Gördüğümüz Nimetleri Fark Ediyor muyuz?
14 Ekim 2024
Sabah gökyüzüne baktığımızı düşünelim. Mavinin tonları değişiyor, bir ağacın yapraklarına ışık vuruyor, soframızda farklı renklerde yiyecekler duruyor. Bunların hepsini görüyor ama her zaman fark etmiyoruz. Gözümüz alıştığında güzellik, hayatın sessiz arka planına dönüşebiliyor. Nahl suresinde yeryüzündeki çeşitliliğe dikkat çekilmesi, bakışımızı yeniden uyandırmaya çağırıyor. Gördüğümüz şeyin adını bilmekten daha fazlası mümkün. Onun hayatımızdaki yerini, bize sunduğu imkânı ve kullanırken taşıdığımız sorumluluğu düşünebiliriz. Bir renk, bir tat veya bir koku gündelik hayatımızı zenginleştiriyor. İnancımız içinde bunları nimet olarak anarken kendimize soralım: Elimizdekinin kıymetini hangi davranışımızla gösteriyoruz? Şükür, yalnızca güzel bir manzaraya hayran kaldığımız anda değil, sıradan bir günü nasıl yaşadığımızda da karşılık bulabilir. Görmeye alıştığımızı yeniden fark etmek için kısa bir duraklamaya ihtiyacımız var.
Bir tasarıma baktığımızda kullanılan renkleri ve gösterilen özeni kolayca konuşuyoruz. Bir kıyafetin tonu, bir masanın biçimi veya bir odanın düzeni dikkatimizi çekebiliyor. Tabiatın çeşitliliğine bakarken de benzer bir dikkat geliştirebiliriz. Bunu araştırmaktan ve öğrenmekten uzak durarak yapmamız gerekmiyor. Bir yaprağın renginin nasıl oluştuğunu öğrenmek, onun güzelliğini fark etmemize engel değildir. Bilgi, bakışımızı daha ayrıntılı hâle getirebilir. İnancımız açısından gördüğümüz düzeni ve çeşitliliği Allah’ın yaratışı içinde anlamlandırırız. Bu yönelişi, bilmediğimiz bilimsel ayrıntılar hakkında kesin iddialar kurmakla karıştırmayalım. Nasıl sorusunu araştırırken anlam üzerine de düşünebiliriz. Merakla şükür birlikte bulunabilir. Önemli olan, gördüğümüzü yalnızca tüketilecek veya kullanılacak bir şey olarak değerlendirmemek. Onunla kurduğumuz ilişkinin bize ne öğrettiğine de bakmak. Dikkat, hem öğrenmenin hem takdir etmenin başlangıcı olabilir.
Gündelik hayatımızın birçok ihtiyacı bu çeşitlilik içinde karşılanıyor. Besleniyor, barınıyor, giyiniyor ve birbirimizle ilişki kuruyoruz. Fakat sahip olduğumuz maddi imkânlar, insani ihtiyaçlarımızın tamamını tek başına karşılamıyor. Güvene, saygıya, yakınlığa ve anlamlı bir ilişkiye de ihtiyaç duyuyoruz. Bu alanları birbirinin karşıtı saymadan birlikte düşünelim. Aç bir insanın yemeğe ihtiyacı vardır; dinlenemeyen birinin yorgunluğu da gerçektir. Aynı zamanda insan, yalnızca ihtiyaçlarının maddi karşılığı verildiğinde her zaman anlaşılmış hissetmeyebilir. Bir sözünün duyulmasını, bir yükünün paylaşılmasını veya varlığının önemsenmesini bekleyebilir. Neye ihtiyaç duyduğumuzu ayırmak, uygun bir adım bulmamıza yardımcı olur. Her soruna daha fazla eşya veya daha büyük bir hedef sunamayız. Bazen yapılması gereken bir konuşma, paylaşılması gereken bir görev veya aranması gereken bir destek vardır. Hayatımıza bütün ihtiyaçlarımızla bakmaya çalışalım.
İlişkilerde dış görünüşle insanın karakterini de birbirine karıştırmayalım. Birinin kıyafetini veya imkânlarını hemen görebiliriz. Fakat güvenilirliğini, merhametini ve sorumluluk karşısındaki tutumunu tanımak zaman ister. Güzel görünmek veya iyi şartlara sahip olmak kendi başına yanlış değildir. Yine de ilişkimizi sadece bunlara dayandırırsak değişen şartlar karşısında neyi koruyacağımızı bilemeyebiliriz. Eşimizle, arkadaşımızla veya çalışma arkadaşımızla aramızdaki güvenin nasıl oluştuğunu düşünelim. Verilen sözler tutuluyor mu? Zorlandığımızda birbirimizi dinleyebiliyor muyuz? Bir hata yapıldığında düzeltmek için çaba gösteriliyor mu? Bu sorular, görünüşün ötesindeki değeri anlamamıza yardımcı olur. İnsanlar değişebilir, yaşlanabilir ve farklı güçlükler yaşayabilir. Yakınlığın devamı, birbirimize verdiğimiz değeri bu değişimlerin içinde de davranışla gösterebilmemize bağlıdır. İlişki, yalnızca ilk izlenimin heyecanıyla değil, sürdürülen özenle gelişir.
Birine hediye verirken de aslında bu özeni anlatmaya çalışırız. Onu düşündüğümüzü, neyi sevdiğini hatırladığımızı ve mutlu olmasını istediğimizi göstermek isteriz. Hediyenin maddi büyüklüğü her zaman en önemli tarafı değildir. Alırken gösterilen emeği fark etmek önemlidir. Bununla birlikte teşekkür etmek, kendi ihtiyacımızı veya beğenimizi hiç konuşamayacağımız anlamına gelmez. Saygılı bir açıklıkla birbirimizi daha iyi tanıyabiliriz. İnancımız içinde nimetleri düşünürken de dikkatimizi yalnızca sahip olduğumuz şeylerin listesine vermeyelim. Bize hayat içinde açılan imkânı, öğrenme gücünü ve insanlarla bağ kurabilmeyi de hatırlayalım. Bu farkındalık, aldığımızı sıradan saymamıza engel olabilir. Şükür, verilenin kıymetini koruma ve onunla fayda üretme sorumluluğuna dönüşebilir. Takdir, davranışımızda da görünür olsun.
İnsanın seçme imkânı, bu sorumluluğu daha belirgin hâle getirir. Bir bilgiyi yararlı bir iş için kullanabiliriz; aynı bilgiyi başkasını yanıltmak için de kullanmamız mümkündür. Bir imkânı paylaşabilir veya yalnızca kendi üstünlüğümüzü göstermek için değerlendirebiliriz. Bu yüzden bir şeyin elimizde bulunması kadar onunla ne yaptığımız da önemlidir. Kararlarımızı sadece hemen alacağımız sonuçla ölçmeyelim. Başkasının hakkını, çevreye etkisini ve uzun vadede doğabilecek sorumluluğu da düşünelim. Her ayrıntıyı önceden bilemeyiz; fakat bildiğimiz olumsuzluğu yok saymamız gerekmiyor. Araştırabilir, danışabilir ve gerektiğinde farklı bir yol seçebiliriz. Özgürlük, hiçbir ölçüye ihtiyaç duymamak anlamına gelmesin. Kendi davranışımızın etkisini ciddiye alarak daha bilinçli karar verebiliriz. İnancımızın hesap verme düşüncesi de bu dikkati günlük hayatımıza taşıyabilir. Kimsenin görmediği bir anda bile yaptığımızın anlamını düşünmeye çağrılırız. Tercihimiz, karakterimizin oluşumuna katkı verir.
Tabiatla ilişkimiz bu tercihlerden bağımsız değil. Kullandığımız kaynakları, ürettiğimiz atığı ve canlılara yaklaşımımızı değerlendirebiliriz. Bir güzelliğe hayran olmakla onu korumak arasında davranışlarımız bulunuyor. Suyu gereksiz harcamamak, çevremizi kirletmemek ve üretimde başkasının emeğini gözetmek mümkün. Herkesin şartı ve yapabileceği katkı farklıdır. Yine de kendi alanımızdaki sorumluluğu tamamen önemsiz saymayalım. Çocuklarımıza da bu dikkati küçük uygulamalarla gösterebiliriz. Bir eşyayı onarmak, kullanılabilir olanı değerlendirmek veya ortak alanı temiz bırakmak öğretici olabilir. Sadece uzun öğütler vermek yerine yaptığımızla örnek olalım. İnsanların ihtiyaçlarını karşılarken çevreyi de düşünmesi, hayatın dışına eklenen bir ayrıntı değildir. Aynı dünyanın içinde yaşıyor ve ortak kaynaklardan yararlanıyoruz. Nimeti fark etmek, onu tüketirken sınır ve özen gerektirdiğini de anlamaktır. Şükrümüz, yararlandığımız dünyayla kurduğumuz ilişkide karşılık bulabilir.
Kendi gücümüzü değerlendirirken de alçak gönüllülüğe ihtiyacımız var. Öğrenebiliyor, çalışabiliyor ve hayatımızı düzenleyebiliyor olmamız önemlidir. Fakat bütün imkânlarımızın her zaman aynı kalacağını varsayamayız. Bir gün destek veren kişi oluruz, başka bir gün desteğe ihtiyaç duyarız. Bu değişkenlik, insanı değersiz yapmaz. Birbirimize neden ihtiyaç duyduğumuzu hatırlatır. Güçlüyken başkasının zorlanmasını küçümsemeyelim. Kendi hayatımızda iyi giden şeylerin tamamını sadece kişisel üstünlüğümüzle açıklamayalım. Bize öğreten, destek olan ve imkân sağlayan insanları da görelim. İnancımız içinde sahip olduğumuz nimetleri Allah’a şükürle anarız. Bu bakış, emeğimizi yok saymak değildir. Emeğimizin de birçok imkânla birlikte gerçekleştiğini kabul etmektir. Böyle bir dikkat, başkasının başarısına karşı kıskançlık yerine takdir geliştirmemize de yardımcı olabilir. Kendimizi her durumda merkeze koymadan yaşamak, ilişkilerimize daha fazla anlayış getirebilir. Güçle merhamet birlikte taşınabilir.
İnançtan söz ederken yalnızca söylediğimiz kimliğe güvenmek de yeterli olmayabilir. Güzel kelimeler kullanır, doğru ilkeleri tekrar ederiz. Bunların davranışlarımızda nasıl göründüğünü de düşünmeliyiz. Bir hakkı ihmal ederken dürüstlüğü anlatmak, insanı dinlemeden merhameti övmek tutarsızlık oluşturabilir. Bu farkı gördüğümüzde hemen kendimizi savunmak yerine düzeltme alanı arayalım. Hatamızı kabul edebilir, özür dileyebilir ve telafi için adım atabiliriz. Aynı ölçüyü başkalarına uygularken de bütün niyetlerini bildiğimizi sanmayalım. Somut davranışı konuşmakla insanı bütünüyle mahkûm etmek farklıdır. Kendi inancımızı ciddiye almak, başkasının onurunu önemsiz saymamızı gerektirmez. Adalet ve saygı, konuşmamızda da bulunmalıdır. Doğru olduğuna inandığımız şeyi açıklayabilir; bilmediğimiz yerde araştırmaya devam edebiliriz. Güvenilirliğimiz, hiç yanılmamamızdan değil, yanıldığımızda nasıl davrandığımızdan da anlaşılır. Sözümüzle işimiz arasındaki bağı korumak sürekli bir çaba ister. Bu çabayı aidiyetimizin yerine koyamayız.
Hayatın sınırlı olduğunu hatırlamak, elimizdeki zamanı nasıl kullanacağımızı da düşündürür. Bir gün yaparım dediğimiz iyiliği sürekli erteleyebiliriz. Görüşmek istediğimiz insanı aramayı, konuşmamız gereken konuyu açmayı veya öğrenmek istediğimiz şeyi araştırmayı sonraya bırakırız. Bazen beklemek gereklidir; bazen de yalnızca alıştığımız erteleme sürer. Hangisiyle karşı karşıya olduğumuzu kendimize soralım. Bugün yapabileceğimiz küçük bir adım varsa onu belirleyebiliriz. Bunun için bütün hayatı acil bir görev listesine çevirmemiz gerekmiyor. Dinlenmek ve güç toplamak da ihtiyaçtır. Ancak zamanı yalnızca tüketilecek bir boşluk gibi görmeyelim. Yanımızdaki insanın kıymetini, konuşma imkânımız varken fark etmeye çalışalım. Bir teşekkür veya bir özür, zamanında söylendiğinde başka bir karşılık taşıyabilir. Sınırlılık düşüncesi bizi hayattan uzaklaştırmak yerine, hayatın içindeki sorumlulukları daha bilinçli yaşamaya yöneltsin. Bugünün değerini fark etmek böyle mümkün olabilir.
Paylaşmak da bugünün içinde yer açabileceğimiz davranışlardan biridir. Elimizdeki imkânı sadece kendi dairemiz içinde değerlendirmeyebiliriz. Bir komşumuzun, yakınımızın veya çalışma arkadaşımızın ihtiyacını öğrenebiliriz. Para veremediğimiz durumda zaman, bilgi veya emek sunabiliriz. Fakat yardımın gerçekten neye karşılık geldiğini anlamaya çalışalım. İhtiyaç sahibini dinlemeden kendi çözümümüzü dayatmayalım. Mahremiyetini koruyalım, yaptığı tercihler üzerinde üstünlük kurmayalım. Yardım ederken kendi gücümüzü tamamen tüketmemeye de dikkat edelim. Ölçülü ve düzenli bir katkı bazen daha sürdürülebilir olur. Ortak hayatımızda güveni artıran şey, herkesin aynı büyüklükte vermesi değildir. Birbirinin varlığını ve ihtiyacını ciddiye almasıdır. Geçmişteki dayanışma hatıralarından bunu öğrenebiliriz. Eski şartları bütünüyle geri getirmeden, bugünün imkânlarıyla aynı insani yakınlığı arayabiliriz. Paylaşmak, yararlandığımız nimetin çevremizde başka bir hayata da değmesini sağlar. Küçük bir katkının değerini küçümsemeyelim.
Şükrederken yaşadığımız güçlüğü inkâr etmek zorunda olmadığımızı da unutmayalım. İnsan kayıp yaşayabilir, haksızlığa uğrayabilir ve yorulabilir. Bu durumlarda üzülmesi veya yardım istemesi anlaşılır. Elimizdeki iyi şeyi fark etmek, zor olanı konuşmamıza engel değildir. İnancımız içinde dua ederek destek isteyebilir, aynı zamanda değiştirebileceğimiz alan için çaba gösterebiliriz. Başkasının acısını da hemen bir ders veya hüküm konusu yapmayalım. Önce dinleyelim, ihtiyacını anlamaya çalışalım ve uygun desteği düşünelim. Merhamet, insanın ne yaşadığını bilmeden güçlü görünmesini beklemek değildir. Bazen en gerekli davranış, onun yanında durmaktır. Nimetleri düşünmek bizi duyarsızlaştırmasın; tam tersine, sahip olmadığımız bir imkânın başka bir insan için ne kadar önemli olabileceğini görmemizi sağlasın. Şükürle dayanışma bu noktada birleşebilir. Kendimiz için istediğimiz güveni ve anlayışı başkasına da sunmaya çalışalım. Bu özen, inancımızın günlük hayattaki karşılığını güçlendirebilir.
Bugün etrafımızdaki bir güzelliği gerçekten fark etmeyi deneyelim. Soframızdaki bir lokmayı, içtiğimiz suyu, konuşabildiğimiz bir insanı veya öğrenebildiğimiz bir bilgiyi düşünelim. Sonra bu farkındalığı küçük bir davranışla tamamlayalım. Bir şeyi israf etmeyelim, bir emeğe teşekkür edelim veya bir ihtiyaca uygun katkı verelim. Nahl suresinin dikkatimizi çevirdiği çeşitlilik, yalnızca seyredeceğimiz bir manzara olarak kalmasın. Hayatımızdaki sorumluluğu hatırlatan bir düşünceye dönüşsün. Her şeyi bir günde değiştiremeyiz; fakat bakışımızı daha dikkatli kılabiliriz. Şükür, sözümüzde olduğu kadar tercihlerimizde de yer bulsun. Sahip olduğumuzu sıradan saymadan, eksiklerimizi de dürüstçe görerek yaşayalım. Bize sunulan imkânı insanın hakkını ve onurunu koruyan bir iyiliğe dönüştürmeye çalışalım. Gördüğümüz nimetin değeri, onu fark ettiğimiz ve özenle kullandığımız zaman hayatımızda daha derin bir karşılık bulabilir.
