Huzurun Peşinde Neyi Kaybediyoruz? Beklenti, Mutluluk ve Sorumluluk

16 Ekim 2021

Soru: Huzurlu olmak istiyoruz; peki huzuru sürekli başka insanların ve başka sonuçların eline mi bırakıyoruz?

İnsan çoğu kararını daha mutlu ve daha huzurlu olacağı düşüncesiyle verir.

Evlenir.

Çocuk sahibi olur.

İş kurar.

Daha iyi bir ev, araba veya eşya almaya çalışır.

Bütün bunların altında çoğu zaman aynı beklenti vardır: “Bunu elde edersem daha iyi hissedeceğim.”

Kayıtta huzur ile mutluluk arasındaki farkı anlamak için önce “Huzur nedir?” sorusu soruluyor.

Vicdanın rahat olması, sıkıntının azalması, ruhun daralmaması gibi cevaplar geliyor.

Sonra önemli bir ayrım açılıyor.

Mutluluk çoğu zaman anlık olabilir.

Huzur ise daha derin bir dengeyi gerektirir.

Beklenti Mutluluğun Yönünü Değiştirir

Kayıtta iki öğrenci örneği veriliyor.

İkisinin de sınavdan aldığı not 80.

Bir öğrenci 70 bekliyor ve çok seviniyor.

Diğeri 90 veya 100 bekliyor ve üzülüyor.

Sonuç aynı.

Duygu farklı.

Soru: Bizi mutsuz eden şey gerçekten sahip olduğumuz sonuç mu, yoksa o sonuç hakkında kurduğumuz beklenti mi?

Bu örneği evliliğe taşıyalım.

Eşimizden aynı anda çok para kazanmasını, çok romantik olmasını, her özel günü hatırlamasını, her işimize yetişmesini bekleyebiliriz.

Bütün beklentilerimizin kusursuz şekilde karşılanmasını istediğimizde, karşımızdaki gerçek insan gözümüzde yetersiz kalabilir.

Sosyal medya bu beklentiyi daha da büyütebilir.

Sürekli kusursuz bedenler, kusursuz evler, kusursuz tatiller ve kusursuz ilişkiler görürüz.

Sonra kendi hayatımıza dönüp “Benimki neden böyle değil?” diye sorarız.

Kayıtta bunun bilinçaltına sürekli yeni bir standart yerleştirdiği anlatılıyor.

Bu yorumun psikolojik ayrıntılarını kesin bilimsel hüküm gibi almadan, temel uyarıyı görebiliriz: Sürekli kıyas, elimizdekinin değerini azaltabilir.

Huzur, Problemlerin Bitmesi Değildir

İnsan çoğu zaman “Şu sorun bir bitsin, rahat edeceğim” der.

Borç bitsin.

Çocuk büyüsün.

İş düzelsin.

Annem iyileşsin.

Ev değişsin.

Sonra başka bir problem gelir.

Kayıtta özellikle “Sıkıntı bitmiyor” deniyor.

Hayatın içinde hastalık, iş, çocuklar ve aile sorumlulukları sürekli değişiyor.

Soru: Huzuru bütün sorunların bittiği güne erteliyorsam, o gün hiç gelmezse ne olacak?

Huzur, hiçbir problemin olmaması değildir.

Problemin içinde ne yapacağını bilmek olabilir.

Elinden geleni yaptıktan sonra kontrol edemediği şeyi bırakabilmek olabilir.

Sürekli şikâyet etmek yerine çözüm aramak olabilir.

Kayıtta “şikâyet eden insan çözüm üretemez” düşüncesi sert biçimde dile getiriliyor.

Bunu her şikâyetin yanlış olduğu anlamında almayalım.

İnsan derdini anlatabilir.

Ama sadece şikâyette kalırsak değiştirebileceğimiz alanı göremeyebiliriz.

Çocuklarımızın Hayatını Kendi Beklentimizle Yönetmek

Kayıtta aile ve çocuk ilişkileri geniş yer tutuyor.

Bir baba çocuğunu kendi hayalindeki mesleğe zorlayabilir.

“Benim çocuğum mühendis olacak” diyebilir.

Bu cümlede kimin hayali var?

Çocuğun mu, babanın mı?

Soru: Çocuğumuzun iyiliğini mi istiyoruz, yoksa onun üzerinden kendi başarımızı mı görmek istiyoruz?

Çocuğa yön vermek anne babanın sorumluluğudur.

Ama yön vermek ile bütün seçimlerini kontrol etmek aynı değildir.

Çocuk hata yapabilir.

Anne baba da hata yapabilir.

Kayıtta aile içinde herkesin kendi seçiminden sorumlu olduğu, bir tarafın bütün suçu diğerine yüklemesinin çözüm üretmediği vurgulanıyor.

Baba çocuğu rakip görmeye başladığında ilişki bozulur.

Çocuk da babayı sadece engel olarak gördüğünde bağ zayıflar.

Anne bir tarafı, baba diğer tarafı desteklediğinde çatışma büyüyebilir.

Huzurlu bir aile, hiç tartışmayan aile değildir.

Tartışmayı ilişkiyi yok etmeden yönetebilen aile olabilir.

Öğrenci Gibi Kalmak: Egoyu Kapıda Bırakmak

Kayıt başında çok güzel bir uyarı var.

Bir derse geldiğinde önce öğrenci olduğunu kabul et.

Yaşını, mesleğini, ünvanını kapıda bırak.

Çünkü öğrenci olduğunu kabul eden insan yanlış bir soru sormaktan daha az korkar.

Soru: Ben hâlâ öğrenebilir miyim, yoksa “Ben zaten biliyorum” dediğim yerde mi kaldım?

Bu sadece ders için değil, hayat için de geçerlidir.

Evlilikte öğrenci olabiliriz.

Anne babalıkta öğrenci olabiliriz.

İşimizde yıllardır çalışsak bile yeni bir şeyi öğrenebiliriz.

“Ben böyleyim” cümlesi bazen gelişmenin önüne duvar örebilir.

Huzur arıyorsak kendi davranışımızı da değiştirebilmeliyiz.

Karşımızdaki herkesin değişmesini beklemek kolaydır.

Kendimize dönmek daha zordur.

Mutluluğu Sonuca Bağlamadan Yaşamak

Bir şeyi elde ettiğimizde mutlu olabiliriz.

Yeni araba alırız.

Bir sınavı kazanırız.

Bir müşteriden büyük iş alırız.

Bu sevinç güzeldir.

Ama başı ve sonu olabilir.

Bir süre sonra yeni bir hedef çıkar.

Soru: Huzurum sadece bir sonraki hedef gerçekleştiğinde mi gelecek?

Hedef koymayı bırakmayalım.

Çalışmayı da bırakmayalım.

Fakat huzuru sürekli gelecekteki bir tarihe ertelemeyelim.

Bugün elimizde olanı görelim.

Beklentilerimizi gerçeklikle karşılaştıralım.

Sevdiklerimizi sosyal medyadaki görüntülerle ölçmeyelim.

Çocuklarımızı kendi yarım kalmış hayallerimizin taşıyıcısı yapmayalım.

Ve en önemlisi, değiştiremediğimiz her şeyi zorla kontrol etmeye çalışmayalım.

Başlangıçtaki soruya dönelim.

Huzuru başka insanların ve sonuçların eline mi bırakıyoruz?

Eğer öyleyse, kendi payımıza düşen kısmı geri alalım.

Şikâyetten Çözüme Geçmek

Kayıtta huzursuzluk anlatılırken şikâyet ile çözüm arasındaki fark da üzerinde durulan bir konu.

İnsan derdini anlatmalıdır.

Ama aynı cümleleri sürekli tekrar edip hiçbir adım atmıyorsa, şikâyet kendi başına yeni bir alışkanlığa dönüşebilir.

Soru: Şikâyet ettiğim konuda benim değiştirebileceğim tek şey ne?

Eşim beni anlamıyor diyorsam, onunla nasıl konuştuğuma bakabilirim.

İşimden memnun değilsem, yeni bir beceri öğrenmeyi düşünebilirim.

Çocuğum beni dinlemiyor diyorsam, sadece emir verip vermediğimi sorgulayabilirim.

Bütün sorunları çözemem.

Ama kendi davranışımı değiştirebileceğim bir alan çoğu zaman vardır.

Kayıtta “Herkes kendi seçiminden sorumlu” düşüncesi de bunu destekliyor.

Çocuğumuzun her kararını kontrol edemeyiz.

Eşimizin bütün davranışını yönetemeyiz.

Ama sınırımızı ve cevabımızı seçebiliriz.

Bedel Ödemeden Her Şeye Sahip Olma İsteği

Kayıtta bir şeyi elde etmek için maddi ve manevi bedel verme konusu da geçiyor.

İnsan bazen sonucu ister ama sürecin gerektirdiği emeği istemez.

Soru: Ben huzur istiyorum ama huzurun gerektirdiği hangi davranışı yapmıyorum?

Evlilikte huzur istiyorsak konuşmaya zaman ayırmak gerekir.

Maddi huzur istiyorsak harcamayı yönetmek gerekir.

Çocukla iyi ilişki istiyorsak sadece para vermek değil, vakit ayırmak gerekir.

İş başarısı istiyorsak düzenli çalışmak gerekir.

Huzur da emek ister.

Kayıtta “hayatta hiçbir şey borçlu olmadığını düşünmek” gibi sert bir eleştiri var.

Bunu, hayatın bize sürekli bir şey vermek zorunda olmadığını hatırlatan bir cümle olarak okuyabiliriz.

Beklentimizi gerçeklikle buluşturduğumuzda, sahip olduklarımızın değerini daha iyi görebiliriz.

Huzur, hayatın istediğimiz gibi olması değil; hayatın içinde neyi kontrol edip neyi bırakacağımızı öğrenmektir.

Sosyal Medyanın Kurduğu Sessiz Beklentiler

Kayıtta sosyal medyadaki görüntülerin eş ve aile beklentilerini nasıl etkileyebileceği üzerinde özellikle duruluyor.

Sürekli seçilmiş ve parlatılmış hayatlara bakınca kendi hayatımız sıradan görünebilir.

Soru: Eşimi ve evimi gerçek insanlarla mı, ekran görüntüleriyle mi kıyaslıyorum?

Bir fotoğraf bize o evdeki bütün tartışmaları göstermez.

Bir tatil görüntüsü o ailenin bütün sorunlarını anlatmaz.

Bir başarı paylaşımı onun arkasındaki kaygıyı göstermez.

Ama biz sadece görünen kısmı kendi hayatımızın tamamıyla karşılaştırabiliriz.

Bu kıyas huzuru aşındırabilir.

Bu yüzden ekranın kurduğu beklenti ile gerçek ihtiyacımızı ayırmayı öğrenmeliyiz.

Bir başka huzursuzluk kaynağı da sürekli “haklı çıkma” isteğidir.

Eşimizle, çocuğumuzla veya iş arkadaşımızla konuşurken bazen çözüm değil zafer ararız.

Soru: Tartışmayı kazanmak mı istiyorum, ilişkiyi düzeltmek mi?

Haklı olduğumuz yerde bile kullandığımız dil ilişkiyi bozabilir.

Huzur, sürekli taviz vermek değildir.

Ama karşımızdakini yenmek zorunda olmadığımızı bilmektir.

Bazen sınır koyarız.

Bazen özür dileriz.

Bazen de sadece dinleriz.

Huzur ararken bir başka hata da her şeyi “benim istediğim gibi” yapmak istemektir. Kayıtta sahip olma isteğinin huzurla ilişkilendirilmesi bu yüzden anlamlıdır. Soru: Huzuru, kontrol etmekle mi karıştırıyorum? Eşim, çocuğum, işim ve geleceğim tamamen benim planıma uymayabilir. Huzur, bütün hayatı zorla düzeltmek değil; kendi sorumluluğumu yaptıktan sonra kontrol edemediğim alanı kabul edebilmektir.

Benzer Gönderiler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir