bir başlangıçtır. İbrahim suresinde, “Rabbim, beni namazı dosdoğru kılan biri eyle; soyumdan da” anlamındaki duası yer alır. Ardından duasının kabulünü ister. Bir sonraki ayette de hesap günü kendisi, anne babası ve müminler için bağışlanma diler. Burada dua, sorumluluk ve merhamet bir aradadır.
Dua Etmek, Sorumluluğu Bırakmak Değildir
Soru: Bir insan sevdikleri için dua ettiğinde onların bütün yanlışlarını da üstlenmiş olur mu?
Hayır. Bir insan çocuğunu, eşini, kardeşini sevebilir. Onlar için dua edebilir. Doğruyu bulmalarını isteyebilir. Fakat onların yerine karar veremez. Onların tercihlerini kendi tercihleriymiş gibi taşıyamaz. Bu ayrım özellikle aile ilişkilerinde çok önemlidir.
Dua ederken “Rabbim, beni ve soyumu salatı ayakta tutanlardan eyle” diyen Hz. İbrahim’in sözleri üzerinde düşünelim. Salatın nasıl anlaşılacağı konusunda farklı açıklamalar yapılabilir. Namaz, dua ve Allah’a yönelme ilişkisi üzerinde konuşulabilir. Ama bu farklı açıklamaların arasında duanın açık yönünü kaybetmeyelim: İnsanın kendisiyle birlikte soyunun da Allah’a yönelmesini istemesi.
Dikkat edelim; sadece çocukları için dua etmiyor. Önce kendisi için istiyor. Çünkü biz çoğu zaman başkasının değişmesini beklerken kendi hâlimizi unutuyoruz. “Çocuğum düzgün olsun, kardeşim hata yapmasın, eşim doğru davransın” diyoruz. Peki biz nasıl davranıyoruz? Karşımızdakine öğüt verirken kendi sözümüzle davranışımızın uyumuna bakıyor muyuz?
Sevdiklerimize yardımcı olabiliriz. Uyarabiliriz. Tehlikeyi gösterebiliriz. Ama onları her yanlışın sonucundan sonsuza kadar kurtarmaya çalışırsak, bazen öğrenmelerine de engel olabiliriz. İyi niyetle yapılan her müdahale iyi sonuç vermeyebilir.
Hata Yapanın Sınavı, Hataya Uğrayanın Sınavı
Bir iş yerini düşünelim. Çalışan yanlış yapıyor ve ürün zarar görüyor. Yönetici hemen bağırıyor. Sonraki sefer hata olmasın diye çalışanın yaptığı her işi kendisi denetlemeye başlıyor. Bir süre sonra çalışan kendi kararını veremez hâle gelebilir. Yanlışın sonucunu anlamak ve ondan öğrenmek yerine sadece azar işitmekten kaçınmayı öğrenir.
Elbette bütün hatalar serbest bırakılamaz. Büyük zarar doğuracak davranışlara karşı önlem gerekir. Fakat küçük ve düzeltilebilir hataların öğretici olabileceğini de görmeliyiz. Her şeyi başkasının yerine düzelttiğimizde onun gelişmesine ne kadar alan bırakıyoruz?
Soru: Birinin hatasını anlayışla karşılamak, aynı hataya tekrar tekrar izin vermek midir?
Değildir. Yanlışa uğrayanın iki görevi birbirine karışabilir: Kendi öfkesini yönetmek ve kendisini yeniden zarar görmekten korumak. Bir insan kırıcı bir davranış karşısında sabırlı olabilir. Bu, aynı davranış sürsün diye bütün sınırlarını kaldırması gerektiği anlamına gelmez.
Bir kardeşimiz sürekli borçlanıyor olabilir. İlk sefer uyarmış, yardım etmiş olabiliriz. İkinci sefer yine destek vermiş olabiliriz. Ama aynı yanlış tekrarlandığında her borcu bizim ödememiz doğru çözüm olmayabilir. Yardımın biçimini değiştirmek gerekebilir. Çünkü birini sevmek, onun bütün seçimlerinin sonucunu üstlenmek değildir.
Burada ilişki de önemlidir. Küçük çocuğumuzla yetişkin ve kendi evini kurmuş çocuğumuza aynı şekilde yaklaşamayız. Eşimizle, kardeşimizle, çalışma arkadaşımızla sorumluluklarımız da aynı değildir. Yakınlık bize konuşma ve destek olma imkânı verebilir; fakat bir başkasının bütün iradesi üzerinde hak sahibi olduğumuz anlamına gelmez.
Hz. Yakup’un çocuklarıyla yaşadıkları da bu konuyu düşündürür. Yusuf’a yapılan haksızlıkta kardeşlerin yaptıkları, Yakup’un yaşadığı acı ve Yusuf’un karşılaştığı imtihan birbirine bağlıdır; ama herkesin sorumluluğu aynı değildir. Birinin yanlışından dolayı başka birinin kendi doğru tutumunu terk etmesi gerekmez.
Bir başkasının sınavını kendi sınavımız hâline getirip orada takılı kalmamalıyız. Kendimize düşeni yaparız. Uyarırız, yardım ederiz, gerektiğinde sınır koyarız. Sonra karşı tarafın kendi tercihinin sorumluluğunu taşıdığını kabul ederiz.
Hata Yaptık, Peki Şimdi Ne Yapacağız?
İnsanın hatası olur. Bazen bir sözüyle kırar. Bazen nefsine uyar. Bazen daha önce yanlış dediği bir davranışa yeniden yaklaşır. Fakat bir yanlış yapmakla o yanlışı savunmak aynı şey değildir. Asıl tehlike, yaptığımızı haklı göstermeye başlayıp dönüş yolunu kapatmaktır.
Bir rivayette, insanların hiç günah işlememesi hâlinde yerlerine günah işleyip tövbe eden insanların geleceği anlatılır. Bu rivayet Kur’an ayeti değildir; hadis olarak aktarılır. Buradan “Nasıl olsa hata yapacağız, öyleyse dikkat etmeyelim” sonucu çıkmaz. Üzerinde duracağımız nokta, insanın kusurunu bilmesi ve tövbeye yönelmesidir.
Bebek bile yürümeyi düşe kalka öğrenir. Çocuk bazı küçük yanlışların sonucunu görerek gelişebilir. Ancak bu örneği tehlikeli davranışlara izin vermek için kullanamayız. Hatanın büyüklüğüne, zararına ve insanın kendisini koruma ihtiyacına dikkat etmeliyiz.
Soru: Bir insanın samimiyeti hiç yanılmamasında mı, yoksa yanlışını fark ettiğinde ne yaptığına mı bakılarak anlaşılır?
Kendimizi kusursuz görmeye başladığımızda tövbe ihtiyacını da unutabiliriz. Oysa yarın ne olacağını bilmiyoruz. Bugün iyi bir yolda olan insan yarın büyük bir yanlış yapabilir. Bugün yanlışta olan biri de dönüp doğruyu seçebilir. Bu yüzden ne kendimiz hakkında büyüklenmeli ne de başkasının geleceğini kesin bir hükme bağlamalıyız.
Hz. Yusuf’un nefsini temize çıkarmamakla ilgili sözleri de insanın kendine karşı dikkatini hatırlatır. Güçlü bir insan bile kendi zayıflığını görebilmelidir. Bazen bir yanlıştan uzak kalmak için bulunduğu ortamdan uzaklaşması gerekir. Güç, her durumda tek başına dayanabileceğini sanmak değildir.
Hesap Gününde Bağışlanma Duası
Hz. İbrahim’in “Rabbimiz, hesabın görüleceği gün beni, anne babamı ve müminleri bağışla” duası üzerinde duralım. Bu duada büyük bir ümit var. Bağışlanma Allah’tan isteniyor. Yalnızca kendisi için değil, başkaları için de merhamet diliyor.
Fakat hemen ardından bir dengeyi de görmeliyiz: Allah’ın bağışlayıcı olması, yapılan zulmün önemsiz olduğu anlamına gelmez. İbrahim suresinin devamında Allah’ın zalimlerin yaptıklarından habersiz olmadığı hatırlatılır. Hesap gününe ilişkin ağır bir uyarı vardır. Merhametle adalet birbirine karşıt iki şey gibi düşünülmemelidir.
İnsan anne babası için dua edebilir. Çocukları için dua edebilir. Ama akrabalık bağı, bir kimsenin yaptığı haksızlığı doğruya dönüştürmez. Bir peygamberin soyundan gelmek de tek başına üstünlük veya kurtuluş güvencesi değildir. Soy, isim, unvan ve insanların gösterdiği saygı, kişinin davranışının yerine geçmez.
Bazen birini ailesi veya soyu nedeniyle sorgulanamaz bir yere koyuyoruz. Bazen dinî bilgiye sahip olduğu için her söylediğini doğru kabul ediyoruz. Oysa bilgili olmak, insanı yanılmaz yapmaz. İlim sahibi kişi de sorumludur. Güç sahibi kişi de sorumludur. Hepimizin davranışı ayrı ayrı önem taşır.
Bu, kendi içimize de yönelmesi gereken bir uyarıdır. “Ben uzun zamandır doğru yoldayım” diye rahatlayabilir miyiz? Bugün doğru bildiğimizi yarın da uygulamak için çabalamamız gerekmez mi? İnsan kendisini her an sınamalı; bildiği doğrunun hayatında karşılığını aramalıdır.
Başkasını Değiştirmeye Çalışırken Kendini Kaybetme
İnsanların yanlışlarıyla karşılaşacağız. Bazen ailemizde, bazen işimizde, bazen yakın çevremizde. Herkesi değiştiremeyiz. Birinin davranışını değiştirmek için söylediklerimiz yeterli gelmeyebilir. O zaman kendimizi de o yanlışın içinde tüketmeye devam etmek zorunda değiliz.
Kendi sınırımızı bilmek bencillik değildir. Başkasına yanlış yapmamak ve bize yanlış yapılmasını önlemek birlikte düşünülebilir. Onu uyarmak bizim doğru davranışımız olabilir. Ama uyarımızı kabul etmesi onun tercihidir. Bu ayrımı anlayabildiğimizde hem yardımımızın hem sabrımızın ölçüsü değişir.
Bir insanın bize zarar vermemesi, onun artık her bakımdan doğru biri olduğu anlamına da gelmez. Bazen sadece zarar verme imkânı kalmamıştır. Biz kendi tavrımızı düzeltmiş olabiliriz; onun sorumluluğu yine kendisine aittir. Bir başkasının hesabını biz göremeyiz.
Öyleyse ne yapacağız? Önce kendimize düşeni doğru yapmaya çalışacağız. Yanlışı uyarmamız gerekiyorsa uyaracağız. Zarar görmemek için sınır koymamız gerekiyorsa koyacağız. Hata yaptıysak kabul edip dönmeye çalışacağız. Ve bütün bunları yaparken sonucu bütünüyle kendi gücümüzün eseri sanmayacağız.
Başta sormuştuk: Birinin hatası bizim hayatımızı da yönetmek zorunda mı? Hayır. Başkasının yanlışı karşısında kendi adaletimizi, merhametimizi ve doğruluğumuzu koruyabiliriz.
Rabbimiz bizi ve sevdiklerimizi doğru yolda sabit kılsın. Hatalarımızı fark etmeyi, tövbe etmeyi, haksızlığı büyütmeden kendimizi korumayı nasip etsin. Hesap gününde bağışlanmayı dilerken bugün başkalarının hakkına dikkat edelim. Çünkü başka birinin yanlışından sorumlu tutulmayı istemiyorsak, kendi doğru seçimimizi de ona teslim etmemeliyiz.
